The War Of WorldsH. G. Wells

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.273
Gösterim
Adı:
The War Of Worlds
Baskı tarihi:
21 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489799
Orijinal adı:
The War Of Worlds
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
The War Of Worlds
Dünyalar Savaşı
No one would have believed in the last years of the nineteenth century that this world was being watched keenly and closely by intelligences greater than man’s and yet as mortal as his own; that as men busied themselves about their various concerns they were scrutinised and studied, perhaps almost as narrowly as a man with a microscope might scrutinise the transient creatures that swarm and multiply in a drop of water.
Anahtar Kelimeler: Herbert George Wells, Dünyaların Savaşı, Bilim-Kurgu, Klasik.

Herbert George Wells, Mustafa Kemal Atatürk’ün gerçekleştirdiği inkılâplarda bilimsel kitaplarından yararlandığı aydınlardan biri. Ayrıca Nutuk’ta adı geçen tek yabancı aydın. Bu özelliğinin yanı sıra Wells, Jules Verne ile birlikte bilim-kurgu edebiyatının kurucularından. Wells’in 1898’de War of the Worlds romanı bir dönem “Merihliler Yeryüzünde” adıyla Türkçe’ye çevrilir. Günümüzde “Dünyaların Savaşı” olarak isimlendirilen roman genel ifadeyle Marslıların Dünya’ya gelerek burada insanlara yaşattığı yıkımı konu alır.

Mars gezegeni üzerine birisi günümüzde ( #27316286 ) diğeri iki yüz yıl önce ( incelemeye konu olan) yazılmış iki bilim-kurgu romanını üst üste okuyunca ortaya kendiliğinden bir soru çıkıyor. Mars ile ilgili geçmişte yapılan bazı bilimsel gözlemler Mars’ta hareket eden canlıların olduğunu söylüyor. Geçmişin teknolojisi düşünüldüğünde bilim insanlarının görmek istediklerini gördükleri söylenebilir.

Öte yandan günümüzdeki bilimsel çalışmalar ise Mars’ta canlı izine rastlanmadığını ancak bir dönem nehir ve göl gibi su kaynaklarının varlığını ve zamanla bunların yok olduğunu tespit etti. Acaba günümüzün teknolojisi Mars’ı gözlemlemek için geç kalmış olabilir mi? Teknoloji gelişene kadar Mars’ın evrimini tamamladığı ve gezegende yaşamın son bulduğu düşünülebilir mi? Dünyadaki su kaynaklarının giderek azalmaya, toprakların verimsizleşmeye, atmosferdeki dengelerin bozulmaya başladığı göz önüne alınırsa, Dünya’nın da uzunca bir zaman sonra evrimini tamamladığında Mars gibi çorak, -60 derece sıcaklıkta ve oksijensiz bir gezegene dönüşeceği söylenebilir mi? Özetle, insanlık Dünya’da yaşamın başındayken Mars yaşamın sonuna gelmiş demek için kanıt bulunabilir mi? Hem burada “yaşam” ve “canlı” nedir? Bildiğimiz anlamda “yaşam” ve “canlı” mı? Peki Dünya’mız dışında bilmediğimiz anlamda bir “yaşam” ve “canlı” var olmuş olabilir mi?

Wells’in romanında insanın bilmediği anlamda bir yaşam ve canlılar var Mars’ta. Dünya’yı ele geçirmeye gelen Marslılar insan medeniyetinden daha gelişmiş üstelik. Wells kitabın hemen giriş cümlesinde Marslılar için “insanoğlundan daha akıllı, yine de onun kadar ölümlü varlıklar” derken hem bu gelişmişliği vurguluyor hem de kurgunun devamında dünyaların bu savaşında insanların pek de çaresiz olmadıklarının ipucunu veriyor. Burada okur, insanlığın Marslılarla mücadelede zorlanacağı, kayıplar vereceği ancak yine de Marslıları yeneceği anlamına ulaşabilir. Eğer bunu yaparsa kurgunun devamı için akışı takip etmekten başka yapacak bir şeyi kalmıyor.

Roman, dünyayı kendinden ibaret sanan emperyal İngiliz zihniyetinin ürünü olarak yorumlanmaya açık. Öyle ki, Marslılar Dünya üzerinde işgal için yalnızca İngiltere’yi seçiyor. İlk başlarda bu seçim sosyalizmi benimseyen yazarın kendi sömürgeci ulusuna ders vermek istediğini düşündürse de ilerleyen bölümlerde yazarın -belki de bilinç dışının yazara oynadığı oyunla- İngiltere ve insanlığı özdeşleştirdiği söylemleri kuvvetlendikçe bu pek masum durmuyor. Öyle ki, söylemlerin uzandığı nokta şu: “İngiltere insanlıktır. İngiltere düşerse Dünya düşer ve İngilizleri ancak doğaüstü güçler yenebilir.” Wells böyle düşünebilir. Çünkü ne Birinci Dünya Savaşı ne de Kurtuluş Savaşı oldu o dönemde.

Marslıların tasviri de özellikle dikkat edilmesi gereken bir yan. Mekanik ahtapotlara benzeyen araçlarının içinde dünyayı yakıp yıkan Marslılar, yuvarlak vücutlu, tuhaf gözleri olan, insan kanıyla beslenen ve yalnızca zeka yetisi olan fantastik yaratıklar olarak tasvir ediliyor. Asıl önemli olan daha ilk andan itibaren henüz bir savaş başlamadan Marslıların düşman olarak tanıtılması. Bir diğer bilim-kurgu yazarı Arthur Clarke’ın ön sözde belirttiği gibi “her yabancı düşmandır” bakışı dünyalar arasında olması ihtimal olan münasebetin düşmanlık olacağı gibi de bir kanı oluşturuyor. Dolayısıyla Wells’in kurgusu gezegenler arası tanışma için hiç de olumlu bir başlangıç değil.

Wells’in romanının izleksel açıdan hayli güçlü olduğu bölümler de var. Efendisi olduğu dünyada diğer canlıların yaşam haklarına saygı göstermeyen insan, kendisinden daha güçlü olan Marslıların dünyasında birer kafes böceğine dönüşüyor. Öte yandan Marslılar karşısında bu kadar aciz kalan insanlığı kurtaransa insan nazarında pek de bir önemi olmayan bakteriler. Bakterilerin gelişmiş Marslıları öldürmesi, önemli olanın gücü elde bulundurmak olmadığına işaret ediyor.

İnsanlığın Marslılar karşısındaki aczini sembolize eden karakter olarak bir papazın seçilmesi de ilginç. Papaz, bütün bu olayların dünyada acı çeken insanlara göz yumduğu için insanlığa Tanrı tarafından verilen bir ceza olduğunu ifade ederken en sonunda da deliriyor. Bu iki şekilde yorumlanabilir: Birincisi dinin öğretilerine uymayan insan cezalandırılır. İkincisi din ve din adamları dahi Marslılar karşısında aciz.

Eser birincisi on yedi, ikincisi on bölümden oluşan iki kitaptan oluşuyor. Bir başka ifadeyle alt bölümlere ayrılmış iki ana bölümden: Marslıların Gelişi ve Marslıların Kontrolündeki Dünya. Eserin bölümlere ayrılması ve dilinin basitliği okumayı kolaylaştırıyor. Bir bilim-kurgu romanının aksine Wells’in romanında bilimsel terim kullanımı çok az. Bu, romanın yazıldığı dönemdeki bilimin seviyesine bağlanabilmekle birlikte Marslılardan her anlamda geri olan insanlığın bilinmeyen bir durumu tarif edememesinin normal olduğu şeklinde de yorumlanabilir. Öyle ya Marslılar insanlara daha önce hiç görmedikleri makineler ve eylemlere geliyor. Fikri ya da maddesi olmayanın adı da olmaz. Zaten Wells de bunu vurgulamak istercesine bu bilinmeyen nesneleri “şey” olarak dillendiriyor. Burada Wells’in insanlığın Marslılar konusundaki cehaletini okura verebilmek adına çok yerinde bir hamle yaptığının hakkını vermek gerek. Az sayıda olan bilimsel terimler de o nesnenin fiziki görünüşlerine bakılarak yapılan betimlemelerden ibaret. Örneğin, insanları yakıp kavuran ışık için “ısı ışını”, Marslıların dünyaya ayak bastığı silindir şeklindeki araçları için de “silindir” kelimelerinin kullanılması gibi.


Bugünün bilim birikimiyle bakıldığında romandaki bazı bilimsel alt yapının zayıf olması –yer çekimi, atmosfer ve basınç farkı vs.- kitabın iki yüz yıl önce yazılmasıyla açıklansa da bazı teknik kusurlara kılıf bulunamıyor. Örneğin ben anlatıcı kullanılmış olmasına rağmen ben anlatıcıyla aynı zamanda aynı mekânda bulunmayan bir başka karakterin tanrısal anlatıcı yeteneklerinin kullanılarak ben anlatıcı tarafından sunulması. Ben anlatıcı şahit olmadığı olayları nasıl bu kadar detaylı ve eş zamanlı anlatabiliyor?

Bir diğer teknik eksiklik de dramın yeteri kadar sağlanamaması. Kitabın uzunca bir bölümü –özellikle ilk ana bölüm- onlarca aksiyonun betimlenmesiyle geçiyor. Bu noktada tamamen bir hareketlilik var. Dahası yazar bu olaylar içindeki her bir nesneyi uzun uzun betimliyor. İngiltere’nin kenar şehirlerinden Londra’ya kadar uzanan bir işgal var ve yazar bu işgalin her bir zerresini uzun uzun anlatıyor.

Romanın dramatik unsurlar ve felsefi söylem bakımından ancak son üç dört bölümde güçlendiğini söylemek mümkün. Dolayısıyla okurun kaz gelmesi için birçok tavuğu feda etmesi gerekiyor. Bu çıkarımları yazarın okura bıraktığı düşünülebilir. Ancak bir edebi eserde aksiyonun belli bir dozda kalması ve asgari bir dram ve felsefenin de bulunması gerekir. Aksiyon açısından göreceli olarak doyurucu olan romanın son bölümlerindeyse dram ve felsefe fazlasıyla var. Wells’in, bütün dram ve felsefeyi sona sakladığı söylenebilir. Yine de Wells’in dramı ve felsefi söylemi önemseyen okur kesiminin beklentisini ne kadar doyurduğu tartışmaya açık.

Kurgu içerisinde yazarın mekânı olayların akışına göre şekillendirdiği görülüyor. Marslıların insanları katlettiği anlarda hava kapanır, karanlık çöker. Marslıların yenildiği anlarda ise hava aydınlanır ve güneş doğar. Dolayısıyla Wells, gerilimin tırmanışına göre labirent mekanları da açık mekanları da yerinde kullanıyor.

Özetle Dünyaların Savaşı, ilklerden olması bakımından bilim-kurgu edebiyatı için önemli bir eser. Teknik açıdan kusurlar barındıran eserin izlek bakımından altı çizilmesi gereken bölümleri olduğu kadar yine izlek bakımından üstü çizilmesi gereken bölümleri de var. Dili, hem bilimsel terimlerin azlığı hem de sade kullanılışıyla okuru zorlamıyor. Okurun işini kolaylaştıran bir başka etken de kitabın bölümlere ayrılmış olması. Kusurlarının bazıları iki yüz yıl önce yazılmış olmasına bağlanabilecek kitap, birtakım olumsuz izleğe karşın insanlığa Dünya’daki konumunu hatırlatmakta ve insanların bu gezegendeki diğer canlıları yok sayan keyfi uygulamalarına eleştiriler getirmekte.
Bizden daha az akıllı diye tasallut ve tahakkümümüz altındaki onca hayvana yaptığımız eziyeti bu biricik zekamız haklılaştırıyorsa eğer, bizden daha zeki Marslıların dünyamızı, bu biricik yaşam alanımızı işgal etmeleri karşısında merhamet dilenmeye nasıl yüzümüz olur?

Dünyayı işgal eden ve yanlarında getirdikleri devasa makinelerle (üçayak, tripot) önüne çıkan her engeli yıkan, insanlığın başına bela bu Marslılar karşısında, çaresizce kaçmaya uğraşan ana karakter ve birkaç bölüm boyunca ona eşlik eden adamlar.

Beni en çok çarpan da kahramanımızla yolları kesişip, ona eşlik eden ve birlikte kaçmaya, en azından hayatta kalmaya çalışan adamlardan topçu subayı ile öykünün kendi ağzından anlatıldığı kahramanımız arasındaki diyaloglar oldu.

Tadımlık bir cümle ekleyelim:

"Bizler yenildik. Şimdi yapmamız gereken, kanalizasyonlara çekilmek. Zayıflarla, sakatlarla, yaşlılarla işimiz yok; ne de hayatının biricik derdinin yenilenmesi gereken bilet tarifeleri olduğu beyzadeler ve aşırı duygusallıkları mantıklarının katili olan çıtkırıldım hanımefendilerle.. Bize güçlü olanlar gerekecek, Marslı teknolojisini bize taşıyacak casuslar.."

Yine Wells, yine sıra dışı bir kurgu, yine yazıldığı dönemin hayli ötesinde olan nefis bir başyapıt..
Dünyalar Savaşı, 1898 yılında bilim kurgunun kurucularından kabul edilen H.G Wells tarafından yazılmış diğer yazarlara ışık tutan bir baş yapıt niteliğindedir. Öncelikle kitabı okurken dönemin şartlarını dikkate alarak okumanızı öneririm. O zaman kitabın sizi içine aldığını göreceksiniz.

Kitap, Marslıların Dünya'yı istila teşebbüsünü ve insanlığın buna reaksiyonu ve mücadelesini anlatmaktadır. Özellikle Marslıların tasviri dönemin şartlarına göre öncü niteliğindedir.

Keyifli okumalar..
Kitap, Mars'lıların dünyayı işgalini ve onlara karşı verilen mücadeleyi anlatıyor.

Günümüz teknolojisini kitapta bulamayınca hayal kırıklığına uğramayın. Kitabın eski tarihli olduğunu bilerek okursanız daha iyi olur.

Yazar, günümüzden çok eski bir tarihte, uzaylılar hakkında gerçekçi tahminler yürütmüştür.

Kitabın beğenmediğim tarafı, anlatan kişinin geçmişte yaşadığı olayları aktarıyor olması. Zaman Makinesi kitabında da böyleydi ama orda bu kadar rahatsız etmemişti.
“H. G. Wells’in yazdıkları insanı kendine hayran bırakan ve hiçbir zaman tam olarak kavrayamayacağımız türden.”

–Orson Welles

 

“Bay Wells’in eserleri zamanın eskitemeyeceği ve gerçekleşmesi pek de imkânsız olmayan hikâyeler anlatıyor.”

-Jules Verne-

 

“Her nesil Dünyalar Savaşı’nı kendi deneyimlerinin ışığında yeniden okuyup yeni bir şeyler öğrenebilir.”

-Arthur C. Clarke-

 

“BU BİR SAVAŞ DEĞİL. HİÇBİR ZAMAN SAVAŞ OLMADI; İNSANLARLA KARINCALAR ARASINDAKİ BİR SAVAŞTAN DAHA FAZLASI DEĞİL BU.”

 

H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun Adası gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Dünyalar Savaşı’nda istila altındaki umutsuz ve çaresiz bir gezegenin hikâyesini anlatıyor: Dünya’nın.

 

Gökyüzünden İngiltere’nin güneyine düşen silindirlerin yarattığı merak hemen sonra yerini korkuya bırakmıştır. Dünya, Mars’tan gelen canlıların istilası altındadır. Henüz ne olduğunu anlayamadan Marslılar tarafından katledilmeye başlayan insanlar, var güçleriyle karşılık vermeye ve direnmeye çalışırlar.

 

Uzaylıların kontrolü altındaki İngiltere’de adsız anlatıcının tanıklıkları, insanlığın kaygı verici ümitsizliğinin ve hayatta kalma mücadelesinin karanlık bir portresini çizer. İnsanlığın Dünya üzerindeki binlerce yıllık hükümdarlığı son mu bulacaktır, yoksa bir 
1898 yılında yazılmış bir uzaylı istilası okumak çok farklıydı. O zamanların süper gücü İngiltere olunca bugün nasıl her kıyamet Amerika'da kopuyorsa o gün de uzaylılar bula bula İngiltere'yi buluyorlar. Aksiyon sahneleri at arabasıyla Marslılardan kaçma, top ateşiyle marslıların ısı ışınlarına ve zehirli gaz bulutlarına -o dönemde zehirli gazlar daha icat edilmemişti bu açıdan ileri görüşlü bir yapıt- karşı savaşlardan oluşuyor. Bugünün Amerikan yapımları da bu adamın hayallerinin üstüne pek az şey ekleyerek yeniden devam etmişler. Kitabın dili de çok akıcıydı ve sahneleri betimlemelerle güzel anlatıyordu. Başarılı bir yapıt bugün bile hala okunabilirliğini koruyor.
Kitap turunun oncusu olmayi hak ediyor. Beni asil sasirtansa 1898'de yazilmasina ragmen belkide caglar otesine hitap etmesi. Yazari h.g.wells'in engin bir hayalgucu ve kurgu dehasina sahip oldugu suphe goturmez. Bilim-kurgu severlerin es gecmemesi gereken bir kitap bence. Iyi okumalar!
Yazarı ve yaşadığı dönemi düşünürsek müthiş bir hayal gücü ve ilerici bir akıl ürünü ortaya koyduğunu düşünüyorum. Kitabı kimin yazdığını bilmeden okuyan biri için 21. yüzyılda yazılmış bile denebilir.
Hikayeye 6 vermemin sebebi günümüzde yazılmamış olması yani bu bizden çok önceki bir zamanın görüşüyle yazıldığı için 6 puan almayı hak ediyor günümüz koşullarında 10 üzerinden 10 puan alırdı zaten büyük bütçelerle filmi çekilmiş tom cruise 'un oynadığı 2 filmden oluşan serisiyle de var hatta filmi daha iyidir gidin okumak yerine filmini izleyin derim
Okuması açıkcası benim için biraz zor oldu denk geldiği dönem itibariyle ama anlatılan hikayedeki insan olgusu beni etkiledi yazarın kendi gözünden anlattığı kısımlar bazı zamanlar yorucu çok uzun bir şekilde anlatıyor son 2 kısım ise tam tersi daha ne olduğunu anlamadan finale götürüyor. Belkide yoğun iş dönemine geldiği için ben zorlandım bilemiyorum
Ağır ilerleyen bir üsluba sahip olsa da 1800'lü yılların sonunda yayınlandığı düşünüldüğünde bu handikap ortadan kalkıyor. Kitap iki bölümden oluşuyor. Wells ilk bölümde daha çok çaresiz ve bitap İngiltere'nin tasvirine yer vermiş. Bu tasvirler ülkedeki kaos ortamını ürpertici bir şekilde yansıtıyor. İkinci bölümde ise kurgu daha çok olay odaklı bir hâl alıyor. Ayrıca bu kitap BBC'nin Dünyayı Sarsan Günler adlı belgesel dizisinin bir bölümüne de konu olmuştur. 1938 yılında Orson Welles'in önayak olduğu bir radyo programına tiyatro olarak uyarlanan bu roman, bir haber gibi sunulmuş, tiyatronun başındaki uyarıyı kaçıran binlerce insan Amerika'da paniğe neden olmuştur. Polis telefonları kilitlenmiş, sokaklar kurgudaki olay yerlerinden uzaklaşmaya çalışan insanlarla dolmuştur.
"Ölmek o kadar korkunç bir şey değil ki; ölümü bu kadar korkunç yapan, korkarlardır."
H. G. Wells
Sayfa 217 - İthaki Yayınları
"O doludizgin gelen kader hemen başımızın üstündeyken, insanların küçük işlerinin peşinde koşturmaları şimdi beni inanılmaz derecede hayrete sürüklüyor."
H. G. Wells
Sayfa 25 - Ithaki Yayınları
"Barutun bulunduğu günden beri hiçbir savaşın başlangıcı bu kadar sessiz olmamıştı."
H. G. Wells
Sayfa 107 - İthaki
Dünya üzerinde yerçekimi kuvveti Mars'ın yüzeyindekinin üç katıdır. Öyleyse bir Marslı Mars'takinin üç katı ağırlığa sahip olacaktır, ancak kaslarının gücü aynı kalacaktır. Kendi bedeni başına bela olacaktır.
H. G. Wells
Sayfa 45 - İthaki
"Yaşam tekrar gerçekci olmak zorunda, bir işe yaramayanlar, başkalarına yük olanlar ya da zarar verenler ölmeli. Ölmeliler."
H. G. Wells
Sayfa 217 - İthaki Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The War Of Worlds
Baskı tarihi:
21 Haziran 2017
Sayfa sayısı:
195
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059489799
Orijinal adı:
The War Of Worlds
Dil:
İngilizce
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Baskılar:
The War Of Worlds
Dünyalar Savaşı
No one would have believed in the last years of the nineteenth century that this world was being watched keenly and closely by intelligences greater than man’s and yet as mortal as his own; that as men busied themselves about their various concerns they were scrutinised and studied, perhaps almost as narrowly as a man with a microscope might scrutinise the transient creatures that swarm and multiply in a drop of water.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 8 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0