Tuna'nın Türküsü - Bir Gün

·
Okunma
·
Beğeni
·
961
Gösterim
Adı:
Tuna'nın Türküsü - Bir Gün
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059755191
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Roza Yayınevi
Tuna'nın Türküsü ile Bir Gün'de Mehmet Yılmaz imzalı iki roman bir arada yer alıyor.

Tuna'nın Türküsü, Türkiye'ye yerleşen; kökleri Balkanlara dayanan ama Kırım'la da akrabalık kuran bir Türk ailesinin yüz yıllık bir hikâyesini anlatıyor. 1917'de Romanya Cephesinde şehit düşen büyük dedesinden bir iz bulabilmek için Bükreş'e giden genç bir avukatın geri dönüşlerle anlattırdığı aile hikayesini okuyacaksınız.
Bir Gün'de ise üniversite öğrencileri Yavuz ile Tuğçe'nin aşkları var. 1999'un bir yaz gününe sığdırılmaya çalışılan sade, deruni, herkesin yaşayabileceği ama herkesin kaldıramayacağı bir sevda, Samsun şehri mesken tutularak anlatılıyor.
208 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Çünkü biz yaşayalım diye ölen insanların, toprağa akıttıkları her damla kanda, soğukta, ayazda, acıda, sürgünde, soykırımda, kalbi ölene kadar " Vatan vatan!"diye çarpan her canda, ne kadar umut varsa tuz buz eden ateşin adıdır savaş..

Çanakkale 'de ,Sarıkamış 'da, Makedonya 'da, Romanya 'da, Galiçya 'da, Kırım 'da..

Sürgün edilmiş bir vatansızlıkta, ölümüne hasret duyulan bir avuç toprakta, güneşin bizim için doğduğuna inandığımız şehirlerden ve bizi biz yapan değerlerden, insanlardan, bağlarımızdan çook çok uzakta, hayata tutunmanın ne kadar güç olduğunu ancak yaşayan bilir..

Romanya 'da şehit düşen Mustafa 'nın dudaklarını ıslatan su damlalarında,

Onun son nefesinde alnını dayadığı Hüsrev 'in omuzlarında,

Kırım 'dan uçup gelen Ayşe 'nin yaralı kanatlarında,

Çanakkale rüzgarında savrulurken Türk insanının hoşgörüsüne tutunan Amerikan askeri James Miller 'ın vefasında,

Giray Aka 'nın diyar diyar uzayan, büyüyen, çoğalan vatan hasretinde,

Mostar 'dan Kırım 'a , İstanbul 'dan Bükreş 'e ortak bir mazinin, ortak bir öfkenin gerdanında yeşeren umut dolu bir aşkın nabız atışlarında akıp giden, duyusal,yaralı, yarım kalmış insanların hikayesi.

Her şeye rağmen bütün o vahşetin ortasında, bir nebze şanslı olanların, hayata tutunanların,adı sanı unutulmamışların hikayesi..

Yediden yetmişe , zift gibi bir hasrete batarak var olmaya çalışanların hikayesi..

Yazarın okuduğum ikinci kitabı. İlk bölüm, benim daha önceden tanıyıp deneyimlediğim gibi tarih kokan, pek çok hayatın kesiştiği, acılı, gerçek ve etkili bir hikayeydi. Farklı kişilerin dilinden anlatılması kadar zamandaki geliş gidişler de anlatıya renk katmış.


BİR GÜN..

İkinci kısım ise bir sevda hikayesi. Bazen koca bir ömür,bir güne sığabilir dedirten cinsten.

İlk andan 1-0 önde başlıyor yazarımız.
Şu satırlarla;
" Kıymetli eşim Ayşenur Hanımefendiye,
Sen olmasan bu hikaye yazılmazdı.."
Bu nasıl bir inceliktir..:)

Aşk, sadece abartmaktır,diye düşünerek başladım okumaya. İnsanın kendi kendine yaptığı büyüdür...

Ama okudukça değişmeye başladı bazı şeyler.
Bir çift gözün uçurumundan, gönül rızasıyla yuvarlanırken, gıkını çıkarmamaktır belki de aşk.

Rüyalardan fal tutup inadına iyiye yormaktır.

Bir isimin barındırdığı milyonlarca duygu içerisinden en çok çaresizliğe yenilmektir belki de.

Yazdığı her satırı kutsal saymak..
Savrulmak
Savrulmak
Savrulmak..

Sonu, bir ömrü enkaza çevirse de..

Aşk, defalarca işlenen bir olgu, herkesin gömüldüğü bir karabatak olsa da, maharet hiç sıkmadan, özgün cümlelerle ifade edebilmektir. Ki yazarımız bu açıdan oldukça başarılı.

İmzalı kitabımı dolabımın en üst rafına koydum. Her zaman gözümün önünde bulunsun diye. İfade tarzındaki sakinlik ve anlatımdaki derinlik çok hoşuma gitti.




Keyifli okumalar..:)
208 syf.
·3 günde
Yazarlık ve yazarlar kıymetlidir gönlümde. Karşılıklı takipleştiğim Mehmet Bey'in yazar olduğunu ve kitaplarının olduğunu öğrenince mutlu oldum, gururlandım beni bir yazar takip ediyor diye. Elbetteki kitabını okuyacaktım ve temin ettim. Bir kapakta birleşmiş iki romandı aldığım; "Tuna'nın Türküsü" ve "Bir Gün".

Tuna'nın Türküsü bir aile romanıydı. Soyismini Balkanların Deliorman bölgesinden, adını Tuna Nehrinden alan Tunahan adlı bir gencin üzerinden muhacir bir ailenin romanı. Kökleri hem Balkanlara hem Kırım'a dayanan ailedeki bireylerin hikayelerini kendi ağızlarından okuyordunuz ve sonuçta Tunahan'ın anlatımıyla bütünlük oluşuyordu. Tunahan'ın büyük dedesi 1917'de Romanya Cephesinde şehit düşmüştü ve dedesi onu hiç görmemişti. Mustafa Dedenin ricasıyla büyük dedesinin mezarını bulmak için Bükreş'teki şehitliğe giden Tunahan'ın gezisi oldukça güzeldi. Cengiz Dağcı esintileri olan romanı keyifle okudum. Yazarımız Mehmet Bey'in Balkanları da Kırım'ı da gezdiğini biliyorum, bu gezilerinin romanına katkısı güzel olmuş.

Belki kendinizden belki dedelerinizden bir şeyler bulabileceğiniz tamamen bizden bir romandı. Memleket özlemi, aynı dili konuşanların, aynı inancı paylaşanların gönül bağı. Yurtlarından zorla çıkarılanların dramı...

Annemin babasının dedesi de muhacirdir, vaktiyle Trakya'ya yerleşmişler. Devletin çıkarttığı şecerede Bulgaristan doğumlu görünüyor, eşi de Silistre doğumlu görünüyor. Romanda geçen bölgeye çok yakın. Dedem sağ olsaydı soracak çok sorularım olurdu. Bugüne kadar hiç merak etmemiştim.

İkinci romanımız 'Bir Gün', bir aşk romanıydı. Üniversite öğrencileri Yavuz ve Tuğçe'nin aşkı. Samsun'da yaşanan bu aşkı okurken, bir yandan şehri de gezdiriyordu size yazar. Bu romanı okurken insan kendi üniversite yıllarını, arkadaşlarını anımsıyor. Tuğçe gibi İzmit'li olduğum için kendimden de bir şeyler bulduğum bazı yerler vardı. Bir çırpıda biten sürükleyici bir romandı.

Bir romanın içinde hüzün veya mutluluktan gözyaşı döküyorsam, roman beni içine almayı başarmış demektir. Bu kitapta her iki romanda da gözlerim doldu. Duygulandım, ailemi ve köklerimi düşündüm. Güzel bir kitap yolculuğuydu, umarım sizler de seversiniz.

Yolunuz açık, okurunuz bol olsun Mehmet Yılmaz...
208 syf.
"Tuna'nın Türküsü"

Tuna'nın Türküsü; özlemin, hasretin, gurbetin, vuslatın, vatanın türküsü...
Ne de hüzünlü bir türküdür bu.
İlk başta kitabı okurken ortaokul yıllarıma gittiğimi belirtmek istiyorum. O zamanlar tarihi kitapları okumayı çok seviyordum. Tarihi derken düz tarih değil de kurguyla beraber harmanlanmış kitaplar daha bir güzel geliyordu. Farklı hikayeler barındıran , tarihi bilgilerle harmanlanmış kitaplar... Aklımda kaldığı kadarıyla en çok Yavuz Bahadiroğlu'nun kitaplarını okurdum. Buhara Yanıyor, Selahaddin Eyyubi vs. İşte bu kitabı okurken o zamanlara gittim ve bu kitap bana o kitapları animsattı. Ayrıca o zamanlarda dinlediğimiz daha doğrusu bize dinletilen bir marş vardi; Tuna nehri akmam diyor, etrafımı yıkmam diyor diye hala daha duyduğumda değişik duygulara kapilirim. Kitabin isminden dolayı zaten akillara gelmemesi imkansiz.
Ve konunun geçtiği yer olan -genel olarak Balkanlar diyelim tek tek ayirmaya gerek yok- gitmeyi çok istediğim bir bölge. Okuduğumda gitmiş kadar oldum ama bir yandan da gitme istediğim daha da bir kabardı. Umarım bir gün gitme fırsatı yakalarım ve gittiğimde aklıma hep bu kitap gelecek.
Kitabın kurgusu, olayların oluşu, anlatılışı sıralıdsn ziyade parça parça, bölüm bölüm olması kendi adima sevindiriciydi. Dümdüz bir okuma yerine adeta bir puzzle'ın parçalarını birleştirir gibi okumak daha bir keyifliydi.
Kırım türklerinin acı hikayesi var, savaş var, yokluk var, özlem var, umut var, aşk var... Duygu yoğunluğu çok fazla kitapta. Yer yer boğazıma bir yumru oturdu okurken.


"Bir Gün"

Bir günün önemi...
Etkileyici bir hikâye...
Ülkemizin en acımasız gerçeği ile bir kez daha karşılaşmak beni gerçekten derinden etkiledi. Şimdi burada ne olduğunu söylersem sağlam bir spoiler olacak o yüzden yazmıyorum. Artık okuyup öğrenirsiniz :) Bu gerçekle her daim küçük veya büyük, zaman zaman karşılaşıyoruz ama tam olarak farkında olmadan yaşıyoruz.
Bu hikayeyi okurken aklıma bu sezon İstanbul Şehir Tiyatrolarında izlediğim Geç Kalanlar oyunu geldi. Çok net bir şekilde geç kalanların hikayesi bu.
Yavuz ve Tuğçe'nin hikayesi...
Aslında hepimiz bir şeylere geç kalıyoruz ama sonuçları yıkıcı olmadığı taktirde farkına varamıyoruz geç kaldığımızın.
Bu kitabı okuduktan sonra veya dediğim oyunu izledikten sonra (İzlemediyseniz mutlaka izleyin, bu sezon izlediğim en etkileyici ve insanı derin derin sorgulamaya iten bir oyundu) yaşananları, yaşanacak olanları sorgulamadan yapamayacağınızı ve elinizdekilerin kıymetini daha da anlayacağınızı düşünüyorum.
Geç kalmayın diyerek bitiriyorum; hayata, yaşamaya, sevmeye, sevilmeye...

Son olarak Mehmet Hocamıza da teşekkür etmeden geçmek istemiyorum. Var olsun.
208 syf.
·5 günde
Tuna'nın türküsü

Tuna'nın türküsünü herkes dinlemeli, sadece tam olarak neresi olduğunu bilmeyen -nedendir bilmem araştırma merakı bile olmayan- ama dedelerim oradan göçmüş diyenler değil. Bakın Tuna'nın, balkanların yeri ben de başkadır ki bence herkeste olmalı sadece tarih biliminin ve geçmiş yılların tozlu sayfalarında unutamayız Tuna'yı, balkanları. İlber Hoca diyor ki "Balkanlar bizim, Osmanlı'nın anavatanıydı." Yine Kosova'da röportaj yapan bir gazeteci ile kosovalı genç arasında geçen şöyle bir diyalog izlemiştim.
- Neredeyse benden iyi Türkçe kullanıyorsun.
- Sen nerelisin
- İstanbul
- Türkler Kosova'ya İstanbuldan 100 yıl önce geldi, normal
İlber Hocanın ne demek istediğini anlamışsınızdır umarım.
Ben bir yörüğüm ama doğup büyüdüğüm yerde coğrafya nedeniyle çok fazla Balkan göçmeni insanlar vardı, ben onlara özenirdim hep. Yörük olmakla da gurur duyarım o ayrı ama memleketinde düğünlerde sürekli damat halayı çeken, hüzünlendiğinde debreli hasan, tuna nehri akam diyor dinleyen insanları, h'leri söylemeyen insanları görünce merak ve hayranlık uyanıyor insanda. Yüz yıl geçmesine rağmen değişmeyen bir şeyler ve özlem var anlaşılan ama merak yok. Bu arkadaşlarıma hep söylerim "Ulan ben sizin yerinize olsam şimdiye on kere gitmiştim nenemim, dedemin köyünü bulup, atalarımın yaşadığı yeri görmüş, gezmiştim" diye. İşte kitap tam beni burdan yakaladı. Tunahan isimli esas oğlanımız Deliorman'dan göçen ve Romanya cephesinde şehit düşen dedesinin mezarını bulmak ve eski memleketlerini gezmek için Romanya'ya gidiyor. Olaylar buraya gelene kadar biz Romanya cephesindeki dedenin, babasını hiç göremeyen oğlu Mustafa'nın, Mustafa'nın eşinin ve o vesileyle onun anne babasının Kırım günlerini ve oradan sürgünlerini de öğreniyoruz. Kitabın bu özelliği çok hoşuma gitti. Farklı farklı insanların farklı hikayelerini kendi ağızlarından dinliyoruz. Her bölüm ayrı bir hikaye. Ve burada kronolojik sıra güdülmeden yapılması bir bulmaca misali eksik parçaları okuyucunun kafasında tamamlıyor. Oturan taşlarla beraber hikayeden daha fazla zevk alıyorsunuz. Bir taraftan Kırım, bir taraftan Romanya, Bosna, Bulgaristan, Bursa derken arada adliye koridorlarına bile uğradığınız oluyor. Tarihi çok fazla seven ve yazımın başında belirttiğim gibi Balkanlara da fazla ilgisi olan biri olarak, kitapta karakterlerin hayat hikayelerine ve diyaloglara yerleştirilen bilgi ve anlatımlar kitapta en fazla hoşuma giden şeylerden biri oldu. Başlangıcı, sürgünler, yurdunu terk etmek zorunda kalmak ne kadar hüzünlüyse de Tunahan'ın hikayesi, arayışı ve hikayenin sonu gerçekten o kadar güzel ve sıcak ki insanı mutlu ediyor. Bu kitap ile ilgili yapılabilecek bir eleştiri varsa şudur; muazzam bir olay örgüsü ve senaryosu olan roman daha fazla ayrıntıya girilip daha uzun olsaydı kesinlikle çok ses getirebilirdi. Zira kurgusu da buna uygun. Ben Balkan göçmeni arkadaşlarıma Çağan Irmak'ın Dedemin İnsanları filmini önerirdim hep artık bu kitabı da önereceğim anlaşılan belki akıllanırlar biraz.

Bir Gün

Kitabın ikinci hikayesi Bir Gün ise hüzünlü bir aşk hikayesi, konusu itibariyle, bir kesimi özellikle daha fazla üzecek bir hikaye. Yavuz'un kısa dönem askerliğini bitirdiğinde kendisini almaya gelen arkadaşı Selim ile karadeniz sahil şeridinde yaptığı yolculukta geçmişini ve en büyük sırrını açıklamaya başlamasıyla sizinde hikayedeki yolculuğunuz başlıyor. Çok saf, temiz ve mutluluk içerisinde başlayan yolculuk bittiğinde içinizde büyük bir hüzün bırakarak kapatıyorsunuz kitabın son sayfasını. Tuna'nın Türküsü'ne göre daha kısa ve daha az konu olan bir hikaye. Olayların çoğunun geçtiği yer Samsun yazarın memleketi, buna çok dikkat ederim, hikayede mekan benim için çok önemli Mustafa Kutlu çoğu hikayesinde Erzincan'dan bahseder. Yine Bahadır Yenişehirlioğlu da çoğu kitabında mekan olarak Akhisar'ı kullanır. Bence yazarlar bunu yapmalı edebiyatı İstanbul'un da dışına çıkarmak lazım arada. Ee memleketçiyiz arkadaş ne yapalım.

Son olarak birden fazla uzun hikaye ya da romanın aynı kitapta olmaması gerekir diye düşünüyorum. Ki bu kitaptakiler özellikle Tuna'nın Türküsü ayrı bir kitabı hakediyor. Tefrik edilse çok iyi olur bence.
208 syf.
·10 günde
Gecikmeli inceleme..

Inceleme adı altında inceleme olmayan  iç dökümü, yada öyle birşey :)
Kitabı bitireli bir hafta oldu belki de geçiyor..
Bi kaç hafta önce Yola Düşen Gölgeler kitabını kazananlar listesindeydim nasıl mutluyum.. Mehmet Bey iletişime geçti fakat Tuna'nın Türküsü - Bir Günü göndereceğini söyledi, eşimle bu kitabı okumanın daha güzel olacağını düşünmüş.. Tekrar bu inceliğinden dolayı teşekkür ederim..

 
Ben küçükken babamın halası bize bişeyler anlatırdı, küçükken Atatürk'ü gördüğünü söylerdi, biz maciriz derdi. Bende bilmiyorum tabi macir(muhacir) ne demek.. aradan onca zaman geçtı tabi biz sormadık mı baba biz nasıl gelmişiz buralara diye.. bilmiyor babamda bişekilde Selanik' den göçmüş gelmişler..Zaten anne ve babasını da aynı gün küçük yaşta kaybetmiş.Bildiğim tek şey bu e devletten soy ağacımıza bakarken baba tarafının selanikte olmasi... Peki ben bunları niçin anlatıyorum?

Bir kitapta kendinizden, hayatınızdan bişeyler varsa o parçalar sizi daha çok bağlıyor kitaba.. Ben,Tunahan gibi bilmek isterdim meselâ, soyumu, atalarımın nasıl geldiklerini neler yaşadıklarını.. Selanik'ten nasıl gelmişler neler yaşamıslar dinlemek isterdim bunları... Bu tarz kitapları hakikaten çok seviyorum birseyler ariyorum,ve beni bişekilde sarıyor..

Bir toplumun ananeleri olsun türküleri, acısı, sevinci ne olursa olsun ben okumayı seviyorum,insanın ufkunu açıyor..

Farklı toplumların geleneklerini, yasantılarıni okumak hakikaten çok güzel.. Misal, Mostar geleneğinde "eğer Mostar'dan kız almak istiyorsanız cesaretinizi ispatlamak için köprüden aşağı atlamanız gerekirdi."

Mostar'da Taş kesilen hilal denilen köprünün doksan dokuz basamağının Esma'ül Hüsna' ya atfen yapılmış olması (syf:94) ne kadar güzel...

Bu arada buraya kitapta bahsedilen bir kaç türküyü ve marşı bırakıyorum..bence dinlemelisiniz..

Bostorgay serçenin türküsü https://youtu.be/lje35XCtEA4 (Favorim..çok güzel)

Kırım Marşı
https://youtu.be/UJtMNw9GWt0

Tuna'da çırpar bezini/kim sevmez bulgar kızını
https://youtu.be/CV_77-eZeHg
 
***

Gelelim 'Bir Gün'e..

 Itiraf etmeliyim başında bunun klasik aşk hikâyesi olduğunu düşündüm ön yargılı davrandım.. fakat değilmiş işin aslı..

Burada Bir gün için yazabileceğim pek bir şey yok. Bu yazılacak birşeyin olmamasından değil, bu hikâyenin büyüsünü bozmak istememem.. benim en sevdiğim kısmı Tuğçe'nin Aşkı  tanımlama şekli oldu... bence orası birkez daha okunmalı..

Elhasıl, Mehmet Y. bey'e tekrar ber tekrar teşekkürlerimi sunuyorum, kaleminiz hep işlesin..okurunuz nitelikli ve bol olsun inşaallah.. :) saygılarımla..

Bu arada unutuyordum, inci etkinlik için teşekkür ederim güzel insan.. :)


Bu türkü'de benden olsun..
https://youtu.be/O1IAn0nYiIU.......
208 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Balkanlar bizlerin ve bizim gibi düşünenlerin hala kanayan yarasıdır. Yıllarca İslamın sancağı altında kalmış. Avrupa'nın içine doğru uzanan bir ümit burnu gibi...Osmanlı Devletinin çökmesiyle bir çok ülke ortaya çıkmış. Dini kimliği yüzünden insanlar zulüm görmüş, göçe zorlanmış ve nitekim göç etmişler Anadolu'ya. Tunahan'ın büyükleri de yerinden yurdundan edilen bu garip insanlardan sadece bir kaçı.

1000k da okuyucu olarak da hesabı bulunan (bkz. Mehmet Y.) yazarımız Mehmet Yılmaz Bey, rahmetli Cengiz Dağcı'nın eserlerinden birinde ;Cengiz Dağcı'ya ne kadar sevgi beslediğini ve onun çektiği acılara ne kadar içerlediğini çok güzel bir inceleme ile göstermişti.

Kendisi Cengiz Dağcı'dan etkilenmiş olacak ki kitabında Cengiz Dağcı'nın izlerine rastladım. Hemen öncesinde Cengiz Dağcı okuduğum ve o duygularla yüklü olduğum için midir bilemedim ama konu beni çok güzel içine çekti. Yazarımız anlatımını gayet açık, insanı zorlamayan kısa cümlelerle ve yalın bir dille bizlere sunmuş.

İsmini Balkanlara can veren Tuna Nehrinden alan Tunahan isimli ana karakterimizin dedesinin yıllarca ısrar etmesi üzerine Deliorman bölgesine seyahat etmesi ve orada yaşadıklarını konu alan çok güzel bir kitap. İçeriğini çok dillendirmek istemiyorum çünkü kitap yeteri kadar kısa. Sayfası az ama insanın ruhunu tatmin eden bir kitap. Tavsiye ederim.

Kitabın ikinci kısmında Yazarımızın eşine ithaf ettiği güzel bir aşk romanı var. Aşk romanı deyince aklınıza vuslatların olduğu vıcık vıcık günümüz günlük ilişkileri gelmesin. Rahmetli Karakoç' un da söylediği üzere "Aşka hudut çizilmiyor.." çizgisinin özümsendiği bir karakterimiz var, Yavuz. Kendisini Asker ocağından alan arkadaşının arabasına biniyor ve "Yusuf"diyor. "Sana anlatmam gereken şeyler var"....

Birbirinden güzel bu iki romanı sayesinde tanıştığım Mehmet Bey'e tekrar teşekkür ediyorum. İlerleyen zamanlarda "Yola Düşen Gölgeler" kitabını da okumayı düşünüyorum. Kendisinin bir coğrafya öğretmeni olarak edebiyat alanında böyle güzel eserler vermesini de ayrıca tebrik ediyorum. Öğrencilerinin de çok şanslı olduğunu düşünüyorum.

Okuyunuz lütfen.
Kitaba başladım. Bayramdan dolayı biraz okumam zaman alacak ama kitap akışını beğendim. Sürükleyici bir kitaba benziyor. Bu tarz kitap ilk kez okuyorum ve beğendiğimi söyleyebilirim.
208 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Tuna'nın Türküsünü okurken hiç gitmediğim coğrafyalarda gezdim. Var anlarından sürgün edilen insanların hasretini, özlemini ta içimde hissettim. Türk ve Müslüman olmakla bir kez daha gurur duydum. Bir solukta okuduğum, anlatımı sade ve akıcı hikayesiyle son sayfaya geldiğimde çok üzüldüğüm bir kitaptı. Yüreğinize sağlık Mehmet Yılmaz. Hürmetle...
208 syf.
·Beğendi·10/10
Normalde tarih anlatan kitapları okumayı sevmiyorum. Ama kitap beni fazlasıyla etkiledi. Oldukça sürükleyici bir kitap. Dili anlatılış biçimi o kadar güzeldi ki hiç sıkılmadan zamanın nasıl geçtiğini bilmeden dalıp gidiyorsunuz.
Her iki hikayede zaman zaman tebessüm ettiğiniz ya da gözlerinizin dolduğu yerler var. Farklı duyguları yaşatan ve bunu doğal bir şekilde sunan ender kitaplardan.
Ellerinize sağlık Mehmet Yılmaz.
208 syf.
·21 günde·Beğendi·8/10
Çok akici ve insanda merak uyandiriyor.
Keşke uykum gelmesede sabaha kadar okusam dediğim bir kitap. Ama sonunu hiç böyle beklemiyordum.Sevenler kavuşamadan bitti. Gece saat 2 de bitirdim. Herkese tavsiye ederim.
Ne kadar yükseğe haç dikerlerse diksinler, gökyüzüne baktıklarında hep hilali görecekler. Hilalden daha yükseğe haç dikemezler.
Apartmanı muasırlık diye yutturdular bize. Ne bahçe kaldı, ne çiçekler...
Mehmet Yılmaz
Sayfa 17 - Roza Yayınevi 1. Baskı 2016 Mayıs
Acaba biraz kitap mı okusam? Kitaplarım, kitaplarım...Bütün samimiyetimle söylüyorum ki bütün eşyalarımın içerisinde en mühim olanları onlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tuna'nın Türküsü - Bir Gün
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059755191
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Roza Yayınevi
Tuna'nın Türküsü ile Bir Gün'de Mehmet Yılmaz imzalı iki roman bir arada yer alıyor.

Tuna'nın Türküsü, Türkiye'ye yerleşen; kökleri Balkanlara dayanan ama Kırım'la da akrabalık kuran bir Türk ailesinin yüz yıllık bir hikâyesini anlatıyor. 1917'de Romanya Cephesinde şehit düşen büyük dedesinden bir iz bulabilmek için Bükreş'e giden genç bir avukatın geri dönüşlerle anlattırdığı aile hikayesini okuyacaksınız.
Bir Gün'de ise üniversite öğrencileri Yavuz ile Tuğçe'nin aşkları var. 1999'un bir yaz gününe sığdırılmaya çalışılan sade, deruni, herkesin yaşayabileceği ama herkesin kaldıramayacağı bir sevda, Samsun şehri mesken tutularak anlatılıyor.

Kitabı okuyanlar 44 okur

  • Alper Yıldırım
  • Meyrem Karadeniz
  • limonlulokum
  • David Azizov
  • Liliyar
  • Onur
  • Tubalasar
  • MANNER
  • Kadiralk
  • cansu atagün

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.5 (10)
9
%36.4 (8)
8
%13.6 (3)
7
%4.5 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0