The Call of the Wild (Level 4)

·
Okunma
·
Beğeni
·
16.540
Gösterim
Adı:
The Call of the Wild
Alt başlık:
Level 4
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
55
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758406586
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beşir Kitabevi
This item is eligible for our 4-for-3 promotion. Eligible products include select Books, CDs, DVDs, Single Copy Magazines, Home & Garden items, and Home Improvement tools. Buy any 4 eligible items and get the lowest-priced item free
Bu kez tartışmalı bir kitapla beraberiz. Değinmem gereken çok fazla şey var bu kitapla ilgili. O yüzden bazı şeyleri çok fazla uzatmadan, üzerinden kısa kısa geçerek aktarmayı planlıyorum.

NOT: Kitabın incelemesini daha iyi aktarabilmek adına diğer incelemelere de göz attım, filmini izledim ve Jack London ile ilgili de biraz araştırma yaptım. Tüm bunları göz önüne alarak hazırladığım bir inceleme olacak.

Öncelikle parçaların bir araya gelebilmesi için Jack London’ı kısaca tanıyalım. Jack abimiz çocuk yaşlardan itibaren hep çalışmak zorunda kalmış: yaşadığı dönemde ekonomik buhranlarla bir anda gözde olan Altın Avcılığına merak sarıp, altın bulma hayalleriyle nice maceralara atılmış, sonrasında bu parasızlıktan sıyrılmak için o altın avcılığı serüvenlerinden esinlenerek yazdığı kitaplarla bir anda hayatı değişen değerli bir büyüğümüzdür. Yani Jack abimiz için yazdığı eserler tamamen gelir kapısı; satın aldığı kitaplar da daha iyi eserler yazabilmek ve daha çok para kazanabilmek adına yapmış olduğu yatırımlardır. Keza bunu kendisi de dile getirmektedir.
Bu nedenle yaptığı eserler, gördüğü ilgiyle orantılı olarak kurgulanmaktadır. Demek istediğim şu ki, birçok eserinde benzer ögelere rastlamamızın temel nedeni bu tarz konular işlediğinde satışlarının daha yüksek olması diye düşünüyorum. Öte yandan birçok yazarda belli başlı detayların, eserlerinde daha çok ön plana çıktığını görmek zaten alışılagelen bir durum. Jack abimizde de kurtları, köpekleri, çetin soğukları, zorlu mücadeleleri, azmi, hayatta kalma çabalarını eserlerinde sıkça görmekteyiz. Bunun bir diğer nedeni de eserlerinde, kendi ruh halinin, yaşam tecrübelerinin, ilgi duyduğu konuların büyük etkisinin olması…

Tüm bu söylediklerimi göz önüne alırsak Beyaz Diş kitabı ile bu kadar mukayese edilmesinin nedenini de bir nebze daha iyi anlamış oluruz. Öte yandan, -çok olağan bir şekilde- insanlar üzerinden işlenilen konular yerine kurtlar, köpekler üzerinden işlenilen konuların olması bence kitapların birbiri ile bu denli benzetilmesine neden olmamalı.

Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı kitapları “birbirine benziyor” şeklinde eleştirilmemeli, aksine “birbirini tamamlıyor” şeklinde değerlendirilmeli bana kalırsa. Bu iki kitabı, bir seriymiş gibi değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Vahşetin Çağrısı’nda evcil, uysal, uyumlu bir köpeğin zorbalıkla, işkenceyle nasıl doğasına dönüp vahşileştiğini: Beyaz Diş’te ise vahşi bir hayvanın sevgiyle, içtenlikle nasıl uysal ve evcil bir hale geldiğini görmekteyiz. Bu bakımdan bu iki kitap birbirinin tekrarı değil: benzer şartlarda iki hayvanın, tamamen zıt iki yaklaşım karşısında ne tür değişimler yaşadığını gördüğümüz birer şaheser…

Gelelim benim kitapla ilgili hissiyatıma… Vahşetin Çağrısı bilindiği üzere Jack abimizin ilk göz ağrısı ve onun bu noktalara gelişinde ki ilk sıçrayışı… Bu nedenle ayrıca saygı duyuyorum ancak beni Beyaz Diş kadar etkilemedi bu kitap… Hatta bu kitabın kalfalık eseri, Beyaz Diş’in de ustalık eseri olduğunu düşünüyorum bir okur olarak: tabii ki bu öznel bir yargı…

Kitap kısa ve bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Jack abimiz kitabı akıcı bir dille ele almış. Konusu da bana kalırsa fena değil. (Hatta bu kitaptan sonra Beyaz Diş’i okursanız çok tamamlayıcı bir eser olduğunu fark edeceksiniz zannımca.) Otobüsle seyahat ederken falan yanınıza alıp vaktinizi değerlendirebileceğiniz bir kitap ancak öyle aman aman alıp götürmedi beni. Bazı sayfalarda biraz daha hikâyenin içine sürüklendiğimi fark etsem de genel manada hayatımda çok da ahım şahım bir yeri olmayacak. Ama üstadımıza her daim saygımız var tabii ki, Jack abimize laf etmek haddimize değil.

Son olarak filminden de bahsedeyim. Film, kitapla neredeyse aynı fakat pek seveceğinizi sanmıyorum. Çıktığı döneme göre belki güzeldir, bir şey diyemem ama ben pek beğenmedim filmini de… Ama ille de merak edip izlemek isterseniz veya Jack London’ın serüvenlerini daha iyi anlamak için filmi izlemek iyi olabilir derseniz diye filmin linkini de bırakıyorum.
İyi okumalar! (Filmi izlerseniz de iyi seyirler!)

Türkçe Dublaj – 4:3 – Vahşetin Çağrısı (Jack London) – 1997 Yapımı Film:
https://www.youtube.com/watch?v=JLWlDURZCbk
Fatih Terim gibi 'Nerede kalmıştık?' diyerek başlamam gerekiyor bu incelemeye sanırım. Neden böyle başlamam gerektiğini anlatacağım birazdan. Çünkü benim için zor bir inceleme olacak... Zor, çünkü peş peşe yaptığım hatalar zinciri yüzünden bir yandan kapana kısıldım, diğer yandan, yani olumlu tarafından bakarsak, iyi de bir okuma deneyimi kazandım.

Şimdi biraz ayrıntıya inersek, size durumu şöyle özetleyebilirim; Jack London, zamanında birbirine çok benzeyen iki kitap yazmış. Biri incelememize konu olan Vahşetin Çağrısı , diğeri ise bu ayın başlarında okuduğum Beyaz Diş adlı eseri. London hayranları darılmasın ama, bana sorarsanız iki kitap birbirinin tekrarı... Yani ikisi de bir köpeğin hikayesini anlatıyor. İkisi de yazıldığı zaman itibariyle 'Gold Rush' (Altın Avı, Altına Hücum) adı verilen dönemden besleniyor ve o dönemde henüz çok yeni bir buluş olan evrim teorisinin ağır etkisi altında kaleme alınmış. Durun daha bitmedi, iki kitabın da konusu aynı coğrafi bölgede geçiyor. İki kitapta da kötü karakterler ve iyi karakterler aynı kalıptan çıkmış. Yani birindeki iyi veya kötü karakterleri diğer kitaba taşısanız, ya da köpeklerin hikayelerini değişseniz anlam olarak çok fazla bir kayıp yaşamazsınız. Kurguları neredeyse tıpa tıp aynı. Tek farkı, iki köpeğin kitap başlangıcı ve sonundaki konumlarının birbirinin tersi olması. (Spoiler vermemek için biraz dolaylı anlatmak zorunda kalıyorum, kusuruma bakmayın) Daha farklı ortak özellikler de sayabilirim ama bence yeterli bu kadar. Kısacası iki farklı köpek, iki farklı hikayede ama sanki birbirlerinin kokusunu alacak kadar yakın bir şekilde kendi geleceklerine doğru yol alıyorlar.

Gelelim benim hatalar zincirime... Öncelikle yeterli ön araştırmayı yapmadığım için bu kitapları bu kadar kısa zamanda peş peşe okumam bence ilk hatam. Çünkü her iki kitap da zihnimde bu kadar taze bir şekilde dururken ister istemez yukarıdaki paragrafta olduğu gibi negatif bir başlangıca yönelmek durumunda kalıyorum... İkincisi, yazıldığı tarihler dikkate alındığında kronolojik olarak sonra yazılan kitabı önce, önce yazılan kitabı da sonra okumam başka bir hata. Gerçi bu kadar benzer iki kitap için ne fark eder ki diye düşünebilirsiniz. Ama bence yine de sıralı gitmek, daha doğru bir okuma olacaktı. İşte böyle kendi kişisel hatalarım yüzünden maalesef Jack London'la arama bir soğukluk girdi desem yanlış olmaz... Bir sonraki buluşmamız için araya baya bir mesafe girmesi gerekecek...

Giriş bölümünü biraz uzun tuttum ama bunu bir okuma deneyimi olarak gördüğüm için sizinle de paylaşmak istedim. Peki bu kıssadan nasıl bir hisse çıkar derseniz, benim vardığım sonuç şu olur: Eğer aynı yazar üzerinden seri bir okuma planlıyorsak, mutlaka önden bir hazırlık yapmamız çok önemli. 1000Kitap bu konuda çok yardımcı olabilir. Çünkü bazı yazarları yakından takip eden, tüm kitaplarını okuyan okur arkadaşlar var. O yazara başlamadan önce onlardan bir okuma önerisi almak, işimizi hayli kolaylaştırabilir.

Ve artık kitaba geçelim... İncelemenin girişinde değindiğim 'Nerede kalmıştık?' mevzusunun nedenini az çok anlattım. Yani Beyaz Diş'in bıraktığı yerden St. Bernard-Çoban köpeği kırması Buck alıyor bu kez... Tabii bu durum benim ters seçimim yüzünden böyle. Önce bu kitabı okusaydım o zaman bayrağı Buck'un elinden Beyaz Diş alacaktı...

Kitap boyunca altın peşinde umutla koşan insanların, bu uğurda hayvanları nasıl kullandığı, başka bir ifadeyle 'altına giden yolda her şeyin mübah olduğu'nu tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Zaten günümüzde de değişen bir şey yok. Beyaz adamlar ki, sadece ten rengi olarak ifade etmiyorum bunu, yani egemenler diyelim, her dönem kendi amaçları uğruna başka canlıları göz kırpmadan, soğukkanlılıkla feda edebilmişler... Hangi çağda olursa olsun, bu bitmek tükenmek bilmeyen altın, gümüş, para, hisse, mülk, bitcoin vs hırsı, yeri gelmiş köpekleri, yeri gelmiş ormanları, yeri gelmiş insanları taşkın bir sel gibi önüne katıp yok etmiş, etmeye de devam ediyor.

Kitapta ayrıca, sevgi, öfke, sadakat, bağlılık, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinden anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş.

Kitapta açık bir mesaj olarak verilmeyen ama benim okuduklarımdan kendime çıkarmış olduğum bir konu da kendi yaşantımıza karşı acizliğimiz ve seçimsizliğimizin bir yaratılış ya da bir varoluş meselesi olarak sürekli karşımıza çıkmasının kaçınılmazlığı oldu.

Yani hayata nerede, ne şartlarda ve kim olarak başladığımız bizim seçimimiz değil, ancak kartlar dağıtıldıktan sonra devreye girebiliyoruz. Hayatımızın kontrolünü hiçbir zaman tam anlamıyla ele geçiremesek de akıl, irade, vicdan, inanç, sezgi gibi değerler üzerinden az da olsa müdahale şansımız oluyor. Mikro dünyada kendi seçimlerimiz, makro dünyada ise başkalarının seçimleri, bizi o yandan bu yana sürükleyip götürüyor. İşte Buck'la, Beyaz Dişle ve diğer pek çok canlıyla buluştuğumuz noktalardan biri bu. Özgürleştikçe kendi hayatımıza müdahale şansımızın artması, nerede, ne şekilde, kim olarak doğarsak doğalım, bizi kendimize yakınlaştıran, mevcut şartlar içinde kendimizi daha iyi hissedeceğimiz bir ölçü. Bunu inanç esası üzerinden düşünürsek, İslam'ın neden insanları özgürleşmeye ve kendini tanımaya ısrarla çağrı yaptığını da daha iyi kavrayabiliriz. Felsefe de sık sık bu konuya yoğunlaşır.

İşte bu noktada tıpkı Buck gibi, bir kulağımızın içimizden seslenen o çağrıda olması, ayaklarımızın da çağrının geldiği sese göre hareket etmesi gerekiyor. Buck'a seslenen çağrı, Vahşetin Çağrısı... Eğer o çağrı dışarıdan geliyorsa genelde vahşete uğrayan Buck, çağrı kendi içinden geldiğinde bizzat vahşetin kendisi olabiliyor. Vahşetin kendisi olmak, Buck'ın kodlarında yazılı olan, ona varlık nedenini hatırlatan bir gerçek. Peki bizim kodlarımıza yazılı olan gerçek ne? Hangi ses bize kendi varlık nedenimizi hatırlatır?

İşte onun tek bir cevabı yok... Herkes, bir radyo istasyonunu arar gibi kendi sesinin frekansını bulmak ve ona göre hareket etmek zorunda...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • Açlık
    8.4/10 (1.167 Oy)1.060 beğeni3.564 okunma820 alıntı35.260 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.1/10 (1.405 Oy)1.257 beğeni5.097 okunma1.500 alıntı33.935 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (790 Oy)858 beğeni3.226 okunma924 alıntı26.270 gösterim
  • Kumarbaz
    8.2/10 (1.692 Oy)1.576 beğeni5.614 okunma1.356 alıntı32.837 gösterim
  • Beyaz Geceler
    8.4/10 (1.778 Oy)1.632 beğeni5.622 okunma1.840 alıntı36.124 gösterim
  • Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
    8.2/10 (974 Oy)816 beğeni3.206 okunma383 alıntı14.065 gösterim
  • İnci
    8.3/10 (1.120 Oy)964 beğeni3.458 okunma383 alıntı14.916 gösterim
  • Devlet
    8.4/10 (772 Oy)845 beğeni2.976 okunma1.251 alıntı20.365 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.8/10 (787 Oy)730 beğeni3.213 okunma872 alıntı18.037 gösterim
  • Dava
    7.9/10 (2.021 Oy)1.968 beğeni7.363 okunma1.481 alıntı48.471 gösterim
Henüz 40 yaşında hayata gözlerini yuman ve ardında bıraktığı birçok eserle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Jack London'la nihayet tanışabildim. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi çalışması ile basılan ve oldukça güzel bir kapak tasarımı ile çevireye sahip olan Vahşetin Çağrısı ilk Jack London kitabım oldu. İnce bir kitap olan Vahşetin Çağrısı çok kısa sürede bitirilebilecek ve bu kısa sürede okuyucusunun beğenisini kazanıp, bir taraftan okuma zevki verirken bir taraftan da kişiyi çeşitli konular üzerinde düşünmeye sevk edebilecek bir kitap.  Aynı zamanda anlaşılır ve akıcı bir dilin kullanıldığı bu kitapta kısa bir sürede olayların içine girebileceksiniz.

Artık bir çoğumuzun bildiği üzere, kitapta yer alan ana karakterimiz bir köpek, yaklaşık yetmiş kilo ağırlığı ile miskin, rahata alışmış, zengin Yargıç Miller'ın evinde gününü gün eden Buck isimli bir köpek. Kitapta çeşitli nedenlerle bu rahat hayatından koparılan Buck'ın vahşi doğada başından geçen maceraları okuyoruz. Kuzey Amerika'nın buz ve karla kaplı coğrafyasında, çıkarılan madenlerin kilometrelerce taşınması için gerekli olan köpeklerden biri olan kahramanımız Buck bir yandan doğanın, bir yandan da insanların vahşiliğiyle uğraşmak zorunda kalıyor.

Vahşetin Çağrısı benim için gayet güzel bir deneyim oldu. Kitabı okuyup bitirdiğinizde aklınıza gelen ilk şey şu oluyor: İnsan ya da hayvan, hangi türe ait olduğu fark etmeksizin uyum sağladığı normal bir ortamdan uzaklaştırılan canlı, daha sonra bırakıldığı, çetin şartların hüküm sürdüğü ortamda derinlerine gizlenmiş ilkel dürtülerini açığa çıkarıyor. Kitapta Buck üzerinden anlatılan bu durum aslında insanlar için de geçerli. Bulunduğu ortamdan uzaklaştırılan insan, ahlak kurallarının olmadığı, çeşitli yasaların olmadığı bir ortamda hayatta kalmak için insani yönlerini terk edip, merhamet gibi vicdani yönlerini  bastıracak ve vahşi hayatın şartlarına ilkel davranışlar ile uyum sağlamaya çalışacaktır. Tıpkı Buck'ın yaptığı gibi.

Altın aramak için Kuzey Amerika'ya giden binlerce kişiden biri olan London, kitabın da bu olay üzerine kurulu olmasıyla bir anlamda hayatından kesitler sunuyor bizlere. Kitapta kurgulanarak anlatılanların yazarın başından geçen yolculuktan esinlenerek yazılmış olması ihtimali, okuru kitaba daha fazla yakınlaştırıyor. Ayrıca bir köpeğin başından geçenleri, köpeğin gözünden dünyayı, köpeğin hissettiklerini aktarırken ortaya koyulan ustalık takdire değer. Acaba bir köpek oturmuş, Jack London'a yaşadıklarını, hissettiklerini anlatmış mıdır diye düşünmeniz olası. :) İnsan dışında bir canlıyı bu şekilde yazıya aktarmak kolay bir şey olmayacağı gibi, bu durum London'ın ustalığının bir başka göstergesi.

Diğer kitaplarını da okumak istediğim Jack London'a Vahşetin Çağrısı ile başlamak doğru bir tercih oldu. Çünkü birçoğumuzun hemfikir olduğu gibi seri olmasalar da, bazı yazarların kitaplarını belli bir sıraya göre okumak daha sağlıklı olacaktır. Bir sonraki Jack London kitabım Beyaz Diş olacak. Ardından Denizin Çağrısı, Deniz Kurdu, Yıldız Gezgini, Katıksız Sevgi gibi eserlerini de okuyup Martin Eden ile final yapmak istiyorum. Jack London ve Buck ile tanıştığım için mutlu hissediyorum. Buck'ın maceraları kısa ancak kesinlikle etkileyiciydi. Keyifli pazarlar...
Vahşetin Çağrısı, üzerine çok fazla konuşulacak bir kitap değil tâbi ki bana göre. Jack Landon'un köpekleri ruhanileştirmesi ve bu köpeklerin dünyasını mükemmel bir kurgu üzerine oturtması büyük bir ustalık örneği. Büyük yazar, Okurunu kitabın her sayfasında canlı tutmayı başarıyor ve örgü, okuyanın her daim merakını celp ediyor. Oldukça sürükleyici olan bu eserini elbette tavsiye ederim.

Keyifli okumalar herkese.
Jack London'un okuduğum ilk kitabı, sevip sevmeyeceğim bilmeden başladım ve beni pişman etmedi. Konusunun; altın arayıcıları, o zamanın elverişsiz koşulları ve uysal bir hayvanken yaşadığı zorluklardan dolayı , içindeki dürtülerin ve duyduğu seslerin peşinden giderek evrimleşip, vahşetle tanışıp kucaklaşan bir köpeğin etrafında olan olaylar. Akıcı ve güzel bir kitaptı.
1 yıldır arkadaşım`ın " Beyaz diş " den daha güzel dayatmalarıyla karşı karşıya kalıp, kitab`ı erteledim nedense. Hep okuyacak daha önemli kitaplarım vardı...

" Beyaz diş "le kıyaslamak istemiyorum çünkü " Beyaz diş "in yeri bende hiç doldurulamaz... Belki bu kıyaslamaları arkadaşım başından beri yaptığı için kitab`ı başdan sona okuyana kadar hep kıyasladım. Büyük kayıp. ( Seni öldüreceğim Elnare :( )

Gelgelelim kitap çok güzel kitap. Buck`ın ( köpek :)) ) şehir yaşamından ayrılıp, vahşi hayata uyuşmasını okuyoruz. Buck`da hep bir liderlik çekişmesinin şahidi olacaksınız. Bence, London Buck`un simasından gönderme yapmış:

" Her insanın içinde bir vahşi yan vardır ve bu vahşi yan hep ortaya çıkacağı anı kollar. Bu değişimi bazen biz, çoğu zamansa etrafımızdaki olaylar ve insanlar şekillendirir. "

Keyifli okumalar.
Jack London'la bu kitapla tanıştım. İnce ve akıcı bir kitap oldu. Kısa sürede okuyucuyu olayların içine çekebilecek. Buck'ın vahşi doğada başından geçenleri okuyoruz. Buck; #20026491 Kitabın harika bir kurgusu var. "Vahşetin Çağrısı" Jack London'un en meşhur denilecek kitaplarından biri. Londra'da en çok okunan kitaplardan olmuş. Bize hayvanları sevdirebilecek kitaplar arasında yer alıyor. Herkese tavsiye ederim.
Bir köpeğin yaşadığı olayların onun gözünden anlatıldığı Vahşetin Çağrısı, Jack London'ın en meşhur kitaplarından biri. Roman 1903 yılında yayımlanmış, Londra'da en çok okunan kitap olmuş ve yazarın en iyi yapıtlarından biri sayılmıştır.
Yukon ve Alaska'da altın bulunması, kızak çekecek büyük ve güçlü köpeklere olan ihtiyacı artırmıştır. Yargıç Miller'ın köpeği Buck, bahçıvan yardımcısı tarafından kuzeydeki birine satılıyor. Buck kendini kuzeyde buluyor. Zamanla alışıyor bu yaşama. Lider oluyor.
Jack London sevdiğim bir yazar. Vahşetin Çağrısı da onun güzel bir kitabı. Ben Sis Yayınevi'nden okudum. Çevirisi güzeldi.
Kitap güzeldi. Tavsiye ederim.
NOT: Az önce yaptığım yorumu yanlışlıkla sildim. Yeniden yazdım bu yorumu. Elim değdi diye silindi. Buradan yetkililere sesleniyorum. Yorumu kaldır butonuna basınca ''Evet'' ve "Hayır" butonu çıksın lütfen. :)
Vahşetin çağrısı kitabını elime aldığımda kapagindaki karlı dağa aldanip insanlarla alakalı bir konu olduğunu zannetmiştim. Ancak romanımızın baş kahramani bir köpek. Bu kahraman köpek Buck, hayranlık beslediğimiz pek çok insana özgü erdemi şahsında toplamıştır. Cesaret, sadakat,
tahammül, azim ve zeka. Herkes Buck gibi bir köpeğe sahip olmak ister.
Kitap içeriğini hiç araştırmadan okumam (Jack London etkisi) kısa sürede hemen hemen birbirinin aynısı iki Jack London kitabı okumama sebep oldu. Kitapta geçen hikaye, olayların akışı "Beyaz Diş" kitabıyla çok çok benzer konular. Kısa süre önce Beyaz Diş'i okuyunca, Vahşetin Çağrısı değil de Beyaz Diş'in devamını okuyorum hissine kapıldım. Beyaz Diş'i sevdiyseniz bu kitabı da seversiniz fakat yakın zamanlarda okumamanızı tavsiye edebilirim.
İçerik olarak, evcilleştirilmiş bir köpeğin vahşi yaşama dönmesi ve sahibine olan sadakatini okuyacaksınız.
Jack London yine yaptı yapacağını. "Martin Eden'in " orta kısmı hariç ne zaman bu adamın kitabını okusam kendimi sanki kitabı okuyor gibi degil de o kitabın içinde yaşıyormuşum gibi bi hisse kapılıyorum.

Niye böyle hisse kapılıyorum bilmiyorum .
Belki de sahip olduğum değil de hayalini kurduğum hayatı yaşayamadığim içindir. Çünkü, doğada olmak istiyorum , ait olduğum dağlara gitmek, vadileri dolaşmak, uzaklaşmak bi çok şeyden ve özellikle kendimden !

Kendimden uzaklaşmayı başaramadığım için hep aynı yerdeyim ya ! Buck gibi keşke Güneyden Kuzeye gitsem , Kuzeyden Batıya yol alsam, hiç görmediğim diyarlari gezsem, hiç yemedigim yemeklerin tadına baksam, tabi oruçum şu an, bu yemek işini en iyisimi iftara saklasak daha iyi olacak gibi :)

Sözün özü , Buck bize bu kitapta neyi öğretti derseniz;

-Mücadeleci ve Dövüşçü ruha sahip olmayı,
-Doğayla iç içe yaşamayı,
-Sahiplenmeyi öğretti.

Vay be Buck şimdi kim bilir nerdesin nerelerdesin ???

Bir Japon Köpeği Haciko degildin ama senide sevdik Buck .
Son derece güzel bir kitaptı. İlk Jack London romanım. Beyaz Diş'i henüz okumadım ama bu romanını okuyunca başlara doğru aldım sıralamasını. Gelelim içeriğe... Bir Sen Bernard ile çoban köpeği kırması olan evcil köpeğin gözünden dünya öyküsü. Bir anda satılarak vahşi yaşama alıştırılan akıllı ve devasa köpek. Vahşi yaşama alışırken başından geçen zorluklar süper İşlenmiş. Öncelikle roman hem kısa hemde çok akıcı. Son iki bölümdeki kahramanlıkları tam bir şaheser. Hayvanların nasıl sevgiyle yönetilip; anlaşılabileceğini de anlatmış. tavsiye edilecek roman... Tam film gibi diyecektim ki zaten filmi de mevcutmuş. Hatta birçok kez sinemaya ve diziye uyarlanmış...

"Acımak, merhamet etmek, zayıflıktı. Vahşi hayatta merhamet diye bir şey yoktu. Merhamet, korku sanılırdı ve bu yanlış anlama, ölüm getirirdi. Ya sen öldürürsün ya da seni öldürürler, ya sen yersin ya da seni yerler; yasa buydu ve zamanın derinliklerinden gelen bu buyruğa uydu Buck."

http://www.imdb.com/...270/?ref_=fn_al_tt_7
O acımasız gösteriyi her seyredişinde aldığı ders hep aklına geliyordu: Sopa kimdeyse, kanun onun elindedir.
..."Merhamet yanlış anlaşılır, korku sanılırdı ve böyle bir yanlış anlama ise ölüm demekti. Ya öleceksin, ya öldüreceksin. Ya yiyeceksin, ya yenileceksin"...
" Ya sahip olacak ya da sahiplenilecekti, affetmek zayıflıktı, ilkel yaşamda affetmeye yer yoktu. Yanlış anlaşılıyor, korku olduğu sanılıyordu ve bu tür yanlış anlamalar ölümle sonuçlanıyordu. Öldür ya da öl, ye ya da yem ol, kanun buydu ve Buck da zamanın derinliklerinden gelen bu emre itaat ediyordu. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Call of the Wild
Alt başlık:
Level 4
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
55
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758406586
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beşir Kitabevi
This item is eligible for our 4-for-3 promotion. Eligible products include select Books, CDs, DVDs, Single Copy Magazines, Home & Garden items, and Home Improvement tools. Buy any 4 eligible items and get the lowest-priced item free

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları