Giriş Yap

Tehlikeli Oyunlar

Oğuz Atay Bütün Eserleri 2

9.110 üzerinden
6,6bin Puan · 1014 İnceleme
479 syf.
·
4 günde
·
Beğendi
·
1/10 puan
Çok mu işsizsin? Bu kitabı okuyacak kadar?
Albayım, 15 gündür Hikmet Benol'un etkisinden çıkmaya çalışıyorum. Derdi ne bu adamın albayım? Ne bu kadar tatava? Noldu, anlattın da noldu Hikmet? Senin yüzünden 15 gündür ne okuduğumdan zevk alabiliyorum ne de herhangi bir kitaba elim gidiyor. Ne vardı bu kadar sarsacak? Tanımadığım bilmediğim insansın, karakter olarak hayatıma girip beni bu kadar derin düşüncelere sokup, kendi düşüncelerim altında ezilmeme sebep olmana ne gerek var. Amacın ne? Noktalama işaretleri mi kullanmayayım ben de senin canını yakabilmek için? Fakat, Allah kahretsin insan okuyup anlamak da istiyor albayım, böyle budalaca bir isteğe kapılıyor. Bir yandan da öncekinin etkisi geçmesin istiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çapraşık duyguların altında eziliyor. Fakat benim de etkiden kurtulup, okumaya devam etmeye hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de bir köşemde oturup tavuklu pilavımı yerim, uzaktan derse de girmem spora da gitmem. Oturduğum kanepenin üzerinde birinin beni kurtarmasını beklerim; ama karantina var albayım. İnsanlar dışarı çıkamadan gelip beni nasıl bulsunlar? Ramazan'da teravihe gidenlerin dışarıdan beni görüp yardım etmelerini mi bekleyeyim? Bilmiyorum albayım, insan çok düşündüğünde deliriyor, özellikle de düşüncelerinin bir değeri olmadığında. Hayat ne bir film kadar güzel ne de bir dizi kadar klişe. Poyraz Karayel veya Leyla ile Mecnun'da belki bu kitabı gördün. Ve Poyraz gibi ezberden bu kitabı okuyup sen de sevdiğine açılmak istiyorsun ( Bu arada bu numarayla sizden elektrik alamazsa zaten üstüne Zeus düşse yine etki etmez). Güzel numara; ama Hikmet Benol ne çözülebilecek bir karakterdir ne de tatavası uzun zaman çekilebilecek bir insandır. Bu nedenle okurken dizideki akıcı cümleleri her sayfada beklemeyin. Oğuz Atay şu an okusa, kendisinin bile o anki durumda söylediği sözlerden ötürü "Burada ne demeye çalışmışım?" diyebileceği ve anlamayacağı yerler mevcut, bu benim fikrim. Zor kitap. Zorlukla yüzleşip az çok Hikmet'in serzenişlerine kulak verip, anlamaya başladıktan sonra da tadından geçilmiyor. Tehlikeli Oyunlar benim en sevdiğim kitaplarda ilk beşte yerini aldı. Aynı zamanda etkisinden kurtulamadığım en uzun kitap olarak da gönlümde taht kurdu. Tavsiye etmiyorum. Hikmet cümlelerine, ironine ve hayat felsefene o kadar alıştım ki, 1 puanın sebebi de bu. Sevgili okur, yaptıklarım, söylediklerim ve ironimle umarım beni anlamışsındır..
·
30 yorumun tümünü gör
Reklam
479 syf.
·
8 günde
·
Beğendi
·
7/10 puan
Kendimi aramaya çıktım, ama yolu kaybettim hangi sokakta olmam gerekiyor bilemiyorum. Ve artık kendimi aramanın yolunu da kaybettim. Hangi caddeye çıkmam gerekiyor bilemiyorum. Bu minik paragraf kitabın ana hatlarıyla bana düşündürdüğü bir, iki kısımın özeti. Düşüncelerin özeti mi olur derseniz, evet her şeyde olduğu gibi düşüncelerin de özeti olur. Kitabı okumaya başladığım ilk andan son ana kadar içinde olan arayış kendini birçok yolla teşhir ediyor. Gerek diyaloglar, gerek iç düşünüşler ve karakterlerin tasvirinde de bu hava mevcut. Yalın olmayan bir dille anlatılsa da biraz kafa karıştırıcı olsa da bu havanın kokusunu her türlü alıyorsunuz kitap boyunca. Kitapta kullanılan üstkurgu ve zihin akışı teknikleri okuru karmaşa içine sokuyor, çok fazla olmamakla birlikte olayların idrakını güçleştiriyor. Küçük bir olayın tasviri yapılırken bir anda kendinizi bambaşka olaylar ve mekanlarda bulabiliyorsunuz. Bazı olayların bağlantısız akımlarına kapılabiliyorsunuz. Bu da doğal olarak okuru biraz sıkıyor. Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden biri ana sahnede yer alan karakterlerin isimleri oldu. Kurgu içinde karakterlerin hepsinin isimleriyle ters bir şekilde bağlantılı olduğunu seziyorsunuz ve bu da ortaya güzel bir ironik durum çıkarmış oluyor. Diğer bir yandan kitap, toplumun bir çok çatışmasını işliyor karakterler aracılığıyla. Doğu-Batı çatışmasının sağlam bir şekilde işlendiğini görüyoruz.Karakterlerin zaten isimlerine ters olan hallerine şahit oluyoruz ve toplumun bel kemiğini oluşturan birçok konuya ev sahipliği yaptıklarını görüyoruz çok yalın bir şekilde ortaya konulmasa da. Drım drım drım... Lafı yavaştan bitirecek olursak Oğuz Atay'ın ilk okuduğum kitabı Tehlikeli Oyunlar oldu. Pek meraklısı değildim aslında ama çok muhterem ve sevgili ve değerli ve kıymetli bir arkadaşımın kitabı hediye etmesiyle kitabı okumaya başladım. Açıkçası biraz ön yargılı olarak kitaba başladım. Çünkü Oğuz Atay popüler kültüre çoktan kurban edilmiş ve selasının da okunduğu bir yazar, eee doğal olarak her yerde aynı cümleleri aynı kelimeleri görünce hatta bunlar Tv dizilerine bile konu olunca ben de Oğuz Atay'a karşı kronik soğukluk hastalığı başlamış oldu. Lakin kitabı okudukça Oğuz Atay'ın popüler kültürden çok daha fazlası olduğunu da anlamaya başladım. Maruz bırakıldığımız şeylerden daha sağlam bir yapıya sahip olduğunu anladım. Hep gösterilen o melankolik havalardan ironilerle nasıl sıyrılıp geçildiğini anladım. Kısaca bir nebze de olsa ön yargılarımın bir kısmı çürümüş oldu bu kitapla. Eee zaten ön yargılar yıkılmaktan başka ne için vardır ki.
·
3 yorumun tümünü gör
479 syf.
·
40 günde
·
Puan vermedi
Yine bir Oğuz’cuğum Atay klasiği. Ona hayranlığım her geçen gün artıyor. Kitabı okurken her satırın altını çizmek istedim. Kitabı o kadar sevdim ki galiba yemek istedim. O kadar güzel ve kıymetliydi. Ama Oğuz Atay okumak kolay iş değildir. Onun kitapları uzun yolculuklar gibidir. Uzun ve meşakkatli. Tehlikeli Oyunlar yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk Tutunamayanlar’ ı okumuştum. Onu da nasıl beğendiğimi anlatamam. Kavraması oldukça güç bir kitaptı. Bilinçakışı yöntemi ile yazılmış. Karakter kendi kafasındaki dünyada yaşıyor. Hep anlaşılmamaktan yakınıyor. Tıpkı Selim Işık gibi. İsmi gibi-Hikmet Benol- o da kendi benliğini arayan biri. Turgut Özben’ in Olric ile konuştuğu gibi o da albayı ile konuşuyor. Onu albayının anladığını düşünüyor. Kitabın ortalarında ölmek istemiyorum, herkesin burnundan getireceğim derken, kitabın sonunda “artık ölmek istiyorum, her şey birbirine karıştı albayım”, der her şey biter, o da tutunamamak sorununa gömülür ve ordan çıkamaz ve Hikmet Benol ölür. Kitap biter bu sefer de okurun sorgulaması başlar. Not: kitapta bir yer var. Orada yazar belki de Mütercim Arif ile kendini kastetmiştir. “O ileride anlaşılacağını ve belki de öldükten sonra şöhrete mazhar olacağını düşünmüştü. (s. 285) Oğuz Atay’ da yaşarken anlaşılmamış, öldükten sonra anlaşılmış ve değeri bilinmiştir. Herkes Oğuz Atay’ ı tanımalı ve okumalı. Saygıyla...
·
1 yorumun tümünü gör
479 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Ülkemiz bir oyun yeridir..
Bu kitabı ilk defa okuyacak olanlara sesleniyorum: Önsözü yırtın, ya da okumadan geçin. Kitabın sonunu anlatan önsöz mü olur ey
Cevat Çapan
? Madem ki bu kitabı okumak Oğuz Atay’ın yüzdürdüğü bir gemiyle, serüven dolu bir yolculuğa çıkmaktır, bırak da köşeyi dönünce ne olacak meraklanalım. Benim Tehlikeli Oyunlar’ı ikinci okumam. Bazı kitaplar, ki bu onlardan biri, şimdiki akılla yeniden okunmayı hak eder. Çünkü kaçırdıklarımız hayatımızdan bir şeyler eksiltir. Bu da bu kitabı okumayı hiç düşünmeyenlere bir sesleniş olsun madem: Okuyun, eksilmeyin. Kitabın bir yerinde şöyle diyor başkarakterimiz, mahallemizin muzip abisi, emekli albayların yareni Hikmet Benol: “Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ben... bu oyunu ciddiye almış ve tüm oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda kendi oyunumu, bu oyunların dışında ve gerçek olarak yaşamaya karar verdim...Bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın -daha doğrusu akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak..” Bu alıntı, bu kitabın bel kemiğidir. Büyük laf ettim. Ama ispata hazırım. Buyrun.. 1- Ülkemiz bir oyun yeridir. Amma ve lakin, gerçeklerle ciddi ciddi ilgilenenler hoş karşılanmaz, tehlikelidir. Kaldı ki Oğuz Atay, toplumcu gerçekçi bir çizgide yazmaz. Onun mürdümgiriz kişiliğinin yegane temeli birey ve onun toplum içindeki halleridir. ( bknz Tutunamayanlar) Bundan sebep gerçeklerle oyun oynuyormuş gibi yapmayı tercih eder. 2- Oyun oynama yöntemi Oğuz Atay’a oyun içinde oyun,roman içinde roman, hem oyun hem roman içinde farklı anlatı tekniklerini kullanma fırsatı sunar. Ben babayiğitim diyenin altından kalkacağı mesele değildir. Ama Oğuz Atay bunu öyle bir yapar ki, anlatı sanatı kollarını nereye uzatmış diye bakmaya kalksanız boynunuz tutulur. 3-Madem ki ülkemiz bir oyun yeridir, ve de karakterimiz bir oyuncudur, o halde bağlı kalınması gereken hiçbir kural yoktur. Karakter dilediğince saçmalayabilir, bilinçaltımızın çöplüğünde öten tüm horozlara söz hakkı doğabilir. Kokuşmuş bürokratik söylemler, kutsallaştırılmış kahramanlar, hamasi yüceltmeler, dokunulmaz ilan edilen tüm meseleler anlatıya malzeme olabilir. Anlatım korkusuzca, dil özgürdür. Değil mi ki,
Samuel Beckett,
Albert Camus
,
Franz Kafka
gibi varoluşçu yazarların yarattığı absürdizm akımının edebiyatımızdaki en güçlü örneklerinin adresi ( ve hala) Oğuz Atay’ın kitaplarıdır. Ve de buradan hareketle, Oğuz Atay edebiyatının yaslandığı duvar sanıldığının aksine melankoli değil alaycılıktır. 4- Ülkemiz bir oyun yeridir ve hepimiz kötü oyunların kötü oyuncularıyızdır. Kendimize biçilen hayatı yaşarız. Bize yakıştırılan kimliklere sarılırız. Başkalarının oyunlarını izler, taklit ederiz. Ne çare, en az dinlediğimiz ses kendimizin sesidir. En az tanıdığımız insan kendimizdir. En az yaşadığımız hayat kendimizin hayatıdır. Toplumun biçtiği gömleği giyeriz, amanın da püfür püfür diye kendimizi ikna ederiz, çıkarız sahneye. Biz: Mış gibi yapan, mış gibi yaşayan “Ulan sahtekarlar, ulan yarımyamalaklar, ulan hepimiz!” Bu yüzden Hikmet Benol’dur karakterimizin adı. Ben ol. Siz bunu gelin varın “sen ol!” “kendin ol!” diye okuyunuz. Çekinmeyin, okuyunuz. 480 sayfalık Tehlikeli Oyunlar’la bize ulaştırılan hakikatı esrar budur çünkü. Çünkü Atay’ın deyimiyle “Bu düzmece oyun sona ermeli.”dir. 5- Hikmet oyunu “Bizlere bugüne kadar hiç yararı dokunmamış olan aklın -daha doğrusu akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak..” oynar. Zincirler, toplumun birlik olup birleştirdiği, kendi olmaya çalışan “birey” in bileklerine bağladığı zincirler. Bilimsel sosyalizmin kurucusu
Karl Marx
’ın "Proleterlerin zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri yok. Kazanacakları bir dünya var." sözünü duymayan kalmamıştır. Karl Marx’ın toplumsal belleğe yaptığı bu çağrının bireysel ve tabi ki alaycı onlarca örneği bulunur kitapta: “Emekliliklerinden başka kaybedecek şeyleri olmayan insanlar, bütün dünya albayları birleşiniz!” “Bütün dünyanın saatleri birleşiniz, aynı zamanı gösteriniz.” ... Oğuz Atay’ın bireye yaptığı zincirinden kurtulma çağrısı, bütün toplumsal çağrılardan daha değerlidir bana göre. Başka bir kitapta geçen şu alıntıyı hatırlatır bu manevra bana: “Yapılacak ilk devrim, insanın kendi içinde yapacağıdır, evet ilk ve en önemli devrim budur. İnsan kendi hakkında bir düşünceye sahip değilken bir düşünce uğruna savaşmak, yapılacak en tehlikeli şeylerden biridir.” Uzadı söz, tükendi köz.. Siz siz olun, mış gibi yapmadan okuyun.. Keyifle..
·
3 yorumun tümünü gör
Reklam
2
105
1.049 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42