The Call of the Wild (Stage 3)

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.113
Gösterim
Adı:
The Call of the Wild
Alt başlık:
Stage 3
Baskı tarihi:
27 Ocak 2000
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780194229975
Orijinal adı:
The Call of the Wild
Dil:
İngilizce
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Oxford University Press, USA
When men find gold in the frozen north of Canada, they need dogs - big, strong dogs to pull the sledges on the long journeys to and from the gold mines. Buck is stolen from his home in the south and sold as a sledge-dog. He has to learn a new way of life - how to work in harness, how to stay alive in the ice and the snow... and how to fight. Because when a dog falls down in a fight, he never gets up again.
Bu kez tartışmalı bir kitapla beraberiz. Değinmem gereken çok fazla şey var bu kitapla ilgili. O yüzden bazı şeyleri çok fazla uzatmadan, üzerinden kısa kısa geçerek aktarmayı planlıyorum.

NOT: Kitabın incelemesini daha iyi aktarabilmek adına diğer incelemelere de göz attım, filmini izledim ve Jack London ile ilgili de biraz araştırma yaptım. Tüm bunları göz önüne alarak hazırladığım bir inceleme olacak.

Öncelikle parçaların bir araya gelebilmesi için Jack London’ı kısaca tanıyalım. Jack abimiz çocuk yaşlardan itibaren hep çalışmak zorunda kalmış: yaşadığı dönemde ekonomik buhranlarla bir anda gözde olan Altın Avcılığına merak sarıp, altın bulma hayalleriyle nice maceralara atılmış, sonrasında bu parasızlıktan sıyrılmak için o altın avcılığı serüvenlerinden esinlenerek yazdığı kitaplarla bir anda hayatı değişen değerli bir büyüğümüzdür. Yani Jack abimiz için yazdığı eserler tamamen gelir kapısı; satın aldığı kitaplar da daha iyi eserler yazabilmek ve daha çok para kazanabilmek adına yapmış olduğu yatırımlardır. Keza bunu kendisi de dile getirmektedir.
Bu nedenle yaptığı eserler, gördüğü ilgiyle orantılı olarak kurgulanmaktadır. Demek istediğim şu ki, birçok eserinde benzer ögelere rastlamamızın temel nedeni bu tarz konular işlediğinde satışlarının daha yüksek olması diye düşünüyorum. Öte yandan birçok yazarda belli başlı detayların, eserlerinde daha çok ön plana çıktığını görmek zaten alışılagelen bir durum. Jack abimizde de kurtları, köpekleri, çetin soğukları, zorlu mücadeleleri, azmi, hayatta kalma çabalarını eserlerinde sıkça görmekteyiz. Bunun bir diğer nedeni de eserlerinde, kendi ruh halinin, yaşam tecrübelerinin, ilgi duyduğu konuların büyük etkisinin olması…

Tüm bu söylediklerimi göz önüne alırsak Beyaz Diş kitabı ile bu kadar mukayese edilmesinin nedenini de bir nebze daha iyi anlamış oluruz. Öte yandan, -çok olağan bir şekilde- insanlar üzerinden işlenilen konular yerine kurtlar, köpekler üzerinden işlenilen konuların olması bence kitapların birbiri ile bu denli benzetilmesine neden olmamalı.

Beyaz Diş ve Vahşetin Çağrısı kitapları “birbirine benziyor” şeklinde eleştirilmemeli, aksine “birbirini tamamlıyor” şeklinde değerlendirilmeli bana kalırsa. Bu iki kitabı, bir seriymiş gibi değerlendirmek gerek diye düşünüyorum. Vahşetin Çağrısı’nda evcil, uysal, uyumlu bir köpeğin zorbalıkla, işkenceyle nasıl doğasına dönüp vahşileştiğini: Beyaz Diş’te ise vahşi bir hayvanın sevgiyle, içtenlikle nasıl uysal ve evcil bir hale geldiğini görmekteyiz. Bu bakımdan bu iki kitap birbirinin tekrarı değil: benzer şartlarda iki hayvanın, tamamen zıt iki yaklaşım karşısında ne tür değişimler yaşadığını gördüğümüz birer şaheser…

Gelelim benim kitapla ilgili hissiyatıma… Vahşetin Çağrısı bilindiği üzere Jack abimizin ilk göz ağrısı ve onun bu noktalara gelişinde ki ilk sıçrayışı… Bu nedenle ayrıca saygı duyuyorum ancak beni Beyaz Diş kadar etkilemedi bu kitap… Hatta bu kitabın kalfalık eseri, Beyaz Diş’in de ustalık eseri olduğunu düşünüyorum bir okur olarak: tabii ki bu öznel bir yargı…

Kitap kısa ve bir oturuşta bitirilebilecek bir kitap. Jack abimiz kitabı akıcı bir dille ele almış. Konusu da bana kalırsa fena değil. (Hatta bu kitaptan sonra Beyaz Diş’i okursanız çok tamamlayıcı bir eser olduğunu fark edeceksiniz zannımca.) Otobüsle seyahat ederken falan yanınıza alıp vaktinizi değerlendirebileceğiniz bir kitap ancak öyle aman aman alıp götürmedi beni. Bazı sayfalarda biraz daha hikâyenin içine sürüklendiğimi fark etsem de genel manada hayatımda çok da ahım şahım bir yeri olmayacak. Ama üstadımıza her daim saygımız var tabii ki, Jack abimize laf etmek haddimize değil.

Son olarak filminden de bahsedeyim. Film, kitapla neredeyse aynı fakat pek seveceğinizi sanmıyorum. Çıktığı döneme göre belki güzeldir, bir şey diyemem ama ben pek beğenmedim filmini de… Ama ille de merak edip izlemek isterseniz veya Jack London’ın serüvenlerini daha iyi anlamak için filmi izlemek iyi olabilir derseniz diye filmin linkini de bırakıyorum.
İyi okumalar! (Filmi izlerseniz de iyi seyirler!)

Türkçe Dublaj – 4:3 – Vahşetin Çağrısı (Jack London) – 1997 Yapımı Film:
https://www.youtube.com/watch?v=JLWlDURZCbk
Fatih Terim gibi 'Nerede kalmıştık?' diyerek başlamam gerekiyor bu incelemeye sanırım. Neden böyle başlamam gerektiğini anlatacağım birazdan. Çünkü benim için zor bir inceleme olacak... Zor, çünkü peş peşe yaptığım hatalar zinciri yüzünden bir yandan kapana kısıldım, diğer yandan, yani olumlu tarafından bakarsak, iyi de bir okuma deneyimi kazandım.

Şimdi biraz ayrıntıya inersek, size durumu şöyle özetleyebilirim; Jack London, zamanında birbirine çok benzeyen iki kitap yazmış. Biri incelememize konu olan Vahşetin Çağrısı , diğeri ise bu ayın başlarında okuduğum Beyaz Diş adlı eseri. London hayranları darılmasın ama, bana sorarsanız iki kitap birbirinin tekrarı... Yani ikisi de bir köpeğin hikayesini anlatıyor. İkisi de yazıldığı zaman itibariyle 'Gold Rush' (Altın Avı, Altına Hücum) adı verilen dönemden besleniyor ve o dönemde henüz çok yeni bir buluş olan evrim teorisinin ağır etkisi altında kaleme alınmış. Durun daha bitmedi, iki kitabın da konusu aynı coğrafi bölgede geçiyor. İki kitapta da kötü karakterler ve iyi karakterler aynı kalıptan çıkmış. Yani birindeki iyi veya kötü karakterleri diğer kitaba taşısanız, ya da köpeklerin hikayelerini değişseniz anlam olarak çok fazla bir kayıp yaşamazsınız. Kurguları neredeyse tıpa tıp aynı. Tek farkı, iki köpeğin kitap başlangıcı ve sonundaki konumlarının birbirinin tersi olması. (Spoiler vermemek için biraz dolaylı anlatmak zorunda kalıyorum, kusuruma bakmayın) Daha farklı ortak özellikler de sayabilirim ama bence yeterli bu kadar. Kısacası iki farklı köpek, iki farklı hikayede ama sanki birbirlerinin kokusunu alacak kadar yakın bir şekilde kendi geleceklerine doğru yol alıyorlar.

Gelelim benim hatalar zincirime... Öncelikle yeterli ön araştırmayı yapmadığım için bu kitapları bu kadar kısa zamanda peş peşe okumam bence ilk hatam. Çünkü her iki kitap da zihnimde bu kadar taze bir şekilde dururken ister istemez yukarıdaki paragrafta olduğu gibi negatif bir başlangıca yönelmek durumunda kalıyorum... İkincisi, yazıldığı tarihler dikkate alındığında kronolojik olarak sonra yazılan kitabı önce, önce yazılan kitabı da sonra okumam başka bir hata. Gerçi bu kadar benzer iki kitap için ne fark eder ki diye düşünebilirsiniz. Ama bence yine de sıralı gitmek, daha doğru bir okuma olacaktı. İşte böyle kendi kişisel hatalarım yüzünden maalesef Jack London'la arama bir soğukluk girdi desem yanlış olmaz... Bir sonraki buluşmamız için araya baya bir mesafe girmesi gerekecek...

Giriş bölümünü biraz uzun tuttum ama bunu bir okuma deneyimi olarak gördüğüm için sizinle de paylaşmak istedim. Peki bu kıssadan nasıl bir hisse çıkar derseniz, benim vardığım sonuç şu olur: Eğer aynı yazar üzerinden seri bir okuma planlıyorsak, mutlaka önden bir hazırlık yapmamız çok önemli. 1000Kitap bu konuda çok yardımcı olabilir. Çünkü bazı yazarları yakından takip eden, tüm kitaplarını okuyan okur arkadaşlar var. O yazara başlamadan önce onlardan bir okuma önerisi almak, işimizi hayli kolaylaştırabilir.

Ve artık kitaba geçelim... İncelemenin girişinde değindiğim 'Nerede kalmıştık?' mevzusunun nedenini az çok anlattım. Yani Beyaz Diş'in bıraktığı yerden St. Bernard-Çoban köpeği kırması Buck alıyor bu kez... Tabii bu durum benim ters seçimim yüzünden böyle. Önce bu kitabı okusaydım o zaman bayrağı Buck'un elinden Beyaz Diş alacaktı...

Kitap boyunca altın peşinde umutla koşan insanların, bu uğurda hayvanları nasıl kullandığı, başka bir ifadeyle 'altına giden yolda her şeyin mübah olduğu'nu tüm gerçekliğiyle görüyoruz. Zaten günümüzde de değişen bir şey yok. Beyaz adamlar ki, sadece ten rengi olarak ifade etmiyorum bunu, yani egemenler diyelim, her dönem kendi amaçları uğruna başka canlıları göz kırpmadan, soğukkanlılıkla feda edebilmişler... Hangi çağda olursa olsun, bu bitmek tükenmek bilmeyen altın, gümüş, para, hisse, mülk, bitcoin vs hırsı, yeri gelmiş köpekleri, yeri gelmiş ormanları, yeri gelmiş insanları taşkın bir sel gibi önüne katıp yok etmiş, etmeye de devam ediyor.

Kitapta ayrıca, sevgi, öfke, sadakat, bağlılık, içgüdü gibi baskın duygu ve kavramlar, köpekler ve insanlar üzerinden anlatılarak, bunların yeryüzünde yaşayan tüm canlı varlıkların hayatını nasıl şekillendirdiği evrensel ve zamansız bir dil yardımıyla ortaya konulmuş.

Kitapta açık bir mesaj olarak verilmeyen ama benim okuduklarımdan kendime çıkarmış olduğum bir konu da kendi yaşantımıza karşı acizliğimiz ve seçimsizliğimizin bir yaratılış ya da bir varoluş meselesi olarak sürekli karşımıza çıkmasının kaçınılmazlığı oldu.

Yani hayata nerede, ne şartlarda ve kim olarak başladığımız bizim seçimimiz değil, ancak kartlar dağıtıldıktan sonra devreye girebiliyoruz. Hayatımızın kontrolünü hiçbir zaman tam anlamıyla ele geçiremesek de akıl, irade, vicdan, inanç, sezgi gibi değerler üzerinden az da olsa müdahale şansımız oluyor. Mikro dünyada kendi seçimlerimiz, makro dünyada ise başkalarının seçimleri, bizi o yandan bu yana sürükleyip götürüyor. İşte Buck'la, Beyaz Dişle ve diğer pek çok canlıyla buluştuğumuz noktalardan biri bu. Özgürleştikçe kendi hayatımıza müdahale şansımızın artması, nerede, ne şekilde, kim olarak doğarsak doğalım, bizi kendimize yakınlaştıran, mevcut şartlar içinde kendimizi daha iyi hissedeceğimiz bir ölçü. Bunu inanç esası üzerinden düşünürsek, İslam'ın neden insanları özgürleşmeye ve kendini tanımaya ısrarla çağrı yaptığını da daha iyi kavrayabiliriz. Felsefe de sık sık bu konuya yoğunlaşır.

İşte bu noktada tıpkı Buck gibi, bir kulağımızın içimizden seslenen o çağrıda olması, ayaklarımızın da çağrının geldiği sese göre hareket etmesi gerekiyor. Buck'a seslenen çağrı, Vahşetin Çağrısı... Eğer o çağrı dışarıdan geliyorsa genelde vahşete uğrayan Buck, çağrı kendi içinden geldiğinde bizzat vahşetin kendisi olabiliyor. Vahşetin kendisi olmak, Buck'ın kodlarında yazılı olan, ona varlık nedenini hatırlatan bir gerçek. Peki bizim kodlarımıza yazılı olan gerçek ne? Hangi ses bize kendi varlık nedenimizi hatırlatır?

İşte onun tek bir cevabı yok... Herkes, bir radyo istasyonunu arar gibi kendi sesinin frekansını bulmak ve ona göre hareket etmek zorunda...

Herkese keyifli okumalar dilerim...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.244 Oy)18.982 beğeni43.178 okunma2.977 alıntı182.058 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.511 Oy)8.792 beğeni28.564 okunma819 alıntı138.919 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.232 Oy)9.198 beğeni25.472 okunma1.782 alıntı117.962 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.419 Oy)7.991 beğeni22.668 okunma826 alıntı89.225 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.671 Oy)13.360 beğeni34.382 okunma3.384 alıntı145.378 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.633 Oy)5.737 beğeni19.584 okunma835 alıntı100.617 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (7.863 Oy)8.810 beğeni26.226 okunma2.640 alıntı114.062 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.439 Oy)7.838 beğeni21.287 okunma3.974 alıntı128.607 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.537 Oy)9.041 beğeni25.237 okunma1.559 alıntı125.737 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.987 Oy)6.327 beğeni16.733 okunma2.869 alıntı85.687 gösterim
Merhabalar.
Az önce bitirdiğim bu kitaba London'ın kendisi bile çok şey borçluymuş a dostlar. Biz neler borçluyuz bir düşünsenize? Yazarımız bu kitabı yazmak için esin aldığı yerden pek bir maddi değer elde ederek dönememiş evine ama, (Altına Hücum yılları) orada kazandığı esin, sonraları çok okunan ve tanınan bir yazar olmasını sağlamış ona.

Yazarımızın Martin Eden, ve Demir Ökçe'den sonra okuduğum üçüncü kitabı Vahşetin Çağrısı. Hep aynı London: Mücadeleci, çalışkan, kendi çabasıyla yoksulluk sınırını aşmaya çalışan, haksızlığa isyan eden bir kişilik. Ve yazarımız kişiliğini kitaplarında çok net gösteren biri. Bunda yaşadığı dönemin ve çektiği sıkıntıları insanlara duyurma isteğinin etkisi de hiç yadsınacak gibi değil elbette.
Kitabımız çok kısa, akıcı, çabuk ilerleyen bir kitap. Bazısı çocuk kitabı falan bile sanabiliyor, siz de öyle sanıyorsanız o işi bence siz çok yanlış anlamışsınız....

Yazarımız, hayvanların hareketleri üzerinden insan türlerini incelemiş aslına bakarsanız. Aristokrat köpek, hayatın gerçekleriyle tanışır ve gelecek kaygısına kapılır. Tıpkı önceden zengin olup da sonra bir anda fakirleyen ve gelecek korkusu yaşayan insanlar gibi...
Bizim her çeşidimiz yok mudur? Nankör insanlar, kibirli insanlar, merhametli insanlar, yumuşak huylu insanlar... Bu tamlama böyle sonsuza dek gidebilir. İnsan kelimesinin başına ne koyarsanız koyun kalıp gibi oturur üstüne. İyilik de vardır, kötülük de hamurunda.
Bununla beraber, kitapta yoksul bir köpek halkı işlenmişti, orası çok dikkatimi celp etti. Nasıl ki aç kalan insan, hırsızlık da yapabilir, başka insanların haklarını gasp edebilir, hatta nasıl cinayet bile işleyebilirse, pek tabii aynı sefilliği köpekler de yapabilirdi. Yazarımız o köpeklerin aç kaldıklarındaki perişanlığı tasvir ederken, bir köpekten çok pespaye bir insan canlanıyordu gözlerinizin önünde. Buna istinaden, anlattığı tabii ki köpekler değil insanoğlunun sefilliği idi. Ya da "sefil bırakılmışlığı" desem çok daha doğru olur sanırım...

Kitabımızda ortam değişikliği ile insanın her şekle girebileceği net bir şekilde anlatılmıştı. Yazarımız bunu çok ustaca, hikaye örgüsünün içine işlemişti. Belki şuan bulunduğumuz ortamda çok üst seviyelerde, çok kültürlü, sanat düşkünü, ve benzeri şekillerde ve hallerde olabiliriz. Ama belki de o bulunduğumuz ortamın bir sonucudur, ya da kendi kendimize yarattığımız, sanal bir ortamın... Unutmamamız gereken bir şey var: "Şartların değişikliği her zaman, her insanı, muhakkak, istemeden de olsa bir kaç değişikliğe sürükler. Çünkü insan toplumun bir parçasıdır ve o parçadan ayrı olması düşünülemez."

Ben okurken keyif aldım, kitabı incelemek de oldukça keyifliydi. Kitabın incelemesinden, yeni bir kitap çıkacak cinsten. Tavsiye ederim.
Keyifli okumalar...
Henüz 40 yaşında hayata gözlerini yuman ve ardında bıraktığı birçok eserle dünya edebiyatında kendine önemli bir yer edinen Jack London'la nihayet tanışabildim. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi çalışması ile basılan ve oldukça güzel bir kapak tasarımı ile çevireye sahip olan Vahşetin Çağrısı ilk Jack London kitabım oldu. İnce bir kitap olan Vahşetin Çağrısı çok kısa sürede bitirilebilecek ve bu kısa sürede okuyucusunun beğenisini kazanıp, bir taraftan okuma zevki verirken bir taraftan da kişiyi çeşitli konular üzerinde düşünmeye sevk edebilecek bir kitap.  Aynı zamanda anlaşılır ve akıcı bir dilin kullanıldığı bu kitapta kısa bir sürede olayların içine girebileceksiniz.

Artık bir çoğumuzun bildiği üzere, kitapta yer alan ana karakterimiz bir köpek, yaklaşık yetmiş kilo ağırlığı ile miskin, rahata alışmış, zengin Yargıç Miller'ın evinde gününü gün eden Buck isimli bir köpek. Kitapta çeşitli nedenlerle bu rahat hayatından koparılan Buck'ın vahşi doğada başından geçen maceraları okuyoruz. Kuzey Amerika'nın buz ve karla kaplı coğrafyasında, çıkarılan madenlerin kilometrelerce taşınması için gerekli olan köpeklerden biri olan kahramanımız Buck bir yandan doğanın, bir yandan da insanların vahşiliğiyle uğraşmak zorunda kalıyor.

Vahşetin Çağrısı benim için gayet güzel bir deneyim oldu. Kitabı okuyup bitirdiğinizde aklınıza gelen ilk şey şu oluyor: İnsan ya da hayvan, hangi türe ait olduğu fark etmeksizin uyum sağladığı normal bir ortamdan uzaklaştırılan canlı, daha sonra bırakıldığı, çetin şartların hüküm sürdüğü ortamda derinlerine gizlenmiş ilkel dürtülerini açığa çıkarıyor. Kitapta Buck üzerinden anlatılan bu durum aslında insanlar için de geçerli. Bulunduğu ortamdan uzaklaştırılan insan, ahlak kurallarının olmadığı, çeşitli yasaların olmadığı bir ortamda hayatta kalmak için insani yönlerini terk edip, merhamet gibi vicdani yönlerini  bastıracak ve vahşi hayatın şartlarına ilkel davranışlar ile uyum sağlamaya çalışacaktır. Tıpkı Buck'ın yaptığı gibi.

Altın aramak için Kuzey Amerika'ya giden binlerce kişiden biri olan London, kitabın da bu olay üzerine kurulu olmasıyla bir anlamda hayatından kesitler sunuyor bizlere. Kitapta kurgulanarak anlatılanların yazarın başından geçen yolculuktan esinlenerek yazılmış olması ihtimali, okuru kitaba daha fazla yakınlaştırıyor. Ayrıca bir köpeğin başından geçenleri, köpeğin gözünden dünyayı, köpeğin hissettiklerini aktarırken ortaya koyulan ustalık takdire değer. Acaba bir köpek oturmuş, Jack London'a yaşadıklarını, hissettiklerini anlatmış mıdır diye düşünmeniz olası. :) İnsan dışında bir canlıyı bu şekilde yazıya aktarmak kolay bir şey olmayacağı gibi, bu durum London'ın ustalığının bir başka göstergesi.

Diğer kitaplarını da okumak istediğim Jack London'a Vahşetin Çağrısı ile başlamak doğru bir tercih oldu. Çünkü birçoğumuzun hemfikir olduğu gibi seri olmasalar da, bazı yazarların kitaplarını belli bir sıraya göre okumak daha sağlıklı olacaktır. Bir sonraki Jack London kitabım Beyaz Diş olacak. Ardından Denizin Çağrısı, Deniz Kurdu, Yıldız Gezgini, Katıksız Sevgi gibi eserlerini de okuyup Martin Eden ile final yapmak istiyorum. Jack London ve Buck ile tanıştığım için mutlu hissediyorum. Buck'ın maceraları kısa ancak kesinlikle etkileyiciydi. Keyifli pazarlar...
Vahşetin Çağrısı, üzerine çok fazla konuşulacak bir kitap değil tâbi ki bana göre. Jack Landon'un köpekleri ruhanileştirmesi ve bu köpeklerin dünyasını mükemmel bir kurgu üzerine oturtması büyük bir ustalık örneği. Büyük yazar, Okurunu kitabın her sayfasında canlı tutmayı başarıyor ve örgü, okuyanın her daim merakını celp ediyor. Oldukça sürükleyici olan bu eserini elbette tavsiye ederim.

Keyifli okumalar herkese.
Jack London'un okuduğum ilk kitabı, sevip sevmeyeceğim bilmeden başladım ve beni pişman etmedi. Konusunun; altın arayıcıları, o zamanın elverişsiz koşulları ve uysal bir hayvanken yaşadığı zorluklardan dolayı , içindeki dürtülerin ve duyduğu seslerin peşinden giderek evrimleşip, vahşetle tanışıp kucaklaşan bir köpeğin etrafında olan olaylar. Akıcı ve güzel bir kitaptı.
1 yıldır arkadaşım`ın " Beyaz diş " den daha güzel dayatmalarıyla karşı karşıya kalıp, kitab`ı erteledim nedense. Hep okuyacak daha önemli kitaplarım vardı...

" Beyaz diş "le kıyaslamak istemiyorum çünkü " Beyaz diş "in yeri bende hiç doldurulamaz... Belki bu kıyaslamaları arkadaşım başından beri yaptığı için kitab`ı başdan sona okuyana kadar hep kıyasladım. Büyük kayıp. ( Seni öldüreceğim Elnare :( )

Gelgelelim kitap çok güzel kitap. Buck`ın ( köpek :)) ) şehir yaşamından ayrılıp, vahşi hayata uyuşmasını okuyoruz. Buck`da hep bir liderlik çekişmesinin şahidi olacaksınız. Bence, London Buck`un simasından gönderme yapmış:

" Her insanın içinde bir vahşi yan vardır ve bu vahşi yan hep ortaya çıkacağı anı kollar. Bu değişimi bazen biz, çoğu zamansa etrafımızdaki olaylar ve insanlar şekillendirir. "

Keyifli okumalar.
Jack London'la bu kitapla tanıştım. İnce ve akıcı bir kitap oldu. Kısa sürede okuyucuyu olayların içine çekebilecek. Buck'ın vahşi doğada başından geçenleri okuyoruz. Buck; #20026491 Kitabın harika bir kurgusu var. "Vahşetin Çağrısı" Jack London'un en meşhur denilecek kitaplarından biri. Londra'da en çok okunan kitaplardan olmuş. Bize hayvanları sevdirebilecek kitaplar arasında yer alıyor. Herkese tavsiye ederim.
Bir köpeğin yaşadığı olayların onun gözünden anlatıldığı Vahşetin Çağrısı, Jack London'ın en meşhur kitaplarından biri. Roman 1903 yılında yayımlanmış, Londra'da en çok okunan kitap olmuş ve yazarın en iyi yapıtlarından biri sayılmıştır.
Yukon ve Alaska'da altın bulunması, kızak çekecek büyük ve güçlü köpeklere olan ihtiyacı artırmıştır. Yargıç Miller'ın köpeği Buck, bahçıvan yardımcısı tarafından kuzeydeki birine satılıyor. Buck kendini kuzeyde buluyor. Zamanla alışıyor bu yaşama. Lider oluyor.
Jack London sevdiğim bir yazar. Vahşetin Çağrısı da onun güzel bir kitabı. Ben Sis Yayınevi'nden okudum. Çevirisi güzeldi.
Kitap güzeldi. Tavsiye ederim.
NOT: Az önce yaptığım yorumu yanlışlıkla sildim. Yeniden yazdım bu yorumu. Elim değdi diye silindi. Buradan yetkililere sesleniyorum. Yorumu kaldır butonuna basınca ''Evet'' ve "Hayır" butonu çıksın lütfen. :)
Vahşetin çağrısı kitabını elime aldığımda kapagindaki karlı dağa aldanip insanlarla alakalı bir konu olduğunu zannetmiştim. Ancak romanımızın baş kahramani bir köpek. Bu kahraman köpek Buck, hayranlık beslediğimiz pek çok insana özgü erdemi şahsında toplamıştır. Cesaret, sadakat,
tahammül, azim ve zeka. Herkes Buck gibi bir köpeğe sahip olmak ister.
Jack London yine yaptı yapacağını. "Martin Eden'in " orta kısmı hariç ne zaman bu adamın kitabını okusam kendimi sanki kitabı okuyor gibi degil de o kitabın içinde yaşıyormuşum gibi bi hisse kapılıyorum.

Niye böyle hisse kapılıyorum bilmiyorum .
Belki de sahip olduğum değil de hayalini kurduğum hayatı yaşayamadığim içindir. Çünkü, doğada olmak istiyorum , ait olduğum dağlara gitmek, vadileri dolaşmak, uzaklaşmak bi çok şeyden ve özellikle kendimden !

Kendimden uzaklaşmayı başaramadığım için hep aynı yerdeyim ya ! Buck gibi keşke Güneyden Kuzeye gitsem , Kuzeyden Batıya yol alsam, hiç görmediğim diyarlari gezsem, hiç yemedigim yemeklerin tadına baksam, tabi oruçum şu an, bu yemek işini en iyisimi iftara saklasak daha iyi olacak gibi :)

Sözün özü , Buck bize bu kitapta neyi öğretti derseniz;

-Mücadeleci ve Dövüşçü ruha sahip olmayı,
-Doğayla iç içe yaşamayı,
-Sahiplenmeyi öğretti.

Vay be Buck şimdi kim bilir nerdesin nerelerdesin ???

Bir Japon Köpeği Haciko degildin ama senide sevdik Buck .
Son derece güzel bir kitaptı. İlk Jack London romanım. Beyaz Diş'i henüz okumadım ama bu romanını okuyunca başlara doğru aldım sıralamasını. Gelelim içeriğe... Bir Sen Bernard ile çoban köpeği kırması olan evcil köpeğin gözünden dünya öyküsü. Bir anda satılarak vahşi yaşama alıştırılan akıllı ve devasa köpek. Vahşi yaşama alışırken başından geçen zorluklar süper İşlenmiş. Öncelikle roman hem kısa hemde çok akıcı. Son iki bölümdeki kahramanlıkları tam bir şaheser. Hayvanların nasıl sevgiyle yönetilip; anlaşılabileceğini de anlatmış. tavsiye edilecek roman... Tam film gibi diyecektim ki zaten filmi de mevcutmuş. Hatta birçok kez sinemaya ve diziye uyarlanmış...

"Acımak, merhamet etmek, zayıflıktı. Vahşi hayatta merhamet diye bir şey yoktu. Merhamet, korku sanılırdı ve bu yanlış anlama, ölüm getirirdi. Ya sen öldürürsün ya da seni öldürürler, ya sen yersin ya da seni yerler; yasa buydu ve zamanın derinliklerinden gelen bu buyruğa uydu Buck."

http://www.imdb.com/...270/?ref_=fn_al_tt_7
O acımasız gösteriyi her seyredişinde aldığı ders hep aklına geliyordu: Sopa kimdeyse, kanun onun elindedir.
" Tanıdığı insanlara güvenmeyi ve her şeyi kendisinden daha iyi bildiklerine inanmayı öğrenmişti. "
..."Merhamet yanlış anlaşılır, korku sanılırdı ve böyle bir yanlış anlama ise ölüm demekti. Ya öleceksin, ya öldüreceksin. Ya yiyeceksin, ya yenileceksin"...
" Ya sahip olacak ya da sahiplenilecekti, affetmek zayıflıktı, ilkel yaşamda affetmeye yer yoktu. Yanlış anlaşılıyor, korku olduğu sanılıyordu ve bu tür yanlış anlamalar ölümle sonuçlanıyordu. Öldür ya da öl, ye ya da yem ol, kanun buydu ve Buck da zamanın derinliklerinden gelen bu emre itaat ediyordu. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Call of the Wild
Alt başlık:
Stage 3
Baskı tarihi:
27 Ocak 2000
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9780194229975
Orijinal adı:
The Call of the Wild
Dil:
İngilizce
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Oxford University Press, USA
When men find gold in the frozen north of Canada, they need dogs - big, strong dogs to pull the sledges on the long journeys to and from the gold mines. Buck is stolen from his home in the south and sold as a sledge-dog. He has to learn a new way of life - how to work in harness, how to stay alive in the ice and the snow... and how to fight. Because when a dog falls down in a fight, he never gets up again.

Kitabı okuyanlar 2.618 okur

  • Meryem Güntin
  • RSA

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 2 okur okudu.
  • 10 üzerinden 10.0 Puan (1 Okur)
  • 10 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0.1 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları