Toplum ve Bilinçdışı (Toplumsal Teori ve Toplumsalın Bilinçdışı Boyutu)

·
Okunma
·
Beğeni
·
18
Gösterim
Adı:
Toplum ve Bilinçdışı
Alt başlık:
Toplumsal Teori ve Toplumsalın Bilinçdışı Boyutu
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
278
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392813
Orijinal adı:
Society and Psyche: Social Theory and the Unconscious Dimension of the Social
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Toplumsal alanın bilinçdışı boyutu ve bilinçdışının toplumsal boyutu, toplumbilim kuramı içinde başından beri var olan ve yer yer bu kuramı belirleyen; ama yüzeye çıkarılıp kuramlaştırılmamış temalar.
Geleneksel toplumbilim kuramına göre modern toplum asıl olarak rasyoneldir. İnsanlar “toplumsal sözleşme” ile bir araya gelmişler ve modern sanayinin akılcı işleyişi tarafından “son kertede” belirlenen toplumsal ilişkiler ağı içine girmişlerdir. Eğer durum buysa devrimler, ayaklanmalar, savaşlar, ekonomik krizler vb. nasıl açıklanmalı? Tutucu toplumbilimcilerin bu soruya verdiği yanıt genellikle davranışsal “sürü psikolojisi” tezleri temelinde olacaktır. Öte yandan Marksist geleneğin başını çektiği eleştirel toplumbilim ise soruna, kapitalist sistemin vaat etmiş olduğu akılcı ekonomik ve toplumsal düzeni kuramamış olduğu teziyle yaklaşacaktır. Her iki yanıtın kökeninde de aslında “toplumsal”ın akılcı-bilinçli boyutu yanında bir de akıldışı, bilinçdışı bir boyutu olduğu varsayımı yatar. İşte Leledakis, modern toplumbilim kuramında adı anılmadan önemli bir yer tutan bu bilinçdışı boyutu ele alıyor ve kuramlaştırıyor.

Bu yapıt bir yanıyla Freud, Jung, Klein ve Lacan gibi psikanalizin öncü isimleriyle Marx, Weber, Parsons ve Pareto gibi toplumbilim kuramı öncülerinin yapıtları arasında bir sentez arayışı; öte yandan ise Althusser, Giddens, Bourdieu, Derrida, Laclau/Mouffe ve Castoriadis gibi çağdaş kuramcıların daha önce girişmiş oldukları benzer sentez arayışlarının kapsamlı bir irdelemesi ve eleştirisi niteliklerine sahip. Leledakis, bu hacimli gezintinin içinden psişenin toplumsal boyutu ve toplumsalın bilinçdışı boyutu üzerine özgün ve önemli toplumbilimsel tezler çıkarmayı başarıyor. Böylelikle, Castoriadis'in açmış olduğu psikanalitik toplumbilim yolunda, belirlenimci toplumbilim kuramlarına anlamlı bir alternatif geliştirmeyi başarmış önemli bir kilometre taşı inşa ediyor. Toplum ve Bilinçdışı, aklın, bilincin, plan-programın vb. olduğu kadar akıldışının, bilinçdışının, itkilerin, arzunun, “hayvansı” içgüdü ve dürtülerin de toplumsal yaşantımızda ve pratiğimizde yeri olduğunu sezinlemiş olanlar için vazgeçilmez bir başvuru kitabı.
278 syf.
''Terapiyle iyileştirilen hasta, deli bütüne uyum göstererek gerçekten hastalanır.'' der Theodor Adorno.

Toplum olgusu insanı sınırlayan, baskılayan ve sabote eden bir kimliğe sahip olmuştur tarih boyunca. Öyle ki bunun aksi bir durumu bir kez olsun yaşanmamış, insanlık tarihinde adı geçen tüm düşünür ve filozoflar da olabildiğince yalnız veya az insan ile yaşamlarını sürmüşlerdir. Fikirleri ne olursa olsun toplum konusunda fikirleri ortaktır. Evet, toplum yozlaştırmaktadır.

Peki ya birey?

İşte kitabın üzerine eğildiği konu da burada başlıyor. Bireyin bilinçdışı alanının toplumsal (dışarıdan gelen) bilinç olduğu ve bu bağlamı kuramlar, karşılaştırmalar ve yaklaşımlar
üzerinden işlemektedir.

Özellikle modernizm eleştirisi üzerinden hareket ederek çağımızın da içinde bulunduğu dönemde bireyin kişilik yapısının değiştirilmesi ve öznenin yeniden kurgulanması noktasında egemen sistemin ve buna ayak uyduran toplumların bilinçdışı alanın şekillenmesindeki etkisi değerlendirilmekte.

Bildiğiniz üzere Freud, nevrotik benliğin, gündelik hayat ve düşlerin insanın ruhani dünyasıyla alakalı olduğunu, bilinçli olarak yapılan ile bilinçdışı yapılanların çatışma halinde olduğunu bulmuştur. Bu noktada şöyle bir bağlantı kurabiliriz; bireyin tüm duygu durumları toplumsal ahlak ve toplumsal yapı ile çatışmakta, ortaya toplumsal bilinçdışı alan çıkmakta. Kitap da bu noktada toplumsallaştırılmış birey bilinçdışını modernizm açmazında ele alarak eleştirel yaklaşım sunmakta.

Freud kuramı hakkında konuşurken onu şöyle tanımlar;

''Ötede bir yerde falan değil, burada, yeryüzünde çoğu insan bir cehennemde yaşıyor.

Benim bilgilerim, kuramlarım ve yöntemlerim de insanlar kendilerini bundan kurtarabilsinler diye, onları bu cehennemin bilincine vardırma amacına yöneliktir.''

Freud'un güttüğü, bireyin ''kendini bilme'' amacı bir özgürleşme yoludur da. Keza bileklerindeki görünmez kelepçeleri fark etmeye başlayan bireyin kendisini neyin sınırladığını fark ederek ondan alabildiğince uzaklaşması anlamına gelecektir. Yani bireyin bilinçdışı alanının toplumsal ahlak kurallarından kurtulması ve kendine dönmesi durumu.

Modernizmle birlikte yasalaştırılarak belli kurallar haline dönüştürülen bireyin hak ve hürriyetleri aynı zamanda bireyin baskılanma, önünde sınır çizilme, ehlileştirmesi olarak da karşımıza çıkmış ve bireyin bilinçdışı alanı tamamen toplumsal ahlak ve yasal sınırlara teslim edilmiş, sınırlı bireyler oluşturulmuştur. Bu anlamda Freud post modern bir eleştirinin kaynağı durumundadır.

Günümüzün postmodernist eleştirileri bu bilinçdışı alanın yeniden özgürleşmesi ve bireye, kendine dönmesine yöneliktir. Bu noktada psikanaliz tarihsel bir önem kazanmıştır. Leledakis bu noktayı gerçekten harika yakalamış ve ortaya muazzam bir eser çıkarmış. Eğer içeriği ilginizi çektiyse mutlaka okuyun derim.
Hatırlamalar ve anılar, (algının “bir dizi zamana bağlı düzenleyici aygıt” olarak anlaşılması koşuluyla) algısal kalıntılar tarafından oluşturulmuş hafıza izleridir.
Neyin mantıklı ya da mantıksız olduğu habitus sayesinde bilinir.

Bourdieu burada sosyalleşmeden bahseder. İlk sosyalleşmenin görüldüğü çocukluk yıllarında öğrenilen kültürel davranışlar, habitusun bir parçasıdır. Habitus aile ve okulla birlikte eş zamanlı yapılaşmanın ürünü olarak şekillenir.
"Toplumsal olguların bilimsel incelemesi için iki yöntem ilkesi vardır.

Birinci olarak; toplumsal ilişkiler ayrı ayrı değil, karşılıklı bağıntılar içinde, sistem oluşturan bütünlükler olarak ele alınmalı. İkinci olarak; bu sistemlerin nasıl doğdukları ve evrimlerinin incelenmesinden önce iç mantıklarının çözümlenmesi gerekir."
"Yapısalcı tarih kavramlaştırmasında çizgisel-ilerlemeci bir tarih görüşünün yerini bileşimsel bir tarih görüşü almıştır.

Levi-Strauss’un yapısalcılığı nesnelci bir bağlam içindeki evrimci tarih anlayışından kurtulmanın imkânını temsil eder. Potansiyel olarak da olsa tarih belirlenmiştir.

Tarihin bütün olabilirlikleri, (bilinçdışı olarak) insan zihninin asli yapıları içinde zaten mevcuttur ve insan zihni bu asli öğeleri kavrama yeteneğine sahiptir. Bu algılayış nedeniyle Levi-Strauss modernizmin tarihteki ayrıcalığının karşısına çıkar."
Nesnel ilişkiler sistemi, aktörlerin eylemlerini biçimlendirmekte ve aktörlerin sahip oldukları habituslarını şekillendiren algı kategorilerini etkilemektedir. Böylece yapılan edimler olağanlık kazanmakta ve ‘kendinden beklenenin bu’ olduğu ruhunu katmaktadır.

Bu anlamda habitus eyleyenlerin amaçlarını özgür ama belli sınırlar içinde oluşturabilmelerini sağlar.
"Saussure’un yapısal dilbilim incelemelerinde ortaya koyduğu, çeşitli formlara girebilen konuşmanın arkasında yatan, ondan ayrı fakat bilinebilir bir sisteme gönderme yapan dil görüşü, yapısalcılar tarafından toplumsal alana taşınarak söz konusu yaklaşıma paralel bir toplum nosyonu geliştirilmiş ve toplumsal olgulara yön veren genel ve bilinçdışı yasaların keşfine ön ayak olacak terimler arasındaki ilişkileri tespit edilmeye çalışılmıştır."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Toplum ve Bilinçdışı
Alt başlık:
Toplumsal Teori ve Toplumsalın Bilinçdışı Boyutu
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
278
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755392813
Orijinal adı:
Society and Psyche: Social Theory and the Unconscious Dimension of the Social
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Toplumsal alanın bilinçdışı boyutu ve bilinçdışının toplumsal boyutu, toplumbilim kuramı içinde başından beri var olan ve yer yer bu kuramı belirleyen; ama yüzeye çıkarılıp kuramlaştırılmamış temalar.
Geleneksel toplumbilim kuramına göre modern toplum asıl olarak rasyoneldir. İnsanlar “toplumsal sözleşme” ile bir araya gelmişler ve modern sanayinin akılcı işleyişi tarafından “son kertede” belirlenen toplumsal ilişkiler ağı içine girmişlerdir. Eğer durum buysa devrimler, ayaklanmalar, savaşlar, ekonomik krizler vb. nasıl açıklanmalı? Tutucu toplumbilimcilerin bu soruya verdiği yanıt genellikle davranışsal “sürü psikolojisi” tezleri temelinde olacaktır. Öte yandan Marksist geleneğin başını çektiği eleştirel toplumbilim ise soruna, kapitalist sistemin vaat etmiş olduğu akılcı ekonomik ve toplumsal düzeni kuramamış olduğu teziyle yaklaşacaktır. Her iki yanıtın kökeninde de aslında “toplumsal”ın akılcı-bilinçli boyutu yanında bir de akıldışı, bilinçdışı bir boyutu olduğu varsayımı yatar. İşte Leledakis, modern toplumbilim kuramında adı anılmadan önemli bir yer tutan bu bilinçdışı boyutu ele alıyor ve kuramlaştırıyor.

Bu yapıt bir yanıyla Freud, Jung, Klein ve Lacan gibi psikanalizin öncü isimleriyle Marx, Weber, Parsons ve Pareto gibi toplumbilim kuramı öncülerinin yapıtları arasında bir sentez arayışı; öte yandan ise Althusser, Giddens, Bourdieu, Derrida, Laclau/Mouffe ve Castoriadis gibi çağdaş kuramcıların daha önce girişmiş oldukları benzer sentez arayışlarının kapsamlı bir irdelemesi ve eleştirisi niteliklerine sahip. Leledakis, bu hacimli gezintinin içinden psişenin toplumsal boyutu ve toplumsalın bilinçdışı boyutu üzerine özgün ve önemli toplumbilimsel tezler çıkarmayı başarıyor. Böylelikle, Castoriadis'in açmış olduğu psikanalitik toplumbilim yolunda, belirlenimci toplumbilim kuramlarına anlamlı bir alternatif geliştirmeyi başarmış önemli bir kilometre taşı inşa ediyor. Toplum ve Bilinçdışı, aklın, bilincin, plan-programın vb. olduğu kadar akıldışının, bilinçdışının, itkilerin, arzunun, “hayvansı” içgüdü ve dürtülerin de toplumsal yaşantımızda ve pratiğimizde yeri olduğunu sezinlemiş olanlar için vazgeçilmez bir başvuru kitabı.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Uğur De Molinari

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0