The Yellow Wallpaper

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.357
Gösterim
Adı:
The Yellow Wallpaper
Baskı tarihi:
15 Eylül 2014
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781484145623
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
CreateSpace Independent Publishing Platform
Baskılar:
Sarı Duvar Kağıdı
Sarı Duvar Kağıdı
Sarı Duvar Kağıdı
The Yellow Wallpaper
This edition of The Yellow Wallpaper, from Bennison Books, includes a new 700-word introduction and brief author biography, plus an additional story by the author: If I Were a Man. The archetypal ‘mad woman in the attic’ is surely Bertha who was confined and hidden away from the world by her husband Edward Rochester in Charlotte Brontë’s Jane Eyre (1847). But Bertha’s story did not end when she committed suicide; other women took her place. While Bertha is not allowed to speak for herself (until Jean Rhys gives her voice in Wide Sargasso Sea published in 1966), the narrator in The Yellow Wallpaper appears keen to have her ailments recognised. Although her husband is a physician, she asserts early on: ‘You see he does not believe I am sick!’ Is she sick? If so, in what way? Is sickness the only label available to characterise her nascent rebellion against society’s strictures regarding the place of women in nineteenth century society? Or does her self-diagnosis foreshadow her later descent into psychological disorder?
115 syf.
·2 günde·9/10
Kitap incelemesinden önce biraz yazarı tanıtmakta fayda var. 1860 yılında doğan Charlotte Gilman, geçirdiği mutsuz çocukluk ve gözlemleme yeteneği ile içinde bulunduğu toplumda kadınlara yönelik sömürüyü, zincirleri ve biçilen rolleri görmüş ve bizzat kendisi yaşamıştır. Kadınların oy hakkını kazanmasına ve biçilen rollerin değişmesi gerektiğine değindiği için ilk feminist yazar olarak kabul edilir. Ama bu günümüzde ki feminizm anlayışı ile bağdaşan bir görüş değildir. Taban tabana zıt olmamakla birlikte kadının toplumda ki rolü üzerinde güncel feminizmden ayrı düşer görüşleri.

Yazar olmak niyeti vardır ama isteksiz bir evlilik yapar. Kızı olduktan sonra içselleştiremediği, anneliğin getirdiği sorumluluklar ve sorunları daha fazla bastıramaz, bunun sonucunda ailesi onu bir sinir doktoruna gönderir. Doktoru ona, yazarlık ve güncel hareketlilik alışkanlıklarından uzak durmasını salık verir. Bir süre ailesinin de yoğun gözetimi altında bu programa gönülsüzce uyar. İyileştirme programı ise onu zihinsel bir çöküntünün eşiğine getirir. Sarı Duvar Kağıdı kitabında da değindi üzere; çok istekli bir yazar olma ile toplumda ki annelik kavramına adapte olamayan bir anne arasında sıkışıp kalmıştır. Bu halet-i ruhiyeden kurtulmak için boşanır. Bir sonraki evliliği de eşinin ölmesiyle son bulur.

Sıkı bir ötanazi hakkı savunucusudur.Göğüs kanseri olduğunu öğrenince, onu yazarlıktan uzaklaştıracağına inandığı için yüksek dozda kloroform içerek intihar eder. İntihar notu ise; "when all usefulness is over, when one is assured of an unavoidable and imminent death, it is the simplest of human rights to choose a quick and easy death in place of a slow and horrible one..." (*)

Kitap birbirinden bağımsız yedi öyküden oluşuyor ve kitaba ismini veren öykü ilk sıradadır, aynı zamanda otobiyografik bir öykü olarak da kabul görmektedir. Kalın kalın politik söylemlerden oldukça uzak, öykü içine ustalıkla serpiştirilmiş temel feminist söylemleri barındırır. Sarı Duvar Kağıdı adlı öykü 1892 yılında(!) yayımlanmış.

--------------------------------Spoiler içerir.-----------------------------------------

Ben Cadıyken, 1910 yılında yazdığı bu öykü tarafımca en güzel öyküdür. Günlük hayatta karşılaştığı evcil hayvanlara karşı, insanların birbirlerine karşı ve toplumun kadına karşı sergilediği kötü tutumları kabul etmeyerek dilediği dileklerle düzeltmek ister. Bu yönüyle kendine cadı demesi ironidir. Bütün büyüleri/dilekleri kabul görür toplum daha iyiye gitmeye başlar ama büyüsünün geçmediği tek konu; toplumun kadına yüklediği anlam ve baskılardır. Hatta bu dileği gerçekleşmediği için diğer yaptığı büyüler de bozulur ve toplum eski kokuşmuş düzenine geri döner.

----------------------------------Spoiler içerir.----------------------------------------

(*) : İnsan artık bir işe yaramadığında, kaçınılmaz ve yakın bir ölümden emin olduğunda, yavaş ve feci bir ölüm yerine hızlı ve kolay bir ölüm seçmek en basit insan haklarından biridir.

Kadınlar Ülkesi ve Bizim Ülkemiz: Kadınlar Ülkesinden Sonra adlı iki kitabı daha Türkçe'ye çevrilmiştir.

İyi okumalar.
48 syf.
·Puan vermedi
İsmi olmayan başkarakter hanım bunalım geçiriyor ve temiz hava alıp içinde bulunduğu buhrandan çıkması için kocası John ona büyük, güzel bir yazlık tutuyor. Bir süre burada yaşamaya başlayan çiftin bir de bebekleri var ama başkarakter bebekten çok uzak. Öyle ki hem eş hem anne olmaya yabancılaşmış ve çoğu zaman ya sanrılar görüyor ya da uyuyor. Kitaba ismini veren sarı duvar kâğıdına her geçen gün yeni anlamlar yüklüyor, öyle ki kitabın sonuna doğru kâğıdın altından sürünerek çıkan bir kadının varlığını bir kadının varlığını fark ediyor.

Ve son sayfada da adeta o kadın gibi sürünerek ve duvar kâğıdını parçalayarak iyileşmeye çalışıyor. Oysaki deliriyor.

Uygar Özdemir

İncelemenin tamamı için: https://kayiprihtim.com/...otte-perkins-gilman/
Havva Anamıza gelince, orada değildim ve hikayeyi inkar edemem ama bir şey söyleyeceğim. Şeytanı dünyaya o getirdiyse bile, o zamandan bu yana onu burada asıl tutan biz erkekleriz. Buna ne diyeceksiniz?
Daha sonra diğer kadınları düşündüm, yani gerçek kadınları, büyük çoğunluğu. Ev işlerini bir hizmetçi maaşı bile almadan ve soylu annelik görevlerini ihmal etmeden sabırla yerine getirenler; bir tekdüzelik içinde kör, zincirlenmiş, cahil ama yeryüzünün en büyük gücü olanlar. Yaptıklarıyla karşılaştırıldığında daha neler yapabileceklerini düşündüm ve kalbim öfkeden çok başka duygularla kabardı.
"Evet, paramızı tırtıkladıklari için onları suçluyoruz fakat eşlerimizin çalışmasına izin vermeye istekli miyiz? Değiliz. Bu gururumuzu incitir, o kadar. Mantık evliliği yaptıkları için onları daima eleştiriyoruz ama parasız bir ahmakla evlenen kıza ne diyoruz? Zavallı budala hepsi bu."
Birdenbire, derinlerden yükselen bir güç ve gurur duygusuyla daha önce hayatı boyunca hissetmediği bir şey hissetti. Paraya sahip olma hissi. Kendi kazandığı paraya,başkasına verebileceği veya saklayabileceği, onun için yalvarmayacağı, dırdır etmeyeceği, dil dökmeyeceği kendi parasına.
Üst katmanda en hassas duygular, en seçkin idealler, en tatlı anılar, "yuva" ve "anne" gibi tüm sevgi dolu fikirler, tüm zarif hayranlık sıfatları, körü körüne tapılan üstü örtülü bir heykelin sevilen ama sıradan deneyimlerle yerini paylaştığı bir tür mabet vardı.
"Bence kadınlar da en az bizim kadar insan. Budala gibi giyindiklerini biliyorum ama bunun için onları kim suçlayabilir? Tüm o aptal şapkalarını biz icat ettik, çılgın modalarını tasarladık. Dahası bir kadın aklıselim kıyafetler ve ayakkabılar giyecek kadar cesaretli davranırsa eğer, hangimiz onunla dans etmek isteriz?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
The Yellow Wallpaper
Baskı tarihi:
15 Eylül 2014
Sayfa sayısı:
74
Format:
Karton kapak
ISBN:
9781484145623
Kitabın türü:
Dil:
İngilizce
Yayınevi:
CreateSpace Independent Publishing Platform
Baskılar:
Sarı Duvar Kağıdı
Sarı Duvar Kağıdı
Sarı Duvar Kağıdı
The Yellow Wallpaper
This edition of The Yellow Wallpaper, from Bennison Books, includes a new 700-word introduction and brief author biography, plus an additional story by the author: If I Were a Man. The archetypal ‘mad woman in the attic’ is surely Bertha who was confined and hidden away from the world by her husband Edward Rochester in Charlotte Brontë’s Jane Eyre (1847). But Bertha’s story did not end when she committed suicide; other women took her place. While Bertha is not allowed to speak for herself (until Jean Rhys gives her voice in Wide Sargasso Sea published in 1966), the narrator in The Yellow Wallpaper appears keen to have her ailments recognised. Although her husband is a physician, she asserts early on: ‘You see he does not believe I am sick!’ Is she sick? If so, in what way? Is sickness the only label available to characterise her nascent rebellion against society’s strictures regarding the place of women in nineteenth century society? Or does her self-diagnosis foreshadow her later descent into psychological disorder?

Kitabı okuyanlar 44 okur

  • hande
  • Son Sardunya

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0