·
Okunma
·
Beğeni
·
4.007
Gösterim
Adı:
Tersi ve Yüzü
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Kitabevi
Baskılar:
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
SADECE 2 SAYFADA ALBERT CAMUS.


Öncelikle ilk eseri olduğunu ve 1935-1936 yılarında yani 22 yaşında iken,kendisinin de kabul ettiği gibi acemi olduğu zamanlarda kaleme aldığını belirtmiş.(Tabi ki acemi değil)

Kitabın baskısına 1958 de yani 23 yıl sonra önsöze şunu ekler: " Ama yaşamın kendisi hakkında, Tersi ve Yüzü'de acemice söylenenden daha fazla bilmiyorum."


Eser 5 tane kısa denemeden oluşuyor. Önsöz ve denemeler ile beraber sadece 51 sayfa,
sayfa sayısına bakıp aldanmayalım çünkü geri kalan hayatını bu 51 sayfayı açıklamakla geçiriyor.


-"Yaşama Aşkı" adlı denemesinin sadece ilk 2 sayfası üzerinden hem kitabı incelemek hem de yüzlerce sayfayı iki sayfaya nasıl sığdırdığını yani yoğunluğunu görelim.
Sadece 2 sayfayla kitap ve yazar mı incelenir diye siz tepki vermeden önce alıntılar yaparak Yazarı AZ tanıyor olduğumuda belirterek denemesine geçeyim.

==============Spoiler=================

----Palma'da gece dolaşırken bir bara giriyor:
"Bir orkestra, renk renk şişeli bir BAR ve omuz omuza, ÖLÜMÜNE sıkışmış insanlar bir MUCİZE sonucu yerleşmişlerdi."

Bar: Burda barı dünya olarak ele alıyoruz.

Ölümüne: Aslında çok basit bir tamlama  gibi dursada Ölümüne sıkışmak kelimesi Albert'in üzerinde baya bir durduğu konu.
Dünya-Ölüm ve sıkışmak aynı cümle de yani bar diye tasvir ettiği dünyadan çıkış yolu ölüm aslında


Mucize: Varoluşculara göre insan dünyaya tanrı tarafından vb. şekillerde değil amaçsızca dünyaya fırlatılmışlardır. Bu şekilde insanların rastlantısal birleşimi olan dünyaya gelişimize mucize diyor.

---------------------------------
"Tüm müşteriler erkekti. ortada iki metrekarelik bir boş yer. GARSON buradan odanın dört bir köşesine kadehler ve şişeler yolluyordu."

Garson: Öncelikle barın ortasında yani dünyanın merkezinde yer alıp bunca sıkışıklığa rağmen 4 bir köşeye yetişen ve içki dağıtıp insanları sarhoş edip bilinçsiz hale gelmesine yardımcı olan  bu Garson diye tanıttığı aslında Tanrı adına yani din adına çalışan insanlar Rahipler vs.
Dinin insanları gerçeği görmemek için sürekli uyuşturduğunu ve bilincine el koyduğunu belirtiyor ve insanlar sıkışırken 2 metrekare alanda  Dini kullananların her şeye rağmen rahat bir alanı olduğu da vurgulanmış.
--------------------------
Birdenbire bir zil sesi duyuldu, halkanın içine bir KADIN ATLADI. YİRMİ yaşındaydı.Bu kadının BOYU bir seksendi. KOCAMANDI 150 kiloya yakındı. Karnını öne doğru dalgalandırdı. Sonra  iyi bilindiği anlaşılan bir ŞARKI  istedi. 
Kadın hem söylüyor hem de SEVİŞME öyküsüne girişiyordu. Tüm salon EZİLMİŞ gibiydi. Nakarata gelince kadın göğüslerini avuçlayarak şarkısını sürdürdü.

Kadın: Garsonlar Din adına çalışanlar ise bileceğiniz üzere kadın ise Tanrı oluyor.

Atladı: Burası bar(dünya) neden atlıyor ki girmek varken çünkü Dünya da Tanrı diye bir şey yok biz tepeden düşme şekilde kendimiz kurguluyoruz dünyamıza zorla sokuyoruz demeye getiriyor.


Kocamandı: Tanrının yani dinin dünyanın çoğu yerini kapsadığını ve İnsanların dinleri abartmasından dolayı büyüdüğüne.


Boyu 1.80: Tanrının her şeyi gördüğü şekilde kurguladığımızı ve herkese tepeden baktığı için eşit olmadığına


Yirmi yaşındaydı: Yirmi yaşında yani kabul etmek gerekirse kadınlar her yaşta güzel öncelikle belirteyim :) ama bir kadının en çekici olduğu yaşlar 20 li yaşlar. Tanrıyı itici bir şekilde tipleyip (150 kilo etleri yere sarkıyor vs.) sonra 20 yaşında demesi dinin dünyada yıpranmasına, bozulmasına rağmen hala eskimeyip insanlara genç ve çekici gözüktüğünü


Şarkı:Kadın(Tanrı) burda isteği insanlardan alıyor kendisi seçip söylemiyor.Çünkü insanlara insanların kendi duymak istediği şeyleri söylemek istiyor.
Tabi ki şarkı Kutsal kitaplar anlamında oluyor.


Sevişme: Bu cinsel iç güdü insandan söküp atılamayacak kadar güçlü olduğu için Tanrıya da bu şekilde vazgeçemeyek ve bitmeyecek derecede bağlanıldığını (Daha farklı boyutlardan da bakılabilir ama geçiyorum)


Ezilmiş: Dinlerin altında insanların sıkışıp kaldığını.
--------------------------------

" Sudan çıkmış iğrenç bir tanrıça gibi, alnı bön ve dar gözleri çukurda, dizinin hafif bir TİTREMESİ ile yaşıyordu.KOŞUSUNU yeni bitirmiş atlar gibi. Yaşamın düşkün ve ÇOŞTURUCU görüntüsü gibiydi...


Dizinin titremesi ise Dinlerin düşüşünün yakın olduğunu artık daha fazla dayanamayacağını belirtmiş.

Koşusunu yeni bitirmiş at: Dinlerin yorgunluğunu ve tükenmişliği


Çoşturucu görüntüsü gibi: Sanırım burda aynı kitabın "Alay" adlı denemesine gönderme yapıp bu manzarayla çosturucu diyerek dalga geçiyor.


Bu arada barda ki herkes erkek demişti tek tip insan işlenmiş bireye indirgediğimizde cinsiyeti ortadan kaldırmış  bunlar bütün insanlar için geçerli.( Neden müşteri erkek Tanrı kadın konusuna girmek baya uzatır incelemeyi girmiyorum)

---------------------------------


İlk 2 sayfa demiştim ama sadece yarım sayfa çıkacak cümlelerden saatlerce sürecek inceleme yapılabilir.Çok uzamasın diye de kısa kestim.İki sayfa da bunlardan ayrı 15 20 simge daha var. Detaylı incelemeyi geçelim kabaca incelemek istesek bile kısa tutulabilecek bir yazar değil.


Albert Camus kitaba değil her kelimeye anlam yüklebilecek kapasitede olduğunu görüyoruz. Bazen bir paragrafında 15 20 dakika takılı kalıyorum.

Eseri tavsiye ediyorum ama önce kendisi hakkında ön bilgi edinmek gerektiğini belirtirim.

Yoksa 2 günde anlayamayacağımız bir yeri 2 dakida geçebiliriz. Yani kitabın adı gibi
Tersi ve Yüzünün neresi olduğunu anlamadan geçebiliriz



Çözümlemeler yazarın görüşlerini AZ da olsa bildiğim için kitabından kendi çıkarımlarımdır belirttiğim gibi kabaca tanıyorum kendisini yanlışım olabilir. Bu arada felsefesini sadece okuyorum ilgilenmiyorum.
Hayatıma dahil ettiğim yazarların hayatına da dahil olurum ben. Uzun zamandır hayatı ve düşünceleri hakkında araştırma yaptığım bir isimdi Albert Camus... Niye okumayı bu kadar ertelediğimi soracaksınız biliyorum. Feleğin çemberinden geçmek diye bir deyim vardır. Bazı yazarları ve kitapları okumak -dahası anlamlandırabilmek için- o çemberden geçmek ve belirli bir olgunluğa erişmek gerektiğine inanıyorum. O yüzden, cebimde hep okumayı beklediğim yazarları taşırım ben. Ne zaman ki vakti gelir, onları ordan birer birer çıkarır, hayatlarına dahil olur, okumaya başlarım. Albert Camus da cebimden çıkıp kalbime yerleşen yazarlar arasına girdi bile şimdiden.

Tersi ve Yüzü kitabına gelecek olursak, Camus' nun daha 22 yaşında toy bir delikanlıyken yazdığı ilk kitabı... Çocukluk ve gençlik döneminde Cezayir'de annesi ve ninesiyle birlikte yaşadığı yoksul hayatının izlerini taşıyan öykü ve anlatı tarzında 5 denemeden oluşmaktadır. Kendisi her ne kadar acemiliğim dese de okuduğunuzda bunu kesinlikle deneyimli bir yazarın elinden çıkmış hissi yaşıyorsunuz. Özellikle 'Alay' denemesinde yaşlılık ve ölüm üzerine yaptığı gözlemler çok etkileyiciydi. 'Yaşama Aşkı' denemesinde yaşama ve yine ölüme karşı olan görüşleri Camus' nun gelecek kitaplarındaki görüşlerinden farksızdır ve bir anlamda da kaynağıdır. Hayatın tersini ve yüzünü bize yine karşıtlıklarla anlatır. Umutsuzluğun olduğu yerde yaşama aşkının başladığını ifade eder.

Kitaptaki en güzel yer önsözlerdi belki de. Camus' nun 1958 yılında kendisi ve bu ilk kitabı hakkında yazdığı uzunca samimi bir yazısı vardır. Bu yazısında yoksulluğunun ve ailesinin kendisini olumlu yönde etkilediğini, ona hıncı değil de sadakati öğrettiğini, aradan yirmi yıl geçse dahi yazarlık konusunda aslında çok da ilerleyemediğini ifade eder.

Yazının bir yerinde şöyle der Camus: “Bir gün, Tersi ve Yüzü ’nü yeniden yazmayı başaramazsam, hiçbir şey başaramamış olacağım.” Maalesef erken ve ani gelen ölümü bu hayalini gerçekleştirmesine engel olmuştur.

Siz de hala Albert Camus' nun dünyasına adım atmadıysanız; Yabancı, Veba, Düşüş'le falan değil de bu kitabıyla başlayın, derim.
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.603 Oy)8.888 beğeni28.914 okunma842 alıntı140.624 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.399 Oy)19.163 beğeni43.699 okunma3.024 alıntı184.306 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.343 Oy)9.305 beğeni25.842 okunma1.849 alıntı119.715 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.503 Oy)8.098 beğeni22.958 okunma854 alıntı90.571 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.377 Oy)3.481 beğeni10.600 okunma5.405 alıntı96.326 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.776 Oy)13.498 beğeni34.773 okunma3.443 alıntı147.115 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.061 Oy)6.410 beğeni16.942 okunma2.961 alıntı86.654 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.695 Oy)5.799 beğeni19.803 okunma838 alıntı102.006 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.943 Oy)8.907 beğeni26.500 okunma2.697 alıntı115.683 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.619 Oy)9.119 beğeni25.520 okunma1.542 alıntı127.891 gösterim
Bu kitaptan bahsederken, bunu yazmadan konuşmak geleneğe aykırı: Üstad, bu kitabı 22 yaşında yazıyor ama uzun süre bu kitap geniş bir çevrede tanınmıyor; ancak 1958'de yazar, kitabın basımına karar veriyor.

Kitaba 10 puan vermiş olsam da 100 üzerinden puanlayacak olsam 96 olurdu. "Başkaldıran İnsan" ı bir kenara koyarsak, bugüne kadar okuduğum Albert Camus kitapları arasında beşinci sırada yer alır. Başka bir yazardan bahsedecek olursak 'her kitabı farklı bir dünya ve kitaplarını karşılaştırmak haksızlık olur' diyebiliriz ama Albert için öyle denmez. Bu noktayı açıklamak için, Tahsin Yücel'in önsözünden yardım alalım:

"Tersi ve Yüzü düz bir yolun başlangıç noktası değildir yalnız, her zaman dönülen, her zaman özlenen, her şeyi besleyen kaynaktır, ışığın fışkırdığı noktadır."

Albert Camus ise 1958 basımına yazdığı önsözde "kariyerindeki en parlak eser olduğu fikrine katılmadığını" belirtmekle birlikte, şu satırları yazıyor:

"...bir gün, 'Tersi ve Yüzü'nü yeniden yazmayı başaramazsam, hiçbir şey başaramamış olacağım, işte benim bulanık inancım."

Albert, erken ölümü olmasaydı muhtemelen daha üstün eserler yazacaktı, tarz olarak bu kitaba benzer diyebileceğimiz "Sürgün ve Krallık"ta daha iyisini yazdığını düşünmüyorum şahsen. Tam olarak o tarzda olmasa da, bu kitapta da bazı ipuçlarını görebileceğimiz "Düşüş"ün daha üstün bir çapta yazıldığını söyleyebiliriz. Ama bu kitabın hiç de hafife alınmaması gerekir. Şöyle ki, bu kitapla ilgili bilgim olmasa ve biri bana "Albert ölmeden önce bu kitabı yazmış" dese hiç şüphe etmezdim.

Yücel'den devam edelim: "Oysa, söylemek bile fazla, bir yazarın daha ilk yapıtında kendini bulduğu, kendini söylediği enderdir. (...) Albert Camus'nun böyle (uzun ve çileli bir olgunlaşma süreci) geçirmemiş ender yazarlardan biri olduğu söylenebilir."

Albert bekleneceği üzere tevazu ile birlikte, "...deha bir yana, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilmez." dese de, bu noktada Yücel'e daha çok katıldığımı belirteyim. Albert'in dehasının ışıkları bu kitapta ortaya dökülmüştür ve geriye sadece doğru zamanı beklemek kalmıştır. -kim bilir erken ayrılmasa dünyadan daha neler görecektik-

Yücel daha sonra şunu yazar: "Camus kendisinden ve çevresinden hiçbir yerde buradaki kadar açık ve dolaysız biçimde söz etmemiştir."

Camus'nun en azından benim gözümdeki en değerli özelliklerinden biri de eserlerine asla belirgin bir şekilde kendini yerleştirmiş olmaması oldu. Burada ipuçları olsa da, yine otobiyografik bir eser olmadığı ve okuyucuyu sıkmadığı kesinlikle söylenebilir.
Bu kitap Camus'nün ilk kitabı.Camus daha 22 yaşındayken yazmış bu kitabı. Bakmayın yetmiş sayfa göründüğüne. Toplamda kırk sayfa aslında. Hem çevirmenin hem de Camus'nün önsözleri var uzun uzun.Kitabın eski olmasından ötürü baskısının az olması nedeniyle pahalıya satıldığını öğreniyor yazar. Aslında bu kitabı tekrar yayımlamayı düşünmüyormuş, burada kendi eksikliklerini, acemiliğini açık bir şekilde gördüğünden. Ama okurlardan kitapla ilgili bilgi alması ve istenmesi tekrar basılmasında etkili olmuş.
"Neden bunu okuma hakkı yalnız zengin okurların olsun?" diyor önsözde.
Deneme ve öykü türünde yazılmış bir eser diyebilirim. İçinde beş tane öykü var. Kitabın ana temaları, başkaldırı, basitlik temaları. Bunun dışında, yalnızlık teması da ağır basıyor. Kitap kısa ama bitirince uzun soluklu bir roman okumuş gibi hissettiriyor. Yani dolu dolu bir kitap. Altını çizdiğim bir çok cümle oldu.
Öncelikle yaşlılarla ilgili gözlemlerini paylaşıyor yazar bizimle. Yaşlıların ölüme, gençlere göre daha yakın olmalarından ötürü nasıl da ilgiye muhtaç olduklarını, bir çift sözlerini dinletebilmek, yaşlarının getirdiği bir otoriteye sahip olduklarını kanıtlamanın onlar için önemini eleştiriyor.
Ardından, yine yaşlı bir kadının ölmesine yakın eline geçen yüklü miktardaki parayla kendine mezar yaptırışını.. Daha ölmeden sürekli kendi mezarını ziyaret etmenin, kadında alışkanlık olmasının ironikliğini.
Ayrıca yolculukların, yabancı şehirlerde kendi başına olmanın, yabancı olmanın, yalnız olmanın hissedilişi ve bununla nasıl başa çıkıldığı önemli diyor yazar. Kendi olmanın, kendini bulmanın yollarından biri yabancılık.Her şeyin nasıl da basit olduğuna, basitliğin tehlikesine(!), yaşama, yaşamın gerçekliğine, abartılmasına ve tüm bunların basitliğinden ötürü sahip oldukları derinliğe vurgu yapıyor. Son olarak; Albert Camus severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Camus ile tanışmak isteyenler için de iyi bir başlangıç kitabı.
Albert Camus,
Açıkcası eseri okurken en çok etkilendiğim kısım eserin önsözü oldu. :)
Önsözleri çok severim. Çoğu zaman okur olarak acaba yazar bunu yazarken ne düşündü? Ne hissetti? Neler yaşadı? Dediğimiz, merak ettiğimiz dönemler olur. Maalesef bu sorularımızın çoğu yanıtsız kalır, ama Camus bunları sanki hissetmiş gibi, öyle güzel uzun uzun anlatmış ki teşekkür etmemek imkansız. Yazarın kendini eleştirmesi okurken beni cezbetti. Bu kadar açık görüşlü olması iyi ve kötü yanlarını söylemesi, bununla sınırlı kalmayıp hayatta yaşadığı sıkıntıların ona kattığı değerleri bizimle paylaşması...
Camus karşımda oturuyormuş da onunla birebir kitabı hakkında konuşuyormuşum bana danışıyor, fikrimi soruyor, dertleşiyor hissine kapıldım. Eseri çıkardığı dönemlerde yaşadığı olaylar, kendi hisleri o kadar doğal içten, samimi ve mütevazi ki kendine hayran bırakıyor.
Camus,
Tersi ve yüzü eserini henüz 22 yaşındayken yazmış. insan düşünüyor o yaşlarda bu kadar iyi yazılabilir mi acaba diye. Eseri hakkında aldığı yorumların çoğu olumluyken kendi fikrini kitabın önsözünde şu şekilde bildirmiş.
"Brice Parain, sık sık yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer. Hayır, aldanıyor, çünkü deha bir yana, insan, yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilmez. Ama... Parain'in söylemek istediğini anlıyorum. Bu acemice sayfalarda, sonradan yazdıklarımdakinden daha çok gerçek aşk bulunduğunu söylemek istiyor. Haksızda değil." Camus'un okuduğum diğer eserlerini de göz önünde bulundurarak söylüyorum farklı bir tarzı, hayata karşı farklı bir bakış açısı varmış.
Tersi ve Yüzü eserini okurken açıkcası zorlandım onun kafa yapısını çözmek benim için biraz güç oldu. Ağırlıklı olarak hissedeceğiniz yalnızlık içinize iyi gelecek. Albert Camus tarzı bir toplum eleştirisi yaparken bulacaksınız kendinizi.
Kitaptan güzel bir alıntıyı da burda paylaşmak isterim. :)
" Ama bir de, ruhumuzu hasta bulunca, her varlığa, her nesneye, mucize değerini veririz. Düşünmeden dans eden bir kadın, bir perdenin ardından görülen bir masa üstünde bir şişe: her imge bir simge olur."
İnsanı bu denli düşünmeye ve sorgulamaya sevk eden bir yazar daha yeryüzüne gelir mi? Bilinmez. 70 sayfalık bir kitap. Ama her bir cümlesi üzerinde günlerce düşünebileceğiniz, kendi kendinizle tartışabileceğiniz sayfalara sahip. Dünyanın tersi ve yüzü, yaşam ve ölüm değil midir? Peki yaşam ve ölüm arasındaki sessizlik? Kitapta daha çok yaşam ve ölüm arasındaki o adı konulamayan, soyut ama bir o kadar da gerçek olgudan bahsedilmiş. Ayrıca Camus, daha toyken yazdığı bu deneme kitabında aslında sanata dair de minik sırlar vermiş. Belki de bizi yaşama bağlayan şey kaybetme korkumuzdur. Korku, bir şeylerin eskisi gibi olamayacağı düşüncesi bizi yaşama aşkına koşullandırır. Bir yandan da yaşam çok kısadır ve bu kısa yaşamda bu kitap okunmalıdır.
Albert Camus kitabı henüz yirmi iki yaşındayken yazmıştır. Kitap, daha çok öyküye benzeyen beş denemeden oluşuyor. Daha sonra yazacaklarının ana hatlarını oluşturan bir kitap olduğunu söyleyebiliriz. Camus'yü yazmaya yönelten düşünce kitapta geçen bir tümceden anlaşılıyor aslında. "Birdenbire anlar ki yarın da böyle olacaktır, öbür gün de, bütün öteki günler de. Bu çaresiz buluş ezer onu. İşte böyle düşünce öldürür insanı. Bunlara katlanamadığından öldürür insan kendini ya da, gençse, tümceler yapar bunlarla." diyor Camus. Yani "ölüm" yerine yazmayı seçiyor. "Düşüş" ve "Sürgün ve Krallık" adlı kitaplarıyla karşılaştırınca "tersi ve yüzü" çok daha hafif bir kitap.
Fazlaca duyduğum ama hiç okumadığım bir yazardı. Kitabın arkasını okuduğumda ilk cümle şuydu "Brice Parain, sık sık yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer." Bende dedim ki madem en iyisi bu bununla başlayayım. Kitap 70 sayfa kadar, yazarın ilk kitabı. İlk 28 sayfa önsöz ve çevirmenin incelemesi. Direk kitaba başlamayın, önsözü okuyun, çevirmenin yazısını okuyun. Kitap hikaye tarzı denemelerden oluşuyor. Başka insanları anlatıyor Camus, ama hepsinde kendinden bahsediyor bi bakıma. Bazı yerlerde okuduğunuzu anlamayabilirsiniz ama okumaya devam edin çünkü daha sonra anlıyorsunuz. Ben oldukça beğendim bu küçük ve doğal kitabı.
Albert Camus'un okuduğum beşinci kitabı oldu. Tahsin Yücel'in önsözünden öğreniyorum ki Tersi ve Yüzü yazarını ilk yazdığı ilk esermiş. Albert Camus kitabı 22 yaşında yazmış. Bir yazarın bu yaşta bu derin fikirlere sahip olması mükemmel ve şaşırtıcı bir durum. Tersi ve Yüzü 72 sayfa ama kitaptaki denemeler 40 sayfa oluşturuyor. Kitapta en çok önsöz ve kitabını öneminin bulunduğu kısmı beğendim. Kitap 5 denemeden oluşuyor. Denemelerin konusu ise, hayat hikayeleri ama öyle basit hayat hikayeleri değil. Alay denemesinde yaşlılık ve ölümü sorgulatmış. Yaşama Aşkı deneme ise bu cümle ile özetlenebilir: "Yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur" Tersi ve Yüzü'ndeki bazı konuları diğer eserlerinde de yer yer görüyoruz. Yazar genel olarak yalnızlık teması üzerinde durmuştur. Son olarak, Albert Camus Tersi ve Yüzü'nü tekrar yazmak istemiş. Erken ölümü buna engel oldu. Albert Camus'a edebiyata başlangıcını görmek istiyorsanız Tersi ve Yüzü okuyun...
Camus ile tanışmam bu kitabı ile oldu. Çok geç kalmışım, çok. Karşılaştığımız anda sarstı beni. Çok etkileyici bir kalemi, müthiş betimlemeleri, alıcı bir uslübu beni benden aldı kendi dünyasına götürdü. Dünyaya bakış açısı ve düşünceleri yadsınamaz derecede gerçekçi. Camus'un da dediği gibi açık görüşlülük ve basitlik... Kısa bir kitap ile bize birçok şey anlatmış. Benim başyapıtlarımın arasına girmiştir.
22 yaşında bir insanı günümüz yaşıtlarına göre kıyasladığımızda ağzı açık bırakacak ama kendi içinde yaşına uygun bir ölçüde olduğuna inandığım bir kitabı ele almıştır. bir camus, değil 22 ,18 yaşında bile bunları dile getirebilirdi herhalde diye düşündürmüştür, o yüzden bu yaş değerlendirmesini akranlarında değil camus'nun içinde yapmak lazım gelir.
diğer kitaplarına zemin hazırlığının ruhunu hissettim mi? fazlasıyla. camus'nun kendini ilanı da diyebiliriz belki bu baş ve ilk yapıta. kekremsi bir umursamazlığın temelini bu kitapta işte tam da şu paragrafta yansıtmıştı; ''...kahramanlarımın 'büroda geçirdiğim saatler olmasaydı, halim ne olurdu?’ ya da ‘karım öldü, ama, bereket versin ki, tamamlanacak bir sürü evrak var yarına,’ diye konuşacakları romanlar yazmak gelir hep içimden.”
toyluğunu sadece ve sadece dikkatle okuduğum zaman dilimlerinde kendini hunharca aktarma dürtüsünde hissettim. dolmuştu da tüm güzel kelimeler bir araya gelmişti sanki. aslında bu noktada da camus karakteri dökülüyordu sokaklarımıza. yine bir uçlarda yaşama, yine bir benim grim yok edası hakimdi. ''yaşama umutsuzluğu yoksa, yaşama aşkı da yoktur.'' cümlesi ve daha bu tarzdaki onlarca cümle ile siyah ve beyazı gri yapmadan yansıtmıştı, bu devrim midir? bir başkaldırı olduğu kesin. sizi soktuğu yahut zaten orada olduğunuzu hissettirdiği bataklıktan çok küçük nüanslarla çıkarmasını yine bu zıt ruh haliyle bilmiştir.
peki kimler mi okumalıdır? nüansları yakalamak isteyenler, karamsarlık çukuruna girince o çamurlardan merdiven yapabilecekler.
Bu kitabı okuduğumda ilk aklıma gelen şuydu: "Ne kadar çok acı çekmesi gerekmişti, bu kadar güzel yazabilmek için." Daha hayatının başında sayabileceğimiz bir yaşta gelecek yapıtlarının sağlam bir temelini bu kitapta atar. Onun bu kadar güzel yazması belkide içinde bulunduğu koşulların etkisiydi. Ama ondan daha iyi yaşamın igrençliğine sırt çeviren bir yazar daha bilmiyorum. Neden bu kadar geç okudum keşke daha erken okuyabilseydim de şuan çok farklı bir konumda olurdum dediğim bir kitap... Kitap çok kısa olmasına karşın bende uyandırdığı izlenim bir çok kalın ve içi boş şeylerle doldurulmuş kitapların yanından dahi geçemeyeceği kadar güzel bir kitap. İlk yapıtı olması daha o zamndan nasıl kaliteli bir yazar olacağının mesajını veriyor. En önemli eserlerinden "Sisifos Söyleni" tarzı yazılmış, "Yabancı" kitabının üslubu ve "Düşüş"ün izleklerine rastlanır. Belli başlı temaları ele alıp farklı bir bakış acısı kazandırıyor. Aslında söyledikleri çok basit ayni zamnda çok sade bir dille anlatır. Örneğin; "Yarın her şey değişecek, yarın," der, hemen arkasından da ekler: "Birdenbire yarının da böyle olacağını anlıyor, öbür günün de, tüm öteki günlerin de." İşte asıl burda başlıyor felsefesindeki güzelliği ve kendisini herşeyden soyutlamanın habercisi olduğunu. Varolana karşı gelen bu içten ilgisizliği insanı şaşırtacak derecede korkunç ve bir o kadar da güzel. Ve son olarak Camus hakkında şunu söyleyebilirim, "Bu kokuşmuş var olana ondan daha iyi sırt çeviren olmadı, olamayacak da..."
'Ölüm' toprağı üzerinde,
savaşlar, çığlıklar, adalet ve aşk çılgınlığı...
Bu güçlere set çeken şey yoksulluk değildi:
Afrika'da deniz de, güneş de bedavadır.

Gerçek engel önyargılardı ya da ahmaklıktı.
İçimdeki kargaşayı,
Kimi içgüdelerin şiddettini,
İçine atılabileceğim amansız vazgeçişi bilirim.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tersi ve Yüzü
Baskı tarihi:
1963
Sayfa sayısı:
87
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ataç Kitabevi
Baskılar:
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları