Tehcir Günlerinde Aşk

·
Okunma
·
Beğeni
·
342
Gösterim
Adı:
Tehcir Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
236
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055314057
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ufuk Yayınları
Ergün Yıldırım, önemli bir sosyolog ve yıldızı her gün daha da parlayan bir entelektüel... Bu kitabı ise bir sosyoloji çalışması değil, babaannesinin hikâyesini anlattığı bir roman. Fakat sadece bir roman da değil, Türkiye'nin hala kanayan yaralarının neredeyse tümüyle kesişen bir yüzleşme çağrısı. Babaannesi hayatının son dönemecinde, tüm hikâyesini Ergün Yıldırım'a anlatıyor ve böylece Yıldırım babaannesinin Tehcir döneminde, hayatını kurtarmak için ailesi tarafından Kürtlere verildiğini, ömrü boyunca Tahire olarak tanıdığı babaannesinin Ermenice adını öğreniyor. Öğrendikleri bununla da kalmıyor… Babaannesinin, evlerine el koyan Kürt beylerinin oğullarıyla neden kızlarını evlendirdiği ve böylece ailesinin talan edilmiş mallarının (küplerinin, yastıklarının…) nasıl tekrar ona geri döndüğünü öğreniyor.

Yıldırım'ın yaşadığı bu şoku atlatmasının, ruhunu sağaltmasının tek bir yolu var, yazmak, yazmak… O da babaannesini merkeze alarak tüm bu yaşananları romanlaştırmaya karar veriyor. Onun ifadesiyle:

"Babaannem uzun uzun anlattı. İç içe geçen hikâyeler, onun büyük hikâyesinde tek tek açılmaya başlıyordu. İçim bir eskici dükkânıydı. Zihnime dolan sırların üstündeki tozlar uçuşurken, keşfettiğim her nadide parçayı insanlarla paylaşmam gerektiğini hissediyordum. Kendimi yeniden keşfetmek ve bunu babaannemin hikâyesinin içinden geçerek tamamlamak için tutuşuyordum. Yüzyıla varan ve içinde büyük acılar taşıyan bir hayata tanıklık yaparak kendime yeniden bakmak ve varlığımın dağılan parçalarını birleştirip, yapıştırmak istiyordum. İstanbul'a döndüğümde her şeyi yazmaya başladım. Bayzan, Ali, Vartanoş ve Çerçi Mehmet arka arkaya döküldüler tarihten bugüne. Onların dünyası, babaannemin dünyasında ışıyarak, beni varlığımın bahçesine davet ediyordu.

Kendime, sevdiklerime ve nefret ettiklerime dair bir ilk noktaya, bir milada ihtiyacım vardı. Hiç telaffuz edilmeyen ama hayatımızın her adımında bizi gölge gibi takip eden o milat belliydi. O konuşulmadan hiçbir parçanın bütünleşmesi mümkün değildi. O mozaik vazonun kırıldığı andı. O, Tehcirdi..."
236 syf.
·6 günde·6/10
Osmanlının dağılma döneminde ermeni sorunun ortaya çıkışını ve bu dönemdeki ermeni kürt aşk üzerinde anlatılmıs. Kitabın adı her ne kadar tehcir günlerinde aşk olsada ermeni tehciri kitabin sonunda cok kısa anlatılmış daha uzun olabilirdi.
İnsanı insan yapan onun hikayesidir. Hikayesiz insan ruhsuz bedene benzer. Soğuk, anlamsız, büyüsüz ve katı.
Abdülhamit rejimi devrilmişti, hürriyet gelmişti. Osmanlı fikriyatına hala büyük bir saygı vardı. Çünkü Osmanlı Hanedanı bir semboldü ve bütün dinlerin, mezheplerin ve kavimlerin devletiydi. Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler, Türkler, Kürtler ve Kızılbaşlar için Osmanlı aynı sadakati temsil ediyordu. Hristiyan ve Müslümanlar için Osmanlı ortak devletin adıydı. Güven ve huzuru ifade ediyordu. Meşrutiyetin ilanıyla istibdat rejimi yıkılmış ve hürriyet gelmişti. Artık bütün Osmanlı tebaası hürriyet içinde kardeşce yaşayacaktı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tehcir Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
236
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055314057
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ufuk Yayınları
Ergün Yıldırım, önemli bir sosyolog ve yıldızı her gün daha da parlayan bir entelektüel... Bu kitabı ise bir sosyoloji çalışması değil, babaannesinin hikâyesini anlattığı bir roman. Fakat sadece bir roman da değil, Türkiye'nin hala kanayan yaralarının neredeyse tümüyle kesişen bir yüzleşme çağrısı. Babaannesi hayatının son dönemecinde, tüm hikâyesini Ergün Yıldırım'a anlatıyor ve böylece Yıldırım babaannesinin Tehcir döneminde, hayatını kurtarmak için ailesi tarafından Kürtlere verildiğini, ömrü boyunca Tahire olarak tanıdığı babaannesinin Ermenice adını öğreniyor. Öğrendikleri bununla da kalmıyor… Babaannesinin, evlerine el koyan Kürt beylerinin oğullarıyla neden kızlarını evlendirdiği ve böylece ailesinin talan edilmiş mallarının (küplerinin, yastıklarının…) nasıl tekrar ona geri döndüğünü öğreniyor.

Yıldırım'ın yaşadığı bu şoku atlatmasının, ruhunu sağaltmasının tek bir yolu var, yazmak, yazmak… O da babaannesini merkeze alarak tüm bu yaşananları romanlaştırmaya karar veriyor. Onun ifadesiyle:

"Babaannem uzun uzun anlattı. İç içe geçen hikâyeler, onun büyük hikâyesinde tek tek açılmaya başlıyordu. İçim bir eskici dükkânıydı. Zihnime dolan sırların üstündeki tozlar uçuşurken, keşfettiğim her nadide parçayı insanlarla paylaşmam gerektiğini hissediyordum. Kendimi yeniden keşfetmek ve bunu babaannemin hikâyesinin içinden geçerek tamamlamak için tutuşuyordum. Yüzyıla varan ve içinde büyük acılar taşıyan bir hayata tanıklık yaparak kendime yeniden bakmak ve varlığımın dağılan parçalarını birleştirip, yapıştırmak istiyordum. İstanbul'a döndüğümde her şeyi yazmaya başladım. Bayzan, Ali, Vartanoş ve Çerçi Mehmet arka arkaya döküldüler tarihten bugüne. Onların dünyası, babaannemin dünyasında ışıyarak, beni varlığımın bahçesine davet ediyordu.

Kendime, sevdiklerime ve nefret ettiklerime dair bir ilk noktaya, bir milada ihtiyacım vardı. Hiç telaffuz edilmeyen ama hayatımızın her adımında bizi gölge gibi takip eden o milat belliydi. O konuşulmadan hiçbir parçanın bütünleşmesi mümkün değildi. O mozaik vazonun kırıldığı andı. O, Tehcirdi..."

Kitabı okuyanlar 5 okur

  • Aragorn
  • Mahmut ÖZDEN
  • Bayan Okur
  • Uğur Ukut
  • Esra'nın Dünyası

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%50 (1)
5
%0
4
%0
3
%50 (1)
2
%0
1
%0