Tayyipgiller Kökeni ve Sınıf Yapısı (Cilt I)

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.034
Gösterim
Adı:
Tayyipgiller Kökeni ve Sınıf Yapısı
Alt başlık:
Cilt I
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346326
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derleniş Yayınları
ABD’ye Uşak Halka Kasımpaşalı

Doksanlı yılların ikinci yarısıydı. Tayyip’in oğlu Bilal, yolda (caddede) karşıdan karşıya yaya olarak geçmeye çalışan Türk musikisinin usta sanatçısı Sevim Tanürek’i, mercedesiyle çarparak öldürdü. Bu güzel sesli, usta, hanım sanatçı, ellili altmışlı yıllarda çok ünlüydü. Bir de “Altın Plak” ödülü kazanmıştı. Bu sanatçının oğlu Cavit Tanürek de bugün annesinin mesleğini sürdürmektedir.

Tayyip’in oğlunun ehliyeti (sürücü belgesi) yoktu. Yani otomobil kullanmayı tam bilmiyordu. Üstelik de aşırı hızlıydı kaza sırasında… Anlayacağınız bugünün moda deyimiyle bir trafik canavarıydı bu şahıs. Mercedes lükstü. Oğulun giysileri de babasınınki gibi çok pahalı cinstendi. Daha önce de söylediğimiz gibi, bunlar lüks mal-eşya düşkünüdür. Adeta tapınırlar bu pahalı mallara. Işte onların putlarından biri de lüks mercedeslerdir. Bir-iki gün sonrasında Tayyip, sanatçının cenaze töreninde boy gösteriyordu. Bir insan böyle bir yere neden gelir? Son yolculuğuna çıkan sevip saydığı biriyle vedalaşmak için. Son yolculuğunda ona eşlik etmek için. Ona olan sevgisini-saygısını göstermek için…

Ama Tayyip böyle amaçlar için orada değildir. Elini cebine atar ve bir sürücü belgesi çıkarır. Sonra da kameralara karşı şöyle konuşur:

“Oğlumun ehliyetinin olmadığı söylendi, yazıldı. Bu doğru değildir. Işte ehliyeti. ”

Anlaşıldı ki, Tayyip oraya ehliyet göstermeye gelmiş.

Fakat namussuzların olduğu her yerde namuslu insanlar da vardır… Tayyip yine ustası olduğu düzenbazlıklarından birini daha yapmıştır. O bir-iki gün içinde oğluna alelacele bir ehliyet tedariklemiştir. Tabiî kanunsuzca. Ne olacak? Okul müdürleri, yöneticileri, kaymakamlar gibi polis müdürlerinin de önemli bir bölümü Imam Hatip, Kur’an kursu kökenli, tarikatçı yani Ortaçağcı görüşlere sahip. Tayyipgilllerin rahatlıkla kullanabileceği, kandırabileceği tipten insanlardır.

Tayyip’in bu aşağılık, pis oyunu-kanunsuzluğu, o işten haberdar olan namuslu bir görevli tarafından Sevim Tanürek’in ailesine bildirilir.

Sanatçının eşi ve oğlu, bu şerefsizce işin üzerine gidecek olur. Fakat Tayyip burada da bir diğer yönünü konuşturur. Bu yön, kenar mahalle çakallığıdır. Saf, temiz, gariban aileyi tehdit ettirir, emrindeki (beslediği) çakal sürüsüne. Masum ailenin gözünü yıldırır. Korkutur garipleri…
175 syf.
·1 günde·10/10
Yaklaşık 7000 yıldır sınıflı toplum düzeninde (ezen ve ezilen) yaşıyoruz. Ondan önceki toplum düzeni ise sınıfsız yani ilkel sosyalist toplum düzenidir. Ve bu düzen sınıflı topluma oranla daha çok zamana yayılmış ve milyonlarca yıl insanlar eşit, özgür ve barışçıl bir düzen içerisinde yer almışlardır.

Kapitalizmin 15.yy'da gelişimi ile birlikte tarih tekrardan yazılmaya başlanıyor. Sınıflı topluma geçiş ile birlikte bilim de, politika da ve tarih de artık tarafsızlığını yitiriyor. Çünkü sınıflı toplum ile birlikte parababaları ekonomik ve siyasi iktidarlarının devam etmesi ve daha uzun ömürlü olması açısından tüm her şeyi tarafına çekiyor, satın alıyor.

Bugün düşünen ve sorgulayan her insan hayatın içerisinde yer alan çelişkileri çözümleyebilmek açısından yani bu soruya yanıt bulabilmek açısından öncelikle tarih kitaplarını kurcalıyor. Bu olumlu eğilimin yanında çoğumuzun bilmediği bir de olumsuz bir gerçeklik vardır: Yukarıda da bahsettiğim gibi; sınıflı toplumda burjuvazi tarihçilerin büyük çoğunluğunu kendi safına çekmeyi başarmıştır. Bugün çoğumuzun gördüğü tarih şarlatanları bu gerçekliğin ürünüdür.

İlerici olduğunu düşündüğümüz, muhalif gibi görünen tarihçiler bile bugün ''sınıf savaşlarını'' yani insanların ezildiği, sömürüldüğü bu düzenin çelişkilerini, sebeplerini netçe ortaya koyamazlar. Televizyonlarda, dergilerde vb. birçok yerde sık sık karşımıza çıkmaları bu sebeptendir. Çoğu tarihçiler burjuvazinin çizdiği sınırları aşamaz, çıkamaz. Kendi kişisel çıkarı da buna uygun düşmez.

Sınıflı toplumda her şey taraflıdır dedik. Ve yukarıda buna değindik. Bu kitap da aynı şekilde öyle. Ancak yukarıdaki değerlendirmenin aksine bu kitabın özü, insanlığın milyonlarca yıldan bu yana başına gelen tüm olayları ve bugün ki dünya düzeninin ana sebeplerini objektif bir şekilde ortaya koyup, tarafını da insanlığın kurtuluş amacına adamasına dayandırmaktadır. Özünde memleketimize ihanet içerisinde olan Akp'nin Reisi ve avanesinin tarihsel gelişimini ortaya koysa da diğer taraftan bugün neden saatlerce çalışıp kıt kanaat geçinmek zorunda kalıyoruz? İnsanlık neden hep geriye doğru gitmekte? gibi soruların cevabını en sıradan insanımızın bile anlayacağı açıklıkta aktarılması kitabın amaçladığı hedefe ulaştığını göstermektedir. İçerik hakkında ön bilgi edinmek isteyenler alıntılara göz atabilirler. Kİtabın yarısı alıntılarda mevcuttur :)

Mutlaka okuyunuz ve okutturunuz!
175 syf.
·Beğendi·10/10
Türkiye'de iktidarı AB-D emperyalizmi desteği ile ele geçiren Tayyipgiller çetesinin hikayesini anlatmakta kitap. Ancak hikaye, sanıldığı kadar kısa değil. Bu çetenin üye olduğu tefeci-bezirgan zümrenin tarihsel gelişimini de anlatıyor aynı zamanda kitap. Bundan dolayı din, sosyoloji, ekonomi, felsefe gibi alanları da içine alarak çok önemli tespitler bilince çıkartılıyor.
Tayyipgiller’in, “İslami Bankacılık” adı altında faizcilik yapmaları, resmi evrakta sahtecilik, zimmetçilik, ihaleye fesat karıştırma gibi aşağılık, yüz kızartıcı suçlardan yargılanıyor olmaları, kamu arsalarını, ormanlarını yağmalamaları tesadüfî değildir. Onların bu sınıf karakterlerinden kaynaklanmaktadır. Yani cibilliyetleri iktizasıdır. (yaratılışlarının gereğidir.)
İşte onlar bu sınıf karakterleri yüzünden, “Sümerbank’ı bitirdik, yakında Tarihten sileceğiz” diye bayram etmektedir... Ve yine bu sebepten en kârlı, Türkiye’nin en büyük, en önemli kamu işletmelerini, birkaç yıllık kârları karşılığında gözlerini kırpmadan, elleri titremeden ve hiç duraksamadan yerli-yabancı Finans-Kapitalistlere (Parababalarına) peşkeş çekebilmektedirler. Tabiî komisyonları karşılığında... Ve de ağababaları olan ABD’nin ve AB’nin finans kurumları olan IMF, Dünya Bankası öyle emrettiği için... Yani emperyalistler “sat” diyor, bizim Tefeci-Bezirgânlar, “derhal” diyor, “emriniz olur” diyor ve hemen satıyor... Halka, vatana ihanet ettiklerini bildikleri halde... Dediğimiz gibi onlarda vatan ve millete ilişkin değerler yok ki...
Lakin bu böyle gitmez! Bu halk koyun sürüsü değildir... Öyle sananlar fena halde yanıldıklarını göreceklerdir. Fakat, o zaman kendileri için iş işten geçmiş olacaktır...
Tefeci-Bezirgânların ideolojisiyse dindir. Çünkü bunlar Ortaçağda kayıtsız şartsız egemen sınıftırlar. O çağların ağır basan ideolojisiyse
hep dinler olmuştur. Tefeci-Bezirgânlar tek başlarına egemen oldukları o günlerin özlemi içindedirler hep. O yüzden de dine bir siyasi ideoloji anlamında sıkı sıkıya bağlıdırlar. Dinin, Hz. Muhammed ve Dört Halife döneminde uygulanan; faize şiddetle karşı olmak, kazanılan malın ihtiyaçtan fazlasını dağıtmak gibi insancıl yönleriniyse asla benimseyemezler... Ciddiye almazlar... Söylediğimiz gibi Tefeci-Bezirgânlar yalnızca siyasi ideoloji olarak dini savunurlar.
İslamiyet, hep söylediğimiz gibi; birbiriyle çelişik iki dünya görüşünü, toplum biçimini içinde barındırır. Biri insancıl olan yönüdür. Bu, İlkel Komüna-İlkel Sosyalist Toplum biçiminin kurallarının, geleneklerinin savunulduğu yöndür ya da bölümdür. İkincisiyse sınıflı Toplum yani Tefeci-Bezirgân toplum biçiminin kurallarının savunulduğu yön veya bölümdür.
Uygulamada, Dört Halife Devri’nin bitimine kadar birinci yön ağır basar.
Muaviye’yle birlikteyse ikinci bölüme geçilir. Artık birinci bölüm unutulur veya yok sayılır... Tefeci-Bezirgânlar da İslamiyetin bütünüyle bu ikinci bölümüne tutkundurlar...
Bu aşağılık, insan düşmanı sınıf (Tefeci Bezirganlar), Hz. Muhammed’in, o düzeni elinden geldiğince ılımlılandırmaya çalıştığı-onu amaçlayan Ayet ve Hadislerini bütünüyle yok sayar, benimsemez. Mecburiyetten dolayı, Kur’an’a koyduğu Tefeci-Bezirgân düzeninin kurallarınaysa dört elle sarılırlar. İslamiyetin yalnızca bunlardan oluştuğunu söyler ve herkese bunu benimsetmeye çalışırlar...

Şimdi şu sorunun cevabı açığa çıkmıştır sanıyoruz:
Tefeci-Bezirgânlar neden kamu malına düşmandır? Neden insan ve halk düşmanıdır?
Tekrarlayalım: Tefeci-Bezirgânların varlık sebebidir, kamu malını aşırmak... Onlar Tarihte ilk kez o aşağılık işi yaparak var oldular... O yüzden onlar nerede bir kamu malı görseler, iştahları kabarır. Hemen lüplemek-aşırmak isterler... Tabiî kitabına uydurarak...
Onlar insana ve halka da düşmandırlar. Çünkü onlar için insanlar, ya yük hayvanlarıdır ya da sağmal sürü... Yani tüketiciyse ateş pahasına mal satılarak, üreticiyse elindeki mal yok fiyatına alınarak aşırı kârlar elde edilecek ya da borçlandırılarak aşırı faiz alınacak yaratıklardır insanlar, onlar için... O yüzden, Tefeci-Bezirgânlarda gerçek anlamda insan sevgisi bulunmaz... Onlar yalnızca kârlarını ve faizlerini düşünürler ve paraya-mala mülke tapınırlar...

Bunlar, hiçbir zaman alınteri karşılığı olan, onurlu biçimde para kazanmadıkları için o şekilde kazananları, ahmak, beceriksiz olarak değerlendirirler. Kendilerinin ise çok akıllı olduklarından dolayı; hiç terlemeden, çalışmadan çokça kazandıklarını söylerler. Ve ona da kendilerini bir ölçüde inandırırlar... O yüzden alınteriyle, işgücüyle, üretim süreciyle, insanların yaratıcı gücüyle ilgilenmez, saygı duymazlar, değer vermezler. Onlar, yalnızca maddeleşmiş emekle yani ürünlerle, mallarla ilgilenirler. Onları alıp satarak aşırı kârlar ederler... Üreticilerle, tüketiciler arasında aracılık eder onlar. Tarih boyunca yaptıkları iş budur. Tabiî bir de borçlandırarak insanlardan faiz alırlar... Bazısı her iki aşağılık işi de birlikte yapar... Bazılarıysa birini yapar... Böyle yapanlar ikiz kardeş gibidir. Ruhları, karakterleri aynıdır.

Özetlersek: Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı, üretimle, değer yaratmakla asla ilgilenmez... Aracılık yapar sadece... Bu sebepten asalaktır, vurguncudur... Kamu malına düşmandır. İnsan sevgisi, acıma duygusu yoktur bunlarda... Bunların dindarlıkları da sahtedir, içten değildir... Zaten Hz. Muhammed’in ve Kur’an’ın ruhunu da anlayamazlar, kavrayamazlar... Dinden anladıkları, yalnızca Kur’an’ın kendi düzenleriyle ilgili bazı kurallarını (Hz. Muhammed tarafından elden geldiğince ılımlılandırmakla birlikte), onaylayan bölümleridir-Ayetleridir... Kaldı ki o bölümleri de Hz. Muhammed’in ılımlılandırmasını yok sayarak kabul ederler. Çünkü asalak, vurguncu düzenlerine böylesi uygun düşer. İlkel Sınıfsız Toplumun geleneklerini savunan Ayet ve Hadisleriyse asla benimsemezler... Onları anmazlar-yok sayarlar...
Şöyle bir soru akla gelebilir: Peki öyleyse bunlar, neden dinci geçinirler, şeriat düzenini savunurlar? Şundan: Bunlar Ortaçağda kayıtsız şartsız yani tek başlarına egemen sınıftılar... Bugünse iktidarı yerli-yabancı Finans-Kapitalistlerle paylaşmış durumdadırlar. Üstelik de Finans-Kapitalistlerin efendiliğin72
de... Yani işin başında Finans-Kapitalistler vardır... Tefeci-Bezirgânlarsa onların yardımcısı, bir bakıma da şamar oğlanı durumundadır. İşte bu yüzden Tefeci-Bezirgânlar, hep Ortaçağdaki tek başlarına egemen oldukları günlerin özlemi içindedir. Ortaçağın ağır basan ideolojisi de dindi bildiğimiz gibi. Tefeci-Bezirgânların dinciliği işte bu sebeptendir... Onlarınki Ortaçağcılıktır aslında... Ve biz de ondan diyoruz; “Şeriat düzeni savunuculuğu, Ortaçağ savunuculuğudur” diye... Türkiye’yi, Suudi Arabistan, Kuveyt benzeri Arap Şeyhlikleri-emirlikleri, Afganistan ve İran’a benzetmeye-dönüştürmeye çalışmak, Ortaçağa götürmeye çalışmaktır. Ülkemize de insanlarımıza da özellikle kadınlarımıza da yapılacak kötülüklerin, ihanetlerin büyüklerindendir...

Oralardaki kadınlar, o esaretten, kölelikten kurtulabilmek için çırpınmaktadır. Bizim sözde eğitimli, üniversite öğrencisi zavallı kızlarımızsa türban mücadelesi vererek, Tefeci-Bezirgân düzenbazların, din alıp satıcısı vurguncuların oyununa gelmekte, değirmenine su taşımaktadırlar. Tefeci-Bezirgân sermayenin temsilcisi olan din tüccarları bu saf, temiz, ama aynı oranda da bilinçsiz kızlarımızı demagojilerle kandırmakta, kendi iğrenç amaçları için kullanmaktadırlar.
Ey Halkım, ne hallere düşürüldün, kimler tarafından yönetiliyorsun, bir bak, bir düşün!
Demokratik Halk İktidarını kurup, Parababalarının sömürü ve talan düzenine son vermedikçe, Tayyipgiller’den kurtulamazsın. Bunların dilindeki dini sözlere kanma. O sözler bunların yalnızca dilindedir, gönlünde değil. Gönüllerinde olsa böyle mi yaşarlar, bunları mı yaparlar? Dini inançlarının ve duygularının bunlar tarafından sömürülmesine izin verme! Bunlar samimi değildir. Küp doldurma ve koltuk kapma sevdasındadır bunlar. Başka hiçbir dertleri yoktur bunların. Bunlara kanma. Bunların oyuncağı olma!
ABD, sosyalizmin yayılmasını önlemek için ünlü “Yeşil Kuşak Projesi”yle, Asya ve Ortadoğu ülkelerini ideolojice karantinaya aldı. İslamı, Ortaçağcı bir siyasi ideoloji biçiminde kitleler içinde yaygınlaştırdı. İmam Hatipler, Kur’an Kursları, Tarikatlar pıtrak gibi ülkenin her yanını sardı.
Tabiî DP Hükümetini, Demirel’in Adalet Partisi (AP) Hükümetleri takip etti. 12 Eylül sonrası bunların yerini Turgut Özal’ın ANAP Hükümeti aldı. Sonra yine Demirel’in DYP’si ve B. Ecevit’in DSP’si iktidara geldi. Tabiî bu hükümetlerin bir bölümüne A. Türkeş’in MHP’si de koalisyon ortağı olarak katıldı.
Bütün bu hükümetler hep aynı siyasi hattı izledi. Bu hat ABD tarafından çizilmiştir. Türkiye’de sosyalizmin gelişmesine izin verilmemeliydi. Onun için Siyasi İslam’ın önü açılmalıydı. Kontrgerilla’nın özel örgütü olan MHP bizzat ABD tarafından yönlendirildi ve yerli-yabancı Parababaları tarafından her anlamda desteklendi. Böylece, devrimcilerle savaşacak bir yarı resmi güç oluşturulmuş oldu. Bu parti ve güçleri, 12 Mart ve 12 Eylül Faşist Darbelerinin hazırlanmasında kendilerine verilen görevi başarıyla yerine getirdi
Tefeci-Bezirgân Sınıfı (Ortaçağcılar) neden ulusal değerlerden yoksundur, ulusal değerlere düşmandır?
Bu Antika sınıf, Ortaçağcı olduğu için Ulus-Millet konağını (aşamasını) tanımaz, tanımak istemez. Malum, Ortaçağda uluslar yoktu, ümmet vardı yalnızca. Batı Hıristiyan, Doğu İslam ümmetini oluşturuyordu. Uluslar, kavram ve varlık olarak, kapitalizmle birlikte ortaya çıkmıştır. Kapitalizmin ürünüdür ulus... Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı, Antika-kapitalizmöncesi bir sınıf olduğu ve kapitalizm tarafından tahtından indirildiği için, kapitalizmin yarattığı ulusa ve ulusal değerlere karşıdır, düşmandır.
Hiç unutmayalım: ABD ve AB başarılı olursa Kıbrıs da Ege de gider. Sevr gerçekleşir. Türkiye en az üç parçaya bölünür.
Onlar güçlü ulus devlet istemezler. Çünkü kendi emperyalist çıkarları karşısında, Direnç Noktaları olarak görürler bunları. Onlar dünyayı gönüllerince yağmalamak istedikleri için yani kendi dev tekellerinin dünyayı istediği gibi soyup soğana çevirmesini istedikleri için güçlü ulus devletlere, yurtseverlere ve tabiî ki de devrimcilere amansız bir şekilde düşmandırlar... Bu gerçeği bugün her namuslu aydın görebilmektedir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tayyipgiller Kökeni ve Sınıf Yapısı
Alt başlık:
Cilt I
Baskı tarihi:
Kasım 2011
Sayfa sayısı:
175
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757346326
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Derleniş Yayınları
ABD’ye Uşak Halka Kasımpaşalı

Doksanlı yılların ikinci yarısıydı. Tayyip’in oğlu Bilal, yolda (caddede) karşıdan karşıya yaya olarak geçmeye çalışan Türk musikisinin usta sanatçısı Sevim Tanürek’i, mercedesiyle çarparak öldürdü. Bu güzel sesli, usta, hanım sanatçı, ellili altmışlı yıllarda çok ünlüydü. Bir de “Altın Plak” ödülü kazanmıştı. Bu sanatçının oğlu Cavit Tanürek de bugün annesinin mesleğini sürdürmektedir.

Tayyip’in oğlunun ehliyeti (sürücü belgesi) yoktu. Yani otomobil kullanmayı tam bilmiyordu. Üstelik de aşırı hızlıydı kaza sırasında… Anlayacağınız bugünün moda deyimiyle bir trafik canavarıydı bu şahıs. Mercedes lükstü. Oğulun giysileri de babasınınki gibi çok pahalı cinstendi. Daha önce de söylediğimiz gibi, bunlar lüks mal-eşya düşkünüdür. Adeta tapınırlar bu pahalı mallara. Işte onların putlarından biri de lüks mercedeslerdir. Bir-iki gün sonrasında Tayyip, sanatçının cenaze töreninde boy gösteriyordu. Bir insan böyle bir yere neden gelir? Son yolculuğuna çıkan sevip saydığı biriyle vedalaşmak için. Son yolculuğunda ona eşlik etmek için. Ona olan sevgisini-saygısını göstermek için…

Ama Tayyip böyle amaçlar için orada değildir. Elini cebine atar ve bir sürücü belgesi çıkarır. Sonra da kameralara karşı şöyle konuşur:

“Oğlumun ehliyetinin olmadığı söylendi, yazıldı. Bu doğru değildir. Işte ehliyeti. ”

Anlaşıldı ki, Tayyip oraya ehliyet göstermeye gelmiş.

Fakat namussuzların olduğu her yerde namuslu insanlar da vardır… Tayyip yine ustası olduğu düzenbazlıklarından birini daha yapmıştır. O bir-iki gün içinde oğluna alelacele bir ehliyet tedariklemiştir. Tabiî kanunsuzca. Ne olacak? Okul müdürleri, yöneticileri, kaymakamlar gibi polis müdürlerinin de önemli bir bölümü Imam Hatip, Kur’an kursu kökenli, tarikatçı yani Ortaçağcı görüşlere sahip. Tayyipgilllerin rahatlıkla kullanabileceği, kandırabileceği tipten insanlardır.

Tayyip’in bu aşağılık, pis oyunu-kanunsuzluğu, o işten haberdar olan namuslu bir görevli tarafından Sevim Tanürek’in ailesine bildirilir.

Sanatçının eşi ve oğlu, bu şerefsizce işin üzerine gidecek olur. Fakat Tayyip burada da bir diğer yönünü konuşturur. Bu yön, kenar mahalle çakallığıdır. Saf, temiz, gariban aileyi tehdit ettirir, emrindeki (beslediği) çakal sürüsüne. Masum ailenin gözünü yıldırır. Korkutur garipleri…

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Mustafa Deniz Çakır
  • Mazlum
  • Enes Kazan
  • gökhan yasar
  • Ali
  • Musa ARSLAN
  • ali sahin
  • utkusötik kimya
  • Özgür Gülsoy

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (6)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0