The War Of Worlds

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.558
Gösterim
Adı:
The War Of Worlds
Baskı tarihi:
21 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489799
Orijinal adı:
The War Of Worlds
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Dünyalar Savaşı
Dünyalar Savaşı
Dünyalar Savaşı
The War Of Worlds
Dünyalar Savaşı
No one would have believed in the last years of the nineteenth century that this world was being watched keenly and closely by intelligences greater than man’s and yet as mortal as his own; that as men busied themselves about their various concerns they were scrutinised and studied, perhaps almost as narrowly as a man with a microscope might scrutinise the transient creatures that swarm and multiply in a drop of water.
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
Anahtar Kelimeler: Herbert George Wells, Dünyaların Savaşı, Bilim-Kurgu, Klasik.

Herbert George Wells, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplarda bilimsel kitaplarından yararlandığı aydınlardan biri. Ayrıca Nutuk’ta adı geçen tek yabancı aydın. Bu özelliğinin yanı sıra Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgu edebiyatının kurucularından. Wells’in 1898’de War of the Worlds romanı bir dönem “Merihliler Yeryüzünde” adıyla Türkçe’ye çevrilir. Günümüzde “Dünyaların Savaşı” olarak isimlendirilen roman genel ifadeyle Marslıların Dünya’ya gelerek burada insanlara yaşattığı yıkımı konu alır.

Mars gezegeni üzerine birisi günümüzde ( #27316286 ) diğeri iki yüz yıl önce ( incelemeye konu olan) yazılmış iki bilim-kurgu romanını üst üste okuyunca ortaya kendiliğinden bir soru çıkıyor. Mars ile ilgili geçmişte yapılan bazı bilimsel gözlemler Mars’ta hareket eden canlıların olduğunu söylüyor. Geçmişin teknolojisi düşünüldüğünde bilim insanlarının görmek istediklerini gördükleri söylenebilir.

Öte yandan günümüzdeki bilimsel çalışmalar ise Mars’ta canlı izine rastlanmadığını ancak bir dönem nehir ve göl gibi su kaynaklarının varlığını ve zamanla bunların yok olduğunu tespit etti. Acaba günümüzün teknolojisi Mars’ı gözlemlemek için geç kalmış olabilir mi? Teknoloji gelişene kadar Mars’ın evrimini tamamladığı ve gezegende yaşamın son bulduğu düşünülebilir mi? Dünyadaki su kaynaklarının giderek azalmaya, toprakların verimsizleşmeye, atmosferdeki dengelerin bozulmaya başladığı göz önüne alınırsa, Dünya’nın da uzunca bir zaman sonra evrimini tamamladığında Mars gibi çorak, -60 derece sıcaklıkta ve oksijensiz bir gezegene dönüşeceği söylenebilir mi? Özetle, insanlık Dünya’da yaşamın başındayken Mars yaşamın sonuna gelmiş demek için kanıt bulunabilir mi? Hem burada “yaşam” ve “canlı” nedir? Bildiğimiz anlamda “yaşam” ve “canlı” mı? Peki Dünya’mız dışında bilmediğimiz anlamda bir “yaşam” ve “canlı” var olmuş olabilir mi?

Wells’in romanında insanın bilmediği anlamda bir yaşam ve canlılar var Mars’ta. Dünya’yı ele geçirmeye gelen Marslılar insan medeniyetinden daha gelişmiş üstelik. Wells kitabın hemen giriş cümlesinde Marslılar için “insanoğlundan daha akıllı, yine de onun kadar ölümlü varlıklar” derken hem bu gelişmişliği vurguluyor hem de kurgunun devamında dünyaların bu savaşında insanların pek de çaresiz olmadıklarının ipucunu veriyor. Burada okur, insanlığın Marslılarla mücadelede zorlanacağı, kayıplar vereceği ancak yine de Marslıları yeneceği anlamına ulaşabilir. Eğer bunu yaparsa kurgunun devamı için akışı takip etmekten başka yapacak bir şeyi kalmıyor.

Roman, dünyayı kendinden ibaret sanan emperyal İngiliz zihniyetinin ürünü olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki, Marslılar Dünya üzerinde işgal için yalnızca İngiltere’yi seçiyor. İlk başlarda bu seçim sosyalizmi benimseyen yazarın kendi sömürgeci ulusuna ders vermek istediğini düşündürse de ilerleyen bölümlerde yazarın -belki de bilinç dışının yazara oynadığı oyunla- İngiltere ve insanlığı özdeşleştirdiği söylemleri kuvvetlendikçe bu pek masum durmuyor. Öyle ki, söylemlerin uzandığı nokta şu: “İngiltere insanlıktır. İngiltere düşerse Dünya düşer ve İngilizleri ancak doğaüstü güçler yenebilir.” Wells böyle düşünebilir. Çünkü ne Birinci Dünya Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı oldu o dönemde.

Marslıların tasviri de özellikle dikkat edilmesi gereken bir yan. Mekanik ahtapotlara benzeyen araçlarının içinde dünyayı yakıp yıkan Marslılar, yuvarlak vücutlu, tuhaf gözleri olan, insan kanıyla beslenen ve yalnızca zeka yetisi olan fantastik yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Asıl önemli olan daha ilk andan itibaren henüz bir savaş başlamadan Marslıların düşman olarak tanıtılması. Bir diğer bilim-kurgu yazarı Arthur Clarke’ın ön sözde belirttiği gibi “her yabancı düşmandır” bakışı dünyalar arasında olması ihtimal olan münasebetin düşmanlık olacağı gibi de bir kanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wells’in kurgusu gezegenler arası tanışma için hiç de olumlu bir başlangıç değil.

Wells’in romanının izleksel açıdan hayli güçlü olduğu bölümler de var. Efendisi olduğu dünyada diğer canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen insan, kendisinden daha güçlü olan Marslıların dünyasında birer kafes böceğine dönüşüyor. Öte yandan Marslılar karşısında bu kadar aciz kalan insanlığı kurtaransa insan nazarında pek de bir önemi olmayan bakteriler. Bakterilerin gelişmiş Marslıları öldürmesi, önemli olanın gücü elde bulundurmak olmadığına işaret ediyor.

İnsanlığın Marslılar karşısındaki aczini sembolize eden karakter olarak bir papazın seçilmesi de ilginç. Papaz, bütün bu olayların dünyada acı çeken insanlara göz yumduğu için insanlığa Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğunu ifade ederken en sonunda da deliriyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi dinin öğretilerine uymayan insan cezalandırılır. İkincisi din ve din adamları dahi Marslılar karşısında aciz.

Eser birincisi on yedi, ikincisi on bölümden oluşan iki kitaptan oluşuyor. Bir başka ifadeyle alt bölümlere ayrılmış iki ana bölümden: Marslıların Gelişi ve Marslıların Kontrolündeki Dünya. Eserin bölümlere ayrılması ve dilinin basitliği okumayı kolaylaştırıyor. Bir bilim-kurgu romanının aksine Wells’in romanında bilimsel terim kullanımı çok az. Bu, romanın yazıldığı dönemdeki bilimin seviyesine bağlanabilmekle birlikte Marslılardan her anlamda geri olan insanlığın bilinmeyen bir durumu tarif edememesinin normal olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Öyle ya Marslılar insanlara daha önce hiç görmedikleri makineler ve eylemlere geliyor. Fikri ya da maddesi olmayanın adı da olmaz. Zaten Wells de bunu vurgulamak istercesine bu bilinmeyen nesneleri “şey” olarak dillendiriyor. Burada Wells’in insanlığın Marslılar konusundaki cehaletini okura verebilmek adına çok yerinde bir hamle yaptığının hakkını vermek gerek. Az sayıda olan bilimsel terimler de o nesnenin fiziki görünüşlerine bakılarak yapılan betimlemelerden ibaret. Örneğin, insanları yakıp kavuran ışık için “ısı ışını”, Marslıların dünyaya ayak bastığı silindir şeklindeki araçları için de “silindir” kelimelerinin kullanılması gibi.


Bugünün bilim birikimiyle bakıldığında romandaki bazı bilimsel alt yapının zayıf olması –yer çekimi, atmosfer ve basınç farkı vs.- kitabın iki yüz yıl önce yazılmasıyla açıklansa da bazı teknik kusurlara kılıf bulunamıyor. Örneğin ben anlatıcı kullanılmış olmasına rağmen ben anlatıcıyla aynı zamanda aynı mekânda bulunmayan bir başka karakterin tanrısal anlatıcı yeteneklerinin kullanılarak ben anlatıcı tarafından sunulması. Ben anlatıcı şahit olmadığı olayları nasıl bu kadar detaylı ve eş zamanlı anlatabiliyor?

Bir diğer teknik eksiklik de dramın yeteri kadar sağlanamaması. Kitabın uzunca bir bölümü –özellikle ilk ana bölüm- onlarca aksiyonun betimlenmesiyle geçiyor. Bu noktada tamamen bir hareketlilik var. Dahası yazar bu olaylar içindeki her bir nesneyi uzun uzun betimliyor. İngiltere’nin kenar şehirlerinden Londra’ya kadar uzanan bir işgal var ve yazar bu işgalin her bir zerresini uzun uzun anlatıyor.

Romanın dramatik unsurlar ve felsefi söylem bakımından ancak son üç dört bölümde güçlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla okurun kaz gelmesi için birçok tavuğu feda etmesi gerekiyor. Bu çıkarımları yazarın okura bıraktığı düşünülebilir. Ancak bir edebi eserde aksiyonun belli bir dozda kalması ve asgari bir dram ve felsefenin de bulunması gerekir. Aksiyon açısından göreceli olarak doyurucu olan romanın son bölümlerindeyse dram ve felsefe fazlasıyla var. Wells’in, bütün dram ve felsefeyi sona sakladığı söylenebilir. Yine de Wells’in dramı ve felsefi söylemi önemseyen okur kesiminin beklentisini ne kadar doyurduğu tartışmaya açık.

Kurgu içerisinde yazarın mekânı olayların akışına göre şekillendirdiği görülüyor. Marslıların insanları katlettiği anlarda hava kapanır, karanlık çöker. Marslıların yenildiği anlarda ise hava aydınlanır ve güneş doğar. Dolayısıyla Wells, gerilimin tırmanışına göre labirent mekanları da açık mekanları da yerinde kullanıyor.

Özetle Dünyaların Savaşı, ilklerden olması bakımından bilim-kurgu edebiyatı için önemli bir eser. Teknik açıdan kusurlar barındıran eserin izlek bakımından altı çizilmesi gereken bölümleri olduğu kadar yine izlek bakımından üstü çizilmesi gereken bölümleri de var. Dili, hem bilimsel terimlerin azlığı hem de sade kullanılışıyla okuru zorlamıyor. Okurun işini kolaylaştıran bir başka etken de kitabın bölümlere ayrılmış olması. Kusurlarının bazıları iki yüz yıl önce yazılmış olmasına bağlanabilecek kitap, birtakım olumsuz izleğe karşın insanlığa Dünya’daki konumunu hatırlatmakta ve insanların bu gezegendeki diğer canlıları yok sayan keyfi uygulamalarına eleştiriler getirmekte.
  • Satranç
    8.7/10 (8.882 Oy)8.824 beğeni24.230 okunma1.645 alıntı112.422 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.361 Oy)12.941 beğeni33.115 okunma3.136 alıntı139.231 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.219 Oy)8.533 beğeni27.382 okunma770 alıntı133.458 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.704 Oy)18.285 beğeni41.418 okunma2.713 alıntı174.286 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.141 Oy)7.711 beğeni21.667 okunma782 alıntı84.688 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.777 Oy)6.088 beğeni16.025 okunma2.720 alıntı82.700 gösterim
  • Cesur Yeni Dünya
    8.5/10 (1.753 Oy)1.505 beğeni4.106 okunma919 alıntı29.660 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.466 Oy)5.571 beğeni18.899 okunma774 alıntı96.609 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.558 Oy)8.513 beğeni25.137 okunma2.296 alıntı108.606 gösterim
  • Fahrenheit 451
    8.4/10 (1.958 Oy)1.673 beğeni4.478 okunma1.944 alıntı39.145 gösterim
Kitap yayınlandığı zamana göre o kadar sıradışı ki bugün okurken yıllardır yazılan çizilen çekilen bilimkurgu eserlerin neredeyse tamamına kaynaklık ettiğini görebiliyorsunuz. Resmen uzaylılar hakkındaki tüm bilimkurgu materyalleri bu kitapta ilk defa temellendirilmiş. Bu açıdan hayranlık duyulacak bir eser.
Dünyalar Savaşı, 1898 yılında bilim kurgunun kurucularından kabul edilen H.G Wells tarafından yazılmış diğer yazarlara ışık tutan bir baş yapıt niteliğindedir. Öncelikle kitabı okurken dönemin şartlarını dikkate alarak okumanızı öneririm. O zaman kitabın sizi içine aldığını göreceksiniz.

Kitap, Marslıların Dünya'yı istila teşebbüsünü ve insanlığın buna reaksiyonu ve mücadelesini anlatmaktadır. Özellikle Marslıların tasviri dönemin şartlarına göre öncü niteliğindedir.

Keyifli okumalar..
Kitap, Mars'lıların dünyayı işgalini ve onlara karşı verilen mücadeleyi anlatıyor.

Günümüz teknolojisini kitapta bulamayınca hayal kırıklığına uğramayın. Kitabın eski tarihli olduğunu bilerek okursanız daha iyi olur.

Yazar, günümüzden çok eski bir tarihte, uzaylılar hakkında gerçekçi tahminler yürütmüştür.

Kitabın beğenmediğim tarafı, anlatan kişinin geçmişte yaşadığı olayları aktarıyor olması. Zaman Makinesi kitabında da böyleydi ama orda bu kadar rahatsız etmemişti.
“H. G. Wells’in yazdıkları insanı kendine hayran bırakan ve hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağımız türden.”

–Orson Welles

 

“Bay Wells’in eserleri zamanın eskitemeyeceği ve gerçekleşmesi pek de imkânsız olmayan hikâyeler anlatıyor.”

-Jules Verne-

 

“Her nesil Dünyalar Savaşı’nı kendi deneyimlerinin ışığında yeniden okuyup yeni bir şeyler öğrenebilir.”

-Arthur C. Clarke-

 

“BU BİR SAVAŞ DEĞİL. HİÇBİR ZAMAN SAVAŞ OLMADI; İNSANLARLA KARINCALAR ARASINDAKİ BİR SAVAŞTAN DAHA FAZLASI DEĞİL BU.”

 

H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun Adası gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Dünyalar Savaşı’nda istila altındaki umutsuz ve çaresiz bir gezegenin hikâyesini anlatıyor: Dünya’nın.

 

Gökyüzünden İngiltere’nin güneyine düşen silindirlerin yarattığı merak hemen sonra yerini korkuya bırakmıştır. Dünya, Mars’tan gelen canlıların istilası altındadır. Henüz ne olduğunu anlayamadan Marslılar tarafından katledilmeye başlayan insanlar, var güçleriyle karşılık vermeye ve direnmeye çalışırlar.

 

Uzaylıların kontrolü altındaki İngiltere’de adsız anlatıcının tanıklıkları, insanlığın kaygı verici ümitsizliğinin ve hayatta kalma mücadelesinin karanlık bir portresini çizer. İnsanlığın Dünya üzerindeki binlerce yıllık hükümdarlığı son mu bulacaktır, yoksa bir 
1898 yılında yazılmış bir uzaylı istilası okumak çok farklıydı. O zamanların süper gücü İngiltere olunca bugün nasıl her kıyamet Amerika'da kopuyorsa o gün de uzaylılar bula bula İngiltere'yi buluyorlar. Aksiyon sahneleri at arabasıyla Marslılardan kaçma, top ateşiyle marslıların ısı ışınlarına ve zehirli gaz bulutlarına -o dönemde zehirli gazlar daha icat edilmemişti bu açıdan ileri görüşlü bir yapıt- karşı savaşlardan oluşuyor. Bugünün Amerikan yapımları da bu adamın hayallerinin üstüne pek az şey ekleyerek yeniden devam etmişler. Kitabın dili de çok akıcıydı ve sahneleri betimlemelerle güzel anlatıyordu. Başarılı bir yapıt bugün bile hala okunabilirliğini koruyor.
Dönemin teknolojisi düşünüldüğünde muazzam bir hayal gücü. O kadar yalın ve güzel anlatılmış, detaylar o kadar güzel verilmiş ki gözümün önünde canlandı İngiltere'nin üstünde bir güç görmeyen bu yüzden at arabalarına sakince sandık yükleyen insanlar.

Bir çok döneme ilham vermiş hala da ilham vermeye devam eden bir kitap. Hatta bu kitap yıllar önce bir kaç değişiklikle beni çok etkileyen bir filme dahi dönüştü. O zaman duymuştum kitabı. Araştırdığımda bir tarihte ülkemizde arkası yarın radyo tiyatrosu olarak yayınlandığını ve tiyatroyu gerçek sanan dönemin insanının makarna stokladığını okumuştum. Çok istemiştim okumayı ama temin edememiştim bir türlü.

Şu an diyorum ki iyi ki bugün okumuşum. İyi ki. Eğer o zaman okusaydım dönemin şartlarını anlayamayıp şuursuzca eleştirebilir, yazara ve kitaba haksızlık edebilirdim.

Kitabı okuyacaklara tavsiyem okumadan önce yaşadığımız çağın getirilerini bir kenara bırakın ve 1800lerin İngiltere'sine at arabalarının sesine kulak verin.
Bu kitap bence verilen değer az olmuş. Belki siz okurken üçüncü kalite holowod filmi tadında diyeceksiniz. Ama bana göre yazıldığı yılını göre müthiş bir kurgu. Holowod filminde ki gibi biri başrol olan ve tüm dünyayı onun değiştirdiği değil. Böyle sonu olması benim için daha güzel. Onun gözünden herşeyi görmek çok iyiydi. Zamanın çok çok ötesinde bir kitap. Ama bizim zamanımızında iyisi çünkü sürekli aynı holowod filmlerin gibi değil. Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim...
Kitap turunun oncusu olmayi hak ediyor. Beni asil sasirtansa 1898'de yazilmasina ragmen belkide caglar otesine hitap etmesi. Yazari h.g.wells'in engin bir hayalgucu ve kurgu dehasina sahip oldugu suphe goturmez. Bilim-kurgu severlerin es gecmemesi gereken bir kitap bence. Iyi okumalar!
Yazarı ve yaşadığı dönemi düşünürsek müthiş bir hayal gücü ve ilerici bir akıl ürünü ortaya koyduğunu düşünüyorum. Kitabı kimin yazdığını bilmeden okuyan biri için 21. yüzyılda yazılmış bile denebilir.
Hikayeye 6 vermemin sebebi günümüzde yazılmamış olması yani bu bizden çok önceki bir zamanın görüşüyle yazıldığı için 6 puan almayı hak ediyor günümüz koşullarında 10 üzerinden 10 puan alırdı zaten büyük bütçelerle filmi çekilmiş tom cruise 'un oynadığı 2 filmden oluşan serisiyle de var hatta filmi daha iyidir gidin okumak yerine filmini izleyin derim
Savaşların tarihinde yıkım hiçbir zaman böyle rastgele ve her şeye yönelik olmamıştı.
H. G. Wells
Sayfa 83 - İthaki Yayınları, 2. Baskı
İnsanlar acıkmaya başladıkça, mülkiyet haklarına duyulan saygı azalıyordu.
H. G. Wells
Sayfa 145 - İthaki Yayınları, 2. Baskı
"Ölmek o kadar korkunç bir şey değil ki; ölümü bu kadar korkunç yapan, korkarlardır."
H. G. Wells
Sayfa 217 - İthaki Yayınları
"O doludizgin gelen kader hemen başımızın üstündeyken, insanların küçük işlerinin peşinde koşturmaları şimdi beni inanılmaz derecede hayrete sürüklüyor."
H. G. Wells
Sayfa 25 - Ithaki Yayınları
"Barutun bulunduğu günden beri hiçbir savaşın başlangıcı bu kadar sessiz olmamıştı."
H. G. Wells
Sayfa 107 - İthaki

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The War Of Worlds
Baskı tarihi:
21 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489799
Orijinal adı:
The War Of Worlds
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
Dünyalar Savaşı
Dünyalar Savaşı
Dünyalar Savaşı
The War Of Worlds
Dünyalar Savaşı
No one would have believed in the last years of the nineteenth century that this world was being watched keenly and closely by intelligences greater than man’s and yet as mortal as his own; that as men busied themselves about their various concerns they were scrutinised and studied, perhaps almost as narrowly as a man with a microscope might scrutinise the transient creatures that swarm and multiply in a drop of water.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0