Taşlıtarladaki Ev

·
Okunma
·
Beğeni
·
15
Gösterim
Adı:
Taşlıtarladaki Ev
Baskı tarihi:
Mayıs 1984
Sayfa sayısı:
107
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
De Yayınevi
107 syf.
Sahaflardan kitap satın almayı, sahaflarda kitap aramayı ve yeni yazarlar keşfetmeyi seven biriyim. İlhami Bekir Tez ile de sahaflar sayesinde tanıştım. Dün gece okumadığım kitaplara göz atarken Panait İstrati ve İlhami Bekir Tez kitaplarını elime aldım. "Taşlıtarladaki Ev" kitabı çok az okunmuştu hatta İlhami Bekir Tez'in kendisi bu sitede sadece 13 okunmaya sahipti...

Kitaba başlar başlamaz beni içine çeken bir anlatım ile karşı karşıya geldim. Bir yani üçüncü kişinin ağzından, bir yanı birinci kişinin ağzından anlatılan romanın bir yanı da masalsı bir özelliğe sahipti. Eski, yıkıcıların gelişini bekleyen bir ev de dile geliyordu: #90761420

Daha sonra kitap "roman içinde roman" tekniği ile yazılmıştı. Bu özellik kitabı okunurluğunu daha da çekici hale getiriyor 1930'lu yıllarda edebiyat alanında "denenmeyeni deneyen" bir yazar ile karşı karşıya olduğumu rahatlıkla hissediyordum. 100 yıl önce bu kadar duru bir Türkçe ve insani tarafları bu kadar iyi dile getiren bir yazarın varlığını bilmemek, edebiyat dünyasında ne kadar ilerlediğimizi düşünsek de aslında edebiyatın küçük bölümüne hakim olduğumuzu buzdağının görünmeyen kısmına ise henüz erişemediğimiz için unutulan değerleri bulmak için daha çok yol almamız gerektiğini düşünüp durdum geçen saatler boyunca.

Son zamanlarda hayat hikayesini araştırıp bu kadar üzüldüğüm bir başka yazar oldu mu bilemiyorum ama İlhami Bekir Tez'in hayatı beni epeyce etkiledi. Kendisi aslen "Berberi"dir. Trablus doğumlu dört beş yaşlarında anne-babasını kaybediyor ve subay olan Dayısının ardından İstanbul'a yerleşiyor. Birkaç sene sonra da bu sefer dayısı ölüyor. Libya göçmeni olduğu için hiçbir akrabası da bulunmadığı için bu sefer Darüleytam'a teslim ediliyor.
Kitap İlhami Bekir Tez'in hem kendi yaşamını hem de gözlemlediği çevre, dönem anlarından oluştuğu için kitap kendi hayatından bir sürü noktayı içermektedir. O yüzden kitaptan yaptığım alıntıları yazarın kendi yaşamından kesitler olarak düşünebilirsiniz.
Birinci Dünya Savaşı'nın zamanında yetim çocuklar (En büyükleri 13-14 yaşlarında) "Padişahım Çok Yaşa" sloganları ile "çocuk asker" olarak yetiştiriliyordu. Bu çocuklar kim olduklarını, kim için ölecek olduklarını bilmiyorlardı. Bunu şu satırlarla bize aktaracak İlhami Bey:
#90788765
#90791021

Taşlıtarladaki Ev kitabı ilk olarak dergilerde yayımlanırken türlü türlü yayıncı sansürlerine uğramış ve özünden çok şey kaybetmiştir. İlhami Bekir Tez de " Romanı işte bu kolu kanadı kopmuş haliyle okuyacaksınız" der. Bu kitap aslında bir "belgesel-roman" halindedir. Ama makaslana makaslana belgesel tarafı kan kaybetmiştir. Buna rağmen çok önemli bir dönem romanıdır. Birinci Dünya Savaşı'nın öncesi-sonrası arasındaki toplumsal yaşam değişimlerini satır aralarında karşılaştıran İlhami Bekir Tez Savaşın insanı düşürdüğü yoksulluğu çok acı bir şekilde dile getirmektedir: #90767523

İlhami Bekir Tez Trablusgarp Savaşının patlak verdiği zamanlarda Libya'dan ayrılır. Birinci Dünya Savaşı'nın patlak verdiği zamanlarda ise Yetimler yurdunda askeri eğitim görür. Bu dönemi şöyle özetler: "İki büyük tesirin içindeyim; biri, o zaman dört yaşındayken Trablusgarp üzerine Italyan bombalari yağarken anamın ölmesi. İkincisi, doğduğum memleketi kurtarmak için gelen Mustafa Kemal..." İlhami Bekir Tez'in Mustafa Kemal sevdası dört beş yaşlarında başlar ve Mustafa Kemal'e ithafen Altın Destan 1-2 kitaplarını kaleme alır. İlk cümle ise hayatını değiştiren onu yalnız, kimsesiz kılan şartların cümlesidir. Çocuk yaşlarda ve Birinci Dünya Savaşı yıllarında yetim kalmanın ne kadar zor olduğunu "Taşlıtarladaki Ev" kitabını okurken derinlerize kadar hissediyoruz. Yetimhane günlerini aktarırken kaleme aldığı çokk çarpıcı bir tespit var kısa halini yazıp uzun halini alıntı linki olarak paylaşacağım: "Sevilmek istemiyoruz. Ve ömürlerimizin sonuna kadar, artık sevilmek istemeyeceğiz."
#90788321

Yazarın hayatı ile kitabının benzer noktalara sahip olduğunu bildiğiniz vakit okuduğunuz satırların sizde uyandırdığı tesir katlanarak artıyor. Bu kitabı okurken de böyle bir hissiyatın içindeydim. İlhami Bekir Tez, yetimlik, yalnızlık durumunu Öğretmenlik mesleği ile çocuklarla beraber olup unutmaya çalışsa da pek başarılı olamayacaktı. Ama yine de çocuklara olan sevdasını şiirlere dökecek, bunu da yakın arkadaşlarından biri olan Nazım Hikmet ile beraber yapacaktı. 1928 yılında hazırlanan "Çocuklara Mavi Kitap" adlı eser İlhami Bekir Tez - Nazım Hikmet Ran ortaklığı ile oluşturuldu.

İlhami Bekir Tez evlenip çoluk çocuğa karışsa da beklediği gibi bir yuva saadetine erişemedi. Kitabın sonlarında yer alan: " Çocuğu, yuvası, karısı, akrabası olacaktır. Tütecektir bacası. Bağları olacaktır. Ve bundan dolayı yaşamayı seveceklerdir." Alıntısı gerçekleşmeyecek 1955 yılında eşinden ayrılacak ve bu defa hayatının sonuna dek yalnızlığa mahkum olacaktı. Eşinden ayrıldıktan sonra hayatının çoğunu otellerde geçirdi. Son yıllarını ise Bağcılar Huzurevinde geçiren İlhami Bekir Tez "Taşlıtarladaki Ev" kitabının 40 sene sonra 1984 yılında -de Yayınevi- tarafından ikinci baskısı dizgiye verildiği vakit hayatını kaybetti. 40 sene bekledi eserinin yeniden basılması için ve kendisi istemişti kitabının yeni baskısını görmeyi.. Trajik bir hayatın yanında trajik bir edebi hayat da yaşayan İlhami Bekir Tez'in dört tane şiir kitabı basıldığı halde piyasaya sürülmemiştir. Tefrika halinde kalan yayınlanamayan çocuk kitapları ve romanlarının yanı sıra 2 şiir kitabı ve 1 romanı da kayıptır. Bu kadar eser ürettiği halde elimizde sadece üç beş kitabın basılı hali mevcut ve bunların sadece biri yakın zamanda YKY tarafından yeniden basıldı. Toplumun gözü önünde yalnız bir hayat sürdüren, yol arkadaşı Nazım Hikmet'in gölgesinde kalan şiirleri de gereken değeri bulamadı. Bu kadar sorumsuzluk, bu kadar umursamazlık içine batmış olan yayıncı ve okuyucu camiasında silinip giden bir değerdir İlhami Bekir Tez. May Yayınevinden çıkan Şiirlerini ve Refik Durbaş'ın onun hakkında hazırladığı kitabı sipariş ettim onları okuduktan sonra İlhami Bekir Tez hakkında başka bir yazı yazar mıyım şuan bilmiyorum ama bu ismi okumanızı öneririm. YKY tarafından yeniden basılan kitabı iki romanını içeriyor onu almanızı tavsiye ederim. Diğer roman da değişik bir tarzda kaleme alınmış.

Sayfa 92'de geçen bir alıntısı ile bitiriyorum:
"İçimin aydınlığı yeter bana. Ve dış âlemi tanımak için dışarlık ampullerin yanmasını beklemem. Başkalarının aydınlığında okunan hakikat bizim hakikatimiz değildir."

https://youtu.be/xiiaeBAUCtk
Ölme! Senin ışıklı apartımanlarda yaşamanı istemem amma, kara toprağa da göçmene razı değilim. Biliyorum ki, gecelerin bu müthiş ayazına rağmen, yarın yine sabah güneşi yüzüme çarpacak; ısınacağım. Güneşe çevrilmiş bir tarla toprağı gibi mesut olacağım. Bu saadet tahtalarımı biraz daha buruşturup beni ihtiyarlatacak. Fakat ben, bir yıkıcının gelip beni sökeceği güne kadar yaşıyacağım. Ayaza, yağmura, güneşe ve çatlaklarıma rağmen yaşıyacağım. Yıkıcı, çivilerimi söküp tahtalarımı parça parça edecek. Çivilerimi demir fiatına verip, tahtalarımı başka tahtalarla beraber kilosu kırk para, elli paradan satacak. Ben, tıpkı böyle, soğuk ayazlı gecelerde, nasibi yoksul ve muztarip yaşamak olan insanların saç sobalarında yanacağım. Işığım gözlerine vuracak onların. Ateşim sıcak bir anne eli gibi soğuk derilerini ısıtacak. Ve ben, işte böyle can verip kül olurken bile, ateşim ve ışığımla bahtsızlara saadet saçacağım. Başkalarını mesut ederek, başkalarının bahtiyarlığını göre göre ölmenin tadını duyarak öleceğim. Sen şimdi halbuki, kimin için öleceksin? Ve neden?
Burada elektrik var. Yemek var. Tatlı var, çatal kaşık, kalem, defter, kitap var. Yalnız bir şey yok burada. Burada hiç olmayan şey anne şefkatidir. Ve her şeyin taklidi oluyor da şefkatin taklidi olmuyor. Başkalarının bizden, bizim kanımızdan olmayanların şefkati doyurmuyor bizi, çünkü onlara nazlanamıyoruz, şımaramıyoruz. Başlarımız eğiktir onların yanında. Ve en kötüsü, başkalarının bize gösterdiği şefkatin bir lütuf eseri olduğunu biliyoruz. Bu bilgi bizi rencide ediyor. Sevilmek istemiyoruz. Ve ömürlerimizin sonuna kadar, artık sevilmek istemeyeceğiz. Burada hiç kimseyi hiç kimseden ayırt etmiyorlar. Halbuki annem beni en haksız zamanlarda bile haklı çıkarır, mahalle çocuklarını Ferhad Ağa'ya dövdürtürdü. Ne acıdır, küçüklüğünü hiç nazlanmadan, şımarmaksızın ve etrafındakilerle aynı haklara malik olarak geçirmek.
Kim bu kitabı yeni olarak satın almıştır? O kimlere hediye etmiştir bunu? Sonra kimlerden kimlere geçmiştir bu kitap? Benden önce kimler oku muştur bu kitabı? Ne çok merak ediyorum, ne çok. Bu benim tanımadığım okuyucular acaba bu kitabı okurken ne dediler, ne düşündüler ve nasıl sattılar bu kitabı? Ah onları bulabilseydim bir. Konuşabilseydim bir. Ve aydınlık bir gecede ayışığı altında, bütün hürriyetlerimizle gerine gerine bu meselelerin münakaşasını yapsaydık.
Ve en büyüğü 14 yaşında olan çocuklar,
biz, 3 saatlik ağır bir talimden dönüyoruz. Öndeki bölükler marş söylüyor. Biz de onlara adımlarımızı uyduruyoruz:

· Sırp Karadağ Bulgar Yunan
Aldı seni nazlı vatan
Kan ağladı Osmaniyan
Ah Rumeli ah Rumeli
Yandı gönül sen gideli.
Sabahları, bir çocuğa verilen ekmek, ellerinden küçük ve hafif bir mum ışığını bile ötesine aksettirecek kadar ince bir dilimdir. Üvey anne dilimi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Taşlıtarladaki Ev
Baskı tarihi:
Mayıs 1984
Sayfa sayısı:
107
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
De Yayınevi

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Didem Ulaş
  • Adem Yüce

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%100 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0