Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü

9,5/10  (4 Oy) · 
9 okunma  · 
3 beğeni  · 
1.277 gösterim
Hakan Övünç Ongur, bu ilk kitabında, Amerikalı kült yazar Chuck Palahniuk'in bir yeraltı edebiyatı efsanesi haline gelmiş olan Dövüş Kulübü romanını kuramsal bir analize tabi tutuyor. 1999 yılında beyaz perdeye de uyarlanarak dünya çapında geniş bir hayran kitlesine ulaşan Dövüş Kulübü'nün, kendisi ile adı sıkça anılan küresel kapitalizm ve yabancılaşma tartışmalarının da ötesinde, Frankfurt Okulu'ndan postmodernizme, eleştirel kuramlardan psikanalize kadar, çok daha geniş bir çerçevede ele alınabilecek zengin bir metin sunduğunu ortaya koyuyor. Bunu yaparken okuyucuya, Adorno ve Horkheimer'dan, Marcuse'den, Gramsci'den, Baudrillard'dan, Zizek'ten, Jung'dan, Freud'dan ve çok sayıda farklı düşünürden yapılan alıntılarla harmanlanmış bir Palahniuk okuması sunuyor. Anlatıcı, Marla Singer, Tyler Durden gibi karakterler tüketim toplumunun, nevrotik kültürün, zihinsel terörizmin, bilinçdışı arketiplerin, simülasyonların ve mutsuzluk üzerine kurulmuş uygarlığın içine yerleştiriliyor.

Elinizdeki bu kitap, Chuck Palahniuk'in kışkırtıcı ve bolca tartışılan üslubunun altında yatan geniş sosyolojik, psikolojik ve felsefi hazinenin açığa çıkarılması çalışmalarına katkıda bulunmayı amaçlarken, Palahniuk'in kitaplarının dava süreçlerine konu olduğu Türkiye'de kültürel ve kuramsal çalışmalar için umudun hâlâ tükenmemiş olduğunu müjdeliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
samet sak 
25 Ara 2016 · Kitabı okudu · 44 günde · 10/10 puan

Dövüş kulübü ve Tüketim Toplumu kitaplarının her ikisini de okumuştum. Sayın ONGUR'un bu inceleme ve kuramsal yaklaşımını bir kitapevinin rafında gördüğümde ise oldukça ilgi çekici olduğunu tahmin ettim. Kitabı okumaya başladığımda ise tahminlerimin doğru çıktığı apaçık ortada idi. Kitap da yer alan bir gözlem oldukça dikkat çekici idi; "Tyler daha önceleri eline pornografik dergiler alarak tuvalete giderken, artık İKEA dergisi alarak girmeye başlamıştır." Burada toplumun tüketerek tatmin olma seviyesine vurgu yaparak, tüketim alışkanlıklarımızın ne kadar da uç seviyelere ulaştığını göstermektedir. Kitap oldukça kafa açacak bir inceleme olmuş. Bugünlerde nerelere gidiyoruz, toplum neden çöp makinesi gibi tüketiyor soruları kafanızda mevcut ise, bu kitabı mutlaka okuyunuz. Tabi önce kitabın isim sahibi olan "dövüş kulübü" ve "Tüketim Toplumu" kitaplarını okumayı unutmayın.

Tebrik ediyorum gercekten de cok guzel konubislenmis. Kitabin tevsiri gibi olmus . Belki de dovus kulubune sadece "dovusuyolar yaaaa" diyip gecenlerin bi goz atmasi gerekli.

utku köker 
11 Mar 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir kitabı nasıl analiz etmek gerektiği ile ilgili sayısız yaklaşım geliştirilmiştir. Söz konusu kitap Dövüş Kulübü olduğunda bu yaklaşımların çokluğuna gerçekten ihtiyaç duymaktayız. Ne sadece kitaptaki yazarın hayatından izdüşümler, ne yazma biçimlerinin kitabın içinde gösterdiği çeşitlilikler, ne Bakuninvari bir sistem karşıtı hareket, ne salt kapitalizm eleştirisi ne de bir başka yaklaşım bu kitabı "tek başına" çözümleyebileceği iddasında bulunamaz. Dövüş Kulübünün hakkını verebilmek için bunların hepsini kullanmak gerekiyor. Hakan Bey bu eserde çok farklı başlangıç noktalarından çıkarak harika analizler yapmış. Akademik bir eser tadını buram buram aldığınız eser kaynak kitap mertebesinde. Filmi izlediyseniz kitabı mutlaka okuyun. Dövüş Kulübü'nü okuduysanız da mutlaka bu analizi edinin ve zamanınızı ayırın okumaya. Kitabın içinde neler neler olduğunu fark edince Yazara duyduğunuz saygı katlanacak.

Kitaptan 11 Alıntı

Chuck Palahniuk soruyor: Tüm bu insanlara ne oluyor? Neden haftada en az kırk saatlerini birlikte geçirdikleri bir insanın özel hayatıyla, ölüp kalmasıyla ilgilenmiyorlar? Neden iletişimin peşinden gitmiyorlar? Onları basit, insani bir soru sormaktan ne alıkoyuyor? Niye bu kadar uzakta duruyorlar insanlar birbirlerinden ve yakına gelmeyi neden arzulamıyorlar? Küçük, kapana kısılmış, standartlaşmış hayatlarından bir anlığına bile olsa kopmak neden bu kadar zor geliyor? Bir başka insanın hikâyesi onları neden bu kadar korkutuyor?

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

Kierkegaard’a göre kanunların kendi hayatını kontrol etmesine izin veren, bir şeyi sadece yasadışı diye yapmanın imkânsız olduğunu söyleyen insan, gerçek-olmayan bir hayat sürüyor demektir.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

Etrafınıza bir bakın. Uzaklara değil, yanı başınıza. Yanınızdakilere. Sevdiklerinize. Sevmediklerinize.
Bir gün boyu, bir ay boyu, bir yıl boyu yaptıklarınıza bir göz atın.
Ne kadar farklılar birbirlerinden? Hangi ince çizgi ayırıyor onları, diğerlerinden? Aynada gördükleriniz ile dışarıda seyrettikleriniz arasında nasıl bir fark var? Aynadakilere dokunmak kadar imkânlı değil mi karşınızdakilere dokunmak?

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

İçinde bulunulan zamanı modern, geç-modern veya post-modern diye adlandırmak bir fark yaratmaz. Burada sıfatların da bir önemi yoktur. Önemli olan tek şey, şu anda içinde yaşanılan ve tüketim kavramını merkez dinamiklerine yerleştirmiş toplumun, tüm bu sayılanların bir örneği, melezi ve karışımı olduğu ve her şeyin üzerinde egemenlik kurduğudur.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

Rasyonel Aydınlanma’nın biricik özelliği kabul edilen bireyselleşme, yalnızca bir yanılsamadan ibarettir. Hem standartlaşma hem de etkin/yetenekli gösterilene özendirme bu yanılsamayı güçlendirir. Standartlaşma tarafında; birey, ekonomik ve sosyal olan her şeyin bir ürünüdür.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

Kültür endüstrisi, gereksinimleri üretir, yönlendirir, denetler ve gerekirse de geri çeker. Elbette insanın hayati gereksinimleri (temel besinler, su, hava, vs.) farklılaşmamıştır; ancak bunların dışında kalan her şeyi ve onların biçimini, içeriğini ve ambalajını, artık kültürel hegemonlar belirler.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

Marksizmin sizden görmenizi beklediği bir diğer şey ise üretim sahnesinde ve şüphesiz sonrasında da, işçiler olarak sizlerin, birbiriniz arasındaki iletişim(sizlik)tir. Unutulmamalı ki, kâr-odaklı kapitalizmi ayakta tutan en önemli motiflerden biri de rekabettir. Rekabet yalnızca sermaye sahipleri arasındaki tekel elde etme savaşlarında yaşanmaz. Kapitalizmin ve sermayenin kurnazlığı, kendi bağlamındaki rekabet rejimini, üstelik de yaşama pozitif değer katan bir olgu gibi, işçiler-arası ilişkilere de dayatabilmiş olmasıdır. Bu manipüle edilmiş rekabet kültürü, işçinin kendine yabancılaşmasının ikinci adımını da oluşturmuş olur. Buna göre işçiler (proletarya), sermaye sahiplerinin gözüne girmek adına, birbirlerinden uzaklaşır (estrangement). Tıpkı herhangi bir bireyin toplumdan kopuk yaşamasının doğuracağı sonuçlar gibi, bu durum da hem (sözde) bireyselleşmeye hem de yabancılaşmanın son adımı olan türüne yabancılaşmaya (alienation from species) giden yolları açar.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

...pahalı bir araba fabrikasında çalışıyor olun. Ellerinizde şekillenen onlarca arabanın bir tanesinin satıldığı fiyatla, günlük, haftalık ya da aylık elinize geçen parayı karşılaştırın şimdi de. Marksist teorinin bu karşılaştırma sonucunda sizden görmenizi istediği şey, o arabaları yapan işçiler olarak sizlerin de, artık o ürünün yapımında yer eden (bir tekerlek gibi, jantlar gibi, motor gibi, koltuklar gibi) bir nesne olduğunuzdur. Böylelikle, yabancılaşmanın ilk adımı olan nesneleşme (objectification) gerçekleşmiş olur.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur

“Endişe, arzunun nesne-nedeni eksik olduğunda ortaya çıkmaz; endişeyi doğuran şey, nesnenin eksikliği değil, nesneye fazla yaklaşmamız ve böylece eksiğin kendisini kaybetmemiz tehlikesidir. Endişe arzunun ortadan kalkmasıyla oluşur."
Slavoj Žižek’in, Jacques Lacan’ın endişe anlayışını özetlediği yukarıdaki paragrafta olduğu gibi, tüketimin esas gücü de, tüketilecek şeyin bazen sadece ambalajının bazense tüketmeye paramızın yetmediği durumlarda sadece orada olduğunu bilmemizin (tüketilebileceğinin) verdiği ferahlıktan kaynaklanır. Tüketilecek olan nesneye kavuşamama durumu, ya güldürülerek doyuma ulaştırılan insanlarca kendiliğinden unutulur ya da kültür endüstrisi, bir gün kendisi tarafından keşfedilecek yetenekte oldukları konusunda her (sözde-) bireyi ikna etmeyi başarır. Umut, ruhani doyumda, dinin yerini alır.

Tüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç OngurTüketim Toplumu, Nevrotik Kültür ve Dövüş Kulübü, Hakan Övünç Ongur
2 /