Milan Kundera’nın Şaka (Žert, 1967) romanı, hem yayımlandığı dönemde hem de sonrasında eleştirmenler tarafından Kundera’nın düşünsel ve edebî dünyasını kuran kurucu metin olarak değerlendirilir.
Şaka’yı klasik bir “siyasi roman”dan çok, ideolojinin bireyin hayatına nasıl sızdığını gösteren bir varoluş anlatısı olarak okumak lazım.
Bence bu romanı “totaliterliğin trajikomik yüzünü açığa çıkaran” bir eser olarak nitelemek lazım,
Roman, büyük suçlardan değil, küçük bir cümleden (bir şakadan) doğan yıkımı anlatmasıyla öne çıkıyor,
“Bu da roman, ideolojinin en acımasız hâlinin ciddiyet değil, mizah yoksunluğu olduğunu gösteriyor.”
Roman sıklıkla bir “intikam romanı” gibi başlasa da genelde bunun bilinçli bir yanılsama olduğunu söyleyebiliriz.
Ludvik’in intikam arzusu, anlamsızlıkla sonuçlanır.
Bu yönüyle Şaka, Camus ve Sartre geleneğine yakın, ama daha alaycıdır.
“İntikam, geçmişi düzeltmez; sadece onu yeniden sahneler.”
Kısaca; Şaka, tek bir cümlenin bir hayatı nasıl paramparça edebileceğini anlatırken, aslında şunu sorar:
Bir toplumda mizah ne zaman suç olur?
Kundera, bu romanda:
İdeolojinin mutlak ciddiyetini,
Aşkın ve dostluğun kırılganlığını,
Hafızanın intikamla kirlenmesini
ustalıkla iç içe geçirir.
Bu yüzden Şaka, yalnızca Çekoslovakya’ya değil;
her türlü dogmatik düzene yazılmış evrensel bir romandır.
Güzel okumalar.