Tractatus Logico-Philosophicus

·
Okunma
·
Beğeni
·
2473
Gösterim
Adı:
Tractatus Logico-Philosophicus
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
190
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425599
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Tractatus Logico-Philosophicus
Tractatus Logico- Philosophicus
Tractatus Logico-Philosophicus
"Bu kitabı belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri - ya da benzer düşünceleri - kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak." Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak.Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve -sanıyorum- gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır. Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir : Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir ; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok - düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır." -Ludwig Wittgenstein.Tractatus'un 1933'te son biçimini almış Routledge basımı Almanca metninin tıpkıbasımı ile Oruç Aruoba'nın Türkçe çevirisi yer alıyor kitapta. Bu Metis baskısı kitabın dördüncü basımı. Tractatus'un yanı sıra, bakışımlı, karşılaştırmalı bir okuma sağlayabilmek için Wittgenstein'ın sonraki döneminin ürünü olan Felsefi Soruşturmalar'ı da yeni bir Türkçe çeviriyle yayımlayacağız.
190 syf.
·10/10·
anlaşılması gerçekten çok zor olan, yazarı ludwig wittgenstein'ın ilk dönem eserlerindendir. ikinci döneminde gençlik yıllarında yazdığı bu kitaba saldırmıştır.

dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır der ve üzerine konuşulamayan konusunda susmalı diyerek söyleyeceklerimi boğazıma tıkadı desem yeri. şahane bir kitap. dil felsefesi üzerine öyle bir kitap yazmış ki daha sonra bu hakikate muhalefet edecektir. ikinci dönem kitapları da okuduğunuz vakit neden eleştirdiğini görmek mümkün ancak.

wittgenstein bu kitabın önsözünde şöyle demiştir:
"çabalarımın başka düşünürlerinkilerle ne ölçüde çakıştığını, ben yargılayacak değilim. hem, burada yazdıklarım, tek noktalarda hiçbir yenilik savı taşımıyor; bu yüzden de hiçbir kaynak belirtmiyorum, çünkü düşündüğümü benden önce bir başkasının düşünmüş olup olmadığı, benim için farketmiyor."

olgu, düşünce ve cümleler üzerinden öylesine derin bir analiz yapmıştır ki gerçekten kim olsa ileri ki dönemde muhalefet eder bu üst-yapıt'a.

yakın zamanda bu kitabı bir kez daha okuyacağım.
190 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bu incelemede önermeler üzerinden gitmeyeceğimi başından belirtiyorum. Sadece bu kitaptan anladığım kadarıyla ve başka kaynaklardan okuduğum kadarıyla Wittgenstein'in felsefesini anlatmaya ve yorumlaya çalışacağım. Bunun için sizi tatmin edecek bir inceleme olmayabilir. Uyarıldınız!!
-----------------------------
Descartes, kitaplarından birinde şöyle bir ifade kullanır: ''Düşünüyorum öyleyse varım.'' Bu sözü bir miktar incelemek, Tractatus'u anlamak için fazlasıyla yararlı olacaktır. Descartes, burada gerçekliği(varım), yeterli ve gerekli şart olarak ''düşünme''ye bağlıyor. Tabi ki bu sözün anlatmak istediği tek anlam bu değil. Ancak diğer anlamları dışarıda bırakarak devam edeceğim.

Descartes, bu cümleyi kullandıktan sonra kendisinden çok daha sonraki dönemlerde bile birçok tepki gördü. Bu tepkiyi gösterenlerin en başında Immanuel Kant geliyor. Kant, bu düşünceyi yerden yere vurdu ve genel kullanımla ''çürüttü''. Tabi ki buna girmek istemiyorum çünkü konudan çok sapacağımı düşünüyorum ve yeterli bilgiye de sahip değilim. Kant, Descartes'in gerçekliğini çürüttükten sonra yeni bir gerçeklik arayışı içine girmiştir. Bunu yaparken de akla yani düşünceye bir sınır çizmeye çalışmıştır. Şimdilik Kant'ı burada bırakarak daha ileri dönemlere geçelim.

Descartes'e karşı olan bu tepkiler, 19. yüzyılın başlarında ''tarihi'' gerçeklik olarak kabul eden filozoflar tarafından gelmiştir. Bu konuyu da geçmek zorundayım çünkü incelemem temel olarak Wittgenstein üzerine.

19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ayrı bir tepki de dil tarafından gelmiştir. Dili tek gerçeklik olarak kabul eden bir dil felsefesi doğmuştur ve bu felsefenin filozofları arasında Wittgenstein çok kuvvetlidir. Ancak bir açıdan da çoğu filozofun umursamadığı biridir. Çünkü hayata bir kere Wittgenstein'ın gözlerinden bakmak tüm felsefeyi çoğu açıdan reddetmektir. Ve temel olarak Wittgenstein için bir gerçeklik arayışı içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi Wittgenstein üzerine rahatça konuşabiliriz. Wittgenstein, Kant'ın yolundan gitmiştir ve onun yaptığını daha ileri bir boyuta taşımıştır. Düşünceyi ve onun ifade biçimi olan dili sınırlandırmak. Peki, bu sınırlandırılmış olan dil nasıl bir dildir ve bize sunduğu çözüm nedir?

Burada, Wittgenstein'in keskin bir zekaya ve ileri derecede bir matematik bilgisine sahip olması göz önünde bulundurulmalıdır. Wittgenstein, dilde bir kesinlik yaratmak istemiştir tıpkı matematikteki ''2+2=4'' gibi kesin ifadelerle ya da mantıksal için doğruluk değeri ''0'' veya ''1'' olan önermelerle dolu bir dil. Yani Wittgenstein bize gri rengi seçme şansı vermez. Ya siyah ya beyaz...

Ancak burada şöyle bir problem göze çarpıyor: ''Eğer en başından 2+2=5 kabul edilmiş olsaydı, şu an ne olurdu?'' İşte, Wittgenstein'ı anlamayı zorlaştıran kısım burada sunduğu çözüm. Wittgenstein, kimsenin reddemeyeceği matematiği, dünya-dil ikililiği içinde ele almıştır. ''Dil, dünyanın ifade biçimidir.'' şeklinde kısaltılabilir belki. Daha anlaşılabilir olması için şöyle bir örnek verilebilir: ''Masanın üzerinde bir bardak duruyor.'' Bu cümle, Dünya'daki bir olguyu anlatıyor bize. Herkes farklı bir masanın üzerindeki farklı bir bardağı görebilir. Ancak bu onun temelini (gerçekliğini) değiştirmez. Yani matematik bir kere kabul edildikten sonra kimsenin ''2+2=5'' diyemeyeceği gibi artık farklı bir ifade düşünülemez. Bu Wittgenstein'ın kesinliğidir.

Artık elimizde olan şey şu: Dünya'daki olguların ifadesi dildir ve bu olgular kesindir.

Wittgenstein, ilginç bir şey daha söyler ve bu durumu kendi felsefesiyle uyumlu olarak çözümler. Bu ifade çoğu kişi tarafından ''resim teorisi'' olarak ifade edilir ve ben de bunu kullanarak ilerleyeceğim. Resim teorisi; sözcüklerin, durumların veya olayların insanın zihninde canlandırılan biçimidir. Yani konuştuğumuz dil, zihnimizde canlandırdığımız resimlere dayanır. Bu da demek oluyor ki yukarıda bahsettiğim kesinlik ''yorumlanırken'' değişebilir. Wittgenstein'a göre bu büyük bir problemdir çünkü herkesin zihninde farklı bir resim canlandırması kimsenin birbirini net olarak anlayamamasına yol açar. Burada çözüm kolaydır ve Wittgenstein'ın felsefesiyle uyumludur, dildeki her şey çözümlenebilir, indirgenebilir ve Dünya'da bir karşılık bulabilir. Matematiksel mantık açısından şöyle demektir: ''En karışık ifadeler bile temelde 'p' şeklindeki bir önermeye karşılık gelir.''

Peki, gerçekten ''her şey'' çözümlenebilir ve Dünya'da karşılık bulabilir mi? '' Tanrı, her şeyi yaratandır.'', ''Hayatımın, en büyük mutluluğunu yaşadım.'' gibi cümleleri basite indirgemeyi deneyebilirsiniz. Ancak bunların Dünya'da herhangi bir karşılığı bulunmaz.Yani bu ifadeler bizim alanımızın dışında kalır. Bu demektir ki: Karşılığı olmayan ifadeler herhangi bir sembol tarafından ifade edilemez yani bir ''p'' önermesine karşılık gelmez. Bu sonuçlar doğrultusunda matematiksel olarak temellendirilmiş dilimizde bu tür ifadeler olamaz.

Elimizde son bir sorun kalıyor: ''Dünya'da karşılığı olan ve olmayan şeyler arasındaki sınır nedir?'' Wittgenstein, buna karşı sert bir tutum izler ve metafiziksel(fizikötesi,doğaötesi) kavramların tamamını reddeder. Onun için tanrı, mutluluk, kötülük ve iyilik gibi kavramlar yoktur. Ve aslında bunu Tractatus'ta çok güzel bir şekilde anlatır: anlatmayarak. Tractatus'ta tanrı üzerine, sevgi üzerine veya ahlak üzerine hiçbir kısım yoktur. Çünkü Wittgenstein'a göre bunlar zaten yoktur.
------------------------------
Başta belirttiğim üzere bu inceleme yeterli olmamakla birlikte Wittgenstein'ın erken dönemini hedef alır. Ve Wittgenstein'ı tamamen anladığımı düşündüğüm zaman bu incelemeyi değiştireceğim.

Okumayı düşünenelere birkaç öneride bulunmak istiyorum. Mantık üzerine en azından birkaç makale okuyun. Frege ve Russel'ı okuyun. Kitabı sayfa olarak baştan sona ve sondan başa olmak üzere toplamda iki kere okuyun. Ve bu incelemeyi kitabı okumadan önce hiçbir şekilde dikkate almayın.

Şunu da hep aklınızda tutun: ''Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı.''
190 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Bu kitap belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak. Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak." Diye tanımlar baş yapıtını Wittgenstein. Birinci dünya savaşı sırasında savaş esnasında yazar bu kitabını ancak yayınevleriyle anlaşamaması sonucu hocası Russell' den bir giriş yazmasını işter. Ancak Russell 'ın giriş yazısını begenmemesi sonucu notlarını kitap halinde toplayıp ona göndererek istedigi şekilde basmasını yalnız degisiklik yaptığı yerlerde kendisinin değiştirmiş olduğunu belirten not bırakmasını ister. Wittgenstein felsefeyle ilgisini kesip öğretmenlik yaptığı sırada hocası Russell, kitabını yeni bir giriş metni hazırlayarak yayınlar. Kitap genel olarak düşünceye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok düşünceye değil, düşüncelerin dilegetirilisine bir sınır getiriyor. Temel öğretisi Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı diye tanımlar. Şu ana kadar okuduğum en ağır kitap diyebilirim, çünkü; kitapta çokça matematiksel terimler ve kitabın özü olan felsefi mantık eleştirisi neticesinde mantık kavramlarıyla açıklama girişimindedir. Son olarak kitabın çevirisinde orjinal dili olan Almancadan İngilizceye çevrildiğinde Wittgenstein' ın kendisinin de belirtigi gibi kitap bütün inceliğini yitiriyor, o yüzden kitap genelde hangi dile çevrilirse de yanında mutlaka Almanca orjinal metni de bulunuyor.
Kesinlikle boş kafayla okunulması gereken bir kitap bunun sebebi ise gerektiği yerde formüle ve dayanağa bağlamış olması. Kendiniz ile çok tereddüte düşeceğiniz felsefil kitap resmen zorlayıcı ama bir o kadar da keyifli...
190 syf.
·Puan vermedi
En temizi mantık, matematik ve Almanca öğrendikten sonra okumaktır. Değilse okuduktan sonra üzerinde konuşulamayıp susulacaklar listesi yapıp listenin en başına bu kitabın adını yazmamız gerekir.
190 syf.
·79 günde·Beğendi·5/10
Beyin yakan kitaplarda bugün :D
Bi sayfa almanca bi sayfa türkçe olarak yazılmış. Keşke almanca yerine ingilizce olsaydı bari. Neyse çok felsefik derin bi kitap. Ilgilenenin çok seveceği ilgisi dahilinde olmayanların da mükemmel sıkılacağı bi kitap bu bence. Kendi fikrimi söylemek gerekirse de ben nötr okudum baya baya. Çok iyi de diyemem kötü de hikayesi çok güzel tavsiye ederim savaş esnasında eline kağıt kalem alan bi askerin filozof düşünceleri bunuda bi filmde izledim dedim ben bu kitabı alıp okuyacağım arkadaş
190 syf.
·Beğendi·7/10
Geçen gün arkadaşımla bir iddiaya girmiştik bütün kitaplar filme çevrilir demişti Ben de bu kitabı söylemiştim asla filme çeviremezsin diye?? Kitabın ne olduğunu bilmiyor araştırdıktan sonra
Evet haklısın filme çevrilmez dedi
Filme çevrilmeyecek belgeseli yapılamayacak bir kitabı zamanında okuduğumda zihinsel ve dilsel Dünyam
Kafamda sürekli görsel şablonlar oluşturmuştu
190 syf.
·Beğendi·10/10
Hz. Ali yi anlatan Ali Şeriati'nin kitabında geçer. "Adam sevdiğine, gözümü kör et de edeyim, kolumu çolak et de edeyim., ayağımı topal et de edeyim, kulağımı sağır et de edeyim. ama bana anlama deme. Anlamamak için bir şey yapamam."
Kitabın anlaşılırlığı ya da anlaşılmazlığı okuyucunun zekası ve birikimi ile doğru orantılı bir kitap.
Anlayabiliyorsan su gibi, anlayamıyorsan çabalarsan yolun açık.
Yazar daha kitabın başında düşünmeye bir sınır çizmek istiyor ya da daha çok düşünmeye değil, düşüncelerin dile getirilişine. Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi. (yani düşünebilmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi)
Düşünebilmeyi elvermeyene insanoğlu hiç ulaşmayacak ama düşünme derinliği hep var olacak. Anladıkça yeni anlamlara yelken açacak.
Düşünme metotlarımıza şimşekler çaktıran soru sorduran ucundan kıyısından anladığım bir kitap.
Anladığımları özütebilirsem yeniden okuyup yeni şeyler anlayabileceğimi ümit ettiğim bir kitap.
Mesela diyor ki Dünya olguların toplamıdır, şeylerin değil.
Mantıkta hiçbir şey rastlantısal değildir diyor mesela. Şey olgu bağlamında yer alabiliyorsa. Olgu bağlamının olanağının şeyde zaten önceden ayırt edilmiş olması gerekir. Şeyler olgu bağlamlarının içinde yer alabiliyorsa bu onlarda zaten bulunmalıdır diyor.
Yani anladığım düşüncenin evrimleşip var olması gerçekleşmesi ve gerçeklikten sonra bu gerçeğin içinde düşünce vardı zaten demek istiyor. Yani ben öyle anladım.
Gıdım gıdım okunursa bir cevherle başbaşasınız.
190 syf.
Nesneye verilen tanım ile, o nesnenin üstlenmiş olduğu fonksiyonun birbiriyle ilişkilendirilememesi sonucu toplumsal sorunların oluşumundan bahsedebilmemiz mümkün.
Y.Ç
Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tractatus Logico-Philosophicus
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
190
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753425599
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Tractatus Logico-Philosophicus
Tractatus Logico- Philosophicus
Tractatus Logico-Philosophicus
"Bu kitabı belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri - ya da benzer düşünceleri - kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak." Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak.Kitap felsefe sorunlarını ele alıyor ve -sanıyorum- gösteriyor ki, bu sorunların soru olarak ortaya çıkmaları, dilimizin mantığının yanlış anlaşılmasına dayanır. Kitabın bütün anlamı, şuna benzer bir sözde toplanabilir : Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir ; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı.Kitap böylece, düşünmeye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok - düşünmeye değil, düşüncelerin dilegetirilişine : Çünkü düşünmeye bir sınır çizmek için, bu sınırın iki yanını da düşünebilmemiz gerekirdi (yani düşünülmeye elvermeyeni düşünebilmemiz gerekirdi).Sınır, öyleyse, yalnızca dilin içinde çizilebilecektir, ve sınırın ötesinde kalan da, düpedüz saçma olacaktır." -Ludwig Wittgenstein.Tractatus'un 1933'te son biçimini almış Routledge basımı Almanca metninin tıpkıbasımı ile Oruç Aruoba'nın Türkçe çevirisi yer alıyor kitapta. Bu Metis baskısı kitabın dördüncü basımı. Tractatus'un yanı sıra, bakışımlı, karşılaştırmalı bir okuma sağlayabilmek için Wittgenstein'ın sonraki döneminin ürünü olan Felsefi Soruşturmalar'ı da yeni bir Türkçe çeviriyle yayımlayacağız.

Kitabı okuyanlar 113 okur

  • Feride Birinci
  • İkarus
  • Gül Yardımcıoğlu
  • Şaban Demir
  • Aynur Güneş
  • Kübra Ayoğlu
  • piktobet
  • Uğur De Molinari
  • Hayriş
  • Hasan kapalen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.9
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%10.3
25-34 Yaş
%44.8
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%13.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%31.4
Erkek
%68.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40 (14)
9
%22.9 (8)
8
%11.4 (4)
7
%8.6 (3)
6
%8.6 (3)
5
%2.9 (1)
4
%0
3
%2.9 (1)
2
%0
1
%0