Taşlar Yerine OturduTalha Uğurluel

·
Okunma
·
Beğeni
·
793
Gösterim
Adı:
Taşlar Yerine Oturdu
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059810302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sivil Toplum Hareketi
Bize hep aynı masalları anlatarak kendi kültürümüze uzak durmamızı sağladılar. “Orta Asya’da çobanlık yapıyor ata biniyor, koyun güdüyor, çadırda yaşıyordunuz. Tamam, iyi savaşıyordunuz ama yağmacıydınız, kültürsüzdünüz, medeniyetten uzaktınız, heykelleriniz balballarınız kurganlarınız vardı ama bunlar hep geçici oldu kalıcı bir şey bırakamadınız” dediler.
Bu göçebe edebiyatını Anadolu’ya göç sürecine bağladılar. Hatta “Anadolu’ya geldiklerinde doğru dürüst İslam’ı bile bilmeyen yarı şamanist bir duruşları vardı” dediler.
Bunun gibi sonu gelmeyen iftira ve iddialara laf kalabalığı ile cevap vermeye gerek yoktur. Onlara verilecek en güzel cevap bizim hem Orta Asya hem de Anadolu’da ortaya koyduğumuz eserlerdir. “Çadırda yaşadığınız için taş ile hiçbir işiniz olmadı” diyenlere inat devasa bir medeniyetin yapılarıyla kapı gibi cevabımız olsun istedik.
Elinde tuttuğunuz Taşlar Yerine Oturdu adlı eser Talha Uğurluel’in ilk Sanat Tarihi kitabı özelliğini taşımakta. Taşın hayatımızdaki yerini ve taşı ruhu ile yontan atalarımızın eserlerini bu kitapta en etkili şekilde ortaya koymaya çalıştık.
Sanat tarihi ve mimarlık hakkında merak ettikleri olanlara, yüzeysel konularla ve efsanelerle değil detaylarla yaşamayı seven herkese kitabı tavsiye ederim.

En beğendiğim şey mimarlık bölümlerinde okutulan uygarlık tarihi ve Osmanlı mimarisi derslerinde görmediğim detayları görmüş olmam. Aslında görmüş olsam bile sadece ezbere dayalı bir sistemde manasını anlamayabiliyoruz. Bunun en önemli sebebi bu kitapta kitabın anlattığı konunun hemen yanında o konuyla ilgili görsellerin bulunuyor olması. Bu kitap özet bir şekilde detaylarda çok şeyin saklı olduğunu, Osmanlı mimarisindeki muhteşem detayları, taş işçiliğindeki ustalıkları ve bu zamana kadarki yaşanmışlıkları Talha Uğurluel'in tarihi bize aktarma üslubuyla efsaneler üzerinden değil gerçek ve yaşanmış olaylar üzerinden aktarıyor. Her gün önünden geçtiğiniz bir caminin yanından sadece yürüyüp geçip gitmeyi değil gerçekten görmeyi öğretiyor. Zira kapısındaki işlemede, sütunundaki bir detayda bile çok farklı hikayeler yatabiliyor.

Kubbe açıklığı konusunda verilen savaşlar, Mimar Sinan'ın ustalık eseri olan Selimiye Camisi'ne kadar verdiği uğraşlar, Ayasofya'nın çekmiş olduğu sorunlar ve zaman içinde geçirdiği aşamalar, kültürel yabancılaşmalar, doğru bilinen yanlışlar çok güzel ve merak ettirici bir üslupla anlatılmış.

Bir kaç eleştirim de olacak. Redaksiyon aşamasında bazı resimler sayfayı kaplamasına rağmen onun yanına yazılan yazılar sayfa boyunca uzatılmış. Yani bir cümle bazen bir sayfayı kaplıyor, bir satır bir kelime oluyor bu da rahatsız edebiliyor. Ama bu küçük bir detay tabii ki. Bir diğer konu bazen alakasız resimlerin de konulmuş olması, sırf konmuş olmak için koyulduğu hissini veriyor.

Ana amaç olarak Osmanlı Devleti'nin üzerindeki "bu toplumun ortaya koyduğu hiçbir şeyin güzel olmayacağı ve bu eserlerin başka dinlerden ve ırklardan insanların yapmış olacağı" önyargısı çok sayıda örnek ve insanın içine dokunan detaylar ile kaldırılmış.
Sanat tarihi ve mimarlık hakkında merak ettikleri olanlara, yüzeysel konularla ve efsanelerle değil detaylarla yaşamayı seven herkese kitabı tavsiye ederim.
Mimar Sinan. Bir eserini bitirdiğinde diğerini yaparken ondan esinlenmeyen, ustalığına ustalık katan büyük mimar. Ne güzel her hatta bir anlam olan, tokmaklara bile islamın Allah’ın hatıratlarını kazıyan bu zaatı maalesef biz yeni nesiller ne görebiliyor ne de okuyabiliyoruz. İşte Talha hocamız bize anlatmaya çalısmıs. Hep merak ettiğim konu Süleymaniye camisindeki iş odası gizemi olmustu aydınlandım. Ve de Ayasofya tabıkı. Sanat tarihi merakı olanlar kacırmasınlar...
Mesaj içerikli yapılar. Zekanın ve sanatın buluştuğu yapılar. Talha hocam anlatımıyla bizleri o dönemlere götürüyor. Emeğinize sağlık...
Talha hocanın ilk sanat tarihi eseri tarihi sıkılmadan bunalmadan zevkle keyifle okumamızı vesile olan hoca:)
türk islam eserlerinin anlatımları ve günümüze kadar gelmiş olan bir takım hurafelere mitlere cevap niteliginde bir eser Ayasofya ,selimiye , süleymaniye eserlerindeki anlatımla sanki o dönemlere seyahat ediyor havası katıyor ve mimar sinan ve ters lale konusu bir başka tad veriyor ruhumuza ..
Hepimiz Allah'tan geldik ve yine Allah'a döneceğiz. Birden geldik, Birin yolunda ilerliyoruz ve yine O Bir'e döneceğiz. Tek kubbe üzerine düşen bütün yağmur suları tek bir kanal üzerinden tek bir çörtenden yine O'na (kıbleye doğru) doğru akmaktadır. İşte Osmanlı'nın mimari mucizeleri.
Talha Uğurluel
Sayfa 61 - Motto Yayınları
Osmanlı'da Kütüphane mi vardı?
Ayasofya içindeki bu ilginç detaylardan birisi, sağ nefin içinde kendisini iki kolonun içine saklamış mücevher gibi duran kütüphane binasıdır. İstanbul'da Lale Devri'nden günümüze kalmış en güzel detaylardan biridir bu kütüphane yapısı. Bugün birileri avazları çıktığı kadar bağırıp "Osmanlı'da kitap mı vardı, kitap okuma alışkanlığı mı?", deyip duruyorlar ya onlar başlarını kaldırıp değil kitaba, Osmanlı'nın kitap sanatlarına bir baksalar, azıcık vicdanları varsa bu sözleri sarf ettikleri için utanacaklardır. Yeryüzünde kitap kağıdını işleme sanatı, yazıyı en güzel şekilde nasıl yazarız derdi ile geliştirilen Hüsn-ü Hat sanatı, kitabı koruma ve güzel gösterme amacı ile ortaya konulan cilt (Mücellitlik) sanatı hep bizim toplumumuzda gelişmiş ve dünyada eşi benzeri görülmeyen bir dereceye ulaşmıştır. Bütün bu kitap sanatları ortada dururken, Osmanlı toplumunu, kitapsız kültürsüz bir toplum olarak anlatanlar ya kör ya da körlük derecesinde ön yargılıdırlar.
Bugün hangimiz bir camiye gittiğimizde duvarlarındaki kitabeleri rahatlıkla okuyup anlamını kavrayabiliyoruz. Herhangi bir tarihi eserin yapı, pencere ve çatı alınlığındaki yazıları rahatça sökebiliyoruz. Mezarlıklarımızdaki onbinlerce mezar taşı okunmayı, tanınmayı ve adları anılarak dualarla anılmayı beklerken, atalarımız olan bu insanların taşlarını ne kadar rahat okuyabiliyor, üzerlerindeki şekillere doğru bir şekilde anlam verebiliyoruz? Yani ülkemizdeki bize ait değerlere yabancılaşmış, onları anlamaz hale gelmişiz. Şairin dediği gibi; "Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!" sözleri çok da abartı değil. İşte acınacak halimiz bu.
Bilindiği üzre Mimar Sinan, Edirne Selimiye Camii için "Ustalık eserim" der. Bunu demesinde birçok sebep sayılabilir. Ancak en önemlisi Mimar Sinan'in uzun yaşında, gezmiş ve görmüş olduğu nice mekânlardan elde ettiği tercübelerin bir bileşkesi olmasından kaynaklanmaktadır.
Mimar Sinan, çok gezmiş, çok görmüş bir mimardır. Onu farklı kılan şeylerden biri de işe mimarlik ocağından değil, asker ocağından başlaması olmuştur. Çünkü kabiliyeti erken fark edilip Baş Hassa Mimarlar Ocağına çırak olarak alınmış olsaydı belki uzun yıllar İstanbul'dan dışarı çıkamayacak ve görüp gözlemledikleri İstanbul ile sınırlı kalacaktı.
Hâlbuki mimarimiz, Kayseri Ağırnas'dan devşirildikten sonra acemi oğlanlar ocağına alınmış, sonrasında Kapukulu Ocağında ilerleyerek Zemberekcibaşılığa kadar ilerlemiştir.
İnsanların ibadet, sohbet, düğün, eğitim ve bir takım merasimler amacı ile bir araya geldikleri en önemli yerdir camiler. Hele Cuma günleri, bayram ve kandil gibi zaman dilimlerinde çok büyük kalabalıkların bir araya gelmesi gerektiği için her zaman büyütülmeye çalışılmış mekânlardır.
Uzun lafın kısası Mimar Sinan'ı yıllarca paylaşamadılar. Hâlbuki yapılan son dönem araştırmalarında Mimar Sinan'ın Karaman Türklerinden olduğu ortaya çıktı. Kayseri Ağırnas'a ait bütün dil, gelenek, örf detayları da incelenerek bu sonuca varıldı.
Üstüne üslük Mimar Sinan'ın eserlerinin içine sakladığı nice detay, onun öz kültürünü çok iyi bildiğini, Orta Asya uzantılı Türk sanatını hemen birçok yerde ortaya koyabildiğini gözlemledik.
Bütün ihtişamı ile Edirne'nin en yüksek yeri olan Kavak Mevkiini kaplayan bu dev çadır her yerden görülmekte ve dosta düşmana verilecek en güzel mesajları yüzyıllardır vermeye devam etmektedir.
Bu yapıdan, Osmanlı ve onun temsil ettiği değerlere düşman olanlar o kadar rahatsız olmuşlardır ki 1912 yılında Edirne'yi aylarca kuşatan Bulgarlar, toplarına Selimiye'yi hedef yapıp defalarca bu ihtişamlı kubbeye ateş etmiş, kubbe birkaç yerinden yara alsa da ayakta kalmaya devam etmiştir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Taşlar Yerine Oturdu
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059810302
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sivil Toplum Hareketi
Bize hep aynı masalları anlatarak kendi kültürümüze uzak durmamızı sağladılar. “Orta Asya’da çobanlık yapıyor ata biniyor, koyun güdüyor, çadırda yaşıyordunuz. Tamam, iyi savaşıyordunuz ama yağmacıydınız, kültürsüzdünüz, medeniyetten uzaktınız, heykelleriniz balballarınız kurganlarınız vardı ama bunlar hep geçici oldu kalıcı bir şey bırakamadınız” dediler.
Bu göçebe edebiyatını Anadolu’ya göç sürecine bağladılar. Hatta “Anadolu’ya geldiklerinde doğru dürüst İslam’ı bile bilmeyen yarı şamanist bir duruşları vardı” dediler.
Bunun gibi sonu gelmeyen iftira ve iddialara laf kalabalığı ile cevap vermeye gerek yoktur. Onlara verilecek en güzel cevap bizim hem Orta Asya hem de Anadolu’da ortaya koyduğumuz eserlerdir. “Çadırda yaşadığınız için taş ile hiçbir işiniz olmadı” diyenlere inat devasa bir medeniyetin yapılarıyla kapı gibi cevabımız olsun istedik.
Elinde tuttuğunuz Taşlar Yerine Oturdu adlı eser Talha Uğurluel’in ilk Sanat Tarihi kitabı özelliğini taşımakta. Taşın hayatımızdaki yerini ve taşı ruhu ile yontan atalarımızın eserlerini bu kitapta en etkili şekilde ortaya koymaya çalıştık.

Kitabı okuyanlar 27 okur

  • Nuh Kuplay
  • Gülay Umar
  • Üneyse
  • Enise
  • önder güngör
  • HİLAL ALTAN
  • Kula minnet eyleme
  • SeymaSy.
  • Suat Çetin
  • B.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%68.8 (11)
9
%25 (4)
8
%6.3 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0