·
Okunma
·
Beğeni
·
2.619
Gösterim
Adı:
Tiffany'de Kahvaltı
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755702792
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Breakfast At Tiffany's
Çeviri:
Meral Alakuş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
1940lı yılların New Yorkunda hareketli cemiyet hayatı öğleden sonra barlarda içilen martinilerle başlar, Tiffanyde edilen şampanyalı kavaltılar ile son bulurdu. Bu renkli hayatın ilginç simalarından Holly Golighty, küçük dairesinde erkek arkadaşları için verdiği ev partileri ile dikkat çekiyordu.

Görünüşte eğlenceli ama yüzeysel bir hayat süren bir çocuk - kadın olan Holly Golightlynin yaşamı çözülmeyi bekleyen gizemlerle yüklüydü. Genç bir yazar adayı ise bu gizemleri çözmek için çoktan yola çıkmıştı bile.

Truman Capoteun bir klasik haline gelen bu uzun öyküsü filme çekildiğinde gizemli ve hüzünlü kadın karakteri ile sinemada da yankı uyandırmış, hem okurların hem de izleyicilerin belleğinde iz bırakmıştır.
Tiffany’de Kahvaltı diyince çoğunluğun aklına sinema filmi gelse de öncelikle filmi izlemediğimi belirteyim. Ama kitabı okumadan önce bende de ilk çağrışım yapan; film ve Audrey Hepburn’du. Dolayısıyla aklımda da basit fakat sıcak bir romantik hikaye canlanıyordu. Şimdi diyeceğim o ki bu hikaye hiç de öyle çerezlik, romantik bir şekilde ilerlemiyor arkadaşlar.

Öncelikle belirteyim; kitabı ilgimi kaybetmeden, beğenerek okudum. Ama bir yandan da kızdım, çok kızdım. Hatta birara Holly mutsuz olsun bile istedim. Buradaki incelemelere bir göz attım da herkes çok beğenmiş Holly’nin karakterini. Benim yıldızım pek barışmadı karakterle. Tabi hiç mi beğendiğim yanları yoktu, hiç mi hak verdiğim kısımlar olmadı? Tabi ki oldu. Ama müsadenizle burada bir SPOİLER uyarısı verip sonra devam etmek istiyorum. İncelemenin aşağı kısımlarında, spoilerin bittiği bir yer de olacak.

Holly’nin umursamaz ve aşırı rahat tavırları, sürekli aklı beş karış havada gezmesi beni kızdırdı. Hayatta bir amacı olmalı insanın, Holly ise bir yaprak misali savrulup durdu kitap boyunca. Bir dakika, Holly’nin bir amacı vardı, o da ait olduğu yeri bulmak diyebilirsiniz; hak verebilirim ama yine de tam anlamıyla kabul edemem. Rahat tavırları; insanların görüşlerini umursamaması manasına gelir, aslında güzel bir şey diyebilirsiniz; ama bana aşırı geldi bu durumu. Kalbinin daldan dala konması yine beni son derece rahatsız etti. Orta yaşlı erkeklerle, sürekli olarak eğlence ortamlarında gününü gün etmesi son derece sorumsuzca göründü gözüme. Ayrıca gözünün önünde duran ve ona çok değer veren kişiyi bir türlü fark edememesi de üzdü. Hoş fark etmediğini de düşünmüyorum, sadece kendisinin ona, onun da kendisine ait olduğunu düşünmedi. Aynı kedisini bırakana kadar, kedinin ona ait olduğunu anlamaması gibi. Ama böyle de olsa gittikten sonra dönüp gelirdi, zira kedi için bile pişman olup dönmüştü. Bu da bana Buster’ı sevmediğini ifade etti. Dolayısıyla ona acı çektirecek çokça tavır içinde bulunduğundan ötürü ayrıyeten bir kez daha kızgınım Holly’e. Ayrıca ekleyeyim, iyi bir arkadaştın Buster...
Peki Holly'nin iyi yanları yok muydu, demiştik; vardı. Mesela Sel Yayınevinden çıkan 5. baskı, sayfa 29’da hapishanede görüş gününü anlattığı kısım çok ilgimi çekti. Orada bambaşka bir Holly’i görebiliyorsunuz. Ya da sayfa 121’de kedisini bırakmasının ardından söylediği sözler ve pişmanlığı, yine Holly’e farklı bir pencereden bakmamı sağladı.
Yine de davranışlarının, etrafındaki insanlara etkilerini düşünmeden hareket eden karakterleri çok benimseyemiyorum. Hoş, Holly kendisine olacakları bile düşünmeyen bir karakter, bırakın etrafındaki insanları. Bu arada Holly’i biraz Maria Puder’e benzettiğimi de söylemek isterim. Zaten laf aramızda Maria’dan da haz etmem.

Spoiler içeren kısım bitmiştir. İncelemem daha çok kitabın baş karakterinin bir tahlili gibi oldu diyebilirim. Çünkü biz kitapta karakteri, anlatıcımız Buster’in gözünden tanıyoruz. Holly’nin iç dünyasını, duygularını ve düşüncelerini kendi ağzından okumuyoruz. Dolayısıyla karakteri tahlil etmek de size kalıyor ve bunun keyif verici olduğunu söyleyebilirim. Kitabı başta da belirttiğim gibi beğendim. Ama kitabın kapağına ve uyarlanan filme kanıp eğlenceli bir şeyler okuyacağınız beklentisine kapılmayın. Zira başlarda kafa dağıtmalıkmış gibi bir his verse de kitap ciddi bir duruşa sahip. İyi okumalar dilerim.
Beğendiğim kitaplar arasında yerini aldı. Her sayfa da bir sonra ki sayfayı merak ettim :) konu hep canlıydı hiç sıkmadı beni. Tavsiye edilir
Şimdi filmi izleyebilirim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.361 Oy)19.128 beğeni43.579 okunma3.025 alıntı183.750 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.589 Oy)8.866 beğeni28.834 okunma850 alıntı140.257 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.761 Oy)13.476 beğeni34.688 okunma3.451 alıntı146.732 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.320 Oy)9.285 beğeni25.761 okunma1.848 alıntı119.373 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.490 Oy)8.080 beğeni22.901 okunma850 alıntı90.294 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.602 Oy)9.107 beğeni25.459 okunma1.536 alıntı127.355 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.441 Oy)3.940 beğeni13.030 okunma1.244 alıntı53.296 gösterim
  • Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
    8.6/10 (6.065 Oy)5.774 beğeni16.852 okunma2.076 alıntı90.114 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.684 Oy)5.790 beğeni19.752 okunma849 alıntı101.711 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.050 Oy)6.399 beğeni16.896 okunma2.772 alıntı86.423 gösterim
Kitap bittiğinde bana yarım kalmış gibi geldi. Holly'e ne olduğu, nerede olduğu, başına neler geldiği, neler yaşamış olduğu... Bunlar benim merak ettiğim ve kesinlikle kendi hayal gücümle izini süremeyeceğim sorular. Araştırıp bulma isteği içerisinde ki bunun imkansızlığını bilerek kitabı bitirdim. Holly bir süre aklımı meşgul edeceğe benziyor.
Kitabın popüler kültürdeki yeri ve kitap üzerine yazılıp çizilenler, çekilenler ortada. Kitap da hikayesi de, anlatımı da epey popüler ve şatafatlı. Bu nedenle şatafat perdesi, çokça ardındaki dramı gizliyor gibi, Tiffany'de yapılan kahvaltılar, uğruna kişiliklerin feda edilmesi ve bunun sembolik ifadesi, dramı ve rahatsızlığı ifade ediyor. Karakterin bütün bu vermesi gereken ödünlerin farkında olarak, bilinçli, hem de gayet bilinçli olarak yaptığı seçimler onun tanrıça seviyesine yükselmesini anlaşılır kılıyor. Ayrıca yazar, kitap kahramanımızın kendisine tercihlerinden ötürü yapılan eleştirileri, dedikoduları göğüslemesi, adeta onlarla alay etmesi ve sadece sevdiği şeyleri yapmasıyla, bunu seçebilmesiyle, seçmeyi tercih etmesiyle; insanoğlunun özgürlük ve ''ne derler'' tanrısına köle olma arasındaki ince çizgideki seçiminde tanrıça veya tanrı olmanın en önemli koşulunu sunuyor. Okumanız tavsiye edilir.
“Gerçekte ise hiçbir benliğe sahip olmamak gerekir. Bu hayatta zengin ve ünlü bir kişi olmayı istemezdim demiyorum. Bu benim planlarımda var ve günün birinde bunu başaracağımı da umuyorum. Fakat böyle olsa bile, benliğimin peşim sıra gelmesini isterdim. Güzel bir sabah uyanıp da Tiffany'de kahvaltı ettiğim zaman bile yine kendim olmak isterim.”

Kitabı çok beğendim. Anlatım dili çok canlıydı. Her bölüm gözümde canlandı. O kırmızı tuğlalı apartman, ismi olmayan kedi, hikaye yazarı ve o yerinde duramayan, evini terk eden incecik,kimsesiz kız Holly.
Özellikle film uyarlaması çok başarılıydı bence. Filmin o giriş bölümü ve arkada çalan "Moonlight" şarkısı hiç unutulmaz oldu benim için...
Kitap özellikle yazarın hayat hikayesini öğrenince daha da anlam kazanıyor bence.
Çünkü yazar küçücük bir çocukken annesi tarafından akrabalarına bırakılmış. Annesi daha iyi bir hayat ve varlıklı bir koca bulma ümidi ile kente gitmiş.
İşte her yazar az ya da çok yazdığı çoğu roman ve hikayede kendi hayatından da izler bırakıyor...
Popüler kültürde kendine sağlam yer edinmiş sanat eserleri hakkında herkesin elbet bir fikri vardır. Bu eserlerin hepsinin adı bilinir, konusu hakkında da fikir sahibi olunur. Fakat bu konuya gelince işler biraz sarpa sarıyor. Posterleri ile ünlenmiş filmler, kapakları ile ünlenmiş kitaplar hakkında herkesin öznel bir fikri olur. İnsan gördüğünü nasıl anlamlandırırsa o şekilde kalır. Tiffany'de Kahvaltı çoğu insan için bir romantik komedidir. Bunun için çoğu kişi filmi adres gösterir. Zamanın romantik film kraliçesi Audrey Hepburn'ün Holly Golightly rolüne seçilmesi bu konudaki algıları şekillendiren en büyük etken. Elbette bu demek değil ki Hepburn rolün hakkını verememiş, tam tersi hakkıyla oynamıştır. Fakat yazar Truman Capote bu rolü Hepburn'ün oynamasını istememiştir. Onun seçimi Marilyn Monroe'dan yana olmuştur. Hepburn de bu rolün tüm kariyerinin en zorlu rolü olduğunu ifade etmiştir. Nedeninin ise Holly Golightly'nin fazla dışa dönük, kendisinin de fazla içine kapanık karaktere sahip olduğu şeklinde açıklamıştır.

Dediğim gibi; popüler kültür, herkesin elbette fikir sahibi olduğu materyallerden bahsediyoruz. Peki gerçekte Truman Capote'un bu uzun öyküsü ne ile ilgili? Holly Golightly karakterinin asıl etkileyici yanı, onu dışardan görmemiz. Dikkat çekilmek istenen karakterin bir yandan da kendine has gizemini koruması için seçilmesi gereken en doğru anlatım bu. Öykümüzü ağzından dinlediğimiz karakterimizin Holly'ye olan bakışı ve ona duyduğu hayranlık bizim de bakış açımızı ister istemez değiştiren bir durum. Holly'nin hayatının ayak uydurması zor temposu içinde aslında ne kadar yalnız oldugunu da değişen bakış açımız sayesinde fark edebiliyoruz.

Aslında fazlasıyla buruk bir öykü olan Tiffany'de Kahvaltı'nın romantik komedi olarak bilinmesi beni bu yüzden rahatsız ediyor. Burada tanık olduğumuz olayların komediyle bir alakası yok. Karakterin aşırılığı denilse yine yanlış, çünkü aşırılık aslında daha derin ruhsal durumları saklamak için kullanılan bir örtü görevi görür çoğu zaman. Doğrusunu isterseniz, bu algıyı kırmak için kitabı şöyle güzelce okumak yeterli.

Yalnızca komplike iki karakterin çevresinde dönen bir hikaye değil Tiffany'de Kahvaltı. Yazıldığı dönemin savaş psikolojisini de yer yer gayet güzel hissettiren bir eser. Dikkat çekmek istediği olay örgüsünün arka planında süregelen savaş, anlatım sırasında gözümüze yer yer çarpsa da etkisinin karakterler üzerinde ne denli büyük olduğunu rahatlıkla görebiliyoruz.

Kısa bir öykü niteliği olan bir eserde karakterlerin bu kadar başarılı çizilmesi, atmosferin başarıyla renklendirilmesi eseri güzel kılan yalnızca küçük unsurlar. Tiffany'de Kahvaltı, bilindiğinden çok daha derin bir eser.
Komplike iki karakterin etrafında gelişen olaylar.
Zengin bir koca bulma hayaliyle partiden partiye koşan çocuk-kadın Holly Golightly ve yazar olma idealini gerçekleştirme yolunda hikayeler yazan, Holly Golightly'e aşık genç Fred.
Akıcı, kısa güzel anlatımının yanı sıra kitabin tek sıkıntısı sonunda Holly'e ne olduğunun bilinmemesi.
Kitapta içinde Holly Golightly'nin konuşmaları, betimlemeleri, kendine has özellikleri ona aşık olmamak elde değil.
Kitabı bitirdikten hemen sonra Audrey Hepburn'ın başrolde oynağı filmini de izledim. Filmi açıkcası kitaptan daha keyifliydi.
Truman Capote'nin en iyi eseri olarak biliniyor. Ayrıca ana karakteri Holly Golightly de yazarın en iyi eser kahramanıdır. Bu kısa romanda anlatıcı, eski komşusunun öyküsünü anlatıyor. Kimseye anlatmadığı geçmişi, başından geçenler... Holly gece hayatı çok olan, sosyete kafelerinin bilinen ismidir. Bazıları da bu özelliklerinden dolayı onu "sürtük" ve diğer adlarla çağırır. Güzel bir roman ve anlatım.

Ayrıntılı kitap incelemesi için:
http://kitapokurum.blogspot.com/...ffanyde-kahvalt.html
Benim için filmide kitabıda o kadar değerli ki. Acıkcası filmi benim için daha özeldir. Biraz aundrey hayranlığı birazda kitabın sonunun hoşuma gitmemesinden kaynaklı. Kitap dili çok rahat ve o dönemi hissettirecek kadar hoş anlatılmış. Huzur veren seni saran ozellikle kapalı havalarda okunması daha güzel olan kısacık bir kitap.
(Spoiler içerir)
Filme göre kötü sonlu biten bir kitaptı.Filmi kesinlikle 10/10 alacak kadar güzeldi ama kitap aşırı uzatmıştı. 1940'ın New York'unda yaşayan haraketli ve çılgın kadın Holly'in kısa ve bence umutsuz hikayesi.
Holy Golightly'nin New York taki yaşamının bir kısmına tanıklık eden platonik bir aşığın gözünden dinliyoruz hikayeyi.
Holy gizemli dünyasından öte kurduğu ilginç cümlelerle kendine çekiyor insanı. Kitap sayfalarının ardında olsa bile etkiliyor insanları.
Filminden daha tatlı buldum. Öylece kendi dünyasını yaratan bir kızın öyküsü. Saf, kendi kuralları ve tarzı olan bir kız. Keşke daha uzun olsaymış dedirtti.
“İnsan yaşlandıkça düşünceyi harekete geçirme gücünü yitiriyor belki.
Belki de onun için her şey aklına takılıp büyük bir yük oluyor.”
''Sevdiğin insanları yabancı gibi tutabilirsin hayatında, arkadaşın olan bir yabancı gibi.''
Truman Capote
Sayfa 13 - SEL Yayıncılık
Bu hayatta zengin ve ünlü bir kişi olmayı istemezdim demiyorum. Bu benim planlarımda var ve günün birinde bunu başaracağımı da umuyorum. Fakat öyle olsa bile, benliğimin peşim sıra gelmesini isterdim. Güzel bir sabah uyanıp da Tiffany'de kahvaltı ettiğim zaman bile yine kendim olmak isterdim.
“... melankoliye şişmanlamaya başladığın zaman ya da çok uzun bir süre yağmur yağdığı zaman yakalanırsın. Yalnızca kederlenirsin, o kadar.
Fakat 'kötü kırmızılığa' yakalanmak çok daha korkunçtur. Korkmaya ve cehennemdeymişsin gibi terlemeye başlarsın, neden korktuğunu da bilmezsin.
Yalnızca kötü bir şey olacaktır, fakat ne olacağını bilmiyorsundur. Bu duyguyu hiç yaşadın mı?”
Ben gerek kendimin, gerek benim olacak her şeyin ait olduğu yeri buluncaya dek hiçbir şeye sahip olmak istemiyorum. Henüz bu yerin de nerede olduğunu bilmiyorum. Ama bu yerin nasıl bir yer olduğunu biliyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tiffany'de Kahvaltı
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
128
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755702792
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Breakfast At Tiffany's
Çeviri:
Meral Alakuş
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
1940lı yılların New Yorkunda hareketli cemiyet hayatı öğleden sonra barlarda içilen martinilerle başlar, Tiffanyde edilen şampanyalı kavaltılar ile son bulurdu. Bu renkli hayatın ilginç simalarından Holly Golighty, küçük dairesinde erkek arkadaşları için verdiği ev partileri ile dikkat çekiyordu.

Görünüşte eğlenceli ama yüzeysel bir hayat süren bir çocuk - kadın olan Holly Golightlynin yaşamı çözülmeyi bekleyen gizemlerle yüklüydü. Genç bir yazar adayı ise bu gizemleri çözmek için çoktan yola çıkmıştı bile.

Truman Capoteun bir klasik haline gelen bu uzun öyküsü filme çekildiğinde gizemli ve hüzünlü kadın karakteri ile sinemada da yankı uyandırmış, hem okurların hem de izleyicilerin belleğinde iz bırakmıştır.

Kitabı okuyanlar 202 okur

  • c
  • booksofbet
  • Gözde Uysal
  • Nurseren Taş
  • Gnc Kynk
  • Ahmet Oztekin
  • Ahmet
  • Tolga Mutlu
  • Novella Buendia
  • Ömer Faruk Güler

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.8
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%19.3
25-34 Yaş
%50.6
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78
Erkek
%22

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%17.2 (16)
9
%16.1 (15)
8
%18.3 (17)
7
%28 (26)
6
%11.8 (11)
5
%4.3 (4)
4
%1.1 (1)
3
%3.2 (3)
2
%0
1
%0