Theo'ya MektuplarVincent Van Gogh

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.230
Gösterim
Adı:
Theo'ya Mektuplar
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753635516
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dear Theo
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Geçmişi düşündüğümde -hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde, sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan -saf altından olan- her konuda denenmiş ve eğitilmiş olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten dürüst bir çaba gösterdin mi? Hak ettiğimiz karşılık nerede?"

Vincent Van Gogh'un on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers-Sur-Oise'da noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir kesiti sunuyor.
En uzun geceye en çok yakışanı bırakıyorum.
Kitap yeni bitti. ( bu bitişi hiç istemesem de ) Kasıtlı bir bitiriş değil bu ama sanırım ait olduğu zamanı buldu. Yıldızları, geceyi, var oluşu güzel yorumlayan Vincent'a...

Derin derin okumak istedim. Ne de çok bildiğimi sandığım şey varmış. Ne de yüzeysel bilgimle anlamaya çalışmışım. Israrla defalarca yaptığı "Gece Kahvesi, Ayçicekleri, Kafe Teras, Patates Yiyenler ve tabiki Yıldızlı Gece"min her bir parçası çok daha anlamlı.

Sanat ruhu incelten bir şey kesinlikle. Vincent Van gogh, malumunuz kulağını kesen ressam. Herkes böyle bilir. Ama o kulağı kesmeye çok sevdiği dostunun neden olmasına rağmen ( ki bu kıymetli yakın arkadaşı tarafından kesilmiş olduğu iddiası da vardır) sırf onu korumak için yaptığı fedakarlığı, kardeşlerinin içinde Theo'yu olan sevgisinin onu bu hayata bağlamaya yetmediğini, hayatı boyunca tek istediği şeyin anlaşılabilmek olduğunu, parayı harcayacağı zamanlarda ( bulabilirse tabi) yemek yemek ve boya almak arasında bir tercih yapmak zorunda kaldığında boyaları tercih ettiğini, resmin tutku haline dönüştüğünü ve gördüğü titreşimlerin gerçek olduğunu, Emile Zola kitaplarını içercesine okuduğunu, derin bir okuma tutkusu olduğunu pek bilmez kimse.

İşte bu anlatılanın daha doğrusu yazdıklarının az bir kısmı. Hayatı boyunca dürüst bir adam olma ve anlaşılma isteği yolunda son mektubuyla Theo'yu derin hüzne boğan Vincent Van Gogh. Dünyanın en pahalı resimlerinden birine sahip olan, geceyi ve yıldızları bakmasını bilene sonsuz renk kartları ve titreşimlerle sunan, adına sarı rengi olan kulağı kesik deli adam. İyi ki geçtin dünyadan iyi ki...

Kitap, resimler üzerine detaylı mektuplardan oluştuğu için ilgisi olmayanları sıkabilir kesinlikle. Ve en kötü yanı da olabildiğince beyaz bir kağıda basılmış olması. Okurken bir süre sonra her yer titremeye başlıyor :) mektubun özüne saygı duymayı öğreneceklerini düşünüyorum şu yayınevlerinin. ( büyük temennim)

Çevirisi oldukça iyi olan bu kitap, ilgisini çekene büyük bir kaynak niteliğinde. Tüm bu okuma süreci boyunca sizlere de tablo tablo galerilerden bakarak okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Çünkü her resmin örneği malesef mektuplarda bulunmuyor.
Buyrun hep birlikte bir Amsterdam'a gidelim ;)
https://www.vangoghmuseum.nl/...n?Q=Vincent+van+gogh

Okuyacak olanlara derin sükunet, bol dayanma gücü dilerim :)
Hazin bir yitip gitme öyküsü olur kendisi...
Canım Vincent;
Seni öyle seviyorum ki, sen olsan sen de şaşardın muhtemelen. Diyorsun ki "Daha sonra kıymetli olacaksam, şimdi de kıymetliyim" İnan ki şimdi gördüğün kıymeti görebilseydin inanamazdın. En çok da bunları göremediğine üzülüyorum. İçindeki sevginin yansımasının ne boyutlara ulaştığını hissedebilsen keşke. Artık telefon kılıflarında (şimdiki telefonları görsen onlara da inanamazsın ya! Hele hele iletişim kolaylaştıkça kuramadığımız iletişimin boyutlarını görsen nasıl da üzülürsün...), kalemliklerde, cüzdanlarda, tişörtlerde, çakmaklarda ve aklıma gelmeyen türlü türlü yerlerde resimlerin var. Herkes ama herkes tanıyor, biliyor resimlerini. Ama üzülerek söylüyorum ki yalnızca resimlerini biliyor bir de olsa olsa kulağını kestiğini! Oysaki bu olayın aslını bilmek bile istediklerini sanmıyorum. Yine de belgeselini izlerken (izlediğim en harika filmdi hiç şüphesiz!), hakkında yazılmış kitapları okurken, mektuplarını okurken gözlerinden akan yaşları tutamayan ve seninle yürekten konuşan insanlar da var. Ah Vincent, insanlar kendi ile öyle meşgul ki mektup bile yazmıyorlar artık inanabiliyor musun? Durup kahverengi dallarda açan pembe çiçeklerin sunduğu umudu ya da bir kenarda açmış minicik bir kırmızı çiçeğin yaydığı mutluluk kokusunu bile göremiyorlar! "İnsanlar artık içlerinde sevgi bile taşımıyorlar" demek istemiyorum iki gözüm ama durum ortada... Ama yine de çok güzel işler yapan insanlar da var! Minik çocuklara oyuncaklar toplayan ve bunu tamamen 'içsel' bir mesele olarak gören çok güzel insanlar da var! (Güzelim etkinliğe selam olsun! #28443465) Birbirine kitaplar gönderen güzel insanlar da var.Sen de seversin kitaplarla karşılaşmayı, bilirim. Theo da biliyor değil mi?

Gelelim seni okumanın niçin bu kadar uzun sürdüğüne... Kıyamadım çünkü. İstedim ki her an yanımda ol. Benimle birlikte nereleri gezmedin ki? Kaç şehir dolaştık, kaç insanla karşılaştık, kaç hayalkırıklığı ve kaç umut dolu an yaşadık, ben bile sayamadım. Yeni dostlar edindik, eski dostlarımızın kıymetini anladık, deniz kokusu çektik içimize, çocukları sevdik doyasıya, sinemada yeni filmler izledik, Türkiye maçına bile gittik beraber! (Maalesef içeriye çanta almıyor olmalarından dolayı sen kapıda beklemek zorunda kaldın ama olsun, sesleri duymuşsundur eminim.) İnsanların hiç beceremediği saygının çok zor olmadığını da gördük, istedikten sonra sabrın da ne güzellikler getirdiğini de. Sabrı en iyi sen bilirsin Vincent. İnsanın içinin sıkılmasının ne demek olduğunu da. Yahu Vincent senin ne güzel kalbin var. Kıymetini bilemeyenler utansın, ne diyeyim. Bana kalsa daha da uzatırdım okuma serüvenimizi, seninle paylaşacağım daha çok şey var ama okunmayı bekleyen yüzlerce kitap, yaşanmayı bekleyen milyonlarca anı var. Yine de yatağımda gözümü açtığımda, karşımdasın, yazı yazmak için kalemliğime uzandığımda oradasın, öyle çok benimlesin ki hissedebildiğine eminim.

İyi ki Vincent; iyi ki iki gözüm vazgeçmemişsin resim çizme sevdandan! Bir ressam olma konusunda şüphelerin vardı belki başlarda ama şimdi... Umarım hissediyorsundur; gökyüzüne bakarken hep seni anıyoruz!

Loving, Meltem.

Not: Sana olan sevgim sayesinde tanıştığım altın kalpli bir dostum bile var. Demek ki sevgi sevgiyi, iyi yürekler iyi yürekleri çekiyormuş. Var ol sen, adınla yaşa!
Vincent Van Gogh… Yıllardır sabahları gözümü açtığımda karşımdaki duvarda asılı “Yıldızlı Gece”si ile beni selamlayan adam. Bana göre gelmiş geçmiş en büyük ressamlardan birisi. Kulağını kesen ressam olarak tanınan, kimine göre deli kimine göre dahi. Aslında hem dahi hem de deli bir adam…
Van Gogh ile ilk tanışmam sanırım liseye başlamamdan hemen önceydi. Bir dergide “Sonsuzluğun Eşiğinde” tablosunu görmüştüm ve sonsuzluğun eşiğini bu şekilde resmeden bir adamın etkileyici bir hikayesi olduğunu düşünmüştüm. Hakkında biraz araştırma yaptığımda yanılmadığımı da gördüm. Bu kitap Vincent’in hayatının ilk elden anlatıldığı, dünyada en çok değer verdiği kişi olan kardeşine yazdığı mektuplardan oluşuyor. İşte bu mektuplar onun yaşamıyla, sanatıyla ve kendisiyle yaptığı mücadeleyi gözler önüne sererek onun iç dünyasına inmemizi sağlıyor.

Hayatından kısaca bahsetmek gerekirse resim ticareti yapan amcası sayesinde resimle daha yetişme çağında tanışmış. Önceleri dine yönelerek vaazlar vermiş. Zamanla bu işten uzaklaşarak sonunda ressam olmaya karar vermiş. Kardeşi Theo ise her daim onun maddi ve manevi destekçisi olmuş. Kendini Vincent’e adamış hatta Vincent öldükten sonra yalnızca altı ay yaşayıp o da ölmüş.
Van Gogh hayatı boyunca reddedilmiş, yalnızlık çekmiş. Resimleriyle insanlara kendisini anlatmaya çalışmış hep. Ki bunu mektuplarda da sıkça dile getirdiğini görüyoruz.
“…yapıtlarımla böylesi yadırgı bir adamın, böylesi bir hiçin yüreğinde neler olduğunu dünyaya göstermek isterdim.”
Aynı zamanda Fransız ressam Millet hayranı. Öyle ki bu mektupların içinde Millet’in adı iki yüzden fazla kez geçiyor.
Girdiği işlerde başarısız oluşu, sanata olan aşkı, yalnızlığı, Theo’ya karşı hissettiği derin sevgi ve kardeşinin yaptığı parasal yardımların onda oluşturduğu borçluluk duygusu derin bir çalışma tutkusu oluşturmuş ressamda. Hayatı boyunca melankoliden kaçmaya uğraşmış ve bunun tek yolunun da çalışmaktan geçtiğini savunmuş. Fakat ne kadar çabalarsa çabalasın kaçamamış…
Theo’ya son bir mektup yazıp “…kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye attım, bu çalışmalar uğruna yarı-deli bir insan oldum.” Diyen Van Gogh bu mektubu yazdığı gün intihar ederek yaşamına son vermiş ve Theo'ya göre yeryüzünde asla bulamadığı huzura kavuşmuştur.
Öncelikle bu kitapla nasıl tanıştığımı anlatarak kitap incelemesine geçeyim.
Van Gogh hayranı olduğumu burada pek bilen yoktur. Ama en son Meltem Hanımın Theo'ya Mektuplar için olan incelemesini okuduğum zaman kendisini çok kıskandım, kendisinde zaten Vincent'ın tablolarının yapbozu da vardı. (Bu aramızda kalsın :D)
Kendisinin güzel mi güzel incelemesi:#28452724
Tabi dayanamayıp kendisine mesaj attım. Tabi kendisi ile sohbetim olmamıştı daha önce ve iyiki de mesaj atmışım diyorum şu an :D
Böyle güzel bir insanla mesaj atmasam tanışamazdım ki böyle insanlarla tanışmamı sağladığı için burayı da çok seviyorum.
Neyse işte sohbet etmemizin ardından kendisi bana kitabı hediye etmek istediğini söyledi. Hediye kitapları çooooook sevidğim için hemen tabiki de kabul ettim :D
(Yüzsüzlük forever!)
Neyse işte incelemeye başlamadan önce bana bu güzel kitabı hediye eden, içine yazdığı not ile de Dünyadaki en mutlu insan olmamı sağlayan güzel insana, dostum Meltem'e (Meltek) buradan çok teşekkür ediyorum :)
Hadi o zaman incelememize geçelim :)
Kitap için ne söylesem azdır. Mükemmel ya mükemmmeeeeel!
Öncelikle Vincent'ımız Kardeşi Theo'ya Mektuplar yazıyor. Kitapta bunlar zaten. Burada birisinin başka birisine yazdığı mektupları okumak ne kadar etik olur tartışılır...
Ama hayatını, kendisini ve her şeyini öğrenmek istediğimiz insanların her şeyini okumayı istiyoruz itiraf edin :D
Mesela Sabahattin Ali'min Mahkemelerde diye kitabı bile çıktı düşünün. Ve bu edebiyattan uzak bir kitap ama alıp okunur mu tabiki deeee :D
Neyse bu durumdan dolayı genel olarak Mektuplara ben puan vermem ya da onları edebi olarak değerlendirmem. Ama bu kitaba da 10 puan vermezsem kendimi asardım yaaa :D

Kitabımız çok mu çok güzel. Yaa şu Sanat ile Edebiyatı çok seviyorum. Onlar olmasa büyük ihtimal yaşamayı değerli bulmazdım. Bu yüzden de diyorum ki eğer Sanat ile ufacık bile ilgileniyorsanız hemen GİDİP ALIN, OKUYUN!
Ben Sanatla ilgili bu kadar güzel kitap görmedim.
Ama burada birkaç sıkıntı var.
Birincisi birçok terim geçiyor kitapta ve bunları sanata hobi ya da ilgi olarak yaklaşan birisi bunlara pek anlayamıyorum. Yani Vincent işte yaptığı bir şeyden falan bahsederken ben hep Fransız kalıyordum :(
İkinci olarak da bu YAPI KREDİ YAYINLARI'NA BİR SİTEM :D
Şu Sanatla ilgili kitapları renkli yapın yaa!!
Her kitabı okurken bir resme, tabloya denk gelince internetten renkli halini araştırmak zorunda mıyım ben :(
Neyse işte...
Kitap çok ama çok güzel. Vincent'ın hayatını onunla beraber yaşıyormuşum gibi hissetim, tabi acılarını da...
Bir başka konu ise burası tartışılır, bana kalırsa Vincent burada kardeşine mektup yazdığı için hep çok iyimserdi. Bence normalde bu kadar iyimser olmaz sadece kardeşi üzülmesin diyeydi bence...
Neyse işte demem o ki kitap MÜ KEM MEL Dİ!!!
Gidin hemen alıp okuyun :D
Son olarak da incelememi, kitabın sonlarına doğru Vincent intihar etmeye yaklaşırken hissetiklerini, mektuplarında da yavaş yavaş görmeye başlarken, yazdığı ufak ama anlamı derin olan söz ile bitirmek istiyorum.
Derin keder, sonsuz yalnızlık...
Herkese iyi okumalar dilerim :(
Vincent Van Gogh'un kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplarından oluşan eserini yani açıkçası mektup roman türünü dostoyevki'nin insancıklar romanını okuduktan sonra keşfettim diyebilirim.Yapısı gereği, okuyucuyu yazarın iç dünyasına çok çabuk buyur ettiğinden ve olanı biteni sansürsüz ilettiğinden çok daha vurucu olduğunu söyleyebilirim.Theo’ya mektuplar romanında da Van Gogh’un melankolik iç dünyası hakkında oldukça bilgi sahibi oluyoruz.

Yaşadığı parasal sıkıntılar, kendi tekniğini bulabilmek ve yaptığı şeyin üstüne bir şey koyup koymadığından emin olamamanın verdiği paranoyak ruh hali, dönemin diğer ressamlarıyla ilişkileri, tablolarındaki renklerin seçimi, şehir betimlemeleriyle, dönemine ve döneminin sanat dünyasına da ışık tutması açısından güzel bir kitap.

Dostoyevski’yi Van Gogh’a,Van Gogh'u dostoyevkiiye benzettim.Sanırım sebebi Van gogh'un hayat hikayesinin sanki dostoyevski kitaplarından fırlamış olması.Vincent Van Gogh'un da Dostoyevski gibi sara hastalığı ve alkol sorunları var. Ayrıca bütün bunlar yetmezmiş gibi sefillik derecesinde yoksul. Hayatı boyunca kardeşi Theo’nun yardımları ile yaşar, hatta boyalarını bile Paris’ten kardeşi gönderir. Sanatsal yeteneği, zamanın eleştirmenleri tarafından reddedilir. İki üstadı da anlayan sadece bir kaç kişidir. Van Gogh'un kendine özgü fırça vuruşları, renkleri varsa Dostoyevski’nin de kendine özgü yaklaşımları ve sorgulamaları var. İkisinde de topluma olan uyumsuzluk, belirgin bir şekilde kendini kendi elleriyle var eden bir eyleme dönüşmüş.İkisinin en önemli benzerliği sanatlarını bezeyen kor ateş ve bitmek tükenmek bilmeyen tutkularıdır.
Van Gogh'un ünlü Arles’deki Yatak Odası (Bedroom In Arles),1889
https://i.hizliresim.com/0zb6qL.jpg
tarihli eseri tıpkı dostoyevski'nin kitaplarındaki betimlemelere göre çizilmiş gibi.

Van Gogh'un hayatı yoksulluk ve problemler içinde geçen bir kâbus, bir trajedi olmuştur. Yaşadığı bu acımasız hayat belki de onun öldükten yıllar sonra dikkat çekmesine, değerinin anlaşılmasına da bir ölçüde neden olmuştur. Çünkü bu büyük sanatçının renkleri de çarpıcı ve kendine özgüdür, özellikle mavi, sarı ve diğer renkler. Hayat onu nasıl sert fırça vuruşlarıyla bunalttıysa, o da tuvale özgün fırça vuruşları yapmıştır.

Sanat tarihinde yaşadıkları çağda çığır açan birçok sanatçı gelip geçmiştir. Sanatçıların etkisinin yalnızca yarattıkları yapıtlar ile değil, yaşadıkları hayat ile de önemi vardır. Bunun en önemli örneği Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’dur. Bence o tüm zamanların en büyük ressamıdır. Yalnızca olağanüstü, kendisine özgün yapıtlarıyla değil, yaşadığı trajedinin büyüklüğüyle de öyledir.Günümüzde yapıtları en çok yayılmış ve insanlara ulaşmış bence tek ressamdır. Onun yapıtlarına dünya'nın her yerinde rastlamak olasıdır.

Tarihte geleceği adeta gören,hisseden yeni çağın geleceğine ışık tutan her vizyonlu bilim,ilim,bilgi insanı gibi ne yazık ki Van Gogh'u da pek anlayan olmamıştır. 27 yaşında başladığı resim tutkusu ile sadece 10 sene içinde yüzlerce resim ve baş yapıt sunmasına rağmen kendini insanlara anlatamamış ,1890 yılında tabancası ile kendini göğsünden vurarak 37 yaşında gencecik yaşta hastalıkla yaşadığı hiç bir zaman mutlu olamadığını dile getirdiği yoksul hayata veda etmiştir. Seçimden değil, kaderden dolayı maceracıyım sözü ile bizi düşündürerek...

O bir hayatı değil bir kâbusu yaşamış kendi sözüyle dahilik ve delilik arasında mutsuzluğu sonsuzluğa taşımıştır..
Her mektubunun "Bana inan" notuyla bitirmesi ama yaşarken kimsenin ona inanmaması çok acı...

“Bir gün ölüm bizi başka bir yıldıza götürecek” sözündeki müthiş dünya görüşü ile yıldızlara aşık bir insan olarak.Yıldızların ışığında sonsuza kadar mutluluk ve sevgi ile Hoşçakal üstat...
Gençtin… Ailenden uzakta bir başına onların desteğiyle yaşıyordun. Büyük umutların vardı. Çalışıyordun, gecen gündüzün yoktu. Özgürlüğün içindi tüm bunlar. Bir an önce emeklerinin karşılığını alman aileni rahatlatman lazımdı. Ayaktaydın, çünkü sana inanıyorlardı. Ayaktaydın, çünkü üretiyordun ve yaptıklarına inancın tamdı. Tüm masrafların çalışmalarınaydı. Seni kurtaracak olan da onlardı ne de olsa!

‘’Ama insanın yaptığı iş kalır ve yaptıklarından kolay kolay pişman olmaz. Ne kadar çok etkinlik gösterirsek o kadar iyi… Başarısız bir şey yapmayı, boş oturup hiçbir iş yapmamaya yeğlerim. ‘’

Sürekli bir gelişme halindeydin. Okuyordun, araştırıyordun, yorumluyordun.. Belli ustaların vardı kendine örnek aldığın. Meraklıydın. Yeniyi denemekten çekinmiyordun.

‘’Beni ilgilendiren, doğrudan doğruya benim sorumluluğumda olan şey, içine düştüğüm durumları en iyi biçimde değerlendirebilmek ve elimden geldiğince ilerlemeye çalışmak...’’

Yaşın ilerlemeye başladı. Sen öğrendikçe öğreniyordun,
sürekli bir ilerleme halindeydin de karşılığını alamıyordun. Limitlerini iyice zorluyordun; kendinden, sağlığından ödün verecek kadar.. Sonuç yoktu! Sürekli bir maddi kayıp halindeydin. Başaracağına hala inanıyordun ama belirsizlik seni korkutuyordu.

‘’Kendi kendinle savaşmak, daha iyiye, daha güzele doğru gitmeye çabalamak, enerjini yenilemek… bütün bunlar maddi sıkıntılar yüzünden daha da zorlaşıyor.’’
Ruh sağlığın etkilendi.. Çevrendekilerin sana dair endişeleri vardı. Kendine zarar vermeye başladın.. İnsanları kendinden uzaklaştırdın. Ve yaşamına son verdin.

Ah be Vincent..Yaşamını en sade haliyle yazmaya çalışınca gördüm ki sen gibi yaşamın adil omayan yüzüyle karşılaşmış ne de çok insan var ..
Çok değerli Theo’n vardı senin. Hani şu her an elini omzunda hissettiğin, birlikte okuduğun, hayallerinin en büyük ortağı olan kardeşin.. Nadir bir araya geldiniz: Galerileri dolaşdınız incelediniz, yorumladınız, sevdiniz.. Sen çizecektin, o satmana yardımcı olacaktı sonunda zaferinize ulaşacaktınız.

Ne de bilgiye açtın sen! Kimleri kimleri okumadın, kimlerin tabloları sana bir şeyler katmadı: Zola’nın natüralistliği; Millet, Courbet, Manet’in realizmi, Delacroix’in romantizmi... Hepsi yaşamının belli bir döneminde eserlerinde yerlerini buldu.

Öyle güzel çalıştın ki!! Yeri geldi kar kış,börtü böcek demeden aldın doğayı karşına -atölye filan da neymiş- yeri geldi modellerini.. O küçük canlılığı, bir saniye sonra var olamayacak titreşimi aktardın tuvaline. Renkler öyle aslına uygun değildi. Sarılar, turuncular, maviler … Pasparlak, capcanlı..
Canlı demişken düşünsene tablolarının canlandığı; seni anlatan bir animasyonun yapıldığını. Öyle basit bir çalışma da değil.. Dünyanın dört bir yanında yüzlerce ressam senin için bir araya geldiler, senin için çizdiler.. Ortaya öyle mükemmel bir yapıt çıktı ki!! Adı da ‘’Loving Vincent’’ idi. Theo’ya yazdığın mektupları bitirdiğin gibi.

Sen o tepede tabancanı göğsüne doğrulttuğunda senin için her şey bitmişti değil mi? Kaybetmiştin?
Şimdi seni anlatan birçok eser var..
Modern resmin kurucularından sayılıyorsun..
Post empresyonizmin öncülerinden… Başka kim var? Zaman zaman tartışsan da çok değer verdiğin, bir dönemki ev arkadaşın: Gauguin..
Portrait of Dr. Gachet dünyanın en değerli tablolarından..
Amsterdam’da eserlerinin sergilendiği kocaman bir müze var..

‘’Sonunda zafer olduğuna derinden inanıyorum ama ressamlar kendileri bundan yararlanabilecekler mi, dertsiz ya da daha az sıkıntılı günler görebilecek miyiz?’’
Haklıydın.. Yaşamında olmadı belki ama zaferine ulaştın. Haberin olsun..
Gece uyumadan önce Yıldızlı Gece'ye bakıyorum, uyandığımda ilk Yıldızlı Gece'yi görüyor gözüm. Yıldızlı Gece'nin böyle bir amacı yok elbet ama beni mutlu ediyor. Bunu neden yazdım çünkü kitabı okumaya başlama nedenim buydu.Van Gogh zaman içinde değişim yaşamış birisi. Dini olarak, psikolojik olarak ve daha başka açılardan. Hayatında değişmeyen ve onun için çok önemli olan iki şey var: Çok çalışmak ve kardeşine olan sevgisi. İlişkileri çok samimi, dostane, sanki birbirlerine kızamıyorlarmış gibi. Resimle ilgili teorik kısımlardan çok şey anladığım söylenemez. Bir resmin gözüme hoş gelmesi ve bir kaç resim tekniğini uygulayabilmek dışında resimle aram pek yoktur. Resimle ilgili kısımlar ilgili olmayanlar için biraz sıkıcı olabilir. Puan vermemin mümkün olmadığı, oldukça kişisel bir kitap.
Spoiler İçerebilir
Van Gogh'un kendine özgü resim tarzı beni çok etkilerdi sonra yazdıkları da etkilemeye başladı. Yaptığı resimleri sinemaya uyarlayıp kısa bir film yapmışlardı. O geldi aklıma şu an. Yetenekli üstün insanlardan bence. Çok zeki insanların sonu nedense iyi bitmiyor. Sanırım bu dünyayı cehennem olarak görüyorlar. Hayatına kendi isteği ile bir son veriyor. Kardeşini kendine yakın bulmuş belki de bu dünyada sadece. Tek destekçise de Theo olmuş resim konusunda. Birbirlerine o kadar çok mektup göndermişler ki. Ben kardeşim sarı çıyan'a (Ömer'e) az öte git demeye üşenirken bile bu ikisinin harika kardeşliği de beni etkiledi. Kardeşim Ömer değilde Theo olsaydı eyiydi. . :) Neyse. Kitap güzel okuyun. Bende resim kursuna neyin başlayayım artık.
Van Gogh'un iç dünyasının keşifine dalacak, düşüncelerine, azmine koca bir ışık tuttuğunu göreceksiniz. Kitapta Theo'dan gelen mektuplar olmadığı için kimi zaman yazdıkları arasında kopukluklar olabiliyor. Kim bilir belki de hiç göndermedi bu mektupları..

Bir dehanın yaşamın, değerlerin, nesnelerin, ilişkilerin delilik sınırında yaşarken nasıl da ölmeyecek eserler ürettiğini görüp gıpta edeceksiniz. Zaten sanatçı dediğin de bir nebze böyle değil midir? Yani, görülemeyini görmek, üretmek, farkındalıkları görüp yaşayan.... Ve tüm bunları yaparken kardeşinden gelen paraların altında ezildiğini hissedip göreceksiniz.. Belki de hasta olmasının yegane nedeni budur, bilinmez.

Bir sanatçı hastalığıdır aslında bu, anlaşılamamak. Eminim ukde olarak kalmıştır içinde . İntihar ettiğinde üzerinde bulunan kardeşi Theo'ya yazdığı son mektup da bir sitem vardı, -belki de ben böyle hissettim- ve bu sitem şimdiye kadar kardeşinin yaptığı, yada kendi iç dünyasında kardeşinin yerini sarstığı için son verdi yaşamına.. Bilemiyorum..

Okunası bir kitap..
Keyifli okumalara..
Van Gogh'un kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplardan oluşuyor kitap. Theo'nun verdiği cevapları bilmediğimizden kimi zaman kesintiye uğrasa da, Van Gogh'un ruh dünyasına, düşüncelerine, azmine koca bir ışık tutyor. Bir dehanın delilik sınırında dolaşırken durmaksızın eserler verdiği bir dönem. Sağlığını, kendini bir kenara atarak parasız pulsuz, her mektupta kardeşine gönderdiği para için teşekkür ederek geçen ve daim eziklik yaşadığı bir yaşam. Hep anlaşılmayı ümit ediyor ama nafile. Hiç bir eserini satamadan vazgeçiyor hayatından... Okunası...
Bir sanat olarak resimle kesinlikle ilgili değilim. Fakat gerçek yaşam hikayeleri ve bunu en sıcak şekilde anlatma aracı olarak mektuplarla ilgiliyim. Van Gogh’un hem kardeşi, hem arkadaşı, hem de sırdaşı olan Theo’ya yazmış olduğu mektuplardan oluşan bu eserin, yazarın iç dünyasını, tüm samimi duygularıyla anlatan bir anı defteri gibi tarihe not düşmek için yazılmış olduğunu düşünebilirsiniz.
Düşünmek doğal ölüme mani bir faktör olabilir mi? Tarihte bir çok yazar ve fikir adamının ya delirdiğini, ya idam edildiğini ya da intihar ettiğini görüyoruz. (Socrates, Nietsche, Zweig, Sadık Hidayet, Sylvia Plath vb.)
Ardında dev sanatsal eserler bırakan Van Gogh ise ruhsal bunalımlarla dolu yaşantısına peşpeşe gelen krizlerden sonra 37 yaşında kendi eliyle son vermiş. Sanatçımız mektuplarının birinde kardeşi Theo’ya “bu hayatta kısa veya uzun yaşamakla ilgili değilim diyor”. Bunu anlıyoruz, aslolan bu dünyada bir iz bırakmak. Ama bu kısacık hayatta bile bu kadar yoklukla mücadele etmek dayanılır bir şey midir? Temel ihtiyaçları karşılamak bir yana, gönderdiği mektuba yapıştıracak pul parası yok. “Tüylerini dökme- tüy değiştirme- vakti kuşlar için neyse, biz insanlar için de düşkünlük ve mutsuzluk dönemleri aynı zor zamanlar” diyor bir mektubunda. Bu dönemin bir gün sona ereceği inancıyla belki de, kendi temel ihtiyaçlarının bir çoğundan vazgeçmiş ancak yemek yemeden ne kadar dayanabilir bir insan bünyesi? Eline az bir para geçince boyaya ve kağıda yatırmak, sonra kahve ve ekmekle idare etmek nasıl bir duygudur? Nadiren eline fazla bir para geçip yemek yese bu kez mide yemeği yabancı bulup hazmedemiyor!
Bütün mektuplarında görebildiğimiz kadarıyla; İçindeki cevhere inanıyor, sanatsal olarak yerini ve değerini biliyor, “yarın değerli olacak olan bu gün de değerlidir” diyor, kendinden daha yukarda olan ressamları takdir ediyor, fakat kendini eleştiren bir çok ressam ve galericinin kendisi kadar sanatsal değere sahip olmadığını düşünüyor. Ancak, yeteneğini sergileyebilecek seviyeye gelene kadar ihtiyaçlarını karşılamanın dayanılmaz zorluklarıyla karşı karşıya.
En sevdiği kardeşine yazılmış mektuplardan meydana gelen bu eser inançla-yokluğun bitmeyen bir mücadelesi aslında. Sağlığında bir tek tablo satabilmiş ressamımız, mektuplarında sürekli kendini sorguluyor kırklı yaşları görür müyüm diye. Bazen doktorların bünyesi hakkındaki olumlu bir sözünden umutlanıp bazen karamsarlığa kapılıyor. Kardeşiyle olan bağları O’nun hayattaki en büyük dayanağı, bu yüzden kardeşine tutunmaya çalışıyor, O’nun güvenini kaybetmemeye çok büyük önem gösteriyor. Mektuplarının bir çoğunu “bana inan” diye bitiriyor. Fakat bu bağ bile O’nu hayatta tutmaya yetmiyor.
Vincent Van Gogh yaşamına son vermeden öncedeki son mektubunda “Böyle işte, ben, kendi çalışmalarım için yaşamımı tehlikeye atıyorum, bu çalışma uğruna yarı-deli bir insan oldum –olsun, kabul” diyor. Seçmiş olduğu zorlu yolculuktan memnun olduğunu görebiliyoruz. Ama biz okurlar olarak, bu samimi mektuplardan almamız gereken ders nedir? Sanatta böylesine derin bir iz bırakmış olmasına rağmen, bir dahinin yaşamının bu kadar hazin bir şekilde sona ermiş olması hem olumlu hem de olumsuz yönüyle örnek olarak alınmalıdır belki de…
"...ateşli ve cesur olmak yapabileceğimiz tüm hatalara karşın dar kafalı ve aşırı temkinli olmaktan iyidir." Sadece bu cümle için bile okumaya değmez mi?
Çoğu insanların gözünde neyim ben -değersizin biri ya da tuhaf, aykırı, hoşa gitmeyen bir adam- toplumda kendine bir yer bulamamış, yer bulamayacak bir yaratık, yani hiçten de daha aşağı bir şey.
İçimde büyük bir ateş yanıyor, fakat kimse ateşin başında ısınmak için gelmiyor ve yanından geçenler sadece dumanı görüyor.
Geleceğim konusunda söyleyebileceğim tek şey ise, o fincan ben bir yudum almadan önümden kalkmayacak.
Kendimi biraz bıraktım ya bu günlerde, her şeyin yapısını irdelemek, eklem yerlerine dikkat etmektense kirpiklerimin arasından bakmaya başladım ya, karşımdakileri doğrudan doğruya yan yana gelmiş renk lekeleri olarak görmeme yardımcı oluyor bu.
Vincent Van Gogh
Sayfa 114 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Theo'ya Mektuplar
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
252
Format:
Karton kapak
ISBN:
9753635516
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Dear Theo
Çeviri:
Pınar Kür
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
"Geçmişi düşündüğümde -hemen hemen yenilmez zorluklarla dolu olan geleceği düşündüğümde, sevmediğim ve kaytarmak istediğim, ya da tabiatımın kötü yanının kaytarmak istediği onca güç çalışmayı düşündüğümde; bana dönük, hep bana bakan gözleri düşündüğümde- başaramazsam suçun nerede, kimde olduğunu bilecekler, bana ufak tefek serzenişlerde bulunmayacaklar, ama doğru ve erdemli olan -saf altından olan- her konuda denenmiş ve eğitilmiş olduklarından, yalnızca yüzlerindeki anlam neler diyecek bana: Sana yardımcı olduk, sana ışık verdik elimizden gelen her şeyi yaptık senin için, gerçekten dürüst bir çaba gösterdin mi? Hak ettiğimiz karşılık nerede?"

Vincent Van Gogh'un on yedi yıl boyunca, intiharından iki gün önceye dek kardeşi Theo'ya yazdığı mektuplar, sanatçının Auvers-Sur-Oise'da noktalanan yaşamından ve yaratım sürecinden bir kesiti sunuyor.

Kitabı okuyanlar 139 okur

  • Elvin Arpacı
  • Anıl Kaya
  • Dilara Tatlı
  • Eslem Büyükarslan
  • giz
  • Turgay Daryavuz
  • Nilay
  • Mert Özdemir
  • Rosé M.
  • Ferdi

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%8.3
18-24 Yaş
%38.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%10
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.5
Erkek
%26.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.7 (29)
9
%16.4 (9)
8
%16.4 (9)
7
%9.1 (5)
6
%1.8 (1)
5
%1.8 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.8 (1)

Kitabın sıralamaları