The Smallest Part

·
Okunma
·
Beğeni
·
85
Gösterim
Adı:
The Smallest Part
Baskı tarihi:
13 Şubat 2018
Sayfa sayısı:
325
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781979819503
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Smallest Part
Dil:
İngilizce
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Barefoot Backstory
“In the end, only three things matter. How much you loved, how gently you lived, and how gracefully you let go of things not meant for you.”
- Unknown

It was a big lie. The biggest lie she’d ever told. It reverberated through her head as she said it, ringing eerily, and the girl behind her eyes—the girl who knew the truth—screamed, and her scream echoed along with the lie.
“Are you in love with Noah, Mercedes?” Cora asked. “I mean . . . I know you love him. You’ve been friends forever. We all have. But are you in love with him?”
If it had been anyone else—anyone—Mercedes would have stuck out her chest, folded her skinny arms, and let her feelings be known. She would have claimed him. But it was Cora. Brave, beautiful, broken Cora, and Cora loved Noah too.
So Mercedes lied.
And with that lie, she lost him. With that lie, she sealed her fate.
She was the best friend, the bridesmaid, the godmother, the glue. She was there for the good times and the bad, the ups and the downs, the biggest moments and the smallest parts. And she was there when it all came crashing down.
This is the tale of the girl who didn’t get the guy.
325 syf.
·17 günde·1/10
<img src="https://media.giphy.com/...giphy.gif"/>

Mart ayımı katleden kitabın, çöpün, pisliğin yorumuyla herkese merhabalar. Sırf nefretimi rahatça kusabilmek için en sevdiğim çalma listemi açtım, kahve yaptım ve bilgisayarımı kucakladım. Yorum epeyce nefret içeriyor olacak, üzgünüm ama kitabı sevip bundan rahatsız olacaksanız lütfen okumayın.

Nereden başlasam?
Öncelikle şunu söyleyeyim: Amy Harmon'ı cidden çok severim, yıllardır yeni bir kitabı daha güzel dilimizle buluşsun diye umutla bekliyordum ve sonra dedim ki yahu niye bekliyorum? Okuyayım da az mutlu olayım, yüzüm gülsün, günüm aydınlansın.

Amy'nin tarzını, basit kurguları psikolojik tahlillerle derinleştirmesini seviyorum. Yazdığı karakterlere deliler gibi vurulmuyor, onları bir hayli eleştiriyor ama çok iyi anlayabildiğim için okurken inanılmaz zevk alıyordum. Açıkçası bu kitaptan da böyle bir şey bekliyordum. Kitap hakkında arkadaşımla konuşurken fark ettim, daha doğrusu o söyledi bunu, ben bir kitabı okumaya başlarken sevme niyetiyle bunu yapıyorum, sanılanın aksine. Beklenti değil, tamamen umutla okuyorum. Beni derinden etkileyecek bir şeyler bulma umudu. Hele de sevdiğim bir yazar söz konusuysa. Ama bu kez fena halde yanıldım.

Kitabın esas konusu prologta veriliyor. Cidden. Yani ne okuyacağımızı, nasıl ilerleyeceğini adımız gibi biliyoruz. Ama ben şey düşündüm: Amy bunu kesin çok güzel bir şekilde yazmıştır. Başkası yazsa kitabı yakarım belki de ama o hakkını vermiştir. Abi Bir Başka Mavi'yi yazan kadın bu, sakin.

Konumuz şöyle: <spoiler>Noah, Mercedes ve Cora isimli üç süzme arkadaş var. Mer ve Noah 8 yaşından beri bir aradalar, Cora da onların yaşadığı yere tanışınca üç oluyorlar. İçlerinde tek normal hayatı olan Mer, o da onun durumunda olan çoğu Amerikalı gibi hafif bir etnik aşağılık kompleksi içinde. Kendini yeterli görmeme, başkalarını üstün tutma, kendini sürekli bir feda etmeler falan. Sanırsınız azize. -.-

Noah evsiz bir kadının, tanımadığı evsiz bir adamdan olan çocuğu. Babası hakkında hiçbir şey bilmiyor, annesi ciddi psikolojik sorunları olan birisi ve Noah'ya hiçbir faydası yok. Noah ise nasıl olduğunu bilmediğimiz bir altın çocuk. Bir iyilik timsali. O da aziz.

Cora'nın annesi bir parça normal fakat babası bir savaş gazisi ve ciddi bir depresyon ve travmadan muzdarip hatta intihar ediyor, bu da Cora'yı her daim yaralamış ve iz bırakmış falan filan. Zavallı Cora. Cora arkadaşlarının aksine iyi görünümlü, kıskanç ve bencil birisi. Mer'i kıskanıyor, kız ne istese elinden alıyor ya da Mer'i kim istese baştan çıkarıyor falan. Mer ve Noah bunların gayet farkında ama kendi kafalarının içinde yaşadıkları ütopya sebebiyle hep hoş görüyorlar. İkisi de Cora'nın gönüllü kuklası çünkü onlar arkadaş, tamam mı? Daima birbirlerini kollarlar.

<img src="https://media.giphy.com/...giphy.gif"/>

Mer ve Noah birbirlerinden hoşlanıyor. Ama onlar birbirlerine açılamadan Mer, Cora da Noah'dan hoşlanıyor diye duygularını içine gömüyor. Onun duygularını içine gömdüğünü gören aziz Noah da aslında Cora da olurmuş ya diyerek hemen sevda oklarını diğer kankisine çeviriyor. İkisi evlenip mutlu mesut yaşıyor. Bir ütopyada tabii. Ve Yıllar sonra Cora zıkkımı ölüyor, kirli sırları su yüzüne çıkıyor. Vay kocasını aldatıyormuş da vay aslında Mer'in de Noah'yı sevdiğini biliyormuş ama Noah olmadan olmazmış da, vay çocuk başkasındanmış da bir dolu pislik.

Bu kısımlarda karakterler bir kendine gelir falan sanıyorsun ama ikisi de aman bildiklerimi arkadaşıma söylemeyeyim de Cora'dan soğumasın modunda. Neyse. Sonunda aptal, korkak ve yalancı olduklarını fark edip mutlu mesut yaşıyorlar. Ay ne tatlı.</spoiler>

Bu kitaptan ciddi anlamda nefret ettim. Sırf bitirip şu yorumu yazmak için de okumuş olabilirim. Acılar çekerek, birkaç sayfa okuyup komik videolar izleyerek yahut bu ayın tek favorisi olan kiss quotient okuyarak bitirecek gücü ancak bulabildim. Sinir krizleri falan geçirdim. Peki neden?

1. Cora berbat bir karakter ve asla diğerleri bunu kabul etmiyor. Evet insanların hayatı zor olabilir, psikolojik sorunları olabilir, bu yüzden yanlış şeyler yapabilir, eyvallah ama bu kadının ya hasta olduğunu ya da mikrop olduğunu kabul etmemeleri benim için ciddi bir rahatsızlık sebebi. Üzgünüm, ben kendi inşa ettiğim bir ütopyada yaşamıyorum. Bir insan birilerinin canını bilerek yakıyor, hayatlarına zarar veriyor ve 22 yıl buna devam ediyorsa o insan kötüdür ve en azından pişman olmalı, özür dilemelidir. Diğerleri de onu uyarmalı, tepki göstermelidir. Aksi halde herkes canının istediğini yapar.

2. Noah asla gözümde anlatılan aziz değil. Ayran budalası. Seviyesiz. Mide bulandırıcı. Senin kalbine tüküreyim. Korkak, ezik herif.

3. Mercedes anlatılan azize kadın mı benim için? Asla. İçlerinde belki en masumu olabilir. Kimseyi kırmayayım, ama tadımız kaçmasın Ali Rıza Bey diye diye 30 yıl boyunca kendini bastırmış biri. Asla hayır demiyor, asla istediği şeyleri yapmıyor, asla kendine değer vermiyor. Ondan da nefret ettim. Neden? Çünkü kitapta akıllı, güçlü, karakterli biri olarak anlatılan bu kadın kendini defalarca ayaklar altına aldı. O kadar tiksindim ki yaptıklarından. İnsan kendini ancak bu kadar sevip sayamaz dedim. Kitapta bir duş sahnesi var, orada benim için kitap bitmiştir zaten. Sobaya atsan geri tükürür bu kitabı.

Kitabın paranormal kısmına bir şey demiyorum. Nasıl karakterler kendi inşa ettiği ütopyada yaşıyorsa, kurgu da öyle. İnanın nefret etme sebebim ne kurgu ne dil ne o korkunç klişenin işlenmesi ne de başka bir şey. Sırf karakterler yüzünden bu kitaptan NEFRET ETTİM.

Amy Harmon'a asla yakıştıramadım bu kitabı. Hâlâ onun yazdığına inanmıyorum kalben. Bir arkadaşım her yazarın kötü bir kitabı olur diyerek beni avutmaya çalıştı, ben de bu masala inanmaya çalışıyorum ama ciddi anlamda sevdiğim bir yazarın, hele de saygı duyduğum bir kadının o duş sahnesini yazması ağır geldi bana. Allah aşkına şu kadın karakterler kendine saygı duysun. Berbat şeyler yapsınlar, ona da bir şey demiyorum. Tek istediğim bunu istedikleri için yapsınlar. Aptal oldukları, fedakarlık yapmak istedikleri, kendilerini sevemedikleri için değil.

Asla ama asla tavsiye etmiyorum. Kendinize niye bu işkenceyi yapasınız ki? Okumayın ya, ciddiyim. Bunu belki ilk kez bir yorumda söylüyorumdur, bu kitabı okumayın bence. Tabii tercih sizin. Benden bu kadar.

<img src="https://media.giphy.com/...giphy.gif"/>
325 syf.
·1/10
Keşke şu an buraya, kitaptaki fantastik içeriğin beni rahatsız ettiğini, onun dışında kitabın harika olduğunu söylemeye gelmiş olsaydım.

Benim fantastik öğelerle ya da ne kadar fantastik denilir bilemiyorum, bazı insanların ölüleri görmesi, onların gösterdiği görüntüleri görmesi olayından bahsediyorum.. onlarla bir sorunum yok. Kore dizisi olan *Goblin* en büyük örnektir bir sorunum olmadığına ki kendisi en sevdiğim dizilerdendir.

Kitabın girişi mükemmel, vaatleri seçime hazırlık yapan bir politikacı gibi göz yaşartıyor. Tabii bu vaatler kitabın girişinden, size 'ileride ne olabilir?' diye düşündürmesi sebebiyle ortaya çıkıyor.

3 arkadaş, Mercedes, Noah ve Cora. Kitap başladıktan kısa bir süre sonra Cora'nın kaza haberi geliyor. Tabii bu arada Cora ve Noah evli, bir de kızları var adı Gia.

Şimdi bu gelen kaza haberinden sonra, arada bir gelen geçmiş bölümlerini falan da okuyoruz, arkadaşlıklarının nasıl başladığını, geliştiğini...

Mercedes, Noah'yı seviyor. Noah, Mercedes'i. Arkadaş olarak üçü de birbirini seviyor ama bu ayrı, birlikte büyüdükçe böyle bir durum ortaya çıkıyor. Ama burada bir de Cora var tabii. Cora'da Noah'yı seviyor. Bir gün Cora, Mercedes'e Noah'yı sevip sevmediğini soruyor, Mercedes'te Cora'nın Noah'yı sevdiğini çakınca, kendisinin Noah'yı o şekilde sevmediğini söylüyor. Noah'yı Cora'ya bırakıyor.

Ama kimse de çıkıp Noah neden sevdiği kimse onun peşinden koşmuyor? demiyor. Bende okurken durup bunu demedim. Şu an bu yazıyı yazarken düşünüyorum. Ve farkına varıyorum ki, Noah o kadar okudu, psikolog oldu belki kendi çapında adam da oldu ama benim için olamadı. Şu yaptığı hareketlere bak.

Normalde Mercedes'i seven adam, uzaktayken Cora'nın yazdığı mektuplar yüzünden Cora'ya farklı duygular beslemeye başlıyor. Sevmeye başlıyor. Şu anda bunu sevmediğimden, taktir etmediğimden söylemiyorum. Bu kısım çok hoşuma gitmişti. Zaten buralar daha kitabın başları...

Cora, kendini bilmeyen, taklitçi, ne istediği hakkında en ufak bir fikri olmayan, kendi hariç herkes olmaya çalışan bir kız. Aynı zamanda kıskanç. Bencil. Kitapta Cora böyle anlatılmıyor. Yaptığı rezilliklere rağmen arkadaşları onu seviyor. Gerçekten seviyorlar. Özellikle Mercedes.. Bu kadar kör olması çok can sıkıcıydı. Cora'yı asla görememesi, kendi istediği ne varsa Cora'nın ondan önce davranıp elinden alması... Bunların hepsini 'amaaan ne olacak canım' tavrıyla bir kenara atması çok salakçaydı.

Zaten gereksiz yere ortaya çıkan bu gerilimvari olaylar beni günlerce kitaptan uzaklaştırdı.. Bi ara kıyıda herkes denizdeyken, artık mecburen açıp okudum artık bitsin de kurtulayım diye, uykum geliyordu, uyumamak için bırakmıştım.. O derece yani.

Bu kitabın yazılış amacı ne abi? Kitabın kapağı bir aşk romanı vaat ederken, giriş kısmı mükemmel bir arkadaşlık, ilerleyen kısım intihar, biraz ilerleyen kısmı ihanet, daha ilerisi korku-gerilim vaat ediyor. Okursanız daha net görürsünüz, ki bence bu kitabın çevrilmesi herkesin emeğine yazık. Teşekkür kısmıysa yazarın çocuğunun iki kere intihar ettiğinden bahsedip, intiharla ilgili bilgilendirme yapmasıyla bitiriyor kitabı. Çok anlamsız. Dile getirecek kelime yok.

Bu anlamsızlıkları kapatacak bir aşkta yok. Saçma sapan, Cora gittiği halde kendini geri çekmeler, dik başlılıklar, Noah zaten salak. Noah'yı mı sevecektim ben? Ya bi kalkın gidin. Hadi.
"I'm numb because it's easier to be numb than to feel. Numb keeps me moving forward. Numb is functional. So I'm numb."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Smallest Part
Baskı tarihi:
13 Şubat 2018
Sayfa sayısı:
325
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781979819503
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Smallest Part
Dil:
İngilizce
Ülke:
United States of America
Yayınevi:
Barefoot Backstory
“In the end, only three things matter. How much you loved, how gently you lived, and how gracefully you let go of things not meant for you.”
- Unknown

It was a big lie. The biggest lie she’d ever told. It reverberated through her head as she said it, ringing eerily, and the girl behind her eyes—the girl who knew the truth—screamed, and her scream echoed along with the lie.
“Are you in love with Noah, Mercedes?” Cora asked. “I mean . . . I know you love him. You’ve been friends forever. We all have. But are you in love with him?”
If it had been anyone else—anyone—Mercedes would have stuck out her chest, folded her skinny arms, and let her feelings be known. She would have claimed him. But it was Cora. Brave, beautiful, broken Cora, and Cora loved Noah too.
So Mercedes lied.
And with that lie, she lost him. With that lie, she sealed her fate.
She was the best friend, the bridesmaid, the godmother, the glue. She was there for the good times and the bad, the ups and the downs, the biggest moments and the smallest parts. And she was there when it all came crashing down.
This is the tale of the girl who didn’t get the guy.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Aycan
  • BK.

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%100 (2)