The Island of Doctor Moreau

·
Okunma
·
Beğeni
·
6.068
Gösterim
Adı:
The Island of Doctor Moreau
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489775
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau
The Island of Doctor Moreau
The only island known to exist in the region in which my uncle was picked up is Noble’s Isle, a small volcanic islet and uninhabited. It was visited in 1891 by H. M. S. Scorpion. A party of sailors then landed, but found nothing living thereon except certain curious white moths, some hogs and rabbits, and some rather peculiar rats.
197 syf.
·2 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 23. kitap oldu. H.G. Wells’in daha önce iki kitabını daha okumuştum ve ikisinde de beni kendisine hayran bırakmayı başarmıştı. Bu kitabında da tıpkı önceki iki kitabında olduğu gibi oldukça etkileyici fikirler ve bakış açıları mevcut.

Avrupa’da canlı hayvanlar üzerinde veya insanlar üzerinde deney yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmalarının yaşandığı zamanlarda Wells, kendi düşüncesini bu bilimkurgu romanı aracılığı ile ortaya koymuş. Her şeyden önce kitabın 1896 yılında yazıldığını düşünürsek H.G. Wells’in hakkını bir kez daha kendisine saygıyla teslim etmek gerekiyor.

Kitap, Edward Prendick isimli bir adamın başından geçen olayları anlatıyor. Bütün kitap boyunca Prendick’in adeta anı defterini okuyor gibi hissediyorsunuz. Prendick, nereye gittiği veya nereden geldiği belli olmayan bir gemide yolculuk yaparken gemi kaza yapıyor ve kendisi kazadan sağ çıkan tek insan oluyor. Daha sonra başka bir gemi tarafından kurtarılıyor ve Doktor Moreau’nun Adası'na getiriliyor. Burada Moreau ile tanışıyor ve zamanla onun canlı hayvanlar ile çeşitli deneyler yaptığını görüyor. Moreau, güncel tanımıyla, plastik cerrahiye hayatını adamış birisi ve yaptığı deneylerle adasındaki hayvanlardan insan üretmek istiyor. Edward Prendick de bilimle ilgilenen biri olduğu için ilk başta Doktor Moreau’ya karşı çıkıyor ve onu engellemek istiyor.

Bu noktada biraz konuyu dağıtmakta fayda var. Bilindiği üzere, insanoğlu var olduğu andan itibaren biyolojik çevresindeki ve kendi vücudundaki olayların nasıl meydana geldiğini hep merak etmiştir.Bunun için birçok deney yapılmıştır, halen de yapılmaya devam etmektedir. Deneysel araştırmalarda işin tabiatı gereği denek kullanmak bir zorunluluktur; bu anlamda deney hayvanları kaçınılmaz olarak insan deneklere en önemli alternatif olmuştur. Peki hayvanlar da bizim gibi canlılar olduğuna göre onları deneylerde kullanmak ne kadar etiktir? Birçok hayvansever arkadaşımın hayvanların kullanıldığı deneylere karşı çıktığını biliyorum. Bu konuda aranızdan farklı görüşten insanların çıkacağına da eminim. O yüzden bu noktada bir soru sorarak konuyu etrafından dolaşmayı tercih ediyorum: Eğer ki ölmek üzere hastaneye kaldırılsaydınız, hayvanlar üzerinde yapılan testler sonucunda geliştirilmiş ve bu sayede güvenebileceğimiz bir ilacı almayı reddeder miydiniz?

Hayvanların kullanılarak deney yapılması konusunda ortak bir karara varmak, dolayısıyla yukarıdaki soruma aynı cevapları vermek ne yazık ki mümkün değil. Dediğim gibi eminim birçok kişi bu konuda farklı düşüncelere sahiptir. Ancak bu konuya fazla duygusal yaklaşmanın da insanlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bilimsel çalışmalar ve deneyler durdurulamaz. Zira bilim, doğada var olanı anlama sanatıdır. Bizim de yegane amacımız doğada var olanı anlamak veya anlamlandırmak olmalıdır. Tabii bu demek değildir ki, deney adı altında hayvanlar işkence görsün...

Doktor Moreau da kitapta “dirikesim” olarak adlandırılan bir işlemi hayvanlar üzerinde uyguluyor. Dirikesim,hayvanlar başta olmak üzere, canlıların bilimsel amaçlar için cerrahi tekniklerle parçalarına ayrılma işlemi olarak tanımlanıyor ve Moreau bu sayede birçok “yarı insan” üretmeyi başarıyor. Ancak Moreau bir Frankenstien olmadığı gibi Dr. Jekyll ile Mr. Hyde da değil. Karakter olarak tamamen onlardan farklı. Wells burada “tanrımsı” bir karakter kurgulamış ve Moreau’yu adeta bir yaratıcı gibi önümüze sunmuş. Ancak Moreau kesinlikle bir deli değil, sadece hayvanları bilim için canlı canlı kesmeye meraklıdır ve hiçbir şeyi ele geçirmek gibi bir niyeti yoktur. Tek amacı merakını gidermektir, yani bilimdir. Zaten sorulan bir soruya da şöyle cevap veriyor: "Bugüne dek konunun etik yönüyle hiç ilgilenmedim. Doğa çalışmaları insanı en az doğa kadar acımasız yapıyor." Yani Moreau'nun benim yukarıda değindiğim etik konusuyla ilgili hiçbir tereddüdü yoktur. Onun tek amacı gerçeğe ulaşmaktır.

Kitabın alt metninde Doktor Moreau'nun Tanrı'yı, yarattığı ucubelerin(yarı insanların) ise insanı temsil ettiğini düşünüyorum. Doktor Moreau tarafından belirlenen ve ucubelerden uyulması istenen kanunlar ise kutsal kitapları temsil ediyor olmalı. Kitapta Moreau iyi bir tanrı motifi çiziyor ama belirlediği kanunlar anlamsız maddeler içeriyor. Bu noktada Wells, Deizm'i de övmüş olabilir, bilemiyorum. Fakat yazdıklarıyla bir semavi din eleştirisi mi yaptığını yoksa bir semavi din övgüsü mü yaptığını bir türlü anlayamadım. Zaten kitabı güzel ve değerli yapan da okurken aklınıza onlarca fikrin gelmesi.

Bilimkurgu ile tanışmak isteyenler için Wells'i öncelikli olarak öneriyorum. Bu kitabı da önceki okuduğum kitapları gibi tam bir bilimkurgu baş yapıtı. Herkese tavsiye ederim.
197 syf.
Adada gerilim soluksuz...
Adada macera sonuna kadar...
Adada dram iliklerinize kadar işleyecek...
Adada dostluk, arkadaşlık hepsi yalan...

Dr. Moreau'nun Adası'na hoş geldiniz...

Adaya ulaşmadan önce macera başlıyor, en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü benim için bir kitap en baştan böyle başlıyorsa o kitap muhteşem oluyor.

Edward Prendick ve iki kişi ile salda denizde ilerlerken... bir yandan açlık bir yandan susuzluk yani her şey üst üste geliyor ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Akıllarına bir şeyler geliyor ama Prendick bundan çok rahatsız oluyor. Fakat onu dinlemeyecekler. Kader onu Montgomery ile karşılaştıracak. Bu karşılaşma kurtuluşu mu olacak yoksa ölümü mü olacak?

Montgomery ise Doktor'un sağ koludur. Bütün işlerini yapan birisidir. Edward bir sebeple adaya mecbur çıkmak zorunda kalacak. Adaya çıkmadan önce gördükleri aklını alacak neredeyse, bunlar nasıl insanlar böyle ucube ucube yürürler. Gözlerini kırpmadan ona bakmaları içini içini ürpertecek ve kaçış yolu yok bunun farkında...

Doktor ile ilk defa karşılaştıklarında dehşet başlamıştı bile...
Ona yatak verdiler, oda verdiler fakat adadaki çığlıklar Edward için zulümdü ve neler olduğunu çözmeye çalışacaktı. Fakat aksine Doktor çok iyi niyetle yaklaşıyor sürekli onla ilgileniyordu ama Edward bir türlü güvenemiyordu doktora. Ve kaçış başladı artık...

İşte burada gerilim başladı. Sanki Stephen King'in en iyi gerilim kitaplarından birini okuyordum. O kadar güzel anlatmış ki sayfaları nasıl çeviriyordum nasıl hızlı hızlı heyecanla okuyordum. (Müthişti, bayıldım)
Kaçtığında kimlerle karşılaşacak? Başına neler neler gelecek? Dr. Moreau aslında iyi biri mi? Kaçması gerekiyor muydu?
Hepsi bu gizemli adada...

Bilim kurgu, gerilim ve macera kitabı sizleri bekliyor. Dramda var kitapta. Muhteşem bir kitap, 500 sayfa bile olsa soluksuz okunurdu. H.G. Wells okumaya devam.
176 syf.
·2 günde·10/10
Okuduğum ilk Wells kitabıydı. Fantastik ve sürükleyici. Sonuna kadar büyük bir merakla okudum.

Doğa verdiğini geri alır derler ya. Onu anlatan bir kitap. Ayrıca hayvan insanlar başlarda bana normal insanlardan daha insan geldi.

Hayvan insanlardan bahsedecek olursak çok şekilsiz çirkin ve biçimsizler. Kahramanımızın deyişiyle iblise benziyorlar . Kendilerinin insan olduğuna inanıyorlar ancak içlerinde hep bir hayvansılık var. Yine de insanlığa ait bazı duyguları içeriyorlar . Özellikle de merak. ( gerçi merak kedide de var :) ) Bu hayvan insanların yasaları var . Dört ayak üstünde yürümeyecekler, suyu dilleriyle içine çekip içmeyecekler, et de balık da yemeyecekler, ağaçların kabuklarına pençe atmayacaklar ve diğer insanları kovalamayacaklar. Çünkü bunlar insan olmanın yasalarıdır. Ve yasayı çiğneyen cezalandırılır. Bu yasalar kendilerini yapan bilim adamının koyduğu yasalar. Et yerlerse tekrar hayvana dönmelerinden korkuyor bu yüzden onları kandan uzak tutmaya çalışıyor. Hayvanları kesip biçip insan yapmaya çalışıyor ama şunu unutuyor ki içlerinde bir yerlerde bir hayvansılık ne olursa olsun kalacak . Onları eğitiyor , konuşmayı ve insanlara ait bazı şeyleri öğretiyor ama azıcık ihmal edilsinler her şey en başa dönüyor.
Bana yinede insanlardan daha zararsız geldiler. En azından arkalarından iş çevirmiyorlar . Ne yapacaklarsa direk yapıyorlar. Plan yapmıyorlar . Duygularını maskelerinin ardına gizlemiyorlar .

Doğanın kuralları var ve ne yaparsak yapalım doğayı yenemeyeceğiz. Hayvanlara eziyet de etsek , evler de yapsak ya da denizi doldurup şehirlerimizi de büyütsek , ortalığı da pisletip yaşanacak halini bile bırakmasak da doğa bir yolunu bulur ve ondan zorla aldıklarımızı bizden bir anda geri alıverir. Ve biz kocaman doğanın ve evrenin içinde nokta kadarcık insancıklarız.

Çok güzeldi. Okuduğum en iyi fantastık yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve tavsiye ediyorum. Sürükleyiciydi
176 syf.
Normalde SPOILER içerikli inceleme pek yapmam, ama hem kitabın bilinirliğine güvenerek hem de böyle bir kitabı SPOILER vermeden inceleyemeyeceğime kanaat getirerek aklımdan ne geçiyorsa aktarmayı seçiyorum. SPOILER!!! demiş miydim? Demiştim sanırım, sonra kimse bana kızmasın...
Prendick, amma ballı adammışsın bir kere bunu dile getirelim. Sen kalk, kurtuldu sanılan dört kişiden biri ol, bu dört kişiden biri tahlisiye sandalına hiç çıkamasın, diğer ikisi kavgaya tutuşup sandaldan düşsün, sen yine kurtul ve sandalda tek kal, ölmeye ramak kala Montgomery yardım elini uzatsın, o da yetmezmiş gibi tam ölmeyi düşünürken teknenin biri kıyıya vursun, ayağına kadar gelsin. Yok artık dedim yani :)
Bir başka konuya gelecek olursak, viviseksiyon ve diğer işlemlerin anlatımı sanki havada kalmış gibiydi. Tamam, detaylı bir anlatım ve derinlemesine bilimsel bilgi beklemiyoruz ama sürekli bu işlemler, kapalı kapılar ardında, oldu bittiyle hallolmuş şeyler gibi aksettirilmiş. Fakat genel hatlarıyla bu durum çok da sırıtmadı hikaye içerisinde. Şahsi kanaatim bu yönde. Anlatılan işlemlerin benzerlerinin günümüzde, hayvanlar arasında, bitkiler arasında ve bunların birbirleri arasında da uygulanıyor olduklarını bilince, yazarın kurduğu dünyayı tam bir ileri görüşlülük örneği olarak kabul edebiliriz.
Moreau'nun çalışmaları, kendi bakış açısına göre kendini bilime adamak olsa dahi bir kere etik kavramına sığacak şeyler değil. İnsanlığa faydası dokunacak bir iş yapmış olsa, çalışmalarını kabullenelim diyeceğim, o da yok. Hastalıklı zekasını, hayvanlar üzerinde kullanan ve onlardan, kendi kurallarına tapınan bir insansı ırk meydana getirmeye çalışan, tanrı olmaya çalışan bir dangalak yani. Bu arada, bu yaratıkların hayvanlaştırılmış insanlar mı yoksa insanlaştırılmış hayvanlar mı oldukları konusu, bir süre kafamı kurcaladı fakat ilerleyen sayfalarda bu durum açığa kavuştu. Tanrı olma çabasına değinecek olursak, bunu da, psikoloji bilgim olmasa dahi, içinde bulunduğu toplumda kabul görmeyen, dışlanan, fakat olması gereken yerin zirve olduğunu düşünen hastalıklı zihinlerin, kendilerine tapınacak birilerini bulma çabalarının acınası bir tezahürü olarak yorumlayabilirim. Bu hastalıklı zihinler, gerektiğinde kendilerine müritler toplarlar, toplayamadıkları yerde de böyle, müritlerini, kullarını kendileri yaratırlar. Moreau da kendince dinimsi bir yapı kurmuş. Kendini yaratıcı olarak kabul ettirmiş ve insansı yaratıklarının içinde, kendi kurallarını dikte edecek hatipler belirlemiş.
Kitapta Nietzsche'nin etkilerini hisseden bir ben miyim bilemiyorum. İnsansı yaratıkların gülememesi, Nietzsche'nin, "İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır." sözünü destekler gibiydi. Acı kavramının gereksiz olduğu kısmı ise, acıyı ötelediğimizde üstün bir insan olacağımızı savunur nitelikteydi. Lakin ben, acının insanı insan yaptığı kanaatindeyim. Acıdan arınmak kavramı oldukça ütopik bence. Ve o meşhur, "Tanrı öldü" kısmı... Nietzsche'nin bu kavramına, sadece başlık seviyesinde aşinayım ama burada da tanrı ölüyor ve bu durum, kulları, bağlı oldukları kurallardan sıyrılmaya, kuralları da tanrıyla beraber öldürmeye götürüyor. Konudan konuya atlamış gibi olacağım ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Moreau, Montgomery ve Prendick'in, insansı yaratıkları bir araya toplamak için çıktıkları yolculuk esnasında bir detay gözünüze çarptı mı? Çarpmıştır kesin. Moreau bir boruyu üfler ve sesi duyan insansı yaratıklar bir meydana toplanırlar. Sur ikinci kez üflendiğinde, mahşer yerinde toplanacağımız anın nasıl da güzel bir temsiliydi o. Etkileyici bir detaydı bence.
Gelelim kurallara... Kurallar içinde, et yememe kısmına değinmek istiyorum özellikle. Burada biraz vejetaryenlik övgüsü hissiyatına kapıldım. Tamam, belki yaradılışları gereği bu yaratıklar, et yediklerinde özlerinde bulunan hayvansı yan uyanacak ve içgüdüleri ön plana çıkacaktı. Peki o zaman, et yiyen insanı da hayvan kategorisine koymalı mıyız? Et yemeyen insan, üst insan mıdır? Kürdanımla dişimi karıştırırken dahi bu savı reddederim Wells, kusura bakma :)
Yeniden "Tanrı öldü" kısmına dönecek olursak, burada biraz, dinlere övgü ya da dinlerin olumlu yanlarının bir örneğini gördük sanki. İnsansı yaratıklar, kendilerine buyrulan kurallar çerçevesinde yaşarlarken, içlerinden birkaç sapkının yaptıkları haricinde gayet de huzur ve sükunet içinde yaşıyorlardı. Fakat tanrılarının ölümü ve gözlerinin önünde acziyetinin sergilenmesi, onların gözünde, tanrının koyduğu kuralları da hiçe sayma yetkisini doğurdu. Bu da kaosu beraberinde getirdi. Prendick bu aşamada, kamçıyı ve revolveri doğru şekilde kullanıp, bu yetkiyi devralabilir miydi? Belki... Hatta ben olsam, bu yetkiyi ele alacak olduktan sonra, kaçış için gerekli ekipmanı dahi bu yaratıklara yaptırırdım (şeytani planlarımı çok da açık etmeyeyim). Bir Nuh Tufanı örneği sok kullarının aklına, sonra büyükçe bir sandal yaptır onlara, ve daha sonra... Bir sabah ansızın kaçar gidersin adadan. (bu kadar şeytani plan yeter!)
Ooo epey şeyden bahsetmişiz. Son olarak şunu söyleyelim, kitabı okumanızı öneririm. Bende bu tip fikirler uyandırdı, zaten genel olarak da zihin açıcı bir kitaptı. Sizde nasıl izlenimler meydana gelir, okumadan bilemezsiniz.
176 syf.
1984 , Hayvan Çiftliği ve Cesur Yeni Dünya kitaplarından sonra Doktor Moreau'nun Adası tesiri altında bırakmakla kalmayıp, yaşananları okurken bana da yaşattı. Bir çok filme esin kaynağı olan bilim kurgu türündeki eseri, tüm edebiyat severlere öneririm. Kitap okurken dikkatimi dağıtan etkenler olduğunda konudan ve kitaptan uzaklaşabiliyorum. Oysa bu kitap tüm çevre koşullarını ve zihin sesinizi bile bastıracak etkiye sahip.
Konu, olayların yaşandığı mekandaki betimlemeler ve ruhsal tahlillerin başarısı karşısında yazara hayranlığım pekişti. Öngörüsü muazzam. Okurun dikkatini çektiği noktaların altını çizerek okudum.
Sözü kitapla ilgili diğer incelemelere bırakıyor kitaplığımda özel bir yere sahip olan bu kitabı okurlarıyla baş başa bırakıyorum. Edebiyatla kalın ..
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Doktor Jekyll'ın Mr. Hyde'ından, Filip Filipoviç'in köpeği Şarik'ten ve hatta Profesör Persikov'un ölümcül yumurtalarından biliyoruz canlıların genetiği üzerinden yapılan deneyler sonucu elde edilmeye çalışan herhangi yeni bir canlı türünün felaketlere yol açtığını, Doktor Moreau ise hayvanlar üzerinde yaptığı operasyonlarla; hayvanlara yeni uzuvlar ekleyerek ve onların bazı uzuvlarını iptal ederek, herhangi bir hayvan türünden insan üretme deneyleri yapmaktadır, kimsenin bilmediği, uğramadığı uzak bir Pasifik adasında, yaptığı deneyler sonucu adada güruh bir yaratıklar toplumu oluşur, bu yaratıklar neredeyse insandır ama aynı zamanda hayvandır, bazıları tehlikelidir. Hikayemiz karakterimiz Prendick'in yolu mecburen bu adaya düşer ve hikayemiz başlar; Prendick'in başına gelenler serüvenli heyecanlı bir hikaye olmasının yanında zaman zaman trajiktir.
Hayvanların insana dönüşüp toplu halde yaşamaya başlamasının ardından doğa içgüdüsünden uzaklaşıp uyması gereken yasaların oluştuğuna vurgu yapılması akıllara Bulgakov'un 'Köpek Kalbi' hikayesini getiriyor.
Keyifli bir bilim kurgu romanıdır.
Tavsiye olunur...
200 syf.
·5 günde·10/10
Gözlerden, insanlardan ve medeniyetten uzak, okyanusun ortasındaki Doktor Moreau'nun adasında neler oluyor? Doktor Moreau bu adada ne tür çalışmalar yapıyor? Yavaş yavaş artan bir gizem ve gerilim Prendick'in tutsak edildiği yerden kaçıp adayı keşfetmeye başlamasıyla hız kazanıyor. Vahşi ve değişik görünümlü canavarlar korku salarken olup biteni öğrenme merakı Prendick'e hayata tutunma ve yaşam mücadelesi verme gücünü aşılıyor. Gizem çözülmeye başladıkça Prendick düşünce fırtınasına kapılıyor ve yaşadıklarını, gördüklerini içselleştirmeye ve anlamlandırmaya çalışıyor, korku yerini felsefik fikirlere bırakıyor. Acaba Prendick bu dünyanın uzak ucundaki adaya ve adanın vahşi canlılarına alaşıbilecek midir? Doktor Moreau amaçlarına ulaşabilecek midir? Peki işler karışınca Prendick hayatta kalabilecek, Doktor Moreau'nun adasından kurtulabilecek midir?

Hayvan ve insansın korku ve felsefesi diyebileceğim bu eserin tadını ve heyecanını kaçırmak istemediğim için fazla detaya girmek istemiyorum. Zaten kitabın başında ve sonunda çok güzel yazılmış iki sunum var. Size tavsiyem önce romanı okuyup sonra sunum ve sonsözü okumanız.

H. G. Wells' in bu okuduğum üçüncü kitabı oldu. Zaman Makinası ve Körler Ülkesi kadar güzel diyebilirim. Bilimkurgu severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap...
176 syf.
·Puan vermedi
“Bizi hayvanlardan çok insan kılan her ne ise, teselliyi ve umudu, sanırım, insanların gündelik kaygıları, günahları ve dertlerinde değil; maddenin uçsuz bucaksız, sonsuz yasalarında aramalı.”

Acı ve yasalar birlikte var oluyor acı yasa gereği sanki. Bir kısıtlanma olmadan nasıl idame ettireceğimizi bilmiyoruz bu yaşamı. Bizi güdüleyen de bu oluyor çoğu zaman acı ve ondan kaçınma. Bu toplumsal yaşamı düzenleyen parametrelerden biri ve belki de en önemlisi; acıdan kaçma iç güdümüz. Peki bu güdü ortadan kalkarsa ve ya biri tarafından başka şekilde kullanılırsa ne olur? Bu bir soru olmaktan çok bir cevap aslında acıyı kullanmayı bilenler gücü elinde bulunduranlar oluyor daima. Bu noktada ise güç dengesizliği giriyor devreye. Efendi köle ilişkisi. En çok kurgulanan gerçekler korkutuyor bizi. Yasayı çiğnersen ceza alırsın karşında kanunu bulursun. Kanun ise insanlar tarafından yazılmıştır ve elbette ilahi oldukları da olur. Ve saygı duyma ölçütü bu acıdan kaçma ile doğrudan ilişkilidir. Saygı duyulan ise kanun yapıcının muhteşem alt edilmez gücüdür.

“Saygı duymalarının çok basit bir ölçüye, karşılarındaki iyi onlarda derin yaralar açabilme gücüne bağlı olduğunu anladım.”

Bu arada insan olma gerçeği ile karşı karşıya kalırız. Ağzı var dili yok hayvanlara eziyet edip, acı çektirmek çok mümkün ve hayvanların tek yapabildiği vahşi doğasında cevap vermek olur. Bu cevap biz insanların iradesi ve gücü karşısında cılız bir tepkiden ibaret kalır. İnsanın diğer insanlara karşı tutumu da zayıf bir hayvana yaptıklarından farklı değil. Bu toplumsal ve global tabakalaşmayı getiriyor. Bu noktada illegal olan devreye giriyor. Yalanlar ve kaçışlar:

“Bir hayvan fazlasıyla acımasız ve kurnaz olabilir, ama ancak gerçek bir insan yalan söyleyebilir.”

Sosyal olma gerçeğinden kaçıp kendi hayallerini yaşamak peşinde olan bir hayalperestin ahlak kurallarını aşan öyküsünde insanla hayvan arasındaki farkları ve bu farklarında çok olmadığını görüyorsunuz. Temelde var olmak bir bedenin kuralları içinde var. Yani ihtiyaçlar bedensel anlamda ortak. Bizi ayıran ise kurgumuz yaşadığımız ve yaşamayı hayal ettiğimiz kurgumuz. Ölümsüzlük mesela yaşlanmamak mesela. Satırlar arasında insandan hayvana hayvandan insana geçişin ince çizgisini okuyorsunuz. Büyük bir dehşetle ve bilimkurgu yaratmayı başaran bir yazarın kendi hayal gücü çerçevesinde.
Keyifli okumalar!
176 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Wells'in ilk defa bir kitabını okudum. Önceleri izlediğim "Orphan Black" adlı bilim kurgu dizisinde adı geçmişti "Doktor Moreau'nun Adası" çok merak etmiştim ve şimdi okudum, beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Mükemmel bir kitap! bilim kurgu sevenler için öneririm, mutlaka okuyun.

Doktor Moreau, hayvanlar üzerinde plastik cerrahiyi kullanarak, onları kesip biçerek onlara insan görünüşünü vermeye çalışan ama sadece dış görünüş olarak değil, mental olarakta. Onlara alfabeyi, konuşmayı öğretiyor. Ve tam olarak olmasada bi bakıma insana benziyorlar: iki ayak üzerinde duruyor, yemeği emerek değil de ellerini kullanarak yiyorlar ama yüzlerinin korkunç olduğu, ellerinde çoğunun parmaklarının eksik olduğu anlatılıyor. Ve adada ki tüm Hayvan Adamlar Dr. Moreau'dan korkuyor ve ona itaat ediyorlar. Birçok hayvanı bu şekilde insanlaştırmaya çalışıyor ama asla istediği sonuca varamıyor. Amacı ise tam bir insan yaratıp onu İngiltere'ye götürüp göstermek... bu kesip biçmelerin, acının önemsiz olduğunu söyleyerek bilgisini tatmin etmek, başardığını göstermek istiyor.

Tüm bu olaylar ana karakter Edward Prendick'in ağzından anlatılıyor ve adadaki bir yıllık hayatında gördüğü bu vahşet karşısında çoğu zaman intihar etmeyi düşünüyor ve onu psikolojik buhrana sürüklüyor. İnsanları bile hayvan olarak görmeye başlıyor hatta kendini bile onun değişiyle "beyin hastalığına yakalanmış koyun gibi" hissediyor. (Bu arada çok fazla spoiler vermişim ama siz yinede okuyun :) insan birkaç gün kitabın etkisinden çıkamıyor.)
176 syf.
·3 günde·8/10
Kitap; bas karakter olan Edward Prendick tarafindan anlatiliyor. Gemi kazasi sonucu Dr. Moreau'nun adasinda mecburen kalmasi, gariplikleri farketmesi ile asıl konuya giriliyor.
Giriş kismi Jules Verne' i andirdi. Konu itibariyle de Köpek Kalbi'ne benziyor. Tabi bu kitap hepsinden once (1896) yazilmis.
- Yer yer spoiler-
Hayvanlari insanlastirma konusunu o zaman dusunup yazmis olmasi hayranlik uyandirici. Ama benim en ilginc buldugum itaat etmeleri icin insanlastirilmis hayvanlara din konusunu aşılamak. Insan, kendi irkini dusunmeden edemiyor!? Kitapta olan yasalar icin cogunlukla Kitabi Mukaddes'ten alinti yapilmis. Okurken insanlara degil de hayvanlara acıdım. Kendi davranislarindan vazgecirilmeye zorlanmak cok acimasizca. Bu yuzden Moreau ve yardimcisi baslarina geleni sonuna kadar hakediyorlardi.
Guzel kitapti hemen okunabilecek turden. Sadece giris kismi biraz sıkıcıydi. Hayal gucu genis olanlara tavsiye olunur.
176 syf.
100. Modern Klasiği olan bu kitap "bilimkurgu" türüyle dikkatimi celbetmişti ilk anda. İlk defa bilimkurgu klasik bir eser okuma heyecanı yaşadım. Dinlenme amacıyla geldiğimiz Şile'nin sessiz ve ıssız bir ormanında bu kitabı okumak ürkütücü olsa da kitabımızın baş kahramanı olan Prendick'in yaşadığı korku ve gerilimi sanki hissettim bir nebze. Dr. Moreau'nun hayvanlara uyguladığı viviseksiyonu yapma nedenini her ne kadar anlamasam da şahsi kanaatime göre bilhassa günümüzde hayvanlar üzerinde denenen türlü ilaç, kozmetik vs en az bu kitapta anlatılanlar kadar acı...
"Bir hayvan fazlasıyla acımasız ve kurnaz olabilir, ama ancak gerçek bir insan yalan söyleyebilir." Kitaptan alıntıladığım bu söz ne kadar doğru ve gerçek...
"Kısmet dedim ya,"

"Hayatta her şey kısmetse olur. Bunu bir tek ahmaklar göremez."
H. G. Wells
Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 5.Basım
İnsan dostlarıma bakıyorum. Ve korkuya kapılıyorum. Bazıları capcanlı, hayat dolu, bazıları donuk, tehlikeli, bazıları kaypak, içtenliksiz yüzler görüyorum.
Hiçbir şey göremiyordum ya da belki de çok fazla şey görüyordum.
H. G. Wells
Sayfa 75 - İthaki Yayınları, 6. Baskı
Acı, bizi uyarıp tetiklemeyi üstlenen içsel tıbbi danışmanımızdır, o kadar. Her canlı ten gibi her sinir de, hatta her duyu siniri de acı duyacak diye bir şey yoktur.
H. G. Wells
Sayfa 86 - Türkiye İș Bankası Kültür Yayınları 5. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Island of Doctor Moreau
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
158
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489775
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau’nun Adası
Doktor Moreau
The Island of Doctor Moreau
The only island known to exist in the region in which my uncle was picked up is Noble’s Isle, a small volcanic islet and uninhabited. It was visited in 1891 by H. M. S. Scorpion. A party of sailors then landed, but found nothing living thereon except certain curious white moths, some hogs and rabbits, and some rather peculiar rats.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları