·
Okunma
·
Beğeni
·
6230
Gösterim
Adı:
The Book of Devices
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059389747
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kitab-ül Hiyel
Çeviri:
Gregory Key
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koç Üniversitesi Yayınları
Baskılar:
Kitab-ül Hiyel
Kitab-ül Hiyel
The Book of Devices
Ihsan Oktay Anar’s 1996 novella, "The Book of Devices," is a skeleton key to the ever-inventive author’s fictional world set in the Ottoman times. Here are the wonderful histories of the triumphs and tribulations of three Ottoman inventors, “as reported by the narrators of events and relators of traditions.” By turns humorous and touching, these interlinked stories are nutshells of vividly imagined past. While we follow Yafes Chelebi and his two successors in their search for the secret of the perpetual motion, the crumbling empire undergoes drastic changes in the background and the city of their dreams, Istanbul, witnesses coup d’états, Westernizing reforms, and the advent of technological innovation. Written in a unique idiom that is both a tender mimicry and witty parody of the Ottoman bureaucratic prose, The Book of Devices is Anar at his imaginative best. One cannot help but wonder how a twenty-first-century author can dwell in the past with such ease and come back to the present, as in a Borgesian parable, with a cabinet of dreamy curiosities.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Kah hayretü minnet, kah nefretü ibretle.." bu enteresan hikayeyi rivayet ve hikayet etse de hiç kolay değil anlatmak. :)

Ama şöyle başlayabiliriz belki;
Kitab-ül Hiyel; hileler kitabı anlamına geliyor. Fakat anladığım kadarıyla bu hile, biraz farklı bir anlamda kullanılmış.
Makineleri, yazarın söylediği gibi, tabiatın esir edilmiş parçaları olarak düşünürsek, yaratma sanatının ışığında hükmetme, yani bir tür iktidar aracı diyebiliriz hileler için.

Kitap icatlarla dolu. Çizimleri dahil her biri en ince ayrıntısına kadar tasvir edilmiş.
Ne yani, dedim, yoksa İhsan Oktay Anar mühendis miydi?
Fizik mi okudu yoksa, diye düşünürken, önce hayat hikayesine bir göz atıp kitaba öyle devam etmem gerektiğine karar verdim.
Ve ilk şok; kendisi ne mühendis ne de fizikçi. Hatta yüksek lisans ve doktorasını felsefe üzerine yaptığı bilgisine ulaştım.

İşte bu noktadan sonra büyük bir hayranlıkla devam ettim okumaya. Bu kadar fazla düzenek, bu kadar ince ayrıntı nasıl bir zekanın mahsulü diye düşünmeden edemiyor insan.

Olaylar Üçüncü Selim zamanında başlıyor. Kurgu olduğunu bilsek de her şey o zaman dilimine o kadar ustalıkla oturtulmuş ki mesela yeniçerilerin her hallerinden, tavırlarından, dış görünüşlerinden tutun da sekban-ı cedid askerlerine bakış açılarına kadar, ve hatta giyim kuşam tasvirleri yaparken bile dönemin dışına hiç çıkmadan nokta atışı ifadelerle büyük resmi zihnimizde şekillendirmeyi başarıyor.

İcatların, genellikle insanların menfaati için ve kullanımına sunulmak üzere yapıldığını düşünürüz hepimiz. Kitap, biraz farklı bir düşünme tarzı sunuyor size. Hep bir zorbalık, suistimal, sınırı aşmışlık ve kötüye kullanma arzusu göze çarpıyor. Belki de bu sebepten kitabın adı Kitab-ül Hiyel.

Momentumdan statiğe, ısı geçirgenliğinden elektriğe, yoğunluktan suyun kaldırma kuvvetine..muhtemelen uzman olmadığınız pek çok terimle yüz yüze geliyorsunuz. Bütün bu teknik terimlere vakıf olarak yapılabilecek bir okuma, nasıl eşsiz bir zevk verir, hayal etmek zor değil.

Yasef Çelebi 'nin bürokrasiyle cebelleştiği kısım muazzam keyifliydi benim için. Didinip durması, bir üst kademeye ulaşabilmek için döktüğü rüşvetler oldukça ironik bir şekilde anlatılmış.
Birden Uzun İhsan Efendi sahneye çıkıyor. Puslu Kıtalar Atlası 'nda değil miydi o ?:)

Ee İhsan Oktay Anar bu. Sağı solu, nereye gönderme yapacağı pek de belli olmuyor.

İkinci ana kahraman Calud. O da ayrı efsane. Tek derdi iktidar ve güç sahibi olmak.
Bir de arayıp durduğu iktidar taşı var.
Ya da felsefe taşı mı demeliyiz?
Bulabilecek mi sizce?
Ya da kim bulacak?
Peki bulunca ne olacak dersiniz?

İNSANIN KENDİNİ BULDUĞUNDA ARAYABİLECEĞİ NE KALIR Kİ GERİYE..

Yer yer teknik detaylarla boğuluyor gibi olsanız da, dili oldukça ağır ve ağdalı olsa da, yazarın o kendine has mizah yeteneği sayesinde yorulmadan ve severek okuduğunuzu farkedeceksiniz.


Mutlaka okumalısınız çünkü bu müthiş zekayla tanışmamak büyük şanssızlık olur.

Ve ayrıca, etkinlik için teşekkür ederim
Ebru Ince :)))

Keyifli okumalar..:))
118 syf.
Bazı kitaplar vardır teknik bir anlatım gerektirir. İşte bu kitap onlardan biri. Eser kısa olmasına rağmen, ağır bir dile sahip, her ne kadar zorluyor olsada, çok degerli bir kitap. Ben büyük emek vererek bir inceleme hazırladım ama baktım ki kitaptan uzun olacak, vazgeçtim. :)
Ihsan Oktay Anar zeki bir adam ve kurgusu çok güçlü. Okudugum ikinci kitabı ve ben diğer kitaplarını okumadığım halde en başarılı kitabın bu olduğu düşüncesindeyim.

●"Kitab-ül Hiyel ", günümüz Türkçesine kelimesi kelimesine çevirirsek "Hileler Kitabı" demektir.
Aslında gerçek tercümesi Mekanik Kitabı’na denk geliyor .

●Eser, III. Selim zamanından II. Meşrutiyet’in ilanına kadar ki döneminde usta-çırak ilişkisine dayanan ve birbirini takip eden üç kuşak hiyelkârın (Yafes Çelebi, Kara Calud, Üzeyir Bey) hırslarının bir yansıması olan projelerinin gerçekleştirilme çabasını konu edinir.

●Kitab-ül Hiyel Postmodern yapıda bir eser olduğu için göreceli bir zaman dokusuna sahiptir.Tüm zamanların tek bir anda yaşanması gibi. Anar, hikâyesinde tarih yanılgısı yolunu izlemiştir. Bir karakteri III. Selim döneminde yaşıyor gösterirken, Sultan Abdülhamit zamanında da aynı karakterin varlığından bahsetmiştir. Buna göre yazar kendi imgeleminde yarattığı hikayeler silsilesini çeşitli tarihi olayların içerisinde yaşıyormuş gibi göstererek, gerçek ile düş ikilemini yaratmıştır.


Velhasılıkelam, farklı anlatımlara, hikayelere açık olmak, bakış açımızı çeşitlendirebilir, bize yeni bir şeyler katabilir. Denemeden bilemezsiniz.
Keyifli okumalar lütfen...
  • Efrasiyab'ın Hikayeleri
    8.4/10 (594 Oy)509 beğeni1.886 okunma343 alıntı8.473 gösterim
  • Amat
    8.5/10 (644 Oy)580 beğeni1.894 okunma330 alıntı9.384 gösterim
  • Yedinci Gün
    8.0/10 (451 Oy)371 beğeni1.468 okunma293 alıntı6.405 gösterim
  • Galiz Kahraman
    8.1/10 (437 Oy)341 beğeni1.299 okunma282 alıntı5.839 gösterim
  • Suskunlar
    8.8/10 (1.141 Oy)1.030 beğeni3.318 okunma937 alıntı21.716 gösterim
  • Gizliajans
    8.2/10 (502 Oy)426 beğeni1.760 okunma460 alıntı6.610 gösterim
  • Tanios Kayası
    8.1/10 (549 Oy)527 beğeni2.221 okunma486 alıntı9.828 gösterim
  • Dörtlükler
    8.7/10 (1.776 Oy)1.870 beğeni6.361 okunma5.414 alıntı35.617 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (802 Oy)573 beğeni2.704 okunma478 alıntı12.513 gösterim
  • Bin Hüzünlü Haz
    7.7/10 (570 Oy)526 beğeni2.094 okunma1.683 alıntı17.593 gösterim
154 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Bir gün biri bana hiyel ilminden bahsetseydi hiçbir şey anlamazdım ama şimdi az çok bir şeyler biliyorum.Son zamanlarda hiçbir kitap beni bu kadar şaşırtmamıştı.Dolayısıyla bu kitabı çok beğenmem için geçerli bir sebep oldu.Kitapta bir kaç mucidin acıklı ve ilmiyle imtihan içinde hayatını okuyacaksınız.Bazı durumlarda bu adamlar Avrupa'da yaşasaydı farklı mı olurdu diyeceksiniz.Yazar hayal gücünde sınır tanımıyor.Öykünün zihnimizde daha kolay canlanması için de kitap içinde bir çok çizim sunuyor.Böylece makineleri üç boyutlu hayal edebiliyorsunuz.
Bilime aşık insanların biraz farklı olduğu ve farklı düşündüğünü zaten biliriz(the big bang theory(sheldon))Bu açıdan Yafes Çelebi de çok farklı bir insan,kitabı okurken onun kıymetini bilen birileri çıksın diye iç geçirdim.Üzerine bir çok film yapılmış bir konuyu anlatan kitabın ana sorusu şu:Makineler mi daha değerli yoksa insan mı?Eğer birisi mühendislik,bilim,teknik üzerine bir kitap sorarsa aklıma gelen ilk kitap olacak.Okunası güzel bir eser.
154 syf.
·5 günde·9/10
Not: Bolca spoiler içerir.

Kitabı bitirdiğimde kapağını kapatıp bir köşeye kaldıracağımı düşünürken, son çeyrekte heyecanlanıp, roman boyunca kafamda oluşan çağrışımları araştırmadan duramadım. Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken kurgunun büyüsüne kapılıp da kim bilir neleri kaçırdığımı düşününce Uzun İhsan Oktay Anar Efendi’ye hürmeten onu da tekrardan okumak şart oldu.

Kitab-ül Hiyel başlarda absürt karakterlerle, mekanik anlatılarla, çizimlerle yer yer güldürüp, yer yer de sıkarken, özellikle Üzeyir Bey’in anlatıldığı son kısımda onun aydınlanması gibi okuru da aydınlatmayı amaçlamış.

İhsan Oktay, tarihi birçok karaktere ve olaya benzerlikler kurmak yoluyla romanında yer vermiş.

Yazarın bu kitabında büyük mucit El-Cezeri’den esinlendiği söylenmektedir. Daha kitabın başlarında ismi geçen Cezeri’nin hayatıyla, kitaptaki karakterlerden Diyarbakırlı iki mucit kardeşin hikâyeleri arasında da benzerlikler kurmak mümkün.

Ana karakterler ise doğrudan dinler tarihinden alınmadır. Yafes Çelebi, Nuh’un üç oğlundan biri olan Yafet’i anımsatmaktadır mesela. Ancak kurgunun gidişatını doğrudan etkileyen asıl iki karakter Calud (Golyat) ve Davud küçük farklarla doğrudan dinler tarihindeki gerçek kişilerden alınmadır.

Calud’un iri, güçlü kuvvetli oluşu; Davud’un silah, top, tüfek gibi metalden yapılma şeyleri insanüstü bir güçle eğip bükerek bunlardan kuş figürleri yapması, sonunda hiç büyümeyerek hep çocuk kalan güçsüz Davud’un dev cüsseli Calud’u attığı taşla iki kaşının ortasından vurarak öldürmesi hikâyelerinin bazılarını birebir, bazılarını da simgesel benzerliklerle Yahudi ve İslam kaynaklarında görmek mümkün. Bunların dışında da padişahlara, bilim adamlarına, tarihsel vakalara bol bol yer verilmiş.

Tarihsel göndermeleri bir yana bırakırsak, kitabın başından sonuna kadar sahip olmanın ve güç arzusunun ironisi yapılmış. Karakterler doğanın güçlerini mekanik bilimiyle zapt ederek kötü amaçlarla kullanmak istemiş, ölümleri de bu arzularıyla giriştikleri işler yüzünden olmuştur. Calud’un, kafasındaki yılan şeklinde savaş makinesini tamamlayabilmesi için eğittiği Üzeyir’e, bu makineden vazgeçmemesi için uyguladığı korkutma ve yıldırma politikası da bana Leviathan ve devlet alegorisi gibi geldi.

Roman felsefi açıdan da oldukça düşündürüyor;

“Fakat efendisi, taşın zaten odada olduğunu, ama bunu kavrayabilmesi için zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyordu.” (83)

Yâfes Çelebi iktidar taşını elde etmek isteyen Calud’a bu tavsiyeyi veriyor. Kitabın sonrasında iktidar taşının belirli zaman aralıklarıyla görünüp kaybolduğunu öğreniyoruz. Zamanın yanılgıdan ibaret olduğu, geçmiş ve gelecek denen her anın zaten bir film şeridi gibi var olduğu, bizim deneyimlediğimiz kısmına “şimdi” dediğimiz, düşüncelerinden hareketle Calud’a zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyor.

“Bu yüzden varlıklarını benlikleriyle sınırlayan, ve dolayısıyla, aslında ona ait olduklarını bilmedikleri Dünya karşısında cılız ve sakat olduklarını hisseden insanlar gibi, varlığını tehdit ettiğine inandığı o devle savaşmaya karar verdi.” (112)

Calud’un organ (zeker, maslahat) kaybı sonrasında yapılan bu analiz ise kaynağını doğu mistisizminden alan “evrenin birliği” ve fizikçilerin “tekillik” düşüncelerini çağrıştırıyor ki Üzeyir’e ilişkin son kısımda da bunu destekleyecek anlatılar var.

Ve Üzeyir Bey’in anlatıldığı son bölümde efendisi Calud’un yılan makinesi fikrini derin derin düşünen Üzeyir, korkularının ve güç isteğinin sebebinin kafasındaki canavar makine olduğunu anlar ve bu düşünceyi yok edince hafızasını kaybeder. Zihninde yalnızca bir “nokta” kalmıştır. Bu nokta imgesi önemlidir çünkü yukarıda değindiğim evrenin birliğini, tekilliği temsil eder. Tüm gerçekliğin bir nokta, bir ve bütün olduğunu ifade eder. Daha sonra Uzun İhsan Efendi'nin içinde her şeyin olduğunu söyleyerek Üzeyir’e verdiği defterde sadece bir “nokta” olması da bu düşüncenin daha kuvvetli bir anlatımı olarak görünüyor.

Nokta, hem hiçlik hem de her şey olarak nitelendirilebilir. Üzeyir kafasında yalnızca bir “nokta” ile kalakalıp hafızasını kaybettikten sonra evindeki çekmeceleri karıştırırken kendi çocukluğuna ait bir belgede adını görünce, bu adın zaten kendisine ait olduğunu bilmeden beğenerek kendisine “Üzeyir” ismini uygun görür. Baya baya önce hiçliğe ulaşıp sonra kendini bulmuş yani.

İktidar taşıyla ilgiliyse aklımda bazı ufak çağrışımlar olsa da somut bir fikir oluşmadı. Ondan faydalanarak üretilecek devridaim makinesi sonsuz devinimi simgeliyor olabilir.

Sonuç olarak 150 sayfada bol bol telmih, gönderme ve imge yoluyla çok kolay okunamayacak, ancak bir o kadar da eğlenceli, keyifli olmuş Anar’ın ikinci romanı.
144 syf.
·3 günde·9/10
Kitabın arka kapağında “Okuyanın okumayanlara kolay anlatamayacağı...” diye bir bölüm var. Cidden öyle yazarın okuduğum ikinci kitabı, ne desem böyle okurken yazarın zekasına hayran kalıyorsun ama anlat desen anlatamıyorsun. İlk kitabı Puslu Kıtalar Atlasını okuduğumda böyle saf gibi kalmıştım okumuştum ama bir parça anlatamazdım. Yazar bu kitap ile tekrar beni şaşırttı biraz ağır olsada severek ve eğlenerek okudum. Eski zaman mücitlerinin inanılmaz hikayelerini anlatıyor bize süper bir hayal gücü ile gerçek mi yoksa kurgu mu diye çok ikilemde kalıyorsun. Böyle çizimlere bakarken okumayı unutuyorsun. Çizimlerin hepsi gerçekten inceleme yapmayı hak ediyor. Ben severek okudum tavsiye ederim.
154 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Puslu Kıtalar Atlasında zihnime, Suskunlarda ise ruhuma dokunan İhsan hocam şimdi ise benliğime dokundu. Puslu Kıtalar Atlasında Dünyanın şahidi olmanın bir ibadet olduğunu söylüyordu. Dünyadaki en büyük mutluluk bu Dünyanın şahidi olmaktır.

Siyaset, bilim ve kişinin dünyadaki yerini keşfetmesi konularını baz alan kitabımız bu üçgende aslında tek karakter ortaya çıkartıyor insan en büyük düşmanı olan kibiri. Kibir yılanı öyle bir karakter ki benliğinizle sizi bir mücadeleye sokar ve o yılan büyüyüp Şahmeran olduğu zaman artık o kadar gözünüzü kör etmiştir ki dünyanı göremezsiniz. Kibrini sizi esir almıştır ve artık onun kölesi olmuşsunuzdur.


Dünyaya şahit olmak için ne yapmak lazım? Öncelikle bir nokta var o noktayı iyi idrak etmek lazım. Arapçada noktasız yazılan tahayyül ile noktalı yazılan tahayyül arasında çok ince bir fark vardır. Noktasız olanın anlamı aslında koskoca bir noktadan ibaret. O koca nokta ise insanın kibridir ondan başka bir şeyi göremez dünyada sadece kendini görür. Diğer noktalı olan kelimenin noktası ise küçüktür. İnsan dünyada o nokta kadardır ve ufak noktalar kendi yerini bildikçe hayalleri daha anlamlı kurarlar.


Kibri yok etmemiz için noktayı küçültmemiz gerekiyor. Kibrin kendi kendini kuyruğundan başlayarak yemesini sağlamalıyız. Noktayı ne kadar çok küçültürsek kibir kendini o kadar hızlı yer. Ve biz dünyayı görüp ona şahit oluruz tabi ki o zaman hayaller nuru pak olur.

Siyaset ve bilim hiyel ile yönetilmeli hiyle ile değil. Siyasetçiler büyük noktalarıyla sadece kendileri için çalışmıyor mu? Bilimcilerin çoğu sadece kendi kibirleri için çabalamıyor mu? Oysa bu alanlara mensup kişilerin noktalarını küçültüp büyük bir hayal olan kainatı örnek alıp daha büyük hayaller kurmaları gerekmiyor mu?

Zihnimi puslu kıtaların atlasıyla açtım, suskun ruhumu segah makamında canlandırdım. Kibrimi ise noktamı küçülterek yok ettim. Hocama söz olsun dünyanın şahidi olacağım...
144 syf.
·2 günde
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve muhtemelen son da oldu. Yorumların hep olumlu olması beklentimi yükseltmişti lakin hayal kırıklığı yaşadım. Dili ağır değil ama teknik bilgiler okuyucuyu sıkabiliyor. Bir de Calut'un cinsel fantazilerini sayfalarca gözümüze sokan yazarı kınıyorum, cidden şart mıydı? Maalesef edep dışı bulduğum ve çok da ahım şahım olmayan bu kitabı hiyel meraklılarına dahi tavsiye etmiyorum
154 syf.
·3 günde·7/10
Sahip oldukları iktidar hırsından kendileri bile korktuğundan, bilinç altının yardımıyla dolaylı yoldan bu vuslata ulaşmak amacıyla, Osmanlı İmparatorluğunun bekası için kendilerini yeni silahlar yapmaya adamış, Da Vinci gibi anaları onları kadir gecesinde doğurmadığından hayatları boyunca onları kollayacak bir Medici Ailesine sahip olamamış, sürekli zorluklarla karşılaşan mucitlerin janjanlı hikayesi…

Kitabın içindeki çizimler kimi zaman Zihni Sinir Projelerini hatırlatsa da ( Benim gibi beynin tembel sağ lobu çalışan eşit ağırlıkçılar değil de sol lobu çalışanlar bu aletlerin çalışma disiplini ile ilgili yerlerden çok zevk alacaklar.) İnsan, bu silahlar konuların geçtiği devirlerde herhangi bir ülkenin elinde olsaydı, dünyanın bu halinden bile daha çirkin bir yer olabileceğini düşünmeden edemiyor.

Yazarın sadece Puslu Kıtalar Atlası kitabını okuyanlar için özel not diğerleri dağılabilir ( şaka şaka, hemen bırakmayın takibi ): İlk defa böyle bir kitapla karşılaştığımızdan, çok özgün olduğundan Puslu Kıtalar Atlası’nı, hıçkırık olan insanın suyu yudum yudum içmesi gibi herhangi bir şeyi kaçırmamak için emekleye emekleye okumuştuk. Değişen bir şey yok , sayfa sayısına bakıp da fondiplerim diyorsanız yanılırsınız. ( Tamam canım o kadar da korkmayın hemen, en azından namahrem yok. Anar’ın kitaplarının “ kamber”i Uzun İhsan Efendi de burada. )
154 syf.
·36 günde·Beğendi·9/10
hiyel ilmi yani mekanik düzeneklerin kendi kendilerine çalışan ve görevlerini yerine getiren makineler ile ilgili bir ilim... Ve yazarımız İhsan Oktay Anar, bu kitapta bu ilmi araştırıp düstur edinen insanın hikayesini ve bu esnada yaşadığı olayları anlatmış... Keyifle okuyacağınızı düşünüyorum... ve o kadar bilime yatkın kurgu mevcud ki, mekaniklerin "acaba mümkün mü" diye düşündüren taslaklarını kitapta görebileceksiniz... Nacizane...
154 syf.
·5/10
Ihsan Oktay Anar; Türk edebiyatının ihtiyaç duyduğu derinlikte eserler ortaya koyan, içinde kaybolunulacak kurgular meydana getiren önemli yazarlardandır. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da tarihin tozlu sayfalarında okurlarını gezdiriyor. Öyle bir gezdirme ki, okur mekanlarda geziyor, insanlarla konuşuyor. Yazarla kıyaslanacak derecede kurgusal olarak başarı gösteren modern yazar olmadığı için ancak kendi eserleriyle kıyaslanabilir. Böyle bir kıyasa girilirse de belki konunun terimselliginden kaynaklı olarak diğer eserlerden bir adım geride buldum. Ama bu kitabın bir solukta okunmasına engel teşkil etmemektedir.
154 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hangi kitabını okusam galiba bu en güzel kitabı diye düşünüyorum ama artık bu kitaptan sonra anladım ki İhsan Oktay Anar gerçek bir söz ustası Her kitabı bir Harika Bu okuduğum dördüncü kitabı Yazarın ise 2. kitabı Eski zaman mucitlerine ait masal tadında hikayeler Silah üzerine ve hayal üzerine ne çok şey öğrendim Bence hemen okumaya başlayın
154 syf.
·2 günde·4/10
Hem tarihe hem de mekaniğe olan ilgimden dolayı bu kitap dikkatimi çekti. Özellikle kitabın inceleme ve alıntılarını okurken: “Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. “ demesi ben de büyük bir beklenti oluşturdu ve kitaba heyecanla başladım.
Osmanlı dönemindeki bürokrasinin, yozlaşmanın ve isyanların anlatıldığı bölümler ve mekanik çizimlerdeki başarı dışında okumaya değer bulmadığımı söyleyebilirim. Yazarımızın Osmanlı dönemindeki savaşlar ve savaş aletleri hakkında önemli bir birikime sahip olduğunu kabul etmekle birlikte bunun roman haline getirilmesini çok başarılı bulmadım.
Calut üzerinden devam eden hikayenin teknik birikimden, önce fiziksel birikime, daha sonra abartılı cinsel hikayelere doğru kaymış olması hiyel ilmindeki beklentiyi bambaşka bir noktaya taşımış ve amacından uzaklaşmış, hatta çığırından çıkmış olduğunu düşünüyorum.
Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin?
O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder.
Ses ona,bu canavarın aslında insanoğlunun kibrinin ta kendisi olduğunu ve kibirin de kendi kendisini tüketeceğini söylüyordu.
Ustaların kılınç yapmak için saatlerce ve günlerce dövdükleri demir neden serttir, bilir misin? O, insanoğluna hemen boyun eğmez, çünkü onların, kendisiyle işleyecekleri suçları bilir. Bu yüzden de ortak olacağı günahların bedelini ateşte dövülürken peşinen öder. Zalimlerin kolları kendi erişilmez isteklerine göre çok kısadır. Tutkularının büyüklüğü onları böylece sakat kıldığından, bizim kılınç dediğimiz koltuk değneğini kullanırlar. İcat ettiğin silah işte onların tutkularını büyütecek ve zulümlerini arttıracak. Sen onların kollarını uzattın. Oysa kılınçlar yeterince uzun değil miydi?”
Böylece değil saniye ve dakikaları bilmek, Cahiliyye öncesi mi sonrası mı, hangi yıl ve asırda yaşadığına aldırmayanlar dükkanını doldurdu.
“Makineleri çalıştıran yedi tabiat kuvveti, hiç şüphesiz ki hiyel ilmi sayesinde insanların kudreti ve iktidarı olacaktı.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Book of Devices
Baskı tarihi:
18 Aralık 2017
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059389747
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kitab-ül Hiyel
Çeviri:
Gregory Key
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Koç Üniversitesi Yayınları
Baskılar:
Kitab-ül Hiyel
Kitab-ül Hiyel
The Book of Devices
Ihsan Oktay Anar’s 1996 novella, "The Book of Devices," is a skeleton key to the ever-inventive author’s fictional world set in the Ottoman times. Here are the wonderful histories of the triumphs and tribulations of three Ottoman inventors, “as reported by the narrators of events and relators of traditions.” By turns humorous and touching, these interlinked stories are nutshells of vividly imagined past. While we follow Yafes Chelebi and his two successors in their search for the secret of the perpetual motion, the crumbling empire undergoes drastic changes in the background and the city of their dreams, Istanbul, witnesses coup d’états, Westernizing reforms, and the advent of technological innovation. Written in a unique idiom that is both a tender mimicry and witty parody of the Ottoman bureaucratic prose, The Book of Devices is Anar at his imaginative best. One cannot help but wonder how a twenty-first-century author can dwell in the past with such ease and come back to the present, as in a Borgesian parable, with a cabinet of dreamy curiosities.

Kitabı okuyanlar 1.612 okur

  • Tolga Büyüktanır
  • münzevi

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları