Adı:
Tüketim Toplumu
Alt başlık:
Söylenceleri - Yapıları
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391410
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Societe De Consommation
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tüketim, doğal ihtiyaçların rasyonel olarak tatmin edilmesi midir? Tüketim daha ziyade, ilerleme ve mutluluk anlamına mı gelir? Tüketimin yaygınlaşması sınıf farklarının giderilmesi midir? Uluslararası markaların tüm dünyaya yayıldığı, yeni alışveriş merkezlerinin en geleneksel toplumların tüketim alışkanlıklarını bile değiştirdiği, insani ilişkilerin yerini giderek nesnelerle ilişkiye bıraktığı ve kitle iletişiminin tüm bu süreci yönlendirdiği çağımızı Baudrillard bu sorular aracılığıyla tartışıyor. Baudrillard'a göre günümüzde tüketim, doğal ihtiyaçların mal ya da hizmet aracılığıyla tatmin edilmesi olarak değil, kodlar ve kurallarla düzenlenmiş glo-bal ve tutarlı bir göstergeler sistemi olarak yorumlanmalıdır. Bu sistemde ih-tiyaç ve hazların olumsal dünyasının, doğal ve biyolojik düzenin yerini, bir toplumsal değerler ve sınıflandırmalar düzeni almıştır. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar. İhtiyaç artık tikel bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. Toplumsal olarak üretilmiş rasyonel ve hiyerarşik ihtiyaçlar sisteminde tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sistemini bütünüyle satın almaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluğa dönüşür. Çünkü temel toplumsal etkinlik ve bütünleşme biçimi, geçerli ahlâk, tüketim etkinliğinin ta kendisidir. Bu anlamda tüketim bireyin özgür bir etkinliği değildir. Tersine hem ihtiyaçlar sistemini üreten ve yönlendiren üretim düzeninin, hem de birer gösterge olarak tüketim mallarının kazandırdığı görece toplumsal prestiji ve değeri belirleyen anlamlandırma düzeninin zorlaması altındadır. Sonunda bu yabancılaşma o kadar kapsayıcı olur ki, tüketim toplumunun yapısı haline gelir.
İşte bu kuramsal tabanda, günlük alışverişten lüks tüketime, beden bakımından cinselliğe, reklamdan Pop Art'a ve bireylerin dinlenme biçimlerine kadar tüm yönleriyle tüketim toplumunu çözümlüyor Baudrillard. Bu aşırı emek ve tüketim baskısına muhalefetin beklenmedik biçimlerde, örneğin kronik yorgunluk ya da irrasyonel şiddet olarak ortaya çıktığını ve bu muhalefetin öngörülemeyecek yepyeni biçimler bulacağını da ekliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Makyajsızdır bu güzel çehreler
Yüzlerini sen pudrasız bırakma Allahım
Ya kaldır şu FaceSwaplarını
Ya fondotensiz bırakma Allahım..

Toplanın ey Goriot Baba’nın kızları,siz de Laios’un şişikliği kollarına vurmuş dar t-shirtlü oğulları.Bu kitap size inmiş İncil’dir.Gelin okuyun,topluca okuyun ve resmini instagrama Brazil Santos’la beraber atmayı unutmayın.Siz ki toplu(pardon kolektif kelimesini daha çok seversiniz) eylemleri çok seversiniz.Siz ki biribinizi taklid ederek farklı olduğunu zanneden aslında klonlanmış bir tek hücreliden ileri gidemeyen şuursuz bir yığınsınız.Tanrı artık helak etmiyor,kitap yollamıyor,kitap yazacak zekalar yolluyor.Gelin dinleyin bu akademik peygamberin,makine gıcırtısını benzeyen çığlıklarını…

Okuyun ister yaradan rabinizin adıyla okuyun,ister maymunlarınızın ya da putarınızın adıyla okuyun.Bu kitap size inmiş İncildir..Bu kitap sizin kötülüğünüzün aynasıdır.Sizin makyaja ve protein tozlarına ve hatta serenay Sarıkaya pantolonlarına harcadığıklarınızın akıttığı kanın,yeşerttiği,kökleştirdiği yoksulluğun ağır bilançosudur..Dizilerin size al,illede al,kesinlikle al dedikleri şeylerin sizin nasıl ruhunuza Faust’tan daha ucuza sahip olduğunun resmi ve bilimsel kanıtıdır.Siz ki “kirlenmek güzeldir” diye diye kendinizi lağım sularıyla yıkayıp sonra o su da kendi bulanık silüetinize aşık olan bir avuç kepaze;akşamları nasıl da vatan kurtarıyorsunuz.Siz ki cırtlak sesinizin aksisedasını dinlete dinlete,aldığınız her ürüne burun kıvırıp bir yenisini alırken Afrikalı çocuğun açlık iniltilerini 5 hoparlörlü telefonlarıyla paylaşırken hiç ama hiç utanmıyorsunuz ya..Okuyun,okuyun da görün gerçek yüzünüzü.Evet bacağınız var,bacağınız her şeye kadir.Adonisleriniz sizi artemise kadar fırlatacak bir top ateşi kadar güçlü..Ve evet hayat sadece sizin için bir dış güzellik vizyonundan ibaret..Yüzsüzlüğünüzü örtmeye kaç kilo makyaj yeter..İçinizdeki boşluğu doldurmaya kaç kilo protein tozu?

Amacım hakaret etmek değil,genellemek de….Bu çağı görenlerin başka bir cehenneme ihtiyacı yok.Cehennem bu çağın,bu insanların,bu tüketim canavarlanının ta kendisi..Delirmek tek çözüm garantisi.Tımarhane kaçacak tek barınak..Deliremiyorsan,sürünürsün.Sistemi fark ettiysen dirhem dirhem çürürsün.Sokratesi öldüren rejim senin de sonunu hazırlar.İşte Tüketim Toplumu.İşte insanlığın binlerce yıl sonra ulaştığı distopya..(Çoğuna göre ütopya tabi) Makyaja harcanan milyar dolarlar,insanlar sefaletle boğuşurken,evleri yokken yapılan dini mabetler,saraylar..Beyninden fikir yerine kas fışkıran erkekler,zihinleri liposakşınlı kadınlar..Memur babalara çemkirerek alınan aplle marka telefonlar..Öğrenciyiz abi diyip,dolmuşa verilen 25 kuruşu hesaplayıp bir bardak Mocha’ya verilen 15 liralar..Sonra özgürlük narası altında aşkı kedi ve köpek gibi önüne gelen herkesle çiftleşmek zannedip kirleten şuursuz yığınlar..Ve seküler Müslümanlar,US POLO marka türbanlar..Küçümseyici bakışlar,cool hareketler,vicdansız bir nesil..Uydurma,yapmacık Hümanizm oyunları..Bu kitap sizi anlatıyor.Sizi bak üstüne basa basa söylüyorum başkası değil.Siz ki sizi anlatan şeyleri çok seversiniz.Herşeyin ambalajına bakıp ona göre alırsınız.Alacağınız kitabı dahi içeriğine göre değil kapağına göre seçersiniz.Vitrinler zihininizin pusulasıdır,reklamlar navigasyonunuz,diziler aynalarınız..Okuyun bakalım anlayabilecek misiniz? Bu Fransız size kibarlar aleminden, champs elysees’ten seslenmiyor olsa da Loreal Paris’i çağrıştırıp belki kendini satın aldırabilir..Kim bilir..Okumazsınız,ben de kime ne anlatıyorum..5. sayfada ayy ilerlemiyo yhaa.s Bu kitabı yazan adam delirmiş diyeceksiniz..Sakın ha uyanmayın bilmek lanettir,cehalet mutluluk…

Tüketim Toplumunu tarif etmeme gerek yoktu aslında.Edemedim de zaten.Elimde büyülü sözcükler yok..Cemil Meriç var bakalım ne diyor;

ONLAR SÜRÜ YAVRUM

Kervanlar geçiyor uzaktan, yollar sisli, ufuk görünmüyor. Faust meçhulü sattı Şeytana. Olmayanı sattı. Yıldızlara tırmanan bir merdi-ven hayat, bir ucunda madde, âciz ve hantal; bir ucunda, Tanrı.
Onlar sürü yavrum. Zincirlerinden başka kaybedecek neleri var? Karanlıktan geldiler, karanlığa gidiyorlar. Ummandaki dalgalar gibi sayısız. Tarihi yok bu sürünün. Macerası yok. Yıldızlara tırmanan merdivenden habersiz. Yürüyen, esneyen, tepinen ve öğrendiği sesle-ri tekrarlayan uzviyet. Kafanın vecdinden habersiz. Bu sarhoş karna-val alayını yıldızlar, yüzbinlerce yıldız, kayıtsız bakışlarıyla seyredi-yor. Hepsinin hayatı üç kelimenin içinde, hatta bir kelimenin: yaşamadılar. Kaya nasıl beyin olmuş, bilen yok. Yapma çiçek gibi ür-permeyen, kokmayan, yaşamayan milyonlarca, milyarlarca beyin var. Bu kervanın arkasından koşma çocuğum! Onların yöneldiği iklimler-de sam yelleri eser kış yaz. Sarayları çingene çadırından daha sevim-sizdir. Ne yapsınlar? İsa, "onları affet Allahım" diyordu. Onlar mı Alla-hı affetsin, Allah mı onları?

Peki bizim satacak bir şeytanımız var mı? Peki satacak bir ruhumuz? Satacak ve alınacak aşklarımız,iş gücümüz,emeğimiz,dostluklarımız var..Her şey bir Pazar malzemesi.İsmet Özel’in dediği gibi;”Biz şehir ahalisi üstü çizilmiş kişiler….”
Biz kazanılmadan kaybedilmiş istikbalin elinde telefonla bekleyen ve çiçeği böceği,doğayı ve insanı yalnız orada bilen bir nesiliz.Sokakta değil,telefonda çocukluğunu geçiren.Ağaca beş dakika bakan insanın psikiyatrik olarak hasta sayılacağı ama telefonlarla saatler geçirince normal birey statüsünde yer alacak bir nesil.Aptallığın zeka,Dehanın ise delilik sayılacağı bir nesil…
İzninizle bu anlamsız yazıyı yazdıktan sonra ben delirmeye gidiyorum.Siz de telefonunuza dönün ya da siz de delirin,izin verirlerse tabi..


Bataklıktan göklere süzülen bir tarla kuşu gibi kasıklarıyla düşünen ve göbekten aşağısıyla yaşayan bu azgın hergele sürüsünden uzaklaşmaya bak. Yoksa gübresin, leş gibi gübre.
(Jurnal, Cemil Meriç)

Sömürgecilikten bu yana, farklı olanı ve "öteki"ni yok etmiş olan Batı, artık "aynı"nın aynasında, kendi kendinden üreyen ve türeyen cinsiyet ve zihniyetleriyle birbirinin kopyası olan bireylerin dünyasıdır. Artık "öteki cehennemi"nde değil, kendi cehenneminde yaşayan bu insanın bir diğerinde keşfedebileceği hiçbir şey kalmamıştır; çekici tek şey nesnelerdir...

Kötülüğün Şeffaflığı/Jean Badrillard
Hani "İnsanların ürettiği robotlar bir gün insanlara hükmeder mi?" sorusu vardır ya...İşte kitabın ana mantığı da buna çok benziyor. İnsanların ürettiği nesnelerin insanlara hükmetmesi, insanların bu tüketim çılgınlığı içinde kaybolması işlenmiş. Doğal ihtiyaç olmadığı halde size ihtiyaçmış gibi sunulan, reklamlarla, AVM'nin ışıltılı güzellikleriyle gözünüzü boyayan bu ürünler çağımızın yeni virüsü.

Çirkinlik satılamayacağı için allanıp pullanan, illüzyon ile cilanan ve sahte güzellik yayan ürünler ve belki de bunu bu kadar içselleştirdiği için önce insanın özüne değil dış güzelliğine bakarak ilişkiler yaşayan gösteriş budalaları türedi.

Bir bolluk var görünüyor çünkü zararları hesap etmek zor. Çevre kirliliği, rekabet etmek için sürekli kendini yenilemesi gereken insanın hızla değişmesi neticesinde artan güvensizlik, psikolojik bunalımlar vesaire hep bolluk için ödediğimiz bedeller. Tüketirken tükeniyoruz.

Nesneleri kullanım değerine göre tüketsek bir yerde doyuma ulaşırdık. Mesela, suyu doyana kadar içeriz ama aldığımız üründe bir türlü doyuma ulaşamıyorsak o zaman statümüzü yükseltme hedefiyle hareket ediyoruz demektir. İşte çağımızın hastalığı da bu doymamak üzerine oluşturulan yaşamlar.

Sizi dışarıdaki olumsuzlukları dramatize ederek odanızda güvenli olduğunuza inandıran medya da insanların bireysel içe kapanıklığının baş sebebi. Belki de odamızın büyük bir simülasyonu olan AVM'ler bize bu nedenle bu kadar çekici geliyor. Reklamlarla ürünün kendisi değil onu tüketme hızı pazarlanıyor. ''Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?'' repliğine gülerdik ama gerçekten artık televizyon da bizi izleyerek bizi yönlendiriyor. Çünkü tüketilmeli. Çünkü artık değerden kurtulmanın tek yolu moda yaratıp sonra çılgınca bu artık değeri yok etmek. Yoksulluğu bile yeniden üreterek kendi içinde kaybeden bir matruşka gibi duruyor sistem. Yoksulluğu ise büyüme ile yeniden ve yeniden üretiyor.

Yani sen kendini şımartmak amacıyla aldığın ürünle farklı olduğunu zanneden kardeşim, aslında kendini şımartmak için o ürünü alan milyonlarca insanla aynısın. Tüketim seni farklı değil tam da diğerlerinin bir kopyası yapıyor. Cem Yılmaz'ın Business Class yolcular için dediği ''Sana portakal suyu verirler, sen kendini lord zannedersin.'' tespiti tam senin için. Sistem sana ihtiyaç duyuyor çünkü senin yerine üretecek makineler var fakat senin yerine tüketecek kimse yok.

Kültür de bu hızlı tüketimden nasibini alıyor. Önceden tıpkı piramitler gibi kalıcı olması hedeflenen eserlerin yerini şimdi yapıp yıktığımız binalar gibi, fast food ürünleri gibi çabucak sıkıldığımız filmler, kitaplar, eserler alıyor. Yani kapitalizmin ve tüketim toplumunun kültürü de şekillendirdiği bariz. Kültürü sadece yaratmıyor. Onu revize de ediyor. Rejim programlarıyla bedenimizi, çiftlik evlerinde tatillerle nostaljiye olan özlemlerimizi revize ediyoruz. Aldığımız dergiler bile statü göstergesi. Özel kapağı olan ama 200 tane basılan kitaplar gibi. Özelse nasıl 200 tane oluyor? Çünkü hem sana özel hem de senin statündeki herkes kullanıyor.

Üretim sınırlıyken ihtiyaçlar sınırsız. Toplumda statü elde etmek için tüketim çılgınlığına düşerken psikolojik yoksullaşma yaşıyoruz. Ürünler, reklamlar aracılığıyla dinselleştiriliyor. Vücudunuzu koruyun, onu tanıyın yoksa hastalıklar oluşur diye Tanrı'nın cezalandırma mekanizmasına benzer göndermeler yapılıyor. Vücut fetiş hale getiriliyor ve sonrasında güzellik salonları, ürünleri vs. pazarlamak hiç de zor olmuyor. Artık fiziksel değil psikolojik ihtiyaçlarla, çevremizden geri kalmamak amacıyla yaptığımız tüketimle çevrelendik. Önceden arzı piyasa, talebi tüketici belirlerken şimdi hem arz hem talebi piyasanın manipülasyonuna bıraktık. Seçerek özgür olduğunu sanan liberal! Piyasa diktatörlüğü altında yaşıyorsun. Homo economicus değil yazarın ifadesiyle Homo psycho-economicussun.

Kısacası bizi farklı hissettirerek narsist bireyler haline getiren tüketim var. Peki ama narsistler ne yapar? Toplumdan farklı yerde konumlandırır kendisini. Ancak tüketim çılgınlığında toplumdan ayrı davranmıyoruz. Dışlanma korkusu hissediyoruz. Yani hem narsizm hem kolektivizm var. Sistem zıtlıktan besleniyor.

Ürünlerin kullanım değeri veya onun üretimindeki emek süreci önemsiz. Önemli olan onun göstergesi. Yani bir asıl işlevi bir de yan anlamları var. Üst sınıftaki birisi sadece sanatsever olduğu içi değil; kendisini diğer sınıflardan ayırmak için ünlü tabloları alıyor. Alt sınıflar mı? Onlar da çakmasını alıyor. Bizim ülkemizde ise üst sınıflar o kadar acınacak halde ki kendisini sanatla da değil lahmacuna Bodrum'da 70 Lira vererek ayrıştırıyor. Doyurmak amacı olan lahmacun böylece yeni bir anlam kazanarak tüketim nesnesi oluyor.

Boş zamanı harcama özgürlüğümüz bile yok. Üretime katılmak zorunda hissettiğimiz dünyada, en önemli özel mülkiyet olan zamanı bile kullanamıyoruz. Ancak para kazanmaktan feragat edebilecek durumdaysak karşılığında boş zaman satın alabiliriz.

Anladığım kadarını çok özet halde yazdım. Gelelim başka konuya. Kitabın dili çok ağır. Bu konulara ilgi duymuyorsanız uzak durun derim. Ama anlamadığınız yerleri tekrar tekrar okuyup pes etmezseniz çok ufuk açan bir kitap. Özellikle kadın ve erkeğin tüketim sürecindeki rolü ve kendilerine dayatılan yapaylıklarla bu rolü gerçek sanmaları harika işlenmiş. Toplumsal cinsiyet ve biyolojik cinsiyetin yanına piyasa cinsiyetini de eklemiş bir nevi.

Ayrıca kitabın sonunda bahsedilen ve para için suretini satan bir gencin hikayesini anlatan ''Praglı Öğrenci'' filmini de merak ettim. Acaba hepimiz para için kendisine yabancılaşan birer metaya mı döndük?
Bu kitapta ne şekillerde ve ne bağlamlar içinde tükettiğinizi ve tüketeceğinizi görecek,bağımsız ve diğerlerinden farklı olduğunuz algısını da size nasıl satabildiklerini bir tokat gibi hissedeceksiniz. Jean Baudrillard yine çerçevenin dışında dolaşıyor ve size dikkatle okumanız gereken samimi bir çalışma sunuyor.
Tüketim artık sadece gözle gördüğümüz alanı kapsamıyor,tüketme fetişi sadece cüzdanımızla alışveriş çantamız arasında sıkışıp kalmamakta,günümüz hayatında anti-kapitalist olduğunu iddia edenleri de satın almayı başarıp yeni bir boyut kazanmıştır.
Tüketim çılgınlığı bunun ilerisine geçmiş ; anlamların ve imgelerin,ilkelerin ve prensiplerin de raflarda,alışveriş merkezlerinde,butik mağazalarda yaşam tarzı gibi satıldığı bir kafeste sıkışıp kalmıştır.Medya aygıtları aracılığıyla bireyin zihnine boşaltılan yaratılmış gerçeklikler,bireyi yeni gerçekliklerle yeniden tanımlıyor ve birey artık metalaşmış,sınırları belirlenmiş ve ticaret akışına kurban edilmeye hazır düşüncelerle tüketime sürükleniyor.
Salaş yapıda,özgün müzik ve sol şarkılarla dolu,duvarlarda ünlü düşün adamlarının ve barış savaşçılarının fotoğraflarının olduğu,sürüden ayrı ve entellektüellik simgesi olduğunu iddia eden kafe sahiplerine eskisi kadar saygı ve sempati ile bakamaz hale geleceksiniz bu çalışmanın sonunda.Çünkü hepsi bir döngünün bir kılık değiştirmiş bir parçası.
Kitabın çevirisine 10 üzerinden google tranlate veriyorum. Okuduğunuzu anlamak için cümlenin öğelerini zihninizde sıralamanız gerekiyor. Adam kitabı güzel yazmışta bizimkiler iyi çevirememiş. Tespitleri çağımız toplumuna yorumları gayet yerindeydi. Ben keyfi okudum bu kitabı eğer hocalarınız zorla okuyun demediyse alıp okumayın. Seviyorum sizleri. Bye.
Baudrillardın farklı hiç akademik kitaplar okumayanlar için ağır gelebilir. Ama anlatmaya çalıştığı şeyleri anladığınızda gerçekten mükemmel tespitler yaptığını görüyorsunuz
Bütün maddi tatminleri sağlayın ona, öyle ki uyumak, çörek yemek ve dünya tarihini sürdürmeyi dert edinmekten başka yapacak bir şeyi kalmasın; yeryüzünün tüm mallarına boğun ve saç diplerine kadar mutluluğa gömün: Bu mutluluğun yüzeyine küçük kabarcıklar çıkacaktır, suyun üzerinde olduğu gibi.

Dostoyevski/Yeraltından Notlar
Jean Baudrillard
Sayfa 9 - Ayrıntı, 10. basım
Doğayı temsil edecek birkaç ağacın yeniden yetiştirileceği "Yeşil Kent"i kurmak adına, önce bir orman ortadan kaldırılır.
Jean Baudrillard
Ayrıntı Yayınları
İnsanlar artık, tüm zamanlarda olduğu gibi başka insanlar tarafından değil, daha çok nesneler tarafından kuşatılmış durumda

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tüketim Toplumu
Alt başlık:
Söylenceleri - Yapıları
Baskı tarihi:
Nisan 2012
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391410
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Societe De Consommation
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Tüketim, doğal ihtiyaçların rasyonel olarak tatmin edilmesi midir? Tüketim daha ziyade, ilerleme ve mutluluk anlamına mı gelir? Tüketimin yaygınlaşması sınıf farklarının giderilmesi midir? Uluslararası markaların tüm dünyaya yayıldığı, yeni alışveriş merkezlerinin en geleneksel toplumların tüketim alışkanlıklarını bile değiştirdiği, insani ilişkilerin yerini giderek nesnelerle ilişkiye bıraktığı ve kitle iletişiminin tüm bu süreci yönlendirdiği çağımızı Baudrillard bu sorular aracılığıyla tartışıyor. Baudrillard'a göre günümüzde tüketim, doğal ihtiyaçların mal ya da hizmet aracılığıyla tatmin edilmesi olarak değil, kodlar ve kurallarla düzenlenmiş glo-bal ve tutarlı bir göstergeler sistemi olarak yorumlanmalıdır. Bu sistemde ih-tiyaç ve hazların olumsal dünyasının, doğal ve biyolojik düzenin yerini, bir toplumsal değerler ve sınıflandırmalar düzeni almıştır. Gerçek ihtiyaçlar ile sahte ihtiyaçlar arasındaki ayrımın ortadan kalktığı tüketim toplumunda birey tüketim mallarını satın almanın ve bunları sergilemenin toplumsal bir ayrıcalık ve prestij getirdiğine inanır. Böylece genel bir toplumsal farklılaşma mantığı ortaya çıkar. İhtiyaç artık tikel bir nesneye duyulan ihtiyaçtan çok, bir farklılaşma ihtiyacıdır. Toplumsal olarak üretilmiş rasyonel ve hiyerarşik ihtiyaçlar sisteminde tüketici tek tek nesnelere değil, mal ve hizmetler sistemini bütünüyle satın almaya yönlendirilir; bu süreçte bir yandan kendini toplumsal olarak diğerlerinden ayırt ettiğine inanırken, bir yandan da tüketim toplumuyla bütünleşir. Dolayısıyla tüketmek birey için bir zorunluğa dönüşür. Çünkü temel toplumsal etkinlik ve bütünleşme biçimi, geçerli ahlâk, tüketim etkinliğinin ta kendisidir. Bu anlamda tüketim bireyin özgür bir etkinliği değildir. Tersine hem ihtiyaçlar sistemini üreten ve yönlendiren üretim düzeninin, hem de birer gösterge olarak tüketim mallarının kazandırdığı görece toplumsal prestiji ve değeri belirleyen anlamlandırma düzeninin zorlaması altındadır. Sonunda bu yabancılaşma o kadar kapsayıcı olur ki, tüketim toplumunun yapısı haline gelir.
İşte bu kuramsal tabanda, günlük alışverişten lüks tüketime, beden bakımından cinselliğe, reklamdan Pop Art'a ve bireylerin dinlenme biçimlerine kadar tüm yönleriyle tüketim toplumunu çözümlüyor Baudrillard. Bu aşırı emek ve tüketim baskısına muhalefetin beklenmedik biçimlerde, örneğin kronik yorgunluk ya da irrasyonel şiddet olarak ortaya çıktığını ve bu muhalefetin öngörülemeyecek yepyeni biçimler bulacağını da ekliyor.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 61 okur

  • Sessiz
  • Yorgun demokrat
  • Şoreş Demircan
  • Tan
  • Ökkeş Demirtaş
  • Hazal Cangır
  • Bahri Uçakcıoğlu
  • Muhtesim Yiğit
  • Alper Özgür
  • Furkan Öz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.7
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%26.9
25-34 Yaş
%34.6
35-44 Yaş
%19.2
45-54 Yaş
%3.8
55-64 Yaş
%3.8
65+ Yaş
%3.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%29.2
Erkek
%70.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.3 (6)
9
%17.6 (3)
8
%17.6 (3)
7
%17.6 (3)
6
%5.9 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5.9 (1)