·
Okunma
·
Beğeni
·
11,1bin
Gösterim
Adı:
Tersi ve Yüzü
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725029
Orijinal adı:
L'envers Et L'endroit
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
"Brice Parain, sık sık, yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer... Hayır, aldanıyor, çünkü deha bir yana bırakılırsa, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilemez. Ama Parain'in söylemek istediğini anlıyorum.Bu acemice sayfalarda, sonradan yazdıklarımdakilerden daha çok gerçek aşk bulunduğunu söylemek istiyor, haksız da değil... Bu sayfaların yazıldığı zamandan beri, yaşlandım, çok şeyler görüp geçirdim. Sınırlarımı, sonra hemen hemen bütün zayıflıklarımı tanıyarak kendi hakkımda bilgi edindim... Herkes gibi ben de düşlerim bazı bazı. Ama iki sakin melek onun eşiğinden hiçbir zaman geçirmediler beni; biri dostum yüzünü gösterir, öbürü düşmanın suratını. Evet, bütün bunları biliyorum, aşkın neye patladığını da öğrendim ya da aşağı yukarı. Ama yaşamın kendisi hakkında, "Tersi ve Yüzü"nde acemice söylenenden daha fazlasını bilmiyorum."
-Albert Camus-
124 syf.
·7 günde
Camus'nün okuduğum ilk kitabıydı ki son olmayacağı hususunda kendime söz vermiş bulunmaktayım.

İncelememi sistemsel değil anlamsal kurguladım ve burada okuduklarınız benim çıkarımlarım, dolayısıyla siz okuduğunuzda bambaşka bir Camus ile de karşılaşabilirsiniz ve belki de uyuşur düşüncelerimiz, kim bilir.. :)

Kitap 5 hikayeden oluşuyor, ama hikayeler bildiğimiz tarzda değil, daha deneme şeklinde yazılmış. İlk hikaye yaşlılık ve ölüm üzerine ilerlerken ikinci hikaye yoksulluk ve basitlik üzerinden kurulmuş.

Üçüncü hikayenin ise rastgelelik ve sıradanlığı konu edindiğini görüyoruz, özellikle bu hikayede Camus kendi kendiyle girdiği düşünsel bir gezi dünyasına çekiyor bizi ve burada şehirler yaşantıları esir alıyor.

Dördüncü hikayede cinselliğin, yaşama arzusu ile devindiği fakat onu tam manasıyla karşılamadığı vurgulanmış. Bir güvercinin uçuşundaki huzur bir kadının dans edişindeki cazibeden daha uzun nitelikli bir basitliğe ve sürdürülebilirliğe işaret edebiliyor. Yaşam susamak gibi Camus'ye göre, bu bölümde tam olarak bu arzunun hiçbir zaman bitmeyeceğini vurgulamış. Tekerrür eden bir basitlikle yaşama aşkı, her zaman umutsuzluğun gölgesinde varlığını sürdürüyor anlaşılan.

Son bölüm ise kitaba ismini veren bölüm: Tersi ve Yüzü.
Bu bölümde ise insanın olduğu şeyle olacağı şey arasındaki çekişmeyi bize gösteriyor; yani tersini ve yüzünü..
'Zamanın kumaşından kesiyor' Camus, insanın tersini ve yüzünü. Gerçekliğin imgesinde insanlığı ve basitliği överken, ışığın cesareti körüklediğini belirtiyor, ölümden ziyade. Sanırım ben en çok bu bölümde kendimi buldum..

Kitabın geneliyle ilgili ise şunları söylemem gerekir:

Sanki Camus düşüncelerini konuşur gibi yansıtmış cümlelerine, o konuşurken biz okuyormuşuz ama tam manasıyla giremiyormuşuz gibi özüne.. Biraz daha uzun kursa cümleyi değeri kaybolacak, aklından uçup gidecekmişçesine korkarak oluşturulmuş gibi geldi bana.

Cümlelerin kısa olması ya da düşünce hızında olması yanıltmasın sizi, her biri ayrı ayrı duygu yüklü, her birinde bir acının bilinci gizli. Dehşet veren bir sadeliğin, okuyucunun gözüne çarpması gibi çarpıyor o duygular, eğer gerçekten hissederek okursanız.

Daha önce bu kadar sade ama güçlü betimlemeleri olan bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Ayrıca bu betimlemeler o kadar kuvvetli ki, bir kahvenin pis kokusunu duyumsarken aynı zamanda römorkörden gelen kalın sesi yüreğinizde hissedebiliyorsunuz. Tam o sesle gözlerinizi kapattığınızda ise dünyanın varlığı kendi varlığınızın içerisinde yeniden bir sorgulamaya tabi tutuluyor, sanatın gerçekliği alt ettiği bir kahvede, felsefeyi cümlelerine, bir aşçının son dokunuşu gibi yerleştiriyor Camus.

Ölüme bakış açısı da pek çok düşüncesi gibi bir rastgelelik taşıyor, sıradan ama bir o kadar çarpıcı bir ölüm görüyoruz hikayelerinde.. Adeta ölüm için yaşıyoruz fakat tüm yaşadıklarımız onun gerçekleşmemesi için bir araya gelmiş parçalar gibi.
Yaşam parçalanmış bir vazo, ölüm ise onun kırık dökük birleştirilmiş son hali gibi..

Açıkçası tüm bu yazdıklarım saçma olacak derecede basit ve bir o kadar da karmaşık bir kitabın içerisinden çıkardığım küçük parçalar. Çok severek okudum, sayfa sayısının azlığı sizleri yanıltmasın, her bir bölüme cilt cilt kitaplar yazılabilir...

Mümkünse bazı kısımları gözlerinizi kapayarak okuyun, kahvenin pis kokusu, müziğin sesi o zaman hissedilebilir oluyor..

Şimdiden okumayı düşünen herkese keyifli okumalar diliyorum.

Not: Okurken hissetmeyi sevenler, kesinlikle okumalı..
72 syf.
·2 günde·8/10
SADECE 2 SAYFADA ALBERT CAMUS.


Öncelikle ilk eseri olduğunu ve 1935-1936 yılarında yani 22 yaşında iken,kendisinin de kabul ettiği gibi acemi olduğu zamanlarda kaleme aldığını belirtmiş.(Tabi ki acemi değil)

Kitabın baskısına 1958 de yani 23 yıl sonra önsöze şunu ekler: " Ama yaşamın kendisi hakkında, Tersi ve Yüzü'de acemice söylenenden daha fazla bilmiyorum."


Eser 5 tane kısa denemeden oluşuyor. Önsöz ve denemeler ile beraber sadece 51 sayfa,
sayfa sayısına bakıp aldanmayalım çünkü geri kalan hayatını bu 51 sayfayı açıklamakla geçiriyor.


-"Yaşama Aşkı" adlı denemesinin sadece ilk 2 sayfası üzerinden hem kitabı incelemek hem de yüzlerce sayfayı iki sayfaya nasıl sığdırdığını yani yoğunluğunu görelim.
Sadece 2 sayfayla kitap ve yazar mı incelenir diye siz tepki vermeden önce alıntılar yaparak Yazarı AZ tanıyor olduğumuda belirterek denemesine geçeyim.

==============Spoiler=================

----Palma'da gece dolaşırken bir bara giriyor:
"Bir orkestra, renk renk şişeli bir BAR ve omuz omuza, ÖLÜMÜNE sıkışmış insanlar bir MUCİZE sonucu yerleşmişlerdi."

Bar: Burda barı dünya olarak ele alıyoruz.

Ölümüne: Aslında çok basit bir tamlama  gibi dursada Ölümüne sıkışmak kelimesi Albert'in üzerinde baya bir durduğu konu.
Dünya-Ölüm ve sıkışmak aynı cümle de yani bar diye tasvir ettiği dünyadan çıkış yolu ölüm aslında


Mucize: Varoluşculara göre insan dünyaya tanrı tarafından vb. şekillerde değil amaçsızca dünyaya fırlatılmışlardır. Bu şekilde insanların rastlantısal birleşimi olan dünyaya gelişimize mucize diyor.

---------------------------------
"Tüm müşteriler erkekti. ortada iki metrekarelik bir boş yer. GARSON buradan odanın dört bir köşesine kadehler ve şişeler yolluyordu."

Garson: Öncelikle barın ortasında yani dünyanın merkezinde yer alıp bunca sıkışıklığa rağmen 4 bir köşeye yetişen ve içki dağıtıp insanları sarhoş edip bilinçsiz hale gelmesine yardımcı olan  bu Garson diye tanıttığı aslında Tanrı adına yani din adına çalışan insanlar Rahipler vs.
Dinin insanları gerçeği görmemek için sürekli uyuşturduğunu ve bilincine el koyduğunu belirtiyor ve insanlar sıkışırken 2 metrekare alanda  Dini kullananların her şeye rağmen rahat bir alanı olduğu da vurgulanmış.
--------------------------
Birdenbire bir zil sesi duyuldu, halkanın içine bir KADIN ATLADI. YİRMİ yaşındaydı.Bu kadının BOYU bir seksendi. KOCAMANDI 150 kiloya yakındı. Karnını öne doğru dalgalandırdı. Sonra  iyi bilindiği anlaşılan bir ŞARKI  istedi. 
Kadın hem söylüyor hem de SEVİŞME öyküsüne girişiyordu. Tüm salon EZİLMİŞ gibiydi. Nakarata gelince kadın göğüslerini avuçlayarak şarkısını sürdürdü.

Kadın: Garsonlar Din adına çalışanlar ise bileceğiniz üzere kadın ise Tanrı oluyor.

Atladı: Burası bar(dünya) neden atlıyor ki girmek varken çünkü Dünya da Tanrı diye bir şey yok biz tepeden düşme şekilde kendimiz kurguluyoruz dünyamıza zorla sokuyoruz demeye getiriyor.


Kocamandı: Tanrının yani dinin dünyanın çoğu yerini kapsadığını ve İnsanların dinleri abartmasından dolayı büyüdüğüne.


Boyu 1.80: Tanrının her şeyi gördüğü şekilde kurguladığımızı ve herkese tepeden baktığı için eşit olmadığına


Yirmi yaşındaydı: Yirmi yaşında yani kabul etmek gerekirse kadınlar her yaşta güzel öncelikle belirteyim :) ama bir kadının en çekici olduğu yaşlar 20 li yaşlar. Tanrıyı itici bir şekilde tipleyip (150 kilo etleri yere sarkıyor vs.) sonra 20 yaşında demesi dinin dünyada yıpranmasına, bozulmasına rağmen hala eskimeyip insanlara genç ve çekici gözüktüğünü


Şarkı:Kadın(Tanrı) burda isteği insanlardan alıyor kendisi seçip söylemiyor.Çünkü insanlara insanların kendi duymak istediği şeyleri söylemek istiyor.
Tabi ki şarkı Kutsal kitaplar anlamında oluyor.


Sevişme: Bu cinsel iç güdü insandan söküp atılamayacak kadar güçlü olduğu için Tanrıya da bu şekilde vazgeçemeyek ve bitmeyecek derecede bağlanıldığını (Daha farklı boyutlardan da bakılabilir ama geçiyorum)


Ezilmiş: Dinlerin altında insanların sıkışıp kaldığını.
--------------------------------

" Sudan çıkmış iğrenç bir tanrıça gibi, alnı bön ve dar gözleri çukurda, dizinin hafif bir TİTREMESİ ile yaşıyordu.KOŞUSUNU yeni bitirmiş atlar gibi. Yaşamın düşkün ve ÇOŞTURUCU görüntüsü gibiydi...


Dizinin titremesi ise Dinlerin düşüşünün yakın olduğunu artık daha fazla dayanamayacağını belirtmiş.

Koşusunu yeni bitirmiş at: Dinlerin yorgunluğunu ve tükenmişliği


Çoşturucu görüntüsü gibi: Sanırım burda aynı kitabın "Alay" adlı denemesine gönderme yapıp bu manzarayla çosturucu diyerek dalga geçiyor.


Bu arada barda ki herkes erkek demişti tek tip insan işlenmiş bireye indirgediğimizde cinsiyeti ortadan kaldırmış  bunlar bütün insanlar için geçerli.( Neden müşteri erkek Tanrı kadın konusuna girmek baya uzatır incelemeyi girmiyorum)

---------------------------------


İlk 2 sayfa demiştim ama sadece yarım sayfa çıkacak cümlelerden saatlerce sürecek inceleme yapılabilir.Çok uzamasın diye de kısa kestim.İki sayfa da bunlardan ayrı 15 20 simge daha var. Detaylı incelemeyi geçelim kabaca incelemek istesek bile kısa tutulabilecek bir yazar değil.


Albert Camus kitaba değil her kelimeye anlam yüklebilecek kapasitede olduğunu görüyoruz. Bazen bir paragrafında 15 20 dakika takılı kalıyorum.

Eseri tavsiye ediyorum ama önce kendisi hakkında ön bilgi edinmek gerektiğini belirtirim.

Yoksa 2 günde anlayamayacağımız bir yeri 2 dakida geçebiliriz. Yani kitabın adı gibi
Tersi ve Yüzünün neresi olduğunu anlamadan geçebiliriz



Çözümlemeler yazarın görüşlerini AZ da olsa bildiğim için kitabından kendi çıkarımlarımdır belirttiğim gibi kabaca tanıyorum kendisini yanlışım olabilir. Bu arada felsefesini sadece okuyorum ilgilenmiyorum.
72 syf.
·5 günde·9/10
Albert Camus'nün ilk eseri, "Tersi ve Yüzü" isimli, 5 adet deneme yazısından oluşan bu eseridir. Söz konusu eser, 1935-1936 yılları arasında, Albert Camus daha 22-23 yaşlarındayken yazılmış ve yayınlanmıştır. Eserin içerisindeki denemeler: "Alay", "Evetle Hayır Arasında", "Ruhta Ölüm", "Yaşama Aşkı" ve kitaba ismini veren "Tersi ve Yüzü" isimli denemelerdir.

Biz okurlar bir yazarın ilk eserini, diğer eserlerine nazaran daha "kolay" görürüz ve o yazarın eserlerini okumaya başlayacaksak genellikle ilk eserinden başlarız. Çünkü genellikle yazarların ilk eserleri acemilik dönemlerinde kaleme alınmış ve ciddi bir yayıncının elinden geçmemiştir. Biliriz ki; yazarımız, o eseri ustalık döneminde yazsaydı, çok daha güzel yazardı ve ortaya bir şaheser çıkarırdı. Bu sebeple, "İlk elin günahı olmaz," mantığında olduğu gibi, yazarların da ilk eserlerindeki acemiliklerini baştan kabul eder ve anlayışla karşılarız.

Gel gelelim, Albert Camus'nün bu kısacık eseri, hiç de acemice yazılmamış ve daha sonraki eserlerinden edebi olarak aşağıda olduğu asla söylenemez. Zira bu eserindeki birçok kilit cümle, yazarın bir sonraki eserine veya daha sonraki eserlerine ilham kaynağı olmuş ve bu eserdeki birçok mantık, sonraki eserlerinde daha ince ayrıntısına kadar işlenmiştir... Aslında bu esere Albert Camus'nün yol haritası desek abartmış olmayız... Dolayısıyla yazarın daha ilk kitabında, diğer ustalık eserleri gibi muhteşem bir eser ortaya koyması ve bir yazar olarak "kendini daha ilk kitabında bulmuş olması" ender rastlanan bir durumdur. Albert Camus'nün önünde saygı ile eğiliyorum.

Yukarıda da belirttiğim gibi, bu eser her ne kadar yazarın kronolojik olarak ilk eseri olsa da okuma sırası olarak ilk sırada okunmaması gerektiğini düşünüyorum. Zira yazarın diğer kitaplarında ayrıntılı olarak işlediği konuların çıkış noktası bu kitapta görünmektedir. Adeta yazar işleyeceği konuların "spoiler"ını vermektedir. Bu sebeple, diğer ana eserlerini okuduktan sonra bu eseri okumak, edebi olarak daha büyük haz almamızı ve Camus'nün mantığının çıkış noktalarını daha iyi kavramamızı sağlayacaktır.

"Tersi ve Yüzü düz bir yolun başlangıç noktası değildir yalnız, her zaman dönülen, her zaman özlenen, her şeyi besleyen kaynaktır, ışığın fışkırdığı noktadır." Sayfa,18.

Özetlemek gerekirse, "Tersi ve Yüzü", Sisifos Söyleni'nin, Yabancı'nın ve diğer Camus eserlerinin temellerinin atıldığı, ince ama çok etkili bir eserdir. Bu eser Camus'nün ilk eseri olmasına karşın, sonraki eserlerinden kalite olarak düşük seviyede değildir ve hatta onların başlangıç noktasıdır. Birkaç Camus eseri okunduktan sonra okunmasında fayda vardır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
72 syf.
Aynı kağıdın arka ve ön yüzleri gibiyiz. Sonsuza dek beraber; ama hiçbir zaman birbirlerini görmeyen. (Aziz Nesin)

Kendimi yokluyorum, sefaletin içinden çekip çıkarmaya çalıştığım bir anlam var. Bulmanın gözle görülemediği, elle tutulamadığı nitelikler barındıran. Sadece hislerin yürürlükte olduğu, kanunların geçersiz olduğu bir ülkenin vatandaşı olmak. Hayır ütopik bir düş değil. Ütopyayı, distopyayı sakız çiğnercesine her cümlenin karşısına savurmayın artık. Neyse ne diyorduk, anlam. Nereden bakarsan bak bir zenginlik. Düşlerinle emek emek imal edip hislerinin sermaye olduğu bir gaye. Huzursuzluk hakimse bile her yanılgının karşısında bir yanılgı daha durur. Düşünceler sırtlanıp omuz verirse ancak bir anlam yükselecek. Düşün. Her işin kendi içinde bir tersi var. Var ile yok kardeştir. Bir yığın anlam kalabalığı, gün içinde karşılaştığın gökyüzü, alnına vuran rüzgar, kendi nefesini tekrar içine çekişin, duygu geçişleri, önem ve özen ithaf ettiğin insanın coşkunu ya yerin dibine ya da arşa çıkarabileceği gerçeği, tüm bunların bir tersi bir de yüzü var.

*İnsan ne ise o değil, ne olmuşsa odur.

Sürekli kendini yarattığını düşünsene eylemlerinle. Birçok zayıflığın, kusurun içinde gerçekleştirdiğin eylemler. Bir varolma çabası. Bir kabuğun içinde kabuklarını kırarak doğmaya çalışan bir yavru misali. Kanserli bir hücre olan dünyanın bir alt kümesi toplumlar, toplumların içinden gruplar ve nihayetinde kendi başına insan. Yarın kaygısı duymadan yaşamanın yaşamak olduğunu varsaydıran kader. "İnsan kendi kendisiyle karşı karşıyadır artık: hadi mutlu olsun da görelim!"i yazan yazarın, insanın, adamın 22 yaşında olması ve hayatı tüm renkleriyle tanıyamadan 2 yaşında öksüz kalması. Hangi önsöz seni anlatır. Ya da yazdığın kitapların giriş cümlelerindeki etkileyicilik acınla bir ad sahibi olman dışında ne gibi sen doğurup koyar içine. Hayat erkenden geçip oturmuştur karşına. 40 yıl yaşayıp bir o kadar daha yaşamak için gagasını kayalarda vura vura düşüren sonra yeni çıkan gagasıyla bütün tüylerini yolan bir kartal. Acı çekerek yeni bir yaşama sahip olmanın realitesi.

*Bir ben vardır bende, benden içeri

Camus'un ilk eseri. Diğer eserlerin altyapısı, temeli. Hani şu Veba'lar, Yabancı'lar bunun kollarından çıkma. Yıllar sonra yeniden yazmak istese de bir trafik kazasına kurban gittiğinden bu isteğine ulaşamamıştır. Eserin türü deneme. Camus'ün yaşam boyu yaptığı da bu zaten. Denemek. Hep bir arayışın içinde. Kesin ve katı sınırları var ve bunun aşılması noktasında kendisine dahi izin vermeyen birisi.

*Ama benim ruhum alevlenmedi mi acı çeken bir ateştir. (Stendhal)

''Olmayı'' beklemek, dayanağın olan kesinliklerin belirsizlikle umut kırıcı benzerliği, ruhu kemiren yapışkan bir pişmanlık, kuru gürültüler eşliğinde yaşama sesini duyurmanın çabası, tüm bu gürültünün içinde azami ihtişam, ihtişamların bittiği yerde beliren basitlik, bütün nesnelere ruhunu veren yalnızlık, sessizliğin doğasına işlenmiş bir çaresizlik, kendi varlığının ayrımına varamayan yabancılık, tüm bu gezeveliklerin içinde duru bir soluk ararcasına yaşama isteği, içinin ölmesine müteakip yaşamın bir an hız kesmemesi, kuşkusuz herkes kadar insan, yaşlandıkça bulanık olan kaygıların belirginliği, başkaldırıları hüzne indirgemenin legalliği, gözyaşlarından yaşam alanı oluşturmaya çalışan balığa gelen kahkaha isteği, bitmeyen, insan dolu kaldırımlar boyu yolculuklar, ve son olarak her şey artık dinlenilmez olmakla son bulur.

*''Ölüm herkesin başında, ama herkesin ölümü kendine göre."

Bu kitap ne mi anlatıyor? Bilmiyorum. Evet okurken cümlelerin büyüsüne kapılarak 4 bölümden oluşan yarı hikayeleri bitiriveriyorsunuz. Ne anladım? sorusunun cevabı tavanla uzun bakışmalara sebebiyet veriyor. Anlamadın, ee baştan oku. Okuyorsun ve evet ölüm diyor, yalnızlık diyor, çaresizlik diyor, her şeye rağmen yaşama tutunmanın anlamsızlığı beliriyor her bir sayfada. Sonra Tahsin Yücel'e kızıyorsun. Çevirisine suç buluyorsun. Yok ama değil. Suç azıcık sende. Kritik yap, geniş düşün, evet olmaktan söz ediyor, ''varoluş'' gibi geniş anlamlarla geçiştirmek istiyorsun. Yok Camus'a saygısızlık, en çokta kendine saygısızlık. Anlam diyorsun evet anlam. Sonra aklına yakın zamanda okuduğun Schopenhauer geliyor: ''Zihinsel bir uğraşı içermeyen boş zaman ölümdür ve diri diri gömülmektir." diyor. Ama sesli içinden değil. Bir anlam arayışı, yaşlılık, çaresizlik, yalnızlık, çevreye karşı umursamazlık, buhran, suç unsuru arama, kendinden başka herkese, her yere, en başta memleketine, insanlarına suçlar yükleme, başarısız. Her şehir aynı, insanlar gülüyor, insanlar daima bir yere yetişiyor. Yaşlılık denen durağa geldiğinde yetişeceğin tek yer ölüm kalıyor. Adımlarında tatlı bir uysallık, gözlerinin ferinde duygusallık, eh diyorsun, herhalde anladım. Hislerinle okumanın tadı damağında kalıyor haliyle. Camus diyorsun onca yoksulluğun içinde düşünsel bir zenginlik.

Okuyun, okuyun, olun.

Bu şarkı da aynı ölümü beklediğim siz ''olmayı'' bekleyenlere hediyem olsun.
https://www.youtube.com/watch?v=SzCYh5pKFYw
72 syf.
·Puan vermedi
Camus ile tanışmak isteyenler için iyi bir başlangıç kitabı. 22 yaşında yazılmış, etkili bir kitap. Dünyanın tersi ve yüzü, yaşam ve ölüm değil midir? Peki yaşam ve ölüm arasındaki sessizlik? Kitap daha çok yaşam ve ölüm arasındaki o adı konulamayan, soyut ama bir o kadar da gerçek olgudan bahserken; yalnızlık, basitlik, başkaldır temalarını da işliyor.
72 syf.
·2 günde·8/10
Bu kitap Camus'nün ilk kitabı.Camus daha 22 yaşındayken yazmış bu kitabı. Bakmayın yetmiş sayfa göründüğüne. Toplamda kırk sayfa aslında. Hem çevirmenin hem de Camus'nün önsözleri var uzun uzun.Kitabın eski olmasından ötürü baskısının az olması nedeniyle pahalıya satıldığını öğreniyor yazar. Aslında bu kitabı tekrar yayımlamayı düşünmüyormuş, burada kendi eksikliklerini, acemiliğini açık bir şekilde gördüğünden. Ama okurlardan kitapla ilgili bilgi alması ve istenmesi tekrar basılmasında etkili olmuş.
"Neden bunu okuma hakkı yalnız zengin okurların olsun?" diyor önsözde.
Deneme ve öykü türünde yazılmış bir eser diyebilirim. İçinde beş tane öykü var. Kitabın ana temaları, başkaldırı, basitlik temaları. Bunun dışında, yalnızlık teması da ağır basıyor. Kitap kısa ama bitirince uzun soluklu bir roman okumuş gibi hissettiriyor. Yani dolu dolu bir kitap. Altını çizdiğim bir çok cümle oldu.
Öncelikle yaşlılarla ilgili gözlemlerini paylaşıyor yazar bizimle. Yaşlıların ölüme, gençlere göre daha yakın olmalarından ötürü nasıl da ilgiye muhtaç olduklarını, bir çift sözlerini dinletebilmek, yaşlarının getirdiği bir otoriteye sahip olduklarını kanıtlamanın onlar için önemini eleştiriyor.
Ardından, yine yaşlı bir kadının ölmesine yakın eline geçen yüklü miktardaki parayla kendine mezar yaptırışını.. Daha ölmeden sürekli kendi mezarını ziyaret etmenin, kadında alışkanlık olmasının ironikliğini.
Ayrıca yolculukların, yabancı şehirlerde kendi başına olmanın, yabancı olmanın, yalnız olmanın hissedilişi ve bununla nasıl başa çıkıldığı önemli diyor yazar. Kendi olmanın, kendini bulmanın yollarından biri yabancılık.Her şeyin nasıl da basit olduğuna, basitliğin tehlikesine(!), yaşama, yaşamın gerçekliğine, abartılmasına ve tüm bunların basitliğinden ötürü sahip oldukları derinliğe vurgu yapıyor. Son olarak; Albert Camus severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap. Camus ile tanışmak isteyenler için de iyi bir başlangıç kitabı.
72 syf.
·1 günde·6/10
tersi ve yuzu kitabi beş hikayeden oluşuyor ,nobel edebiyat ödülü de almış kitapta kisa kisa öyküler var ve bu öyküler albert camus 'un ileride ki düşünce yapısından yazacaklarından ipucu vermiş aslında ,albret camus yirmi iki yaşında yazmış bu eseri ,zaten çoğu büyük yazar ilk yazdıklarından kendilerini belli eder alber camus da öyle kitabi okurken bazı kısımlarda çok sıkıldım ve bitsin istedim kitap zaten iki saatte bitti çok kisa bir kitap genel olarak bakarsak okunabilir ,çok etkilenmedim diğer kitaplarını okumuş birine hafif gelecek nitelikte...ama ilk kez albert camus okuyan kisilere tavsiye edilir bende biraz zaman geçsin belki tekrar okurum ,iyi okumalar
hoşçakalın:)
72 syf.
·3 günde·7/10
Tersi ve Yüzü, Albert Camus'nün yazmış olduğu ilk eseri. Camus, bu eseri yazdığında oldukça genç bir yaşta olmasına rağmen, tıpkı okuduğum diğer bütün eserlerinde olduğu gibi, ölümü, yoksulluğu, umutsuzluğu, mutsuzluğu, uyumsuzluğu, bıkkınlığı, varoluşu, yabancılık duygusunu, başkaldırıyı müthiş bir şekilde sorguluyor, tartışıyor. Tolstoy'un yazılarını anımsatan, ölüm ölüm ölüm ölü öl... konusuyla yaptığı başlangıçtan sonra, Camus kitabın ilerleyen bölümlerinde "ölüm ölüm dediğin nedir ki, biz umutsuzca yaşamayı göze almışız" bakış açısıyla, söylemlerini varoluşçu çizgiye oturtuyor. Bu eserde Camus'nün kendi yaşantısı hakkında da bilgi sahibi oluyoruz. Kitap deneme, inceleme türünde olmasının yanı sıra biyografi özelliği de taşıyor. Camus, çocukluğunu, annesiyle olan iletişim problemini, babasının yokluğunu, yaşadığı yoksulluğu ve hastalığını, ninesini, dayısını, aşkını, kendini ilk nasıl "uyumsuz" hissettiğini anlatıyor aslında. Ve bunu, diğer eserlerinde olan yarım sayfa uzunluğundaki, noktalı virgüllü, uzun, karmaşık kurduğu cümleler gibi değil; iki üç kelimelik cümlelerle, sade, berrak, anlaşılır bir dil kullanarak yapıyor. Bunların yanı sıra en önemli nokta, Camus'nün felsefi düşüncelerinin temellerini ve yazdığı eserlerin tohumlarını bu eserde sunuyor olması. Bütün eserlerinde bu kitaptan bir şeyler bulmak mümkün.

İyi okumalar...
72 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaptan bahsederken, bunu yazmadan konuşmak geleneğe aykırı: Üstad, bu kitabı 22 yaşında yazıyor ama uzun süre bu kitap geniş bir çevrede tanınmıyor; ancak 1958'de yazar, kitabın basımına karar veriyor.

Kitaba 10 puan vermiş olsam da 100 üzerinden puanlayacak olsam 96 olurdu. "Başkaldıran İnsan" ı bir kenara koyarsak, bugüne kadar okuduğum Albert Camus kitapları arasında beşinci sırada yer alır. Başka bir yazardan bahsedecek olursak 'her kitabı farklı bir dünya ve kitaplarını karşılaştırmak haksızlık olur' diyebiliriz ama Albert için öyle denmez. Bu noktayı açıklamak için, Tahsin Yücel'in önsözünden yardım alalım:

"Tersi ve Yüzü düz bir yolun başlangıç noktası değildir yalnız, her zaman dönülen, her zaman özlenen, her şeyi besleyen kaynaktır, ışığın fışkırdığı noktadır."

Albert Camus ise 1958 basımına yazdığı önsözde "kariyerindeki en parlak eser olduğu fikrine katılmadığını" belirtmekle birlikte, şu satırları yazıyor:

"...bir gün, 'Tersi ve Yüzü'nü yeniden yazmayı başaramazsam, hiçbir şey başaramamış olacağım, işte benim bulanık inancım."

Albert, erken ölümü olmasaydı muhtemelen daha üstün eserler yazacaktı, tarz olarak bu kitaba benzer diyebileceğimiz "Sürgün ve Krallık"ta daha iyisini yazdığını düşünmüyorum şahsen. Tam olarak o tarzda olmasa da, bu kitapta da bazı ipuçlarını görebileceğimiz "Düşüş"ün daha üstün bir çapta yazıldığını söyleyebiliriz. Ama bu kitabın hiç de hafife alınmaması gerekir. Şöyle ki, bu kitapla ilgili bilgim olmasa ve biri bana "Albert ölmeden önce bu kitabı yazmış" dese hiç şüphe etmezdim.

Yücel'den devam edelim: "Oysa, söylemek bile fazla, bir yazarın daha ilk yapıtında kendini bulduğu, kendini söylediği enderdir. (...) Albert Camus'nun böyle (uzun ve çileli bir olgunlaşma süreci) geçirmemiş ender yazarlardan biri olduğu söylenebilir."

Albert bekleneceği üzere tevazu ile birlikte, "...deha bir yana, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilmez." dese de, bu noktada Yücel'e daha çok katıldığımı belirteyim. Albert'in dehasının ışıkları bu kitapta ortaya dökülmüştür ve geriye sadece doğru zamanı beklemek kalmıştır. -kim bilir erken ayrılmasa dünyadan daha neler görecektik-

Yücel daha sonra şunu yazar: "Camus kendisinden ve çevresinden hiçbir yerde buradaki kadar açık ve dolaysız biçimde söz etmemiştir."

Camus'nun en azından benim gözümdeki en değerli özelliklerinden biri de eserlerine asla belirgin bir şekilde kendini yerleştirmiş olmaması oldu. Burada ipuçları olsa da, yine otobiyografik bir eser olmadığı ve okuyucuyu sıkmadığı kesinlikle söylenebilir.
72 syf.
Camus'un henüz 22 yaşında ve absürdizmden önce sahip olduğu varoluşçu duruşa bağlı kalarak yazdığı, 5 kısa hikaye ama hikaye diye yol çıkıp deneme olarak biten çok ilginç bir tarzdır bu eser. camus'u okuyup anladıktan sonra insan farkediyor ki kısa ömrünün sonundayken söyleceklerini henüz ilk kitabında söylemiş. ve her kitap ayrı bir gezegen gibi belli bir yörüngeyi takip ederek bu kitabın etrafında dönüyor.

varoluşçu bakış açısına sahip olduğu dönemde şöyle mükemmel bir pasajı yaratmış.

''bir insan acı çeker, mutsuzluk üstüne mutsuzluğa uğrar. katlanır bunlara, yazgısını benimser, iyice yerleşir içine. saygı görür. sonra, bir akşam, hiç: bir zamanlar çok sevdiği bir dostuna rastlar. dostu biraz dalgın konuşur onunla. evine dönünce, adam kendini öldürür. sonra gizli dertlerden, bilinmeyen dramdan söz edilir. hayır. ille de bir neden gerekirse, dostu kendisiyle dalgın konuştuğu için öldürmüştür adam kendini. böyle işte, dünyanın derin anlamını duyar gibi olduğum her seferde, onun basitliği şaşırttı hep beni.''
Basitlik sözcüğünün tehlikeli bir niteliği var.

Ve ben bu gece yaşamın belirli bir saydamlığı karşısında artık hiçbir şeyin önemi kalmadığı için ölmek istenebilmesini anlıyorum.

Bir insan acı çeker, mutsuzluk üstüne mutsuzluğa uğrar. Katlanır bunlara, yazgısını benimser, iyice yerleşir içine. Saygı görür.

Sonra, bir akşam, hiç: bir dostuna rastlar. Dostu biraz dalgın konuşur onunla. Evine dönünce, adam kendini öldürür.

Sonra gizli dertlerden, bilinmeyen dramlardan söz edilir. Hayır. İlle de bir neden gerekirse, dostu kendisiyle dalgın konuştuğu için öldürmüştür adam kendini.

Böyle işte, dünyanın derin anlamını duyar gibi olduğum her seferde, onun basitliği şaşırttı hep beni..
Albert Camus
Sayfa 79 - Evetle Hayır Arasında
Yalnız kalmak istemiyordu.

Yalnızlığın dehşetini, uzayan uykusuzluğu, Tanrı ile umut kırıcı baş başalığı duyuyordu şimdiden.
Dünya erimişti, yaşamın her gün yeniden başladığı yanılsaması da erimişti onunla birlikte.

Öğrenimler, hırslar, lokanta seçmeler, gözde renkler, hiçbir şey, hiçbir şey yoktu artık.

Hastalıktan, içine gömüldüğünü duyduğu ölümden başka hiçbir şey...
Albert Camus
Sayfa 77 - Evetle Hayır Arasında

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tersi ve Yüzü
Baskı tarihi:
Aralık 2019
Sayfa sayısı:
72
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750725029
Orijinal adı:
L'envers Et L'endroit
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
Tersi ve Yüzü
"Brice Parain, sık sık, yazdıklarımın en iyisini bu küçük kitabın içerdiğini ileri sürer... Hayır, aldanıyor, çünkü deha bir yana bırakılırsa, insan yirmi iki yaşında yazı yazmasını pek bilemez. Ama Parain'in söylemek istediğini anlıyorum.Bu acemice sayfalarda, sonradan yazdıklarımdakilerden daha çok gerçek aşk bulunduğunu söylemek istiyor, haksız da değil... Bu sayfaların yazıldığı zamandan beri, yaşlandım, çok şeyler görüp geçirdim. Sınırlarımı, sonra hemen hemen bütün zayıflıklarımı tanıyarak kendi hakkımda bilgi edindim... Herkes gibi ben de düşlerim bazı bazı. Ama iki sakin melek onun eşiğinden hiçbir zaman geçirmediler beni; biri dostum yüzünü gösterir, öbürü düşmanın suratını. Evet, bütün bunları biliyorum, aşkın neye patladığını da öğrendim ya da aşağı yukarı. Ama yaşamın kendisi hakkında, "Tersi ve Yüzü"nde acemice söylenenden daha fazlasını bilmiyorum."
-Albert Camus-

Kitabı okuyanlar 1.633 okur

  • Gülşen Yüksek
  • Deniz
  • Selin dündar
  • Beyza Bastugan
  • Serdar GÜVELİ
  • Ümmü yılmaz
  • Samet Aydın
  • Barış Koç
  • Ruken ÇÖL
  • özge tenay sarı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.1
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%22
25-34 Yaş
%40.7
35-44 Yaş
%22.6
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%48.1
Erkek
%51.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%23.3 (119)
9
%17.1 (87)
8
%21 (107)
7
%15.1 (77)
6
%6.9 (35)
5
%2.7 (14)
4
%0.8 (4)
3
%0.8 (4)
2
%0
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları