Tehlikeli Masallar

·
Okunma
·
Beğeni
·
4236
Gösterim
Adı:
Tehlikeli Masallar
Baskı tarihi:
Ekim 1996
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Tehlikeli Masallar
Tehlikeli Masallar
Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben.'

`Deneyimlerimle, içine aşk karışmamış her ilişkinin iyi gittiğini, aşkın ise bütün ilişkiyi karmaşık hale getirdiğini anlamıştım; buna rağmen kendimi tutamayıp gene aşkın o çetrefil, hırpalayıcı, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve düşmanca yollarında gezinmeye dalıyordum; iyinin ve kötünün bu kadar açık biçimde önümde durduğu bir seçimde neden kötü olanı, yani aşkı seçtiğimi kavrayamıyorum. Tek bildiğim, aşk, bütün bu tehlikeleri göze aldıracak kadar çekiciydi ve o çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim dersen, farkına bile varmadan sınırı aşıp aşkın ormanlarına dalıveriyordun.'
Tehlikeli Masallar'ın kahramanı böyle söylüyor. Ahmet Altan, bu son romanında, vazgeçilemeyen bir eski sevgiliyle, yeni bir sevgili arasında gidip gelen bir `yalnız'ın öyküsünü anlatıyor. Müthiş bir gözlem, ustaca bir kurgu, açık, anlaşılır bir anlatımla sevginin ve aşkın en güzel örneklerinden birini veriyor. 1996 Ekimindeki ilk basımından bu yana okurun bitmeyen ilgisiyle karşılanan, en çok okunan kitapların başında gelen Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan'ın Türk romancılığındaki yerini perçinledi.
248 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Ahmet Altan'ın yine aşk, tutku, cinsellik, ihtiras, aldatmalardan oluşan bir kitabını daha okumuş bulunmaktayım :))
Bu kitabı biliyordum, hatta okuma sırasına da almıştım ama yazarın Kristal Denizaltı'sını okuyunca bir takipçimin tavsiyesiyle okunmasını erkene aldım.
Altan'ı, derinliklerine indiği insanın hislerini en ince ayrıntısına kadar anlatmasını iyi becerdiği için seviyor ve hevesle okuyorum. Bu durumun kitaptaki kahraman dahil diğer karakterleri tanımamıza kaynaklık ettiğine inanıyorum. Bu kitapta da yalnız bir adamın iki aşk arasında git-gelleri iyi anlatılmış.
Ahmet Altan sevenlerin okuması gereken bir roman diyebilirim.
256 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
  Nereden başlayacağımı bulmadığım için klasik bir giriş yapayım:
"Nereden başlayacağımı bilemiyorum"
Ahmet Altan'la ilk kez tanışıyorum.Ve devamı olacak orasını garantiledi.Bunca yorgunluğun arasına güzel bir mola oldu.Sıkmadı,boğmadı hikaye anlatır gibi anlattı bende dinledim.Bazı satırlarda böyle gözlerim kapanacak gibi oluyordu esnemeye başlıyordum ki hoop bir kahve ikram ediyordu ,eee sonra diye meraklanıp okuyordum bende.Betimlemeleri çok keyifli aslında bir nebze bilinen şeyler ama bazı acabalara ışık tutar nitelikte.Erkek ve kadın doğası gereği çok farklı canlılar bunu hep göz önünde bulunduruyorum ve hatta feministler yüzüme kezzap atmayacaksa,erkekleri genellikle haklı buluyorum.Yani bende olsam.Neyse şimdi.Biraz daha süslense ufacık dokunuşlarla çok daha nefis satırlar ortaya çıkarmış ama tabi bunu böyle enikonu eleştirecek donanıma sahip olmadığım ve zaten bunun bir tık üstü Zweiq olduğu için tebrik ediyorum.


Kadın erkek ilişkilerindeki o tatlış bunalımları,gelgitleri,adını koyamamaları,meydan muharebelerini,aşk adı altında kanın gövdeyi götürdüğü o ego savaşlarını ve son cümleleri genellikle;bak Allah adı verdim bi huzur ver,bitirelim artık diyen çiftlerin hissiyatlarını,nasıl bu hale geldiklerini anlatmış.Anlatmış dediysem elbet bunları anlamak zor hatta imkansız.İçinde bulunulan şartlar,gerek(siz)mecburiyetler ve hava muhalefetleri sebebiyle belirli bir rota yok.Savrulan yaprak misali.Veya bir sarmal bulamamaca.Artık siz eldeki malzemelerle ne söylerseniz.Ben Allah belasını versin diyorum.Çocuklar çok seviyor.Ayıl bayıl yiyorlar.Zannedersiniz Burger King'e götürmüşüm.

Neyse toparlayacak olursam bitsin istemedim diyebilirim.Hatta keşke başka karakterlerde olsa onları analiz etseydi.Berrin'i sevmedim ama Sevda varken ona başrol vermesi,erkeklerin basit hatun anlayışını pekiştirdi bende.Kezzapları uzatır mısınız feminist ablalarım ben hak eden çok daha iyi bir yer buldum.Buraya serelim daha ferah.
Spoiler istemeyiz diyen ablalar abiler buradan sonrasına bakmayabilir.Kitapta beni etkileyen ve aşkı çok güzel ifade eden bir hikayeyle kapanış yapıyorum.Zaten Öznur'da hadi be kızım öh diye söylenir birazdan.Ama sana ayrıca teşekkür ederim güzel dostum bu güzel kitap için.Var olÖznur


Padişahla karısının bir türlü çocuğu olmuyormuş, ne yapmışlarsa bir türlü bir çocuk sahibi olamamışlar. Bir gün yaşlı, uzun sakalları olan beyaz bir adam saraya konuk gelmiş, padişah adamı çok sevip akşam yemeğine alıkoymuş. Yemekten sonra sakallı ihtiyar "Galiba sizin meyveniz yok," demiş. Padişah hemen atılmış, "Her meyveden var, ne istersiniz?" demiş. "Yok," demiş ihtiyar, "onu söylemiyorum, galiba sizin çocuğunuz yok, onu söylemek istiyorum." Padişahla karısının gözleri dolmuş, "Çok istedik, ama olmadı," demişler. "Peki," demiş ihtiyar, "ben size bir yol göstereceğim, dediklerimi yaparsanız çocuğunuz olur. Ülkenin en ucundaki dağın tepesinde bir pınar var, baharın yaza başlandığı gece, tam sabah olurken, mehtap batmadan, güneş de çıkarken çırılçıplak o pınara girip yıkandıktan sonra, 'hayırlısı neyse olsun' deyip birbirinize kavuşacaksınız." Yaşlı adam bunları söyledikten sonra odasına çekilmiş, ertesi sabah da kimseye görünmeden saraydan ayrılıp gitmiş. Padişahla karısı, büyük bir kalabalıkla yola çıkmışlar, dağın başındaki pınara girip yıkanmışlar, sonra da çadırlarına çekilip yataklarına girmişler. Padişahın karısı, "Allahım bize bir evlat ver de nasıl verirsen ver," demiş. O gece padişahın karısı hamile kalmış. Aradan dokuz ay geçmiş. Doğum vakti gelmiş. Saraya ülkenin en ünlü ebelerini çağırmışlar. Ama sultan bir türlü doğuramıyormuş, ne yaparlarsa yapsınlar sultan bir türlü doğuramıyormuş. Kentte babasıyla ve üveyannesiyle yaşayan çok güzel ve çok fakir bir genç kız varmış. Padişah, öfkesinden karısını doğurtamayan bütün ebelerin başını vurdurtmuş. bunu duyan kötü kalpli üveyanne, saraya gidip, "Benim bir üvey kızım var, sultanı doğurtsa doğurtsa o doğurtur," demiş. Bunun üzerine saraydan adam gönderip kızı çağırtmışlar. Kız başına ne geleceğini anlamış, doğru annesinin mezarına gitmiş, annesinden akıl sormuş: "Anneciğim ben ne yapacağım, hiçbir ebenin doğurtamadığı sultanı doğurtmak için beni çağırdılar, benim de kellemi kesecekler." Tam o sırada ak sakallı bir ihtiyar peydah olmuş mezarın yanında, "Ağlama kızım," demiş, "ben sana ne yapacağını anlatacağım, dediklerimi yaparsan, kelleni kurtarırsın." Sonra kıza ne yapacağını anlatmaya başlamış. "Sultan benim dediklerimi tutmadı, hayırlısını isteyeceğine, ne olursa olsun dedi, bu yüzden de evlat yerine karnında bir yılan taşıyor şimdi, sen saraya gidince, hemen bir kazan süt isteyeceksin, sütü sultanın bacakları arasına yerleştireceksin, sütün kokusunu alan yılan da dışarı çıkacak." Kız saraya gitmiş, ihtiyarın dediklerini yapmış. Gerçekten de sultan, kocaman, kara bir yılan doğurmuş. Hemen padişaha haber vermişler. Sultan hanım ağlamış, "Ne yapacağız," diye bir zaman çırpınmışlar, sonunda "Yılan mılan, evlat evlattır," deyip yılanı kimseye göstermeden sarayın arka odalarından birine yerleştirmişler, ülkede padişahın bir evladı oldu diye şenlikler yaptırmışlar. Aradan yıllar geçmiş, arka odada bırakılan kara yılan büyümüş, bir gün padişah babasına haber göndermiş, "Ben artık evlenmek istiyorum," demiş. Padişah, ne yapsın, bir tanecik evladı. Vezirlerden birinin kızını oğluna istemiş. Düğün yapılmış, gelini gerdeğe sokmuşlar, ertesi sabah kapıyı açmışlar ki, kızın cesedi bir köşede yatıyor. Yılan kızı sokup öldürmüş. Başka bir vezirin kızıyla evlendirmişler. Yılan onu da sokup öldürmüş. Saraydaki kızlar birer birer öldükten sonra, halktan kızlarla evlendirmeye başlamışlar yılan prensi, o kızlar da ölmüş. Genç kızlar saraya gelin gidip birer birer ölüyormuş. Halk, prensin yılan olduğunu bilmiyormuş, ama prensle evlenen kızların öldüğü memlekette yayılmış, herkes kızını memleketten kaçırmaya çalışıyormuş. Bir gün yılanı doğurtan ebe kızın üveyannesi, saraya gitmiş, "Benim çok güzel bir kızım var, sultanı da zaten o doğurtmuştu, prensin dilinden o anlar, onunla evlendirin prensi," demiş. Hemen kadının evine adamlar gönderilmiş, kız babasından istenmiş, adamcağız ne yapsın, padişaha hayır diyecek hali yok ya, kızını vermiş. Bunu duyan kız öleceğini anlamış, hemen annesinin mezarına koşmuş yeniden. "Anneciğimi beni prensle evlendirecekler ama prens bir yılan. Beni de öteki kızlar gibi sokup öldürecek, genç yaşımda öleceğim," demiş. Kız annesinin mezarı başında ağlarken, beyaz sakallı ihtiyar görünmüş yeniden. "Ağlama," demiş, "yılan kılığındaki prens aslında çok yakışıklı bir delikanlıdır, dediğimi yaparsan insan haline döner, çok mutlu bir hayat sürersiniz." "Ne yapacağım?" diye sormuş kız. İhtiyar da anlatmış. "Seni gerdeğe sokacakları zaman, üstüne kırk gömlek giyeceksin. Sen odaya girince yılan sana 'soyun' diyecek, sen bir gömleğini çıkart, sonra sen de ona 'sen de soyun bakalım yılan bey,' de, o da derilerinden birini çıkartacak, sonra sana yeniden, 'soyun' diyecek, sen gene ikinci gömleğini çıkarttıktan sonra ona 'sen de soyun yılan bey,' diyeceksin, böyle böyle kırk derisini de çıkarttıracaksın, kırkıncı derisini çıkarttıktan sonra yakışıklı bir delikanlıya dönecek. Ama sakın ola ki, o bütün derilerini çıkartmadan sen soyunup kalma. O derilerini çıkartmadan soyunursan, seni çıplak görürse sokup öldürür." Kız hazırlanmış, alıp saraya götürmüşler, düğün olmuş, sonra kıza gerdeğe gireceksin demişler, kız da ihtiyar adamın dediği gibi kırk gömlek giymiş üstüne, her şey ihtiyarın dediği gibi olmuş, bir kız çıkartmış gömleğini, bir yılan çıkarmış derisini, birlikte soyunmuşlar, sonunda kırkıncı deriden de sonra yılan çok yakışıklı bir delikanlı olmuş, ikisi yıllarca mutlu yaşamışlar.


Son söz;Bende tek tek gömleklerimi çıkarmalıydım,çırılçıplak kalmalıydım ama bunu karşındaki kadından önce yaparsam o beni sokacaktı, kadın benden önce soyunursa ben yılan olup onu sokacaktım, bunu aynı zamanda yapmalıydık,ama bir kadınla erkeğin aynı zamanda kendi ruhlarının kırk gömleğinden sıyrılıp soyunmaları imkansız denecek kadar zordu birinden biri öbürünün karşısında giyinip kalıp yılanlaşıyor ve karşısındakini sokuyordu.

•Sf:114
248 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ahmet Altan kitaplarını, her zaman zevkle okuyorum. Duyguları çok gerçekçi ve güzel ifade edip kendimden birşeyler bulmamı sağlıyor. Yine bir aşk hikayesi vardı bu kitapta da. Arada kalmışlık ve bu arada kalmışlık ile yaşanan gelgitler, umutsuzluklar, kararsızlıklar, yoğun duyguların bol oldugu sürükleyici bir konu. Açıkçası kitabı okurken kafamda bir son belirlemiştim. Ama son sayfayı bitirdiğimde beni tatmin eden bir son bile göremedim.Altan belki de bu değişik duyguların sonucunu okuyucunun hayal gücüne bırakmıştır. Ben zevkle ve merakla okudum. Sizlere de nacize tavsiyemdir :))
248 syf.
·2 günde
Bu kitabı okumamın tek sebebi 52.sayfasındaki nilüferlerle ilgili yazıydı. O kadar etkilendim ki o yazıdan hemen kitabı alıp okumaya başladım. Nilüfer çiçeklerine hiç bu açıdan bakmamıştım...
248 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Berrin gibi ben de kendimi buldum Zübeyde'de.. kitabın sonuna geldiğimde Berrin diye biri yokmuydu acaba dedirten cümleler belki de benim de hayatımın sorgulanması anlamımı taşıyordu acaba. Kitap bir paradoks gibi geldi bitince bana...
248 syf.
·Puan vermedi
Hayatımda bitmesini istemediğim bir kitap. Kitabı nasıl tarif edeceğimi dahi bilmiyorum. Akıcı ve yalın bir o kadar da karmaşık bir hikaye. İronik olabilir ama okuyun şiddetle tavsiye ediyorum.
248 syf.
·2 günde
Yazar kadınlardan anlıyor bu bir gerçek. Kitap akıcıydı ama bi ara sıkmaya başladı. Bence sevişme kısımları gereksiz uzatılmış.. Okurken kitaptaki yazarı nedense hep Ahmet Altan olarak hayal ettim yazım dilinden dolayı sanırım. Kitapta bolca altını çizmelik cümle vardı. Ve yine nedense Berrini benimsedim, yazar başka kadınlarla olduğundan ona sinirlenmeye başladım tüm ilişkiler biribirine karşı oyun gibiydi. Yazar temelde iki kadın arasında kalmıştı ama bence kendi benliğiyle tüm kadınlar arasında bocalayıp durdu yazdığı kitabında da Berrinle birlikte kendini bulmaya çalıştı. Yazarın okuduğum ikinci kitabıydı devam edicem :)
248 syf.
·Puan vermedi
Lisedeyken okuyordum,edebiyat öğretmenim senin için fazla agir bir kitap değil mi demişti ben de hayir dedikten sonra pişman olmuştum çünkü o donemler bana pek bir müstehcen gelmişti :)
256 syf.
·3 günde
Sevgili Ahmet Altan size ince bir sitemim var. Belki bir gün burda denk gelirsinde alırsın bu mesajımı.

Bir kitabın sonu böyle mi bitirilir ? Sevgili okuyucularınızı hiç mi düşünmüyorsunuz ?
Bu okuyucular kitabın sonu nereye gidecek diye heyecanli heyecanli okumasını,o esnada neler hissedip,düşüneceğini hiç mi düşünmediniz ?
Sormak istediğim bir sürü soru var. Hepsini karşınıza geçip sormak istiyorum. Umarım bu duruma birgün kısmet olur.

Gelelim esere;
Bir eser bu kadar mi güzel yazılır. Aşk'i , aldatmayı,ikilimde kalmayı,sevgiyi,cinayetleri bu kadar mi güzel anlatılır bir eserde. Murtaza bey, Berrin,Sevda, Newton Nort'u yazan çocuk:) ve sen Prenses (çokça parayi seven kadın) çok güzel bir döngüde iliskiler içindesiniz sizlerin dahi haberiniz yok.
Ahmet Altan'ın eserlerini bu yüzden çok seviyorum.
Her eserinde altını çizdiğim bir sürü cümleler,paragraflar oluyor.
Her eseri okunmaya değer ve elimde de çokça eserleri var,hepsini de okuyacağım. En çokta deneme olan eserleri
Ahmet Altan ile tanışın,tanıyın biraz,çok fazla seveceksiniz bundan fazlasıyla emin olabilirsiniz.
Iyi okumalar
248 syf.
·4/10
Kitap sürükleyici ve insanda bir merak uyandırıyor sonunu hevesle bekliyorsunuz ve sonunda büyük bir soru işaretiyle kitap sizi terk edip bırakıyor.
256 syf.
·2/10
Başladığım kitabı mutlaka bitiririm. Ama ilk kez bir kitabı bu kadar kararsızlıkla okudum. Ahmet Altan birkaç kitabını okumuş ve sevmiştim. Ama bunda tuhaf birşey hissettim. Yaşanan belirli bir duygu yok, tekrarlar çok, konusu ne? Tamam vurucu cümleler var, altını çizdiğim, onlar da olmasa saçma sapan ilişkiler yumağı, yani okumasam da olurmuş. 60. Basım bendiki kitap. Buna şaşırmamam elde değil.
248 syf.
·5 günde·Beğendi·5/10
Ahmet Altanın "Tehlikeli masallar" kitabının konusu sürekli rastlayacağımız türden bir konu olsa da, kahramanın farklı karakteriyle bilindik 'iki kadın arasında kalma' sıradanlığından ayrılıyor. Karakterin farklılığını olaylara verdiği tepkilerden daha doğrusu karakteri nedeniyle duyguları içinde yaşamasından ötürü olaylara veremediği tepkilerden konunun klişeleşmesini engelliyor. Karakterin içine kapanık yanı bu bilindik konunun bambaşka bir tarafa sürüklenmesini sağlıyor. Bu da bir sonraki sayfada neler olacağını merak etmemizi sağlıyor. Ne kadar bilindik bir konu da olsa Ahmet Altanın anlatımıyla gayet güzel işlenmiş.
"Nilüferler...Yalnızca bu çiçekler, hep bir yerlere gidecekmiş gibi azade ve özgür oluyorlar ama küçük bir havuzun içinde bir yere gitmeden yaşıyorlardı. Hayatta böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecekmiş gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir çiçek. Bütün bir hayatın özeti buydu. Bende bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim, öyle solgun bir nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başıma durdum, köklerimi salamadım, ne olduğum yere sağlamca yerleştim, ne başka diyarlara kaçabildim, içinde durduğum havuzla birlikte kirlenip eskidim. Bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı, onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda tek başına yüzebileceğimi düşündüler, ben de yüzdüm, kederi, yalnızlığı, kirlenmeyi öğrendim ve hayata benzedim."
Dürüst kadınlar özel bir cinsti ve dürüstlüklerini bir bıçak gibi kullanırlardı.
Ahmet Altan
Sayfa 42 - Can Yayınları
İyi hazırlanmış bir cinayetten daha mükemmel tek şey varsa o da iyi kurulmuş bir romandır benim için.
...bütün hayatı boyunca yalnız olduğunu keşfediyordu ve ruh hali çok değişken biriydi, o değişkenlik arasından kendi gerçek yüzünü bulmak istiyordu, aşık olamayan, hiç kimseye bağlanamayan, hem aşık olmak isteyen, hem de aşık olmaktan, birisine bağlanmaktan deli gibi korkan bir kadındı.
Onunla konuşmak aynı anda bir dizi insanla konuşmak gibiydi, yakalayamıyordum, tek kişilik kalabalık ilgimi çekti sanırım, içgüdülerim bütün gücüyle beni uyarmasına rağmen, o bir dizi insandan tek bir insan yapma ya da o diziyi parçalara ayırıp ayrı ayrı insanlar haline getirme isteği içimde yükseliyordu.
Sesinden tanıyordum kadınların mutsuzluğunu. Sanki seslerinin özel bir kokusu oluyordu, kıyılmış tütün kıvamında. Yanık gül yaprağı gibi kokuyordu sesleri. Daha ilk notasında alıyordunuz kokusunu, bezgin, mesafeli ve biraz da düşmanca..
...hayat da böyle bir şeydi benim için; hep bir yerlere gidecek gibi duran, yalnız ve bir yere gitmeyen bir ‘ÇİÇEK’.Bütün bir hayatın özeti buydu...Ben de bir yere bağlanmadım ve bir yere gitmedim; öyle solgun nilüfer gibi bir havuzun içinde yalnız başına durdum, köklerimi salamadım...Ne olduğum yere sağlamca yerleştim, ne, başka diyarlara kaçabildim.Bana bakanlar, beni seyredenler, beni sevenler oldu ama kimse yakasına takmadı beni, kimse odasına koymadı, kimse beni sulayıp büyütmek için uğraşmadı...Onlara ihtiyacım olmadığını, havuzumda tek başıma yüzebileceğimi düşündüler...Ben de bu yüzden; ‘kederi’,’yalnızlığı’,’kirlenmeyi’ öğrendim ve hayata benzedim...Ne garip başka bir şey de olmak istemedim, beni beğenmeleri yetti bana.."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tehlikeli Masallar
Baskı tarihi:
Ekim 1996
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107042
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Tehlikeli Masallar
Tehlikeli Masallar
Yanımda kimse olmadığından değil yalnızlığım, yalnız olduğumu söyleyebileceğim kimse olmadığı için yalnızım ben.'

`Deneyimlerimle, içine aşk karışmamış her ilişkinin iyi gittiğini, aşkın ise bütün ilişkiyi karmaşık hale getirdiğini anlamıştım; buna rağmen kendimi tutamayıp gene aşkın o çetrefil, hırpalayıcı, karışık, acılarla dolu, vahşi, bencil ve düşmanca yollarında gezinmeye dalıyordum; iyinin ve kötünün bu kadar açık biçimde önümde durduğu bir seçimde neden kötü olanı, yani aşkı seçtiğimi kavrayamıyorum. Tek bildiğim, aşk, bütün bu tehlikeleri göze aldıracak kadar çekiciydi ve o çekiciliğin kenarında dolaşıp biraz eğlenip sonra yoluma devam ederim dersen, farkına bile varmadan sınırı aşıp aşkın ormanlarına dalıveriyordun.'
Tehlikeli Masallar'ın kahramanı böyle söylüyor. Ahmet Altan, bu son romanında, vazgeçilemeyen bir eski sevgiliyle, yeni bir sevgili arasında gidip gelen bir `yalnız'ın öyküsünü anlatıyor. Müthiş bir gözlem, ustaca bir kurgu, açık, anlaşılır bir anlatımla sevginin ve aşkın en güzel örneklerinden birini veriyor. 1996 Ekimindeki ilk basımından bu yana okurun bitmeyen ilgisiyle karşılanan, en çok okunan kitapların başında gelen Tehlikeli Masallar, Ahmet Altan'ın Türk romancılığındaki yerini perçinledi.

Kitabı okuyanlar 662 okur

  • Busra şahin
  • Alev Hamitoğulları
  • Ayşe Şen
  • Zeyneb Güngör
  • Sevda Zorlu
  • Ugursalan
  • Kadriye Akçeşme
  • Mor Mürekkep
  • Mine Taş
  • Özgür Sadık TÜRK

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (2)
9
%2.9 (4)
8
%8 (11)
7
%7.3 (10)
6
%0.7 (1)
5
%0
4
%0
3
%0.7 (1)
2
%0.7 (1)
1
%0