Trenin Tam SaatiydiHeinrich Böll

·
Okunma
·
Beğeni
·
599
Gösterim
Adı:
Trenin Tam Saatiydi
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750732331
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zug war Pünktlich
Çeviri:
Zeyyat Selimoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
İkinci Dünya Savaşını bir piyade eri olarak yaşayıp "savaştan ve militarizmden daha saçma bir şey olamaz" kararına varan Heinrich Böll'ün bu kısa romanı, 1949'da yayımlandı. Alman ordusunun bütün cephelerde çökmeye başladığı günlerde, Andreas adında gencecik bir Alman eri cepheye katılma emrini alır. Kesin bir ölüme gittiğini kafasında bir saplantı olarak taşıyan Andreas, bindiği trenin bir ara istasyonda kaldığı saatlerde, bir randevu evinde genç bir Polonyalı kızla buluşur. Andreas ne kadar zorlama bir askerse genç kız da öylesine zorlama bir kiralık kızdır. İkisi arasındaki ilişki, bir cinsel buluşma olmaktan çıkıp gerçek bir sevgiye dönüşür. Bu arada, Andreas'ın alınyazısı olarak kabullendiği ölüm saati yaklaşmaktadır...
''Stryi'' diye bir yer var, günümüzde Ukrayna sınırları arasında kalıyor, internette resimlerine baktım da harbiden ölmek için müthiş bir yermiş. Şimdi ben buradan kalksam Stryi'ye gitsem ve sabah saat altıda kendi kendimi öldürsem, hiçbir şey kaybetmiş olmayacağım. Aslında mekanın illa ki Stryi olması da gerekmiyor, Lviv ile Çernivtsi arasındaki herhangi bir ilçe de olabilir burası, diyorum ya bu bölgede intihar etmiş olsam hiçbir şeyi kaybetmiş olmayacağım. Zira ben bu 'Trenin Tam Saatiydi' isimli kısa romanı okudukça bu bölgede zaten defalarca öldüm. Üstelik romanın ana karakterinin, burada ölmeyi sürekli kurgulayan bu karakterinin akıbetinin ne olduğunu anlayamadığım halde bölgede ölen ben oldum, bir defa da değil üstelik birkaç defa. Şimdi ben bunları şeyi vurgulamak için söylüyorum; hani bazı okurlar bazı kitaplar için ''okurken sanki yaşıyorsunuz'' diyor ya, işte ben de romandaki bu özelliğe vurgu yapmak için konuşuyorum. Gerçekten de öyle, kitabı okurken adeta yaşıyorsunuz ya da ne bileyim ölüyorsunuz...

Şimdi bir de ben buradan bazı edebiyat eleştirmenlerine nacizane bir eleştiri göndermek istiyorum. Eleştirilen bir eserin metinlerindeki tekrarlanan cümlelerin, tabirlerin, duyguların eserin sürükleyiciliğine, edebi kurgusuna ve bunun gibi şeylere zarar verdiği eleştirisi artık basitleşmiş, sıradan bir eleştiridir. İyi bir eleştirmen, yazarın bazı tekrarlarıyla okurun üzerinde planladığı bir psikolojik baskı veya vurgu seviyesinin bulunduğunu görebilmelidir. Diyeceğim şu ki Heinrich Böll, bu eserindeki bazı unsurları okura tekrar tekrar sunmasıyla okur üzerindeki tasarladığı psikolojik baskıyı ziyadesiyle üretebiliyor. Yetenekli bir yazardır bu Heinrich Böll, okur, yazarın kendine has bir üslubu olduğunu hemen görebiliyor.

Yazarla beni tanıştıran genç okur arkadaşıma tekrar teşekkür ederken burada bu internet sitesinde bu yazdıklarımı goren var mı diye de düşünmüyor değilim. Eğer okumuşsanız beğenmişsiniz umarım. Eseri tavsiye ediyorum, iyi okumalar...
Hayır, bin dokuz yüz bilmem kaç yılında yayımlanan bir eser diye giriş yapmayacağım, sayıya gerek yok bu kez. İnsan veya insana ait olan hiçbir şey sayılarla sınırlandırılamaz!

Deniz kenarındayım. Dalga sesleri çocuk sesleriyle karışık olarak geliyor. Şu anda çok seviyorum dalgaları çünkü bir insanın hayatının en güzel, en mutlu olduğu zamanın seslerini getiriyor bana. Çocukluğum vuruluyor kıyıya her dalgada parça parça... Martin Eden'i, Jack London'u anımsatıyor diğer yandan ...Tren geçmiyor buralardan, neyse ki geçmiyor. İstemem yakınlarımda ölüme giden trenler olsun, istemem uzaklarda ölüme giden trenler olsun, istemem hiçbir yerde ölüme giden trenler olsun, istemem insanlar ölsün, istemem trenler olsun... İnsana yakışan yaşamak, ölmek değil! Çocukların hak ettiği babasız kalmak değil, kadınların hak ettiği sevdiği adamsız ömür sürmek değil, anne babanın hak ettiği çocuğunun ölümüne şahit olmak değil, değil! Hayır bunlar doğal değil, bunlar kabul edilebilir değil, hayır bunlar gerçek olamaz! İsterdim hayatım karşılığında bu acıların çekilmemesini... Ancak seçenek sunan hayat değil, insanlar... Ve insanlar seçebileceklerinin en kötüsünü seçiyor, seçmeye devam ediyor...

Trene bindiğinizde üçüncü kişiler tarafından yapılan konuşmada duyduğunuz şehir adlarının, kişilerin nereli olduklarıyla alakalı olmadığını anlayıp, ölüme gidecekleri, ölecekleri yer olduğunu anladığınız an yüzünüzde ve yüreğinizde oluşan görüntünün resmidir, savaşın resmi...

Sakalı uzun olan var trende. Umursamamazlık maskesi altında umursayanlardan. Konuşuyor sürekli. Çünkü biliyor, ölümün en güçlü silahının sessizlik olduğunu. Arkadaşlarına bir şeyler söylüyor onların merakını deşmek için, ona soru sorsunlar diye. Sormayan arkadaşlarının adına ben sorardım sana sakalı uzamış adam. Sadece senin içinde anlatacak bir şeyler kalmasın diye o trende olurdum. Soru kalmayana kadar sorardım sen de yorulana kadar cevaplardın...

İnanıyorsanız savaşın gerekliliğine, inanıyorsanız orospu olan bir kadının sevemeyeceğine, inanıyorsanız saniyenin onda birinde aşık olunamayacağına, bu eseri okumaktan uzak kalmışsınız demektir...
... yalnız kalmak güzel şey. İnsan tek başına olunca o kadar yalnız olmuyor.
Heinrich Böll
Sayfa 51 - Can Yayınları
Ne zor ne korkunç bir iş bu vakit öldürmek; ufkun ardında göze görünmeksizin hızla dönüp duran şu saniye göstergesi yok mu, onun durmadan koşmaya devam ettiğini, amansızca koşup durduğunu bilmek yok mu?...
İçlerindeki tutsakların fabrikaya gitmek için hazırlığa giriştikleri yoksul evlere bakmak feci bir şey. Evin yanında ev, evin yanında ev, ortalık acı çeken, gülen insanlarla, yiyen, içen, yeni insanlar yetiştiren insanlarla dolu, belki de yarın ölecek insanlar her yerde. Ortalıkta insan kaynıyor. Yaşlı kadınlar, çocuklar, erkekler, erler de var. Erler herhangi bir pencerenin önündeler, biri şurada, öbürü orda hepsi de trene ne zaman bineceklerini, cebenneme ne zaman geri döneceklerini biliyorlar...
Sevinç çok şeyi silip götürür; acı çok şeyi nasıl silip süpürürse öyle...
Heinrich Böll
Sayfa 83 - Can Yayınları
Bu "yakında", geleceği sıkıştırıp eziyor, onu küçültüyor, kesin bir şey yok, hiçbir şey yok kesin olan, tam bir güvensizlik. Hem hiçbir şey değil hem de her şey "yakında". "Yakında" her şey, "yakında" ölüm.
Heinrich Böll
Sayfa 12 - Can Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Trenin Tam Saatiydi
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750732331
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Zug war Pünktlich
Çeviri:
Zeyyat Selimoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
İkinci Dünya Savaşını bir piyade eri olarak yaşayıp "savaştan ve militarizmden daha saçma bir şey olamaz" kararına varan Heinrich Böll'ün bu kısa romanı, 1949'da yayımlandı. Alman ordusunun bütün cephelerde çökmeye başladığı günlerde, Andreas adında gencecik bir Alman eri cepheye katılma emrini alır. Kesin bir ölüme gittiğini kafasında bir saplantı olarak taşıyan Andreas, bindiği trenin bir ara istasyonda kaldığı saatlerde, bir randevu evinde genç bir Polonyalı kızla buluşur. Andreas ne kadar zorlama bir askerse genç kız da öylesine zorlama bir kiralık kızdır. İkisi arasındaki ilişki, bir cinsel buluşma olmaktan çıkıp gerçek bir sevgiye dönüşür. Bu arada, Andreas'ın alınyazısı olarak kabullendiği ölüm saati yaklaşmaktadır...

Kitabı okuyanlar 15 okur

  • İlya İlyiç Oblomov
  • Black Garden
  • kirmizicekic
  • Serqo
  • ZEYNEP.HÜSEYİN
  • Yass
  • BARAN
  • Necmettin Zafer
  • Mesut
  • Ahmet Yiğit TEKDEMİR

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.1 (1)
9
%22.2 (2)
8
%11.1 (1)
7
%11.1 (1)
6
%33.3 (3)
5
%11.1 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0