Adı:
Tembellik Hakkı
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054849413
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylak Adam Yayınları
Ah tembellik! Merhamet et bizim bu bitmek bilmeyen sefaletimize! Ah tembellik! Sanatın, soylu erdemlerin anası, insanoğlunun sıkıntılarına bir teselli ol!”

Paul Lafargue, ne çalışmanın yadsınması ne de kendi içinde boş zamanın kutsanması olarak kaleme aldığı Tembellik Hakkı’nda, yaşamın bir tür kutsanmasını gerçekleştiriyor. Sadece “sermaye dinini” ifşa etmekle kalmıyor, teker teker bireylerin üzerinde karar kıldıkları bir toplumsal değer olarak çalışmaya dayalı tüm toplumsal sistemlerin geçersizliğini savunuyor. Aynı zamanda hem gülünç hem ciddi, hem esprili hem de derinlikli bir metin olarak 19. yy’ın klasikleri arasındaki yerini almış Tembellik Hakkı, sekiz saatlik iş günü ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan eşit işe eşit ücret gibi taleplerin de sistematik bir biçimde ilk defa dile getirmiş olmasıyla önem kazanıyor.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Konfüçyüs’ün çok sevdiğim ve kendime hayat felsefesi yaptığım bir sözü vardır: “Zevkle yaptığınız bir işi mesleğiniz olarak seçin. Böylece, ömrünüzün geri kalanında hiç çalışmak zorunda kalmazsınız”. Bu sözü okumadan önce ben de genelde sevmediğim işleri yapmaktan hoşlanmazdım ve zorla dayatılması durumunda her türlü karşı olurdum. Fakat bu sözü okuduktan sonra kendimce “bu kadar güzel anlatılamazdı gerçekten” dedim ve o gün bugündür hayat felsefem ve ilkem haline gelmiştir bu söz. Tembellik Hakkı kitabı da anlatım tarzı ve derinliği farklı olsa da hemen hemen bu konuyla ilgili bir kitap. Öncelikle kitabın alt başlığını söylemem gerekli ki kitabın konusu hakkında yanlış anlaşılmalar olmasın. Kitabımızın alt başlığı: “1848 “Çalışma Hakkı”nın Çürütülmesi”dir. Yani kitabımız, çevirmenin de Sunuş bölümünde bahsettiği gibi, “L’Egalité gazetesinde yer alan bu alt başlığı kullanmamak, Lafargue’ın aslında inceden inceye alay ettiği tembelliğin övgüsünü yaptığı yanılgısına yol açabilecektir.” Bu yanlış anlaşmanın önüne geçtiğimize göre devam edebiliriz.

Halletmemiz gereken bir konu daha var. O da okuduğum baskı ile ilgili. Bu kitabı ilk sipariş ettiğim zamanlarda (30.04.2015) henüz Ayrıntı Yayınları’nın çevirisi yayınlanmamıştı. Dolayısıyla bende Telos Yayınları tarafından 1996 yılında basılmış olan 7.Basımını sipariş ettim. Aslında daha birçok yayınevi bu kitabın baskısını yapmış fakat pek araştırmadan almışım sanırım. Araştırmadan derken kitabı ve içeriğini araştırdım tabii ki de fakat hangi yayınevlerinde baskısı var ona pek bakmamışım ki bu çok eski basımı almışım. Daha sonra sosyal medyada Ayrıntı Yayınları’nın paylaşımını görmemle birlikte tekrar sipariş ettim ve geldiğinde tekrar okudum. Telos yayınlarının çevirisi kötü değil, fakat basım tarihi çok eski bir tarih olduğundan dolayı çeviride kullanılan dil biraz güncelliğini yitirdiğinden olacak sanırım anlamakta biraz güçlük çektim. Ayrıntı Yayınları’nın çevirisini okurken o kadar güçlük çekmedim. Ayrıntı Yayınları çevirisinde Paul Lafargue’nin anlatısından hemen sonra bir de Bob Black isimli yazarın “İşin Yok Edilmesi Üzerine” adını verdiği denemesini, konu itibariyle Paul Lafargue’nin anlatısıyla ilgili olduğundan dolayı olacak sanırım, kitaba eklemiş. Ben de bu yazımı Ayrıntı Yayınları çevirisine göre yazmayı tercih ettiğimden dolayı Bob Black’ın denemesi de yazıma dahil olacaktır fakat bu deneme için uzun bir değerlendirme yazmayacağım çünkü yazımın konusu Paul Lafargue’nin anlatısıdır. Bunu da hallettiğimize göre kitaba geri dönebiliriz.

Paul Lafargue’nin bölümleri Önsöz, Yıkıcı Bir Kör İnanç, İşin Kutsanması, Aşırı Üretimin Ardından Gelen,Yeni Havaya Yeni Güfte ve Ek olmak üzere 6 bölümden oluşuyor. Bu altı bölümden öncede çevirmenin yazmış olduğu Sunuş bölümü var. Çevirmenin konuya hakim olduğunu direkt Sunuş bölümünden anlayabiliyorsunuz. Okuduğunuz da “tamam ya, kitabın çeviri kalitesine güvenirim” ben diyorsunuz ve kitabın geri kalanını gönül rahatlığıyla okuyabiliyorsunuz. Önsöz bölümünde de yazarımız Paul Lafargue, anlatısının temelinde yatan eleştirileri ve kaynaklarını açıklamakla birlikte kitabı okuyan devrimci sosyalistlere de “hâkim sınıf tarafından halkın kafasına yerleştirilen önyargıları kırmak zorundasınız” diyor. Bu önyargılar ile kast ettiği, anlayacağınız üzere, “çalışma tutkusu”dur. Kapitalistler o dönem insanlarına “tutumlu davranın ve toplumsal zenginliği artırmak için daha çok çalışın” yalanını söylemişlerdir. Gerçi hâlâ söylenmeye devam ediyor o ayrı da. “Toplumsal zenginlik” dedikleri şey, sadece kendilerinin zenginlikleridir. Üzerlerinden milyonlarca dolar kazandığı işçileri ise yazarımızın dediği gibi “perhiz”e mahkûm etmiştir. Onları kendi içlerindeki “çalışma tutkusu” ile cezalandırmıştır.
67 syf.
·2 günde·Beğendi
Tembellik Hakkı bölümleri Önsöz , Felaket Bir Dogma , Çalışmanın Kutsanması , Aşırı Üretimin Sonuçları , Yeni Besteye Yeni Güfte ve Ek olarak 6 bölümden oluşuyor.
Lafargue anlatısında toplumu zenginleştirmek için çalışmanın eleştirisini yapıyor. Aslında savunduğu ve övdüğü şey tembellik etmek değil, gereksiz ve fazla çalışmanın önüne geçmek. Günlük on iki hatta on dört saati bulan çalışma sürelerimiz ne kadar verimli ? Aynı işi on saatte de tamamlayabiliyorsak eğer ( ki bu İngilizler tarafından kanıtlanmış ve kendileri çalışma sürelerini kısaltmalarına rağmen hala dünyanın birinci sanayi ulusu) neden günde on dört saat çalışıyoruz. Teknolojinin gelişimiyle üretilen makinelerin insan gücünün yerini alarak işçilerin çalışma sürelerini kısaltması gerekirken işçi kesimi adeta makinelerle rekabete girerek onları geçmeye çabalıyor.
'İyi bir işçi kadın, iğle dakikada beş ilmik atarken, bazı değirmi dokuma tezgâhları aynı süre içinde otuz bin ilmik atmaktadır. Bu durumda, makinenin her dakikası, işçi kadının yüz saatlik çalışmasına denktir; yahut, makinenin çalıştığı her dakika işçi kadına on gün dinlenme sağlamaktadır. Dokuma sanayisi için doğru olan şey, modern mekaniğin yenilediği aşağı yukarı bütün sanayiler için de doğrudur. Ama ne görüyoruz? Makine mükemmelleştikçe ve insanın çalışmasını giderek büyüyen bir sürat ve kesinlikle yere serdikçe, işçi, dinlenme süresini aynı ölçüde uzatmak yerine, sanki makineyle rekabet etmek istiyormuş gibi, daha büyük coşkuyla çalışıyor. Ey saçma ve cani rekabet!'
Ülke refahı için çalışan işçiler, tüketmeyi bilmiyor, kendi ürettiklerini dahi tüketemiyor. Ülke zengin ancak halkı fakir. Aşırı üretimin en olumsuz sonucu olarak hayatlarımız aynı eksen etrafında dönüyor ve biz sevdiğimiz şey uğruna çalışmak yerine bizi makinelerle yarışmak zorunda bırakan bir sistemin köleleri olarak yavaş yavaş yok oluyoruz.
" Çalışma yöntemlerinde devrim genellikle el emeğinin koşullarına göre yapılır. El emeği düşük fiyata hizmet sağladığı sürece israf edilir; hizmetleri pahalılaştığında ise uzak durulur. "
112 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Spoiler içerir.
Yazarın 1880 yılında Egolite gazetesinde yayınlanan yazılarının derlenmesiyle oluşan bir kitap.Çok ince ama ne kadar inceyse o kadar dolu eğitici bilgilendirici o döneme ait olaylara ayna tutan bir kitap. Kitapta burjuva sınıfına, sermaye baronlarına ahlakçılara ve kiliseye ağır eleştiriler yer alıyor. Çalışmaya karşı bakışı değiştirmek için büyük çaba sarfeden, bireylere sürekli daha çok çalışmalarını öğütleyen, geçim sağlamak için köle gibi çalışmayı ahlaki ve dini bir temele oturtmaya çalışan ruhban sınıfı Lafargue tarafından ikiyüzlülük ile suçlanmaktadır. Lafargue’dan asıl eleştirdiği gayri insani koşullarda çalışmaya göz yuman ve gereksinimleri doğrultusunda sürekli çalışmayı göze alan proleterya gelmektedir. Öncelikle uykudaki işçi sınıfını eleştiriyor. İşçi sınıfından, gücünün farkına varmasını istiyor.Varmalı ki bu vahim tablo son bulsun.
Ağır koşullarda 5-12 yaş arasındaki çalıştırılan çocuklar için kongrede söylenenler vahşiliğin boyutunu bize göstermektedir.
''Birinci İyilikseverler (!) Kongresi'nde kongre üyelerinin alkışları arasında söylenen şu sözler:
'' Çocuklar için birtakım eğlence olanakları sağladık.Çalışırken şarkı söylemesini, yine çalışırken sayı saymasını öğretiyoruz onlara: Eğlendiriyor bu onları ve geçimlerini sağlamak için gerekli 12 saatlik çalışmayı cesaretle kabul ediyorlar.''
12 yaşında bile olmayan çocuklara 12 saatlik çalışma! üstelik madenlerde bile çalışabiliyor bu çocuklar sadece onlar değil gebe kadınlar, çocuk emziren kadınlar da bu halleriyle madenlerde aşırı ağır koşullarda çalıştırılıyordu.Dinlenme mola hakkı verilmiyordu.İşte bu kitap bu yaşananlara sessiz kalan ve bunun olmasını sağlayan en büyük etkenin işçi sınıfı olduğunu vurgulamaktadır.Buna tepki olarak insanların dinlenme hakkı olmasını yani tembellik hakkı olduğunu belirtiyor.Kitap o dönem için bir tepki bir başkaldırı bir uyanışın gerçekleşmesi için yazılmıştır.
112 syf.
·15 günde·Beğendi·7/10
Çalışma hayatının zorlayıcılığında "Tembellik Hakkı" başlıklı bir kitap sanırım herkesin dikkatini çeker. Çok çalışmaktan bizi kurtaracak formüller hep umudumuzdur.

Paul Lafargue formüller sunmasa da bu pek çok dile çevrilen, en çok okunan kitaplardan biri olan eserinde, 19. yüzyıl Avrupa'sında kapitalizmin vahşi emek sömürüsünü gerçekleştirdiği ilk dönemlerinde, çalışmanın bir dogma olarak emekçi halkın hayatına girmesini sorguluyor.

Kapitalizm sermaye birikimi ve kar için, burjuva devrimi sırasındaki özgürlük, adalet ve laiklik taleplerini zafere ulaştıktan sonra bir kenara bırakıp işçi sınıfına çalışmanın en kutsal eylem olduğunu benimsetmeye çalışmıştır. Din adamları, burjuva ekonomist ve ahlakçıları bunu sürekli empoze ederken işçi sınıfı da 12-14 saati bulan çalışma süreleri içerisinde büyük bir sömürüye hedef olmuştur.

Lafargue en büyük öfkeyi bu çalışma şartlarına karşı direnmeyip, taşkın ve gönüllü çalışıp ayrıca bunu karılarına ve çocuklarına da dayatan işçilere yöneltiyor. Bu çalışma aşkını insanoğlunu inim inim inleten, bireysel ve toplumsal yoksunluklara neden olan bir çılgınlık olarak görüyor.

Lafargue, anamalcı toplumda çalışmanın, zihinsel yozlaşma ile organik bozulmanın nedeni olduğunu belirtirken tarım ve çiftçiliğin köleliğe ve aşırı çalışmaya neden olduğuna işaret ediyor.

Bu durumun doğamıza aykırı olduğunu belirten Lafargue verdiği örnekler ve kısa çözümlemelerle, kendimiz için değil başkaları için çalıştığımızı ve hayatımızın hemen hemen tümünü dünyanın güzellik ve zevklerinden mahrum kalarak yaşadığımız gerçeğiyle bizi yüz yüze bırakıyor. Ve anlıyoruz ki benliğimize kazılmış bir görev olarak çocuklarımızı bu sisteme kah feda edilecek, kah çok çalışıp iyi bir hizmetkar olacak köleler olarak yetiştiriyoruz.

İyi çalışmalar...
https://yazarvar.blogspot.com.tr/...k-paul-lafargue.html
112 syf.
Kapitalist düzenin sert bir eleştirisi niteliğinde olan kitabımız, çalışma saatlerinin insanlık dışı bir noktaya getirildiği anda kaleme alınmış, birçok dile çevrilmiştir.

Kitap sanıldığı gibi tembelliği savunmuyor. Tembellik hakkından bahsedilirken vurgulanmak istenen asıl konu işçinin dinlenme hakkıdır. Kitabın yazıldığı dönem, işçiye hiçbir değerin verilmediği, 10 yaşındaki çocukların 13 saat çalıştırıldığı, kadınların -hamile ya da yeni doğum yapmış olanlar dahil- ağır koşullarda çalıştırıldığı, düzenin din adamları ve dönemin filozofları tarafından desteklendiği bir dönem.

İnsanların aylaklık etmeleri için yalnızca 2 günleri var. Bunun dışındaki zaman diliminde işçiler uyumak, erken saatte kalkıp uzunca bir yolun ardından -2 fersah yani 5 kilometre- yine uzun bir süre -13 saat- çalışmanın ardından evlerine dönmekten başka bir şey yapamıyor. Çalışma saatinin bu kadar çok olmasının yanında işçinin kazandığı kendisini yoksulluktan kurtaramıyor.

İşçiler için o dönemin ne kadar zor olduğunu anlayabilmek içinkitabın 28.sayfasındaki tespit yeterlidir sanırım:
"Haut-Rhin ilinde pamuk sanayi işçilerinin içinde yaşadıkları aşırı yoksulluk, şu yürekler acısı sonucu doğruruyordu: Üretici tüccarların, kumaşçıların, fabrika müdürlerinin ailelerinde yaşayan çocukların yarısı 21 yaşına basarken, dokumacı ve pamuk iplikçisi işçi ailelerde, aynı çağdaki çocukların yarısı iki yıl önce ölüp gidiyordu."

1789 Devrimi' ni gerçekleştirmiş ve İnsan Hakları' nı ilan etmiş olan Fransa' da, bir buçuk saat yemek molasıyla birlikte, işçilerin 16 saat çalıştırıldıkları bilinmektedir.

Kitabı anlayabilmek için dönem hakkında biraz bilgi sahibi olunması gerektiğini düşünüyorum. Tembellik Hakkı kitabından hemen önce okuduğum Ana-Maksim Gorki kitabı o dönemi anlamama epey yardımcı oldu.
112 syf.
·Beğendi·9/10
@onryucedag

lafargue çalışma saatlerinin fazlalığını eleştirdiği güzel bir deneme kitabı yazmış doğrusu. burjuvazı'yi doymak bilmeyen şişman bir yaratığa benzeten yazar bir çok aristokratıda çalışmayı yücelten yazıları sebebiyle , burjavizinin adamı olmakla şuçluyor. işçilerin sefil hayatına ve fabrika sahiplerin onlara ihtiyaçı olmasına rağmen işçilerin sesini çıkarmaması , daha iyi bir yaşam istememeleri nedeniyle ise proletarya sınıfına kızıyor. uzun cümleler bazen dikkatimi bozsada yazarın sitemkar hali beni tekrardan kitaba odakladı. işci sınıfın hayatından kesitler verirken güzel betimlenmiş cümleler kitabı daha okunası yapıyor bence. yazarın savundukları bazen uç vede ütopik gelsede hayal ettiği şey , toplumları daha yaşanılır bir yer haline dönüştürmek. bununda yolunun toplumun büyük bir çoğunluğunu oluşturan hizmet sektörü çalışanların daha az çalışması ve kendilerine daha çok vakit ayırması vede bol bol şenlikler düzenlemisi olduğunu söylüyor vede böylelikle daha adaletli bir yaşam olacağını düşünüyor.
okurken bana hayatın özünü sorgulatan tembellik hakkı , ağustos böceğine daha çok saygı duymama ve ayrıca bildiğim sandığım doğruları da sorgulamama sebep oldu.
112 syf.
·2 günde·8/10
Orijinal adı le droit a la paresse olan paul lafargue denemesi...

Tembellik Hakki kapitalist düzenin kiyasiya elestirisi devrimci yazinin basyapiti sosyalizmin klasigi niteligiyle Komünist Manifesto'dan sonra tüm Avrupa dillerine en çok çevrilmis olma onurunu tasiyor

1880'de Egalité dergisinde bölüm bölüm yayimlanan sonra da 1883 te kitaplasan bu saldiri yapiti 1905-1907 arasinda Çarlik Rusyasinda 17 baski yapmis ve Lenin e bakilirsa 1917 Ekim Devriminin kotarilmasinda büyük etkisi olmustur

Fransa da sosyalist düsünce ve eylemin önderlerinden biri olan Paul Lafargue Marxin damadi olarakta bilinir

Paul Lafargue neden tembelligi savunma geregi duymus ?
1848 de çalisma saati Paris için günde 10, tasra için 11 saat.
Yasama Meclisi 1848 de fabrika ve yapimevlerinde toplu çalisma saatini 12 olarak
sonralari bu 17 saate kadar çikacakti.

Komünizm zihniyetini benimsememiş bir kişinin bunu okuması zor
kitabı okuyan kişi '' vay be gerçekten haklıymış , yazar ...'' der

beğendiğim gönderiler
#26194739

#26195264


iyi okumalar =))
112 syf.
·Beğendi·8/10
Tembellik Hakkı
Paul Lafargue
Daha fazla çalışma, daha fazla üretim, daha fazla daha daha…
19. Yüzyılda insanların 12 saat 15 saat çalıştığı, maden ocaklarında daha fazla üretim için kadınların çocukların zorlandıkları, çırçır fabrikalarının bol bol üretim yaptığı, üretilen arz fazlası kumaşların, bezlerin satılması için pazar yaratmakta zorlanan kapitalizmin, savaşlar çıkardığı yılları anlatır yazar.
Hem kapitalizmin daha çok kar için çalışmayı kamçıladığı, hemde marksizmin çalışmayı övdüğü dönemde, insanların mutsuzluklarının temelinin, üretimin bir parçasından öteye gidemediklerinden kaynaklandığını dile getirir yazar.
Halbuki insanların sanayi devrimi öncesinde az üretirken, çok mutlu yaşadıklarına dem vurur.
Kısaca tembellik hakkı, Ne bu telaş bu koşturmaca, hayat akıp gidiyor, kaldır başını bir bak gökyüzüne, doğaya, yaşam kaçıp gidiyor diyor okuyucuya.
Minik bir kitap “Tembellik Hakkı” ancak derin düşüncelere gark ettiriyor insanı…
112 syf.
·Beğendi·8/10
Çok ince bir kitap olmasına rağmen insana devrim coşkusu verebilecek düzeyde bir eser olduğuna inanıyorum. Eser aslında kayıtsız bir şekilde tembelliği konu almıyor. Dini,siyasi ve sosyolojik koşullandırmalar ile proleterin, burjuva ve onun içinden çıktığı kapitalist sistem için günde 12-13 saat gibi azami sürelerde ve ağır koşullarda çalışmasının ve aslında bu durumun sürekliliğinin korunmasının esas sebebi olarak yine proleteri ve onun sınıf bilincinden yoksun kalışının ve çalışma aşkı ile yanmasının kapitalist sistemi ayakta tutan ve bu kadar vahşileşmesinin esas sebebi olarak göstermektedir. Eser gerçekten okunmaya değer ve günümüz modern köleliğini (beyaz yakalı,mavi yakalı vb.) ve sistemin nasıl dişlileri olduğumuzu mevcut sistemin işleyişini göz önünde bulundurursanız nasıl bir dünyada yaşadığımızı ve aslında hepimizin Antik Yunan kölelerinden bir farkımız olmadığını daha iyi kavrayabilirsiniz. Keyifli Okumalar...
112 syf.
·Beğendi·8/10
"Bizim ahlâkcılar pek alçakgönüllüdürler. Çalışma doğmasını icat etmişler ama, ruhu dinginlerstirmek, aklı neşelendirmek, böbreklerle öbür organların iyi çalışmasını sağlamakta ki etkinliğinden kuşku duyuyorlar."

Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan çok kısa olmasına karşın mesajını en iyi şekilde vermiş. Çalışma ahlakını övüp insanların sadece sağlıklarını, geleceklerini değil aynı zamanda düşünmeleri için boş zamanlarını da çalan patronlara indirilmiş sert bir elestiri niteliğinde. Aynı zamanda insanların beli bir koşulda çalışmaları gerektiği, fazlasının onları değil üstlerini zengin ettiğini çok güzel bir biçimde vurgulamış.

"Çalışma doğmasının aptallaştırdığı işçiler! Kıskanç bir özenle sizden uzak tutulan bu filozoflara kulak verin: Emeğini para karşılığında sunan bir yurttaş köle durumuna düşüp alçalır, yıllar boyu hapisleri hak eden bir suç işlemiş olur..."
112 syf.
·1 günde·Beğendi·6/10
Lafargue ismini Zamanın Melodisi kitabında görmüştüm. Karl Marx'ın damadıydı ve eşiyle birlikte intihar ederek hayatına son vermişti. Tembellik Hakkı aslında tembel olmayı öven bir kitap değil. Sanayi devrimi sırasında ortaya çıkan işçi topluluğunun zorlu iş koşullarına bir eleştiri. Bu eleştiriyi de zaman zaman hicivle sunuyor. Birkaç bin yıl önce insanların başkasının yanında çalışmasının küçümsendiği, günümüzde ise çalışacak bir işi olmayanlara acıyarak bakıldığı süreçte sanayi devrimindeki durumu ele alınıyor. Kendi adıma, dünyaya çalışmak için gelmediğimize inanıyorum. Bununla birlikte, çalışan insanlar olmasaydı da bugünkü gelişmişlik seviyesine ulaşamayacaktık.
Kentsoylu sınıfı, can sıkıcı çalışmasının acısını çıkarmak için, işçi sınıfından, yararlı üretime ayrılanlardan çok daha üstün olan işçileri uzaklaştırmış, ayırdıklarını da verimsizliğe, "üretimsizliğe" ve aşırı tüketime mahkûm etmiştir. Ama, bu yararsız insan sürüsü, doymak bilmez açgözlülüğüne karşın, çalışma dogmasının aptallaştırdığı işçilerin, tüketmeyi düşünmeden, tüketebileceklerin bulunabileceğini de akıllarına getirmeden, deliler gibi ürettiklerini tüketemez olmuşlardır. İşçilerin, kendilerini öldürürcesine çalışma ve yokluk içinde sürünerek yaşama gibi çılgınlığı karşısında, kapitalizmin büyük üretim sorunu üretici bulmak ve onların gücünü iki katına çıkarmak değil, tüketici bulmak, isteklerini kamçılamak ve onlarda sahte gereksinimler yaratmaktır artık.
"Bedence ve ruhça sapasağlamken, yasama zevk ve sevinçlerini birer birer elimden alan, beden ve kafa güçlerimi koparıp götüren acımasız yaşlılık, enerjimi felce uğratıp istemimi söndürmeden ve beni gerek kendime, gerek başkalarına yük olacak duruma düşürmeden, canıma kıyıyorum. Yıllardır, yetmiş yaşımı aşmamaya söz verdim kendime. Yaşamdan ayrılmanın yılı olarak bu dönemi seçtim ve kararımı uygulama yolunu tasarladım: deri altına siyanür enjekte etmek. 45 yıldan beri kendimi adadığım davanın, yakın bir gelecekte başarıya ulaşacağından emin olmanın büyük sevinciyle ölüyorum."
-Utan, proletarya! Halk masallarımızın ve eski hikayelerimizin sözünü ettiği, sözünün eri, dobra konuşan, içki düşkünü o dedikoducu kadınlar nerede? Taban tepip duran, hep yemek yapan, hep şarkı söyleyen, yaşam tohumları ekip neşe saçan, sağlıklı ve gürbüz çocukları hiç zahmetsiz doğuran o ehli keyif kadınlar nerede?.. Bugün kolu kanadı kırık cılız çiçekler olan, soluk renkli, kansız cansız, midesi sakat fabrika kızları ve kadınları var!.. Güçlü hazları hiç tatmadı onlar; kabuklarını nasıl kırdıklarını şöyle şen şakrak anlatamadılar bir türlü!
Paul Lafargue
Sayfa 18 - Kırmızı Kedi Yayın Evi
"... Masal hayvanları arasında, Seçim Güldürüsüyle başlanacaktır işe.
Odun kafalı ve eşek kulaklı seçmenlerin önünde, palyaço kılıklı burjuva adaylar, politik özgürlükler dansı edecekler, sayısız vaatlerle dolu seçim programlarıyla yüzlerini ve kıçlarını silecekler ve gözlerinde yaşlarla halkın sefaletinden, bakır sesleriyle Fransa'nın zaferlerinden söz edeceklerdir; ve seçmenler de koro halinde, güçlü bir şekilde anırıp baş sallayacaklardır : ai, ai, ai!
Ardından büyük piyes başlayacak: Ulus mallarının yağmalanması."
Paul Lafargue
Sayfa 57 - Kırmızı Kedi Yayınevi
"Bir dükkândan yüz ağartıcı ne çıkabilir," diyor Cicero ve ekliyor: "ticaret ne üretebilir namusuyla? Dükkân adını taşıyan hiçbir şey dürüst bir insana yaraşmaz (...) tüccarlar, yalan söylemeden kazanç elde edemezler, oysa yalandan daha utanç verici ne vardır! Öyleyse, emeklerine ve zanaatlarına aşağılık bir şey gözüyle bakabiliriz. Çünkü, her kim ki emeğini para karşılığında verirse, kendini satmış ve köle durumuna düşmüş olur."
İktisatçılar ise işçilere tekrarlayıp duruyorlar. Toplumsal serveti arttırmak için çalışın!
Ama bir başka iktisatçı, Destut de Tracy onlara şu cevabı veriyor:"Yoksul uluslar, halkın rahat ettiği uluslardır; zengin uluslarda ise halk genelde yoksuldur."

"Emekçiler, üretici sermayelerin birikimine katkıda bulunarak ,ücretlerinin bir kısmını er ya da geç ellerinden alacak olaya katkıda bulunurlar."
İşçiler, aşırı çalışarak kendi güçlerini ve evlatlarının güçlerini tükettiklerini; yıprandıklarından, vaktinden önce çalışamaz hale geleceklerini; kanlarını emen bir ahlaksızlıkla sersemlemiş halleriyle insanlıktan çıkıp insan müsveddesi olduklarını; kendi içlerindeki bütün güzel yetenekleri öldürerek yalnızca öfkeli çalışma çılgınlığını ayakta tuttuklarını anlayamayacaklar mıdır?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tembellik Hakkı
Baskı tarihi:
7 Mayıs 2014
Sayfa sayısı:
70
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054849413
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Aylak Adam Yayınları
Ah tembellik! Merhamet et bizim bu bitmek bilmeyen sefaletimize! Ah tembellik! Sanatın, soylu erdemlerin anası, insanoğlunun sıkıntılarına bir teselli ol!”

Paul Lafargue, ne çalışmanın yadsınması ne de kendi içinde boş zamanın kutsanması olarak kaleme aldığı Tembellik Hakkı’nda, yaşamın bir tür kutsanmasını gerçekleştiriyor. Sadece “sermaye dinini” ifşa etmekle kalmıyor, teker teker bireylerin üzerinde karar kıldıkları bir toplumsal değer olarak çalışmaya dayalı tüm toplumsal sistemlerin geçersizliğini savunuyor. Aynı zamanda hem gülünç hem ciddi, hem esprili hem de derinlikli bir metin olarak 19. yy’ın klasikleri arasındaki yerini almış Tembellik Hakkı, sekiz saatlik iş günü ve cinsiyet ayrımcılığı olmadan eşit işe eşit ücret gibi taleplerin de sistematik bir biçimde ilk defa dile getirmiş olmasıyla önem kazanıyor.

Kitabı okuyanlar 1.066 okur

  • Şulenur Gül
  • HÜSEYİN KAHRAMAN
  • ANY
  • Rıza Uludoğan
  • Büşra Öztürk
  • Sibel Per
  • Esra Yılmaz
  • Yavuz Yıldırım
  • Karaca
  • İmge

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları