Kitap
The Book of Devices

The Book of Devices

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.4
962 Kişi
2.838
Okunma
783
Beğeni
11,2bin
Gösterim
144 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 4 sa. 5 dk.
Basım
İngilizce · Türkiye · Koç Üniversitesi Yayınları · 18 Aralık 2017 · Karton kapak · 9786059389747
Orijinal adı
Kitab-ül Hiyel
Diğer baskılar
Kitab-ül Hiyel
Kitab-ül Hiyel
The Book of Devices
Ihsan Oktay Anar’s 1996 novella, "The Book of Devices," is a skeleton key to the ever-inventive author’s fictional world set in the Ottoman times. Here are the wonderful histories of the triumphs and tribulations of three Ottoman inventors, “as reported by the narrators of events and relators of traditions.” By turns humorous and touching, these interlinked stories are nutshells of vividly imagined past. While we follow Yafes Chelebi and his two successors in their search for the secret of the perpetual motion, the crumbling empire undergoes drastic changes in the background and the city of their dreams, Istanbul, witnesses coup d’états, Westernizing reforms, and the advent of technological innovation. Written in a unique idiom that is both a tender mimicry and witty parody of the Ottoman bureaucratic prose, The Book of Devices is Anar at his imaginative best. One cannot help but wonder how a twenty-first-century author can dwell in the past with such ease and come back to the present, as in a Borgesian parable, with a cabinet of dreamy curiosities.
5 mağazanın 9 ürününün ortalama fiyatı: ₺26,45
8.4
10 üzerinden
962 Puan · 126 İnceleme
Umay Han
Kitab-ül Hiyel'i inceledi.
144 syf.
·
Puan vermedi
İlim nokta idi Cahiller onu çoğalttı
Yazarımız bu eserini 1996’da kaleme almış henüz yaş otuz beş yolun yarısı eder zamanlarında..Kendisi lise yıllarında sık sık kaçar kütüphanelerde gün boyu rafları karıştırır kitap okurmuş.Bu romansı kitabı okurken hayal gücünü besleyen daha çok Binbir Gece Masalları tarzında fantastik kitaplar okumuş olacağını nedense daha çok düşündüm.Realist romanları da tekdüze,tatsız ,aslının kopyası olmaktan öte geçmeyen olarak kitabı içinde geçen ifadeden eleştirdiğini düşündüm. Kitabın konusuna gelelim; Osmanlı Döneminde yaşamış (kurgu karakterler)üç mucidin maceralarını ,icatlarının detaylı çizimlerini, başlarına gelen olayları güle güle okuduğunuz,trajikomik olayların anlatıldığı bir romansı.. Benim açımdan bu kitap alternatif tarih kitabıdır.. Okumam boyunca şunu düşündüm öğrencilerime bu kitabı tavsiye etsem benim anlattığım,Nizamı Cedit,Mora İsyanı,Kabakçı Mustafa İsyanı,2.Mahmut devrimleri,Gülhane Hattı Hümayunu,Tanzimat Fermanı,Meşrutiyet’in İlanı başlıklarını Osmanlı toplumu içinde yaşayan halkın gözünden daha eğlenceli seyrederek akılda kalıcı şekilde anlayabilirler .. Gelgelelim kitabın Calud ve Maslahat’ının maceralarının anlatıldığı ve detaylı bir çizimle Calud’un mekanik icadı Zülkarneyn ve Palanketesi’nin erekte bir penis’e benzetildiğini anlayınca bir daha tavsiye noktasında düşündüm:))))Merak edenler bi zahmet kitabı karıştırsınlar.. Şimdi kitabımız Eski Türkçe’den geçilmiyor.Öncelikle Osmanlıca düşmanlığınız var ise bu kitabı okuyamazsınız düşmanlığınız olmasa dili anlamasanız dahi kitabı okuyabilir ve hikayenin akıcılığına kapılırsınız.. Kitap,fantastik bir roman bir kere bunu bildiğiniz halde bazı satırları okuduktan sonra gerçek olabilir mi dur bi araştırayım fikriyle harekete geçip google ‘a başvurmuş kendinizi bulabilirsiniz burdan zaten kitap kendisini okutuyor o kadar titizlikle ve detaylı bir şekilde kurgulanmış bir hikaye örgüsü var ki gerçek olamayacak kadar masal:)))) Kitabı okurken bir isim listesi oluşturabilirsiniz çocuğunuza ya da kendinize bir mahla seçme merakınız varsa aynı zamanda kaynak kitap olarak başvurulabilir.Mesela , davulcuzade cümbüş efendi, fitilikısa zil tevfik efendi, karaaygır sünnetçi imdat efendi, havai efrem bey daha niceleri..100 ‘den fazla böyle gülerek ve düşünerek okuduğunuz isim var.Eğer doğru ise Mercan Dede ismini bu kitap’tan seçmiş..Ben seçse idim yüsrizade tokatçı kevakib efendi ‘yi kendime seçerdim.Tokatlayarak sevmek gibi karşı konulamaz bir sevme şeklim var:))) Yine araştırmalarım neticesinde ulaştığım diğer bilgiler şunlar; kitab film olarak çekilmek istenmiş belki hazırlığı bitmemiştir.Kitap içerisindeki mekanik çizimleri üşenmeden maket haline dönüştüren hobi severler çıkmış.. Son olarak kitabın dili hakkında birkaç düşüncemi daha ifade edeceğim bundan sonraki satırlarda.. Ben iflah olmaz bir eski türkçe severim.Tarihçi olmasam da severdim.Zaten tarihçi olmasam ya savcı ya edebiyatçı ya da felsefeci olacaktım.Her halukarda sevecektim kaderim bu benim. Tamamen yeni türkçe karşıtı değilim ama bir noktadan sonra dile kültürel zenginlik olarak baktığım için zaten fakirim bir de kelime fakiri mi yapayım kendimi mantıksız bana göre.. Bu dil sevdamı bir örnek ile taçlandırayım ..Pazar ‘a gittiğimde çekirdeksiz üzüm severiz alırım ama bir de Tarsus üzümü zamanı vardır böyle sarı sarı liralar gibi mükemmel yuvarlaklıkta ve lezzette hafif çekirdekli ..Kadim Anadolu topraklarında nicedir yetişen envai üzüm var neden sadece son zamanlarda yetişen çekirdeksiz İzmir üzümü ne kendimi mahkum edeyim..Eski Türkçe’de yeni Türkçe’de sadece benim için zaman belirtir. Bakar mısınız motivasyon demek var vesile-i teşvik demek var.İkinci kelime arapça bir tamlama diye kullanmayım mı yani..Ama yaşadığım coğrafya’da kullanılmış dil kültürümde var.Motivasyon kelimesini de kullanırım belki daha çok bile.İki söylenişi karşılaştırdığımda motivasyon bana şu örnekteki duyguyu veriyor;Anadolu’nun bağrından kopup üniversite okumaya gelmiş yağız bir delikanlının kız arkadaşını evine davet ettiğinde kız sorar ne yiyeceğiz el cevap:Patates Oturtması:))))) Ben hep gülerim bu gerçekten yaşanmış örneğe. İhsan Oktay Anar okumak herkesin harcı değildir seçkin bir okur kitlesi vardır katılmak isteyenlere tereddütsüz tavsiye olunur..
Kitab-ül Hiyel
8.4/10
· 2.838 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
4
17
Royem
Kitab-ül Hiyel'i inceledi.
154 syf.
Tek kelime ile Mükemmel
Puslu kıtalar atlasını uzun zaman önce okumuş ve çok beğenmiştim. Kitaba başlar başlamaz tekrar o evrene gittim. Ondan aldığım tadı aldım. Okurken ordaki karakter neydi diye düşünüp dururken karşıma uzun ihsan efendi çıkmasın mı? Şok oldum, bu kadar iyi kurgu yapılabilir ancak diye düşündüm. Okudukça yafes Çelebi, calud, Üzeyir en yakın arkadaşlarım oldu. İnsan oğlunun gücü ele geçirdiğindeki dönüşümünü hayretle izledim. Beni daha da etkileyen şey fenni bilimlerde çok anlamama rağmen okurken cok keyif almam oldu. Daha sı anadalı felsefe olan bir profesörün fen bilimlerine bu kadar hakim olması, en ince detayına kadar bunları hayal etmesi, kurguya yedirmesi, çizimlerle detaylandırması nasıl bir emektir. Bir insan bunları nasıl hayal edip sanki gerçekmiş gibi yazıya dökebilir? Gerçekten hayran oldum. İhsan Oktay Anar'ın okuduğum bu ikinci kitabı da yazar hakkındaki görüşümü perçinledi. Benim gözümde tartışmasız çağımızın en iyi yazarlarından biri. Onunla aynı çağda yaşamak kitaplarını ilk elden okumak büyük şans. Diğer tüm kitaplarını da kesinlikle okuyacağım.
Kitab-ül Hiyel
8.4/10
· 2.838 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
10
in the oasis
Kitab-ül Hiyel'i inceledi.
154 syf.
·
6 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
İhsan Oktay Anar'ın kitaplarının fazlasıyla özenli, üzerinde iyi düşünülmüş olduğunu pekiştiren, çok farklı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Kitaptan alabileceğimin en fazlasını almaya gayret gösterdim. Hiyel alanıyla gelecekte ve bugün fazlasıyla içli dışlı olmak zorunda olduğum ve olduğumuzdan dolayı tek ayrıntıyı bile kaçırmak istemedim. Umarım kitabın hakkını verebilmişimdir. Her kitabında olduğu gibi muhteşem bir sonla muhteşem kitabını tamamlamış İhsan Oktay Anar. Sadece resimleri metni böldüğü için ve resimlerini incelemek de gerektiği için baskıdan dolayı okurken bir kaç kere sayfalarda ileri geri yapmak zorunda kaldım ama bu güzel kitap için bir iki fazladan bilek hareketinin lafı olmaz tabii ki. Tekrar tekrar açıp okumak isteyeceğim bir kitap. Ayrıca bu kitapta rivayet edilerek anlatma biçminden dolayı muzip bir taraf gördüm ve okurken fazlaca keyiflendirdi beni bu yönü.
Kitab-ül Hiyel
8.4/10
· 2.838 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Rahim Kara
Kitab-ül Hiyel'i inceledi.
154 syf.
·
5 günde
·
9/10 puan
Not: Bolca spoiler içerir. Kitabı bitirdiğimde kapağını kapatıp bir köşeye kaldıracağımı düşünürken, son çeyrekte heyecanlanıp, roman boyunca kafamda oluşan çağrışımları araştırmadan duramadım. Puslu Kıtalar Atlası’nı okurken kurgunun büyüsüne kapılıp da kim bilir neleri kaçırdığımı düşününce Uzun İhsan Oktay Anar Efendi’ye hürmeten onu da tekrardan okumak şart oldu. Kitab-ül Hiyel başlarda absürt karakterlerle, mekanik anlatılarla, çizimlerle yer yer güldürüp, yer yer de sıkarken, özellikle Üzeyir Bey’in anlatıldığı son kısımda onun aydınlanması gibi okuru da aydınlatmayı amaçlamış. İhsan Oktay, tarihi birçok karaktere ve olaya benzerlikler kurmak yoluyla romanında yer vermiş. Yazarın bu kitabında büyük mucit El-Cezeri’den esinlendiği söylenmektedir. Daha kitabın başlarında ismi geçen Cezeri’nin hayatıyla, kitaptaki karakterlerden Diyarbakırlı iki mucit kardeşin hikâyeleri arasında da benzerlikler kurmak mümkün. Ana karakterler ise doğrudan dinler tarihinden alınmadır. Yafes Çelebi, Nuh’un üç oğlundan biri olan Yafet’i anımsatmaktadır mesela. Ancak kurgunun gidişatını doğrudan etkileyen asıl iki karakter Calud (Golyat) ve Davud küçük farklarla doğrudan dinler tarihindeki gerçek kişilerden alınmadır. Calud’un iri, güçlü kuvvetli oluşu; Davud’un silah, top, tüfek gibi metalden yapılma şeyleri insanüstü bir güçle eğip bükerek bunlardan kuş figürleri yapması, sonunda hiç büyümeyerek hep çocuk kalan güçsüz Davud’un dev cüsseli Calud’u attığı taşla iki kaşının ortasından vurarak öldürmesi hikâyelerinin bazılarını birebir, bazılarını da simgesel benzerliklerle Yahudi ve İslam kaynaklarında görmek mümkün. Bunların dışında da padişahlara, bilim adamlarına, tarihsel vakalara bol bol yer verilmiş. Tarihsel göndermeleri bir yana bırakırsak, kitabın başından sonuna kadar sahip olmanın ve güç arzusunun ironisi yapılmış. Karakterler doğanın güçlerini mekanik bilimiyle zapt ederek kötü amaçlarla kullanmak istemiş, ölümleri de bu arzularıyla giriştikleri işler yüzünden olmuştur. Calud’un, kafasındaki yılan şeklinde savaş makinesini tamamlayabilmesi için eğittiği Üzeyir’e, bu makineden vazgeçmemesi için uyguladığı korkutma ve yıldırma politikası da bana Leviathan ve devlet alegorisi gibi geldi. Roman felsefi açıdan da oldukça düşündürüyor; “Fakat efendisi, taşın zaten odada olduğunu, ama bunu kavrayabilmesi için zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyordu.” (83) Yâfes Çelebi iktidar taşını elde etmek isteyen Calud’a bu tavsiyeyi veriyor. Kitabın sonrasında iktidar taşının belirli zaman aralıklarıyla görünüp kaybolduğunu öğreniyoruz. Zamanın yanılgıdan ibaret olduğu, geçmiş ve gelecek denen her anın zaten bir film şeridi gibi var olduğu, bizim deneyimlediğimiz kısmına “şimdi” dediğimiz, düşüncelerinden hareketle Calud’a zaman mefhumu üzerinde düşünmesi gerektiğini söylüyor. “Bu yüzden varlıklarını benlikleriyle sınırlayan, ve dolayısıyla, aslında ona ait olduklarını bilmedikleri Dünya karşısında cılız ve sakat olduklarını hisseden insanlar gibi, varlığını tehdit ettiğine inandığı o devle savaşmaya karar verdi.” (112) Calud’un organ (zeker, maslahat) kaybı sonrasında yapılan bu analiz ise kaynağını doğu mistisizminden alan “evrenin birliği” ve fizikçilerin “tekillik” düşüncelerini çağrıştırıyor ki Üzeyir’e ilişkin son kısımda da bunu destekleyecek anlatılar var. Ve Üzeyir Bey’in anlatıldığı son bölümde efendisi Calud’un yılan makinesi fikrini derin derin düşünen Üzeyir, korkularının ve güç isteğinin sebebinin kafasındaki canavar makine olduğunu anlar ve bu düşünceyi yok edince hafızasını kaybeder. Zihninde yalnızca bir “nokta” kalmıştır. Bu nokta simgesi önemlidir çünkü yukarıda değindiğim evrenin birliğini, tekilliği temsil eder. Tüm gerçekliğin bir nokta, bir ve bütün olduğunu ifade eder. Daha sonra Uzun İhsan Efendi'nin içinde her şeyin olduğunu söyleyerek Üzeyir’e verdiği defterde sadece bir “nokta” olması da bu düşüncenin daha kuvvetli bir anlatımı olarak görünüyor. Nokta, hem hiçlik hem de her şey olarak nitelendirilebilir. Üzeyir kafasında yalnızca bir “nokta” ile kalakalıp hafızasını kaybettikten sonra evindeki çekmeceleri karıştırırken kendi çocukluğuna ait bir belgede adını görünce, bu adın zaten kendisine ait olduğunu bilmeden beğenerek kendisine “Üzeyir” ismini uygun görür. Baya baya önce hiçliğe ulaşıp sonra kendini bulmuş yani. İktidar taşıyla ilgiliyse aklımda bazı ufak çağrışımlar olsa da somut bir fikir oluşmadı. Ondan faydalanarak üretilecek devridaim makinesi sonsuz devinimi simgeliyor olabilir. Sonuç olarak 150 sayfada bol bol telmih ve gönderme yoluyla çok kolay okunamayacak, ancak bir o kadar da eğlenceli, keyifli olmuş Anar’ın ikinci romanı.
Kitab-ül Hiyel
8.4/10
· 2.838 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
37