Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın

·
Okunma
·
Beğeni
·
1572
Gösterim
Adı:
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
234
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420969
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Hıristiyanlık'ta Ve İslamiyet'te Kadının Statüsü Üzerine Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım "Kadının ikinciliğinin doğal kabul edilerek bunun onun bedeninin denetlenmesinin meşru gerekçesi sayılması her üç tektanrılı dinin ortak özelliği. Bu ortak özellik, tarihsel ve coğrafi olarak üç geleneğin de aşağı yukarı aynı ya da birbirine yakın topraklarda ve benzer maddi koşullarda benzer gereksinimlere yanıt olarak doğup gelişmeleriyle açıklanabilse bile, ilginç olan, bugünkü ifadelerinde de kadınlara ilişkin tutum ve anlayışı odak almaları. Günümüzdeki Protestan ve İslamcı köktendinciliğin de kadının konfmu ve denetimi üzerinde yoğunlaştuğunu ve kendilerini toplumsal cinsiyet ve kadının. "doğru" toplumsal rolü aracılığıyla meşrulaştırdıklarını görüyoruz. Karşılaştırmalı yaklaşım, bu konuda da, partikülarizme ve oryantalizme düşülerek dinsel canlanışı salt İslam'a özgü bir olgu olarak görme yanılgısına engel olacak ve köktendönciliğin, İslam'ın "egzotik"alanıyla sınırlı ve anlaşılmaz bir şey olmadığının görülmesine yardım edecektir.
234 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
kitapta, tek tanrılı dinler ile kadın arasındaki ilişki ortaya konmak istenmiştir. din ve toplumun karşılıklı etkileşim içinde oldukları belirtilmiştir. bu etkileşim tarihsel süreci içinde incelenmiş, avcı-toplayıcı dönemden günümüz köktendinciliğine kadar olan süreç anlatılmıştır.
din içinde bulunulan dünyayı anlamlandırır. düzenli bir dünya çabasını pekiştirir. toplumsal düzenin sağlanmasının yollarından biri olan kadın-erkek ilişkilerinin düzenlenmesinde de dinin yine önemli bir işlevi vardır. toplumsal cinsiyet rollerini oluşturur ve kanıksatır.

tarihte anaerkil toplumların bulunduğuna dair bir kanıt yoksa da kadının statüsünün yüksek olduğu toplumlar vardır. avcı-toplayıcılarda özel mülkiyetin bulunmaması ve bir çok etkenle birlikte eşitliğe dayanan bir örgütlenme görülür. cinsiyete dayalı bir iş bölümü vardır ancak her iş aynı derecede değerli kabul edilir. ama genel olarak neredeyse tüm toplumlarda kadının statüsü düşüktür.

avcılığın önemini kaybetmesiyle birlikte erkekler tarımı tümüyle kendi etkinlikleri içine aldılar. kadınların statüsünün düşmesinin, erkeklerin tarımsal işleri devraldıkları sırada gerçekleştiği düşünülmektedir. tarımın gelişmesi özel mülkiyet ve toplumsal sınıflaşmaya zemin hazırlar.

ataerkil toplumun gelişmesiyle topluluklar arasında egemenlik mücadeleleri boy göstermeye başlar. bu ortamda kadınların statülerinin düşmesine yol açan iki faktör ortaya çıkar. kent devletlerinin uzmanlaşması, karmaşıklaşması ile kadınlar çalışan sınıflardan dışlanırlar. ayrıca oluşan mülkiyetin miras yoluyla babadan oğla geçmesini güvence altına almak üzere kadınların cinsel denetimi erkeklere verilir.

tek tanrılı dinlerde, eskiden oluşmuş olan tohum-toprak metaforu geçerlidir. bu dinlerde eril tanrının tanrısal bir eşi, bir tanrıça yoktur. bu reddediş yeryüzündeki kadında da karşılık bulur. kadının gerçek yaratma, can verme gücünden yoksun olduğu varsayılır. kadın erkeğin tohumunu içinde barındıran bir tarladır sadece. batı hıristiyan geleneği ve yahudilikte cennetten kovulma öyküsüne dayandırılarak günahın ve kötülüğün kaynağı olarak havva, kadın görülür. havva’nın bu suçu ile tanrı tarafından cezalandırılmıştır. yaşamı boyunca erkeğe karşı aşağı bir konumda, ikincil olarak kalacaktır. islamiyette farklı olarak cennetten kovulmanın sorumlusu havva ile birlikte ademdir de. tek tanrılı dinlerde, tanrı erkek ile konuşur. kadına söyleyeceklerini de erkekler aracılığı ile söyler.

hıristiyanlık önemsiz olana önem vermek ilkesinden yola çıksa da, içinde bulunduğu toplumdan etkilenip eşitsizliği devam ettirir. ancak kadına yeni bir şey sunar; bekaretini muhafaza edip, kendilerini tanrıya adayabilmek. böylece kadınlar için hayattaki tek seçenek evlilik olmuyordu. bunun yanı sıra hıristiyanlık, baştan çıkarıcı havva imgesini, kadının duygu bedenle özdeşleştirilmesini, ikincilleştirilmesini de devam ettirmekteydi.

islamiyet de ataerkil, poligam, babasoylu bir toplulukta oluştuğu için bu toplumun özelliklerini taşır. kadının ikincilliği burada da vardır. kadının örtünmesi ve dışlanması cinselliğin kötü karşılanmaması ile birlikte had safhaya ulaşır. kadının cinselliği erkeğin denetimine verilir. kadın erkeğin cinselliğine hizmet etmek üzere yaratılmıştır. erkeğe zevk veren nesneler arasında birinci sıradadır. düşünemez, konuşamaz sadece itaat eder. ataerkil toplumun eşitsiz özellikleri din aracılığı ile sabitlenir.

rönesans da bilimsel devrim de tek tanrılı dinler ile değişmezliği ilan edilen kadının aşağı statüsünü değiştiremez. tam tersine düşünce özgürliğini ve aklı önemseyen bu değişimler de kadının ikincil yönünü pekiştirir. kadının özellikleri farklı bir bakış açısıyla ama özünde aynı kalarak topluma sunulur.

din her ne kadar kadının aleyhine inanç ve pratikler sunsa da kadına çekici gelebilmektedir. örneğin 18. yy.’da katolik rahipler kilise düşmanlığı ile mücadele etmek ve erkekleri kiliseye çekmek için kadınları kullanıyorlardı. kadınlar ise rahipleri kocaları ve babalarına karşı, karşı-otorite olarak kullanıyorlardı. ayrıca kadınlar kilise çatısı altındaki dernekler, toplantılar ile toplumsallaşmanın yolunu buluyorlardı.

bir dönem kadının dinde kendini bulması ve din ile evini bir erk alanı yaratmasının ardından 19. yy.da yeniden bir maskülenleşme yaşanır. kadınların denetlenmesi ve eve kapatılması gerektiği söylenir. köktendincilikte kadınların denetimi hep düzenin yürümesini temsil eder. buna rağmen kadınlar dinden doğru edinmiş göründükleri sahte saygı ve takdiri boyun ederek kabul ederler.

islamcı ve protestan köktendincilikteki aile anlayışı benzerdir. her ikisinde de toplumsal cinsiyet ilişkileri doğal kabul edilir. her ikisinde de zihinsel olarak üstün bir erkek reis ve saygılı boyun eğme karşılığında mali ve duygusal güvenceye sahip eş-anne yer alır.

kendi adını koymaya cesaret etmek;

kadınlar yeniden kavramsallaştırmalar uğruna yoğun emek harcadılar. çabaları tümüyle boşa gitmedi, çünkü en baskıcı gelenek içinde bile, eşitlikçi bir damarı bugünlere aktarmayı başardılar. ancak ataerkil geleneği ortadan kaldırmaya güçleri yetmedi. baskıcı bir geleneğin sınırlarının tümüyle dışına çıkmadan o gelenek içinde belli ölçüde direnmek mümkün olsa bile, gerçek kurtuluş mümkün değildi.

kadınların kurtuluş ve özgürleşme olanakları, onların denetlenen ve yönetilen olma konumlarından ve bu konumun yarattığı çelişkilerin yeşerttiği direnme ruhundan kaynaklanmaktadır. ataerkil sistem bu ruhtan korkmakta ama onu yok sayamamaktadır.

yaratılış öyküsüne göre havva'nın ilk eylemi bilgi peşinde koşmak, bilgi ağacının meyvesinden tadarak tanrı'nın bilgisinden pay almaktır. tanrı erkeğin ayrıcalığı olan bilgiyi elde etmeye çalıştığı için kadını cezalandırmıştır. öyleyse kadınların yasak meyveyi yeme haklarına sahip çıkmaları ve aynı zamanda ad koyma hakkını, özellikle de kendi adlarını koyma ve kendi kendilerini tanımlama hakkını geri almaları gerekir. çünkü, ad koyma ve tanımlama hakkına sahip olanlar iktidara da sahip olanlardır. kadınlar için kendi kaderini belirleme mücadelesi, kaçınılmaz olarak, kendilerine dayatılan tanımlara karşı çıkışı ve alternatif tanımlar yaratılmasını içerir.

“amacımız barış olduğu zaman, savaşı anlamsız kılmanın yolu, karşı silahlar üretmek değil, tümüyle silahlardan arınmış bir dünya kurmaya cesaret edebilmektir.”
234 syf.
·10/10
tek tanrılı dinlerin ortak özellikleri ve bu dinlerin ülke ve coğrafyalara göre şekillenişini, bu şekillenme sürecinde eril söylemleri, erkek egemen yarı manevi-maddi söylemin oluşturulması, kadının ikinci sınıf insan statüsünde işlenmesi ve insan olgusu dışında yeniden üretilmesi sürecini incelikli olarak ele alan muazzam bir kitap.

karşılaştırma yapılarak ele alınan yaklaşımlar ile çok daha geniş bir bakış açısı kazandırıyor.

kadının ikincilliğinin doğal kabul edilerek bunu ''kadını kontrol etmek'' olarak erkeğin temel vazifesi haline getiren tek tanrılı dinlerin aslında kendi çevresine karşı ahlak ve namus kavramını önemseyen erkeğin bu çevre dışına çıktığı andan itibaren her şeyi kendine hak görmesi gibi bir ''ahlaksızlığı'' doğurduğunu işler en basit örnekle.

kitap yahudiliğin, ''beni kadın yaratmayan tanrıya şükürler olsun'' duasından, hristiyanlığın, ruh-madde ikiliği üzerinden yarattığı rahibe algısına, islamiyetin, kadını recmine kadar süregelen kadını ikinci sınıf insan statüsünde değerlendirme pratiğine karşı oldukça isabetli argümanlar sunuyor.

değerli yazarımız amerika'da köktendinciliğin liberalizme karşı bir meydan okuma olarak ifşa ederken iran'da aynı köktendinciliğin moderniteye karşı bir meydan okuma olarak ortaya çıkması arasındaki sosyo-ekonomik ilişkiyi ele alıyor. ve tabi bu çarpıklık içerisinde insan olduğunu unutan canlının kendi türünden bir cinsi aşağı görmesindeki faşizan tutumu yerle bir ediyor.

çok değerli bir kitap. bu vesileyle fatmagül berktay'ın diğer kitaplarına da göz atacağım.
234 syf.
Kadının dinler ve uygarlık içindeki konumu ve bu konumun oluşup gelişmesinde ona eşlik eden antropolojik sürecin çok ayrıntılı ama akıcı bir şekilde anlatıldığı bir kitap. Kadının cinsel anlamda sömürgeleştirilmesi ve ikinci plana itilmesinin çok uzun bir tarihi var. Bu eşitsiz tarihin sanki insan ürünü bir yapı değilde adeta dinsel bir emir gibi insanlara dayatılmasında, kutsallaştırılmasında dinlerin ve dinsel yorumların özellikle hıristiyanlık, yahudilik ve islam'ıda içine alan sami din grubunun önemli bir payı var. Bu tarihsel sürece dair birçok sorumun cevabını bulabildim kitapta.

Berktay olaya sadece akademik değil politik açıdanda yaklaşıyor. Kitabında model aldığı Foucaultcu bir iktidar çözümlemesiyle çözümlediği ataerkil yapının ve eril tahakkümün aynı zamanda kendi içinde direniş imkanlarını barındırdığınıda dile getiriyor.

Kadının dinler içindeki konumu, köleleşmesine dair doyurucu bir çalışma.
234 syf.
·86 günde·Beğendi·10/10
Bir çok konuya bakışımı değiştiren, ufkumu açan, beraberinde üzüntüye de sevk eden önemli bir çalışma. Okuma süremin uzun olması, aceleye getirmek istemediğim ve okumayı ertelediğimden. İstisnasız her paragrafı alıntılamak istedim. Baktım olacak gibi değil alıntı işlemini bıraktım.
Yalnız, kadın ve din değil, toplumsal yaşamın temellerine dokunan sosyolojik bir doktora tez çalışması. Tekrar okumayı, notlar ve kaynakçasını irdelemeyi düşünüyorum.
Çekiçli feylesof
Çekiçli feylesof Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın'ı inceledi.
@Yezdanov·09 Oca 19:39·Kitabı okumadı
Dünyanın bütün kadınları birleşin.  Evde tıkılıp kalmaktan başka kaybedeceğiniz başka bişey yok.
  Evet malesef ki ister günümüzde olsun ister neolitikten sonra olsun kadının statüsün bu şekilde evrilmesinin en büyük nedenlerinden biri de evde kalmayı tercih etmesi ya da ettirilmesidir.  Evde kalan kadın korelmeye mahkumdur. Ne yapabilir ki. Bu şekilde bilişsel düzeyi de esas itibariyle zapt edilmekle birlikte yok edilmek istenmiştir
  Yazar bu eserinde dinler karşısında kadının konumunu baya iyi bir şekilde özetlemiş kanaatindeyim.  Lakin kadını dinlerden ziyade erkek egemenliğinin yok ettiği mevzusu üzerinde pek durmamış.  Esas itibariyle kadını kölelelestiren din değil erkek egemenliğidir.  Orwel in hayvan çiftliği kitabını bilenleriniz vardır muhakkak.  Ulaşılmak istenen düzen için en başta yasalar yapılmıştı.  Ama günden güne o yasalar yönetenlerin keyfi taktirine göre yeniden düzenlenmiştir.  Hem de kimseye farkettirmeden.  Kadınlara yapılan da budur işte.  Çünkü kadın evde kalmaya mahkum edilmiştir.
  Kadınları savunmaya kalkmak niyetinde değilim açıkçası.  Günümüzde kadınlara ve kadınlığa düşman kesilen diğer kadınlar varken üzülerek belirtmeliyim ki kadınların işi baya baya zor. Feminist hareket paradigmasinin yanlış yöntemlerle yürütüldüğü olgusu da diğer etkenlerden biridir kanaatimce. 
  Tarım devrimi ve akabinde evde kalmaya başlayan erkek zaman içerisinde kol gücünün farkına vardıktan sonradır ki kadınlar ikinci plana düştü.  Bunu en iyi açıklayan örnek ise şüphesiz ki özel mulkiyettir ki yazar bi yerlerde özel mülkiyetten dem vurmuştur.  Kol gücü ve özel mülkiyeti iktidarı altına alan erkek zaman içerisinde dini de kendi düşünceleri gereğince değiştirdi.  Erkekten bahsediyoruz.  Nietzsche erkek için güç istencinde barbardir der ki bu söze katılıyorum.  Dinlerin kadına yönelik herhangi olumlu bir tavrı duruşu yaptırımı bu bağlamda erkek iktidarını güç istencini baltalar.  Bu yüzdendir ki erkek dini kendisince sekillendirmistir. Yazar bazen ileri gitmis diyebilirim din konusunda. İleri gitmis derken biraz fazla zorlamış kendisince algılayıp eleştiriye tabi tutmuştur inançları. İnanın bana o kadar çok söylenecek şey var ki bu konuda hangisi ele alınacak o da muamma. 
  Sevgili kadınlara şöyle demek isterim. Kendinizi bilin içinde bulunduğunuz toplumun yaşayış şeklini iyice analiz edin. Anlık zitliklarla savunma yapmayın.  Ve okuyun.  Lütfen okuyun okutturun.  Buna en çok esas itibariyle erkeklerin ihtiyacı var yoksa ileriki bir zamanda biz herşeyi mahvedebiliriz. 
   Yazarın kitabı tüm kadın ve erkekler tarafında  zevkle olunacağına eminim.  İyi bir literatür taraması olmuş aynı zamanda.  Bazı yerlerde sanki anlam karmaşası olmuş ama onu da gözlerimin yorgunluğuna bağlıyorum. 
  Esenlikle
%49 (114/234)
Kitap oldukça önemli bir kitap olsa okunması da bir o kadar zor. Her ne kadar tamamlayacagıma en azından önemli gördüğüm yerleri bitirebilceğime inansam da şuanlık olur bir yanı yok gibi görünüyor. Kitabı benim icin zorlaştıran şey buyük çoğunlukla diğer dinlerin oldukça yoğun olması İslamiyet adına da yanlış anlamalara mahal vermesi diyebilirim. Islamiyet'i Hristiyanlıkla ve Yahudilikle benzeştirdiği bir çok noktada İslam bunları söylemez bile.. Belki ben yanlış anlamış olacağımı da söylemek isterim tabii. Ama tabii böyle bir kitabı yazarken de dini daha az bilen kimseler yerine hassasiyeti ve bilgisi olan kimselerin nasıl anlayacağı düsünülmeliydi. Hocamızın bilgisine ve araştırmasına kesinlikle bir lafım yok başka bir zaman tekrar okuduğumda belki de çokca begenecegim.. Ve bu tekrar okuma işini de daha yoğun ve özellikle okul vaktine bırakıyorum ki sorularımı ve sorunlarımı da hocalarımla rahat rahat konuşabileyim. Okuyabilen , merakı olan herkes okusun. Kötüydü ve bu yüzden bıraktım sözünü hiç söyleyemem.
234 syf.
·Puan vermedi
İlk toplumsallaşmadan günümüz dünyasına kadar kadının yerini, kadına verilen yeri ve değeri anaerkil toplumların var olduğu tartışmasından, yazının bulunduğu, savaşların, çok tanrılı ve tek tanrılı dinlerin egemen olduğu dünyada kadının bir şeylere dayandırılarak konumlandırıldığı bir dünyanın kitabı.

Tek tanrılı üç büyük dinin kadına verdiği değer ile kadını yerleştirdiği yerin kutsal kaynaklarla desteklenmiş olduğunu gösterirken öte yandan antik çağlarda insanların kadına yaklaşımı ile parallelik gösterdiğini, bir kültürün devamı niteliğinde olduğunu da gösteriyor bize.

Kadın. Antik çağlardan günümüz dünyasına kadar dinsel motiflerle öyle çok değersiz, ilk günahın sebebi olarak da daimi eksik, ikinci sınıf hatta yaratılış sebebi olarak sadece erkeğin tohumunun taşıyıcısı olarak görülmüştür ki toplumlar bunu kanıksamış ve doğal bir yaratılış süreci olarak görmüşlerdir.

Dünya tarihine adını sosyolojik, felsefik, politik ve dinsel anlamda altın harflerle kazıyan kişilerin tüm şaşaasına rağmen söz konusu kadın olunca düşünüş biçimlerinin kalıplara uymaktan öteye gidemediği görülmektedir.

Kadın; yeryüzüne cehennemini yaşasın diye erkeğe sunulan bir objeden öteye gidememiştir. Bunun içşn de erk tarafından çaba sarf edilir.

Bu kitap bir çok açıdan müthiş bir çalışma örneği. Doğru olduğuna inandığımız, sorgulamadan kabullendiğimiz düşüncelerin köklerine kadar uzanan bir çalışma örneği. Kim olduğunu, neye inandığına bakmaksızın herkesin okumak zorunda olduğuna inandığım bir kitap
insanlığın ortaya çıkışından itibaren kadınların toplum içerisinde nasıl değersizleştirilmeye başlandığını akıcı bir dille anlatıyor.dinlerin doğuşu ve toplumsal büyük değişimler ile toplumsal cinsiyet kavramlarının gün yüzüne çıkmasını net akıcı bir üslupla dile getiriyor
234 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Her kadının okuması gereken, kütüphanelerinde olup başucu kitabı yapabilecekleri yegane kitaplardan biri. Tez olduğu için en ince ayrıntılarına kadar araştırılmış ve önyargılardan uzak bir kitap.
"Yaratıcı içgüdüleri fiziksel olanlar kadınlara gider ve çocuk sahibi olarak
kendilerine ölümsüzlük ve gelecek bütün zamanlar boyunca adlarını yaşatma
olanağı sağladıklarını düşünerek sevgilerini bu yolla gösterirler; ancak, yaratıcı arzuları ruhsal olanlar da vardır ve bunlar fiziksel olarak değil, ruhun tabiatındavarolan ruhsal ürün yaratma ve doğurma isteğiyle doludurlar. Ruhsal ürün nedirderseniz, genel olarak bilgelik ve erdem... Kim olsa böyle ürünler yaratmayı,
çocuk yaratmaya üstün tutar." (Platon, Şölen II, 208e-209a, 209d, çev. FB; abç.)
 Müslüman toplumların,kadınların kendi statülerini değiştirme taleplerine bunca direnmeleri ve bunları Batı'dan ithal edilmiş kavramlar olarak kotulemelerinin nedeni,yalnızca kadınlardan duydukları korku değil, aynı zamanda bireysellikten duydukları korkudur.      
Kendi inançlarının kesin ve tek doğru olduğuna inanmaları, başkalarının inançlarına hoşgörü göstermelerini engeller.
İslamiyet öncesi Arabistan’da çok sayıda kadın yöneticinin bulunduğu, bunlardan bazılarının yerel tanrılarının ya da tanrıçalarının hibeleri oldukları bilinmektedir. Böylece, burada, Eski Mezopotamya ve Doğu’nun bütün tarihinde sık sık karşımıza çıkan rahip-kralların paralelini görürüz. Ancak İslam’ın ortaya çıkmasından önceki son birkaç yüzyılda(cahiliye dönemi)Arap kraliçelerinin sayılarında giderek azalma olur.
Güneş Tanrısı Apollon:
Çocuğum dediği yaratığı yaratan anne değildir:
Anne, yalnızca karnına ekilen tohumu besleyip büyütendir. Çocuğu yaratan, tohumu onun içine koyandır. Kadın, bir yabancı olarak bir yabancının tohumunu taşır...
Aıskhylos, Oresteia, Eumenides, 658-661.
"Çok önemli bir metaforik araç, erkeğin cinsel sıvısının 'tohum' biçiminde kavramlaştınlmasıdır... çünkü bu tarz düşünce, soyu üretme yetisini bütünüyle erkeğe atfeder."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tek Tanrılı Dinler Karşısında Kadın
Baskı tarihi:
Nisan 2014
Sayfa sayısı:
234
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753420969
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Hıristiyanlık'ta Ve İslamiyet'te Kadının Statüsü Üzerine Karşılaştırmalı Bir Yaklaşım "Kadının ikinciliğinin doğal kabul edilerek bunun onun bedeninin denetlenmesinin meşru gerekçesi sayılması her üç tektanrılı dinin ortak özelliği. Bu ortak özellik, tarihsel ve coğrafi olarak üç geleneğin de aşağı yukarı aynı ya da birbirine yakın topraklarda ve benzer maddi koşullarda benzer gereksinimlere yanıt olarak doğup gelişmeleriyle açıklanabilse bile, ilginç olan, bugünkü ifadelerinde de kadınlara ilişkin tutum ve anlayışı odak almaları. Günümüzdeki Protestan ve İslamcı köktendinciliğin de kadının konfmu ve denetimi üzerinde yoğunlaştuğunu ve kendilerini toplumsal cinsiyet ve kadının. "doğru" toplumsal rolü aracılığıyla meşrulaştırdıklarını görüyoruz. Karşılaştırmalı yaklaşım, bu konuda da, partikülarizme ve oryantalizme düşülerek dinsel canlanışı salt İslam'a özgü bir olgu olarak görme yanılgısına engel olacak ve köktendönciliğin, İslam'ın "egzotik"alanıyla sınırlı ve anlaşılmaz bir şey olmadığının görülmesine yardım edecektir.

Kitabı okuyanlar 86 okur

  • Colline
  • SARIKAFA
  • Duygu Canbek
  • Halil Sevinç
  • rumeysa çakır
  • Tekoşin
  • Uğur De Molinari
  • Rüzgar
  • Ceren karadağ
  • Zeynep Akbulut

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43.3 (13)
9
%26.7 (8)
8
%16.7 (5)
7
%6.7 (2)
6
%0
5
%3.3 (1)
4
%3.3 (1)
3
%0
2
%0
1
%0