Tek Kişilik Ölüm

·
Okunma
·
Beğeni
·
2.027
Gösterim
Adı:
Tek Kişilik Ölüm
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
247
Format:
Ciltli
ISBN:
9789753082169
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gendaş Kültür Yayınları
Baskılar:
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tarihsel olanı bütün katılığı, çiğliğiyle roman dışı niteliklerini göze batırıcı biçimde roman olaylarının içine koymaya özen gösterdim. Roman yapısındaki düşsel olaylar; yoğun, acılı, duygu dokusu içinde gelişirken, kaynayan suya atılmış buz kalıpları gibi somut tarihsel olaylar, kişiler yolunu kesip, birden karşısına dikiliverir okuyucunun. Somut, tarihsel olaylar bitince roman yine kendi çizgisi içine döner. Tek Kişilik Ölüm’de; tarihsel an’larda, o an’ları kapsayan süreçlerdeki yıkılışlara neden olan kişisel yanlışların saptanıp yansıtılmasıyla, özellikle 1940’dan sonraki TKP tarihinin önemli kesitleri alınarak bir tür eleştirel şema çıkarılmıştır
240 syf.
·7 günde·9/10 puan
”Ne güç şey komünist olmak.”
Ne güç şey insan olmak...
.
••1940 sonrası TKP tarihine eleştirel bir bakış...
.
”Tıpkı doğum gibi
Ölüm de tek kişiliktir.
Aslında yaşam da öyledir
Ama biz araya
Başkalarını da katarız.”
.
••Kitaba ismini veren düşünceyi bu satırlarla özetliyor Türkali.
.
“Yaşam bu!
Hep bir şeyler taşıyacaksın; ezilmeyeceksin yükün altında.
Asılması isteğiyle yargılanan yirmisindeki delikanlının
babası olarak da ezilmeyeceksin!
.
••Levent’in idam cezası,
••Nazif’in omuzlarındaki yük,
••Gülşen’in sırrı...
.
••Derken Avusturya İşçi Marşı duyuluyor;
“Hayat denilen kavgaya girdik
Demir adımlarla yürüyoruz
Biz bu karanlık yolun sonunda
Doğacak güneşi görüyoruz
Fabrikalarda biz
Tarlalarda biziz
Biziz hayatı yaratan
Dil farkı bilmeyiz
Din farkı bilmeyiz
Sanki doğduk bir anadan...”
.
Politikaya ilgili olan ve
ülkenin yakın tarih geçmişine
eleştirel gözle bakmaktan çekinmeyen
tüm yürekli insanların okuması gereken bir eser imiş,
okuyunca anladık.
.
••Bu özelliklerin dışında kalan insanlara ise
kitaptan aldığım bir soru yönelteyim;
.
••“Ağzını, gözünü, kulağını kapatan üç maymun gibi
yaşayıp gelmeni doğal sayıyor musun?”
.
Tek Kişilik Ölüm Vedat Türkali
"Bir gün tek başına" romanını okuduktan sonra Vedat Türkali'nin bütün romanlarını okumam gerektiğine karar verdim. Ve yanilmadim. Türkiye'nin acı yüzünü gösterirken, ideolojinin, gençliğin ateşinin, bireyin isteklerini çok güzel bir şekilde harmanlamis. Çok değerli bir yazar. Kesinlikle okumalisiniz.
240 syf.
·10 günde·7/10 puan
Ödevim olmasından ziyade Türkali romanlarını hep başka bir keyifle okuyorum. Edebi olması bir yana, insanları hep mücadeleye çağıran romanlardır onunkiler. Bir Gün Tek Başına’da 27 Mayıs’a giden süreçte işçi sınıfının ve aydınların isyanlarını, bunalımlarını ve çıkmazlarını, Mavi Karanlık’ta mücadele ruhunun bezmişliğe ağır bastığını okursunuz. Yeşilçam Dedikleri Türkiye’de ise tarihsel bir kesitte Türkiye kapitalizminin çeşitli sektörlerde nasıl bir zulüm iktidarı kurduğunu, bunun yıkılmasının gerekliliğini işler yine.

Tek Kişilik Ölüm ise farklıydı hepsinden. Beklediğim bir Türkali romanı değildi. Nasıl demeli? Kitabın genelinde, sanki tüm bu bahsettiğimiz kitapları o yazmamış gibi melankolik bir hava hakimdi. Mücadele yoktu, örgüt yoktu. İçe kapanıyordu Türkali.

Denebilir ki Türkali romanı, sanatı buradan itibaren kopuş yaşamıştır. Sanatını topluma adayan, toplumsal mücadeleyi her safhada kalemiyle canlı tutan yazarımız, Tek Kişilik Ölüm’den itibaren bu mücadeleyi bırakmış diyebiliriz. Ancak sırada daha Güven olduğu için henüz kesin konuşmuyorum. Buna rağmen Tek Kişilik Ölüm’ün diğerlerinden çok farklı bir yerde durduğu belli. Şimdi neyi kastettiğimi anlatmaya çalışacağım(spoiler vardır).

Her şeyden önce diliyle ve anlatımıyla anlarız. Normalde bu bahsi sona bırakacaktım, fakat şimdi bahsetmem pek yerinde olur. Dili daha çok ağdalaşmış. Bunu kesinlikle söyleyebiliriz ve bir yerden sonra rahatsız ediyor okuru. En azından beni etti. Dilde fazla mecaz, anlatımda yine gereğinden fazla iç monolog var. Bilinç akışı da artık görülüyor bir iki yerde. Türkali’nin bu romanında en büyük fark ise kişilerin iç hesaplaşmaları. Öteki romanlarına göre çok daha yoğun olan bu durum, dilinin ve anlatımının zor olmasının sebebidir. Olay zaten çok sınırlı, sadece hapishanede geçiyor denebilir. Olaydan ziyade kişilerin iç hesaplaşmaları öne çıktığı için, ben bunu ‘’hatıralar ve onlarla hesaplaşmalar kitabı’’ olarak nitelendirdim. Onun için Türkali’nin sanatı bu değildir, dedim. Ve halen de diyorum. Nedenini sanıyorum açıklamış oldum.

Gelgelelim kurgusu pek fena değildi. Fena değil diyorum çünkü yine öteki romanlarına kıyasla bir basitlik var. Oğulları Levent (muhtemelen 12 Eylül sürecinde) idamla yargılanırken, anne babasına büyük bir karamsarlık hakimdir. Herkes birden ‘’eski devrimci’’ olup çıkmış, geçmişte yapılan yanlışlar, değerlendirilemeyen fırsatlar şimdi o eski devrimcilere tokat gibi çarpmaktadır. Babası Nazif zaten bireysel kıskançlığı yüzünden geçmişte arkadaşı Müslim’i polise ihbar etmiş, onun ölümüne sebep olmuş. Onun hatırası gözünün önünden gitmiyor, Levent’i düşündükçe kendisinin ne kadar dönek olduğu ve oğlunun ise ne kadar yürekli olduğu gerçeği iyice sarsmış onu. Eski karısı, Levent’in annesi Doktor Gülşen ise farklı yollardan geçmişiyle hesaplaşmakta. TKP’ye girdiği zamanları hatırlıyor Doktor, ne kadar saf ve aptaldı. Herkesin samimiyetine inanırdı, hiçbir şeyi sorgulamazdı. Elbet genel sekreterin bir bildiği vardı. TKP ise böyle insanların oluşturduğu bir topluluk olarak karşımıza çıkıyor böylece. Kitabın ilk bölümde Nazif’in hesaplaşması, ikinci ve son bölümde Doktor’un hesaplaşması var. Biz esas merceği Doktor Gülşen’e tutacağız.

Doktor Gülşen; her şeyden önce devrimci değerleri giderek kaybolmuş, oğluna hak verir duruma gelmiştir. Onun şahsında TKP’yi anlatmaktadır Türkali. Yani yıllarca içinde yer aldığı partiyi bu sefer karşısına almıştır. Ben burada aslında Gülşen karakteri ile yazarın büyük benzerlikler taşıdığını söyleyeceğim. Ama değişen onlar, mücadele değil. Yarattığı Gülşen karakteri; onlarca gencin silahlı saldırılara karıştığı, anarşist eylemlerde bulunduğu 70’li yıllarda, o havaya kapılan oğlunu ve onun üzerinden Türk solunu anlatıyor. Daha doğrusu oğlunu anlamaya çalışıyor, haklı da buluyor. Oğlu, bahsettiğimiz dönemde ‘’devrimci demokrat’’ bir kanattan silahlı mücadeleye girişmiş, arkadaşlarıyla eylemlerde bulunmuş ve şu anda idamla yargılanıyor. Kendisi yılların TKP’lisi, oğluyla çok çatışıyor, ‘’revizyonist’’ diyor oğlu ona. Gülşen bunun üzerinden kendiyle hesaplaşmaya başlıyor. Tanıdığı eski partililerin görüşleriyle giderek oğlunun haklı olduğu kanısına varıyor. Meğer ne ihanet etmiş bize TKP(!) Haklı olan kim o zaman? Diyor. Elbette oğlum haklıdır. Araya giren bir sürü Kürt milliyetçisi söylemden sonra TKP’nin değil, oğlunun haklı olduğunu düşünüyor. Düşünmediği, yazarın da düşünmek istemediği bir şeyi kaçırıyorlar: Levent’in ucuz hayaller peşinde silahlı eylemlere giriştiği, devrim yolunun anarşist eylemlerden geçtiği düşüncesiyle insanların bedenlerini fütursuzca heba etmesi ihtimalini görmüyorlar. Mücadele ve sosyalizm orada duruyor, sen burada kendini heba ediyorsun, haklı olan bu mu? İşte böylece 12 Eylül’ün yarattığı ‘’sol karamsarlık’’ın nasıl inşa edildiğini okurlar çok sarih bir şekilde görüyor. Bunun bir adım ötesi elbette sosyalizm hedeflerinden sapma, liberal açılımları destekleme oluyor. 60-70’lerin nesli böylece içine düştüğü karamsarlıkla birbirini yiyecek, açlık grevlerinde can vererek kapitalizmin büyük zaferini kutlamış olacaklar. TKP’nin geçmişi iyidir, hoştur demiyorum. Kimin iyi ki? Elbette mücadele sırasında bazen gerileyecekler, ihanete uğrayacaklar, ama mücadeleyi sürdürecekler. Türkali, bu mücadeleyi sürdürenlerin karşısına liberalleri çıkartıyor, ‘’Bunlar haklıdır’’ diyor. TKP kötüdür, geçmişine ihanet etmiştir. O zaman hep beraber açlık grevine oturalım!

Bu kitap 80 öncesi solun taraflı bir özeti, 80 sonrası solun ise ateşli zihniyetidir. O yüzden sayın okur, kitabı okumadan önce bir daha düşün. 80 öncesi solu da düşün, iyi araştırma yap. Yoksa yazarın liberal dönüşünü göremezsin. 80 sonrası solu da düşün, yazarın ateşli bir liberal sol savunuculuğuna düşmesini anla. O karamsarlık ortamında Türkali gibi birinin devrimciliğini muhafaza etmesini beklerdim, ama bu kadar oluyormuş. Yine de bu eseriyle onu gömmedim, devrimci mücadeleye ettiği katkıları unutmuyorum. Her ne kadar bir zamanlar kendisinin, şu zamanlarda da şahsımın iştirak ettiği mücadeleyi kötülese de onu bu kitaptan ibaret saymıyorum. Bu arada kurgusu fena değil demiştim ya, atladığım bir nokta daha var. Edebi olarak dili yoğun fakat kitabın kurgusu bir noktada donuyor. O noktadan sonra artık bir tarih anlatıcısı çıkıyor, Gülşen’in aklından geçenler üzerinden. Hah işte, ben o tarih anlatıcısını pek beğenmedim. Kurgu öyle lap diye kesilir mi? Sen roman mı yazıyorsun tarih kitabı mı? Tarih kitabı yazıyorsan kurgu yapmana hiç gerek yoktu, kaynakçanı vs. düzenleyip bastırırdın. Kurgu yapıyorsan da tarih kitabı yapma. Tarihi bilgileri arada serpiştirmek her zaman iyidir, kurguyu kesip o bilgileri okurun kafasına boca etmek ise asla. Okuyanlar görecektir, tam olarak böyle yapıyor yazar. O yüzden teknik açıdan da basit ve yetersiz bulduğumu söyleyerek incelememi sonlandırıyorum.
240 syf.
·16 günde·Puan vermedi
Silahlı eyleme katılmış cezaevindeki oğullarının akıbetini bekleyen, boşanmış bir ana babanın öyküsü 'Tek Kişilik Ölüm'. İlk bölümde baba Nazif'in, ikinci bölümde anne Gülşen'in öyküsünü anlatmış yazar.

Anlatının orta yerinde yer alan bu üç kişilik parçalanmış ailenin bireyleri kendi dünyalarında tek başlarına ölmektedir aslında; ikisi ruhen, biri bedenen...

Yazar, romanlarının çoğundaki gibi yine yılgın ve zayıf bir erkek karakterin karşısına güçlü bir kadın kahraman koymuş. Geneli itibariyle karanlık, çaresizliğin ve umutsuzluğun hakim olduğu bir roman. Ve yine, siyasi tarihe ilişkin bilgiler de kitabın sayfalarında öyküleniyor.

Başından sonuna dek içsel hesaplaşmaların yapıldığı 'Tek Kişilik Ölüm' inceliğine rağmen ağır bir kitap.
280 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
Sırasıyla Bir Gün Tek Başına, Mavi Karanlık, Kayıp Romanlar ve Yeşilçam Dedikleri Türkiye kitaplarından sonra Vedat Türkali'nin külliyatını okumaya devam...
Diğer kitaplarına göre hacmen kısa olsa da kişilerin iç dünyalarına ayna tutması, karakterlerin düşüncelerini aktarırken iç dünyalarındaki çelişkileri ve fırtınaları derinlemesine anlatmasıyla yine ağırlığı yüksek değerli bir eser buldum okuduğumda.
Farklı yaklaşımları olan ve ayrılmış devrimci bir anne babanın çocuğu olan Levent tamamen ayrı bir yola sapmış bir devrimci eylemci ve idamla yargılanıyor. Öykü Levent'in babası Nazif, annesi Gülşen'in iç dünyasındaki iç konuşmalar çerçevesinde gelişen bir örgüde ama bunun ötesinde cumhuriyet döneminin başlangıcından belli bir döneme kadar gizli olarak faaliyet yürüten TKP tarihine de yazarın gözünden ışık tutuyor.
Sonu çarpıcı...
240 syf.
·2 günde·6/10 puan
O kadar çok Türkali eseri okudum ama hiç içinde boğulduğum bir kitabı olmamıştı bunun kadar. Önceki kitaplarını okurken tarihi romanlaştırarak hem bilgi akışı sağlardı hem de sol’u daha net gösterirdi kurgu içinde. Bu kitap ise sol görüş içinde kişilerin kendi hesaplaşmalarını anlatan, dili ağır ve karmaşık karamsar bir kitap olmuş. Türkali beni bu kitabıyla biraz da olsa hayal kırıklığına uğrattı. Ben Güven kitabını okurken isim karmaşıklığından bıkıp kitabı bırakırım derken o kitabı sonrasında zevkle okumuş biri olarak bu kitabı da bir o kadar zevk alamadan okudum. Tarihi verdiği bilgiler okunmuyor ve sıkıyordu insanı. Birden verilmesini sevemedim. Romanın karakterlerini hiç sevemedim. Sol geçinen iki taraf. Birbirlerini hatalı bulan iki taraf. Ama hiçbir ideoloji insan yaşamından önemli değildir benim için. Sonu ise durduk yere alakasız olmuş. Bu kitabı benim için olmamış.
247 syf.
·31 günde·Beğendi·7/10 puan
Sürpriz bir sonla biten harika bir dram. Karakterlerin korkuları, dertleri, düşünceleri, iç dünyaları ustalıkla aktarılmış. İkinci bölümde TKP yapılanmasına dair belgesel niteliğindeki açıklamalar beni çok sıktı ama dönemi yaşayan kişilere ilginç gelmiştir. Vedat Türkali'nin kendine özgü anlatımı romanın içine çekiyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tek Kişilik Ölüm
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
247
Format:
Ciltli
ISBN:
9789753082169
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Gendaş Kültür Yayınları
Baskılar:
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tek Kişilik Ölüm
Tarihsel olanı bütün katılığı, çiğliğiyle roman dışı niteliklerini göze batırıcı biçimde roman olaylarının içine koymaya özen gösterdim. Roman yapısındaki düşsel olaylar; yoğun, acılı, duygu dokusu içinde gelişirken, kaynayan suya atılmış buz kalıpları gibi somut tarihsel olaylar, kişiler yolunu kesip, birden karşısına dikiliverir okuyucunun. Somut, tarihsel olaylar bitince roman yine kendi çizgisi içine döner. Tek Kişilik Ölüm’de; tarihsel an’larda, o an’ları kapsayan süreçlerdeki yıkılışlara neden olan kişisel yanlışların saptanıp yansıtılmasıyla, özellikle 1940’dan sonraki TKP tarihinin önemli kesitleri alınarak bir tür eleştirel şema çıkarılmıştır

Kitabı okuyanlar 246 okur

  • dyıldız
  • Arzu Kılıç
  • Feycan
  • s t
  • Brju
  • Ercan Ataseven
  • Tuğba
  • Leyla Akgül
  • ZAİL
  • Önder

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.2 (2)
9
%2.2 (2)
8
%2.2 (2)
7
%2.2 (2)
6
%0
5
%1.1 (1)
4
%1.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0