Türbanın Yeniden İcadı

·
Okunma
·
Beğeni
·
126
Gösterim
Adı:
Türbanın Yeniden İcadı
Baskı tarihi:
Temmuz 2006
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950850
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Başörtüsü tartışmalarının olumsuz bir sürü anlam yüklenerek yıpratılan "türban" üzerinden sürdürülmesi, bu konudaki çözümsüzlüğün nedeni olmaya devam ediyor. Başörtüsü sorunu çözümlenecekse, türbandan değil başörtüsünden söz etmek gerekecek. Ben ikame bir isim olan "türban"ın yaygın bir şekilde kullanımının sorunun çözümünü zorlaştırdığı kanısındayım. Bu çalışmayla, "türban" konusunda yaşanan ve doğrudan doğruya insanların kişisel gelişim süreçlerini etkileyen kavram kargaşasına bir parça da olsa açıklık getirmeyi umuyor, diliyorum. Türban yasaklarının bugün olduğu gibi neredeyse otuz sene önce de "otuz yıl önce türban yoktu, o zaman Müslüman değil miydik?" şeklinde bir soruyla savunuluyor olduğunu gösteren ifadelere hâlâ rastlanmaktadır. Dileğim, bu sorunun otuz yıl sonra sorulmayacak olmasıdır.
12 Mart 1971... Hayır aslında daha önce Hatice Babacan' la başlayan bir mücadele. Ve mücadele edilen yasağın hiçbir dayanak noktası yok. Başörtüsünü köylülere zimmetlemiş bir zihniyet eğitimli kadınlarda İslam' ın sembolü olan başörtüsüne karşı kişisel bir tahammülsüzlük içerisindeler. 1971 yılında YÖK' ün aldığı yasak kararıyla zulüm kendine bir dayanak noktası buluyor.
" Kişinin din ve vicdan hürriyeti, eğitim ve insan hakkı..." bunların hiçbiri bu zihniyete bir anlam ifade etmiyor. Başlarını açmaya zorlanan kadınlar okullara alınmıyor, otobüslere bindirilmiyor, hastanelerde muayene edilmiyor, sözlü ve  fiili saldırılara uğruyor. İnan kadın ve erkekler bu zulme sessiz kalamaz. Yürüyüşler, oturma eylemleri, açlık grevleri( bazen ölüm oruçları) basın açıklamaları, üst makamlara telgraf çekmeler... Haklarının peşindeler.
Onlardan yana olan çok az insan var. Onlara inanmayanlar ve bu yasağa destek verenler en başta kadın dernekleri. Basın yalan haberlerle sayfa sayfa haber çıkartıyor. Okula alınmayan öğrenciler devamsızlıktan bırakılıyor, uzaklaştırma alıyor ya da okuldan atılıyor. Yapılan protestolar 1984 yılında "türban" affı çıkmasını sağlıyor. Zalimler ertesi gün kararın iptali için Anayasa Mahkemesinde. 400 vekillik mecliste alınan karar, meclise bir ilgisi olmayana Anayasa Mahkemesi tarafından iptal ediliyor. Tarih 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Kadın dernekleri kararı büyük bir sevinçle karşılıyor. Belli ki onlarda kadın cinsiyeti başörtülü olmayan için geçerli. Aynı yasaklar kaldığı yerden devam ediyor. Yıl 1987 türban ve başörtüsü bu sefer birlikte yasaklanıyor. Yasaklar devam ediyor, zalim zihin hiç değişmiyor: Sebep? Sebebi yok. Kişisel tahammülsüzlük... Yıl 2013... Kamusal alanda başörtüsü özgürlüğü. Öğrenci affı. Hayallerden alınan eğitim hakkı iade ediliyor. İşe yarar mı? Belki. Ama kaç zaman geçmiş aradan. Okumak birer ukde kalmış yüreklerde. Okula ağlayarak veda eden başörtülü genç kadın bu kez elinden tuttuğu evlatlarıyla okul kapısında. Bu kez dudaklarında ufacık bir tebessüm. Özgürlük...Peki yasak ne kazandırdı şimdiye kadar " ah" dan başka. Başörtülü kadınlar ülkeyi İran' a çevirmedi. Laiklik elden gitmedi.  Varsayılan hiçbir şey olmadı. Ne büyük ironi. Başörtüsü özgürlüğü zamanında alınan hakların hiçbirini tam manasıyla iade etmeyecek. Kalbi kırık insanlar ahiret gününü bekliyor haklarını aramak için. İnandık ve inanıyoruz ki Allah nurunu elbet tamamlıyor....
İnsan bir cinsle, bir kimlikle dünyaya geliyordu ama kendi çabasıyla kimliğini geliştirme yükümlülüğüyle değer kazanıyordu.
Çünkü, bir Müslüman şerefsiz bir hayata şerefli bir mücadeleyi tercih konusunda şüphe göstermez. ( Bu cümle 1989 yazında bazı İslami gazete, dergi ve yayınevleri tarafından " İnandığımız Gibi Yaşamak İstiyoruz" başlığıyla ortak yayınlanan bildiriden alınmıştır.)

Müslüman olmak Türkiye' de o zamanlar öz vatanda garip kalmaktı çünkü.
"Halk batılılar gibi giyinsin de hiç olmazsa ülkenin manzarası Batılı ülkelerinkine benzesin, bilimsel alanda olamasa da görünüş itibariyle Batılılara benzeyelim."

İşte bu yasakçı mantık açısından, başını açan bir insan, çağ dışılıktan, çağdaşlığa bir anda terfi edebilirdi.
Türk- Amerikan Derneği Başkanı, başörtüsü yasağını şu sözlerle savunmaktaydı:

Kızların başörtülerini çıkartarak okullarda okumaları, zamanla, kendilerinde düşünce değişikliği meydana getirecektir. Hani bir söz vardır: " İnandığı gibi yaşamayanlar zamanla yaşadığı gibi inanmaya başlarlar." 4 yıl boyunca başarı açık olarak okurlarsa belki de bir daha kapatmak isteyeceklerdir.

Başörtüsü inancımızın gerekliliğidir ki zamanında bu tarz yaptırımları uygulayanlar yasaklara rağmen başörtülü kadın sayısındaki artış karşısında hayretler içerisinde kalmışlardır.
"Allah elbette nurunu tamamlayacaktır. "
Örtülü Üniveriste Mezunları adına da Dr. Aysel Çelikkol Sadi Irmak'a şöyle yazmıştı:
....
Şuna emin olmanızı isteriz ki, Türk halkı kızının " imanla yaşamak mı?" yoksa "tahsil mi?" tercihine mecbur tutulmazsa, ilmin kadın ve erkek her Müslüman'a farz olduğu bilinci içinde yavrusunu okutacak, yurdumuzda tek cahil fert kalmayacaktır.
Başörtüsü serbestliği için yasa tasarısından söz edildiği dönemlerde SHP' liler her türlü özgürlükten yana olduklarını ama bu özgürlük anlayışlarının insanların başlarını örtmeleri anlamına gelmediğini söylüyorlardı.

Referandum yönündeki talepler ise, kimi " bilim adamları " tarafından " milleti ikiye böleceği" endişesiyle tehlikeli bulunuyordu. Referandumda başlarını örtmeye pek çok kadının bile başörtüsü örtme yönünde oy kullanacağı, böylece ezici bir çoğunlukla halkın üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılmasına taraf olacağı yaygın bir kanıydı.
Kanadalı gazeteci R.W. Carlsen, örtülü giyimi yükseklerde bir yere bağlılığın ifadesi olarak tanımlıyordu: Burada başörtüsü, Allah' ın sevgisini kazanmak için üstlenilen hayat tarzının bir parçadır. Tesettürü erkeklere karşı ve erkekler için değil, Allah rızası için seçiyor ve tercih ediyoruz. Takva örtüsünden yola çıkarak tesettüre ulaşıyoruz. Takva, Allah' a karşı sorumluluk bilinciyle ilgili bir giyim ve davranış tarzını ifade ediyor. Tesettürlü giyim, toplumda kadın ve erkek arasında cinsle gerilimden kaynaklanan bir zıtlaşmaya karşı, bir kardeşlik dileğinin de ifadesidir. Giyim ve davranış anlayışımız, hemcinslerimize olduğu ölçüde erkeklere yönelik bir saygıyı da içeriyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türbanın Yeniden İcadı
Baskı tarihi:
Temmuz 2006
Sayfa sayısı:
364
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758950850
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kapı Yayınları
Başörtüsü tartışmalarının olumsuz bir sürü anlam yüklenerek yıpratılan "türban" üzerinden sürdürülmesi, bu konudaki çözümsüzlüğün nedeni olmaya devam ediyor. Başörtüsü sorunu çözümlenecekse, türbandan değil başörtüsünden söz etmek gerekecek. Ben ikame bir isim olan "türban"ın yaygın bir şekilde kullanımının sorunun çözümünü zorlaştırdığı kanısındayım. Bu çalışmayla, "türban" konusunda yaşanan ve doğrudan doğruya insanların kişisel gelişim süreçlerini etkileyen kavram kargaşasına bir parça da olsa açıklık getirmeyi umuyor, diliyorum. Türban yasaklarının bugün olduğu gibi neredeyse otuz sene önce de "otuz yıl önce türban yoktu, o zaman Müslüman değil miydik?" şeklinde bir soruyla savunuluyor olduğunu gösteren ifadelere hâlâ rastlanmaktadır. Dileğim, bu sorunun otuz yıl sonra sorulmayacak olmasıdır.

Kitabı okuyanlar 1 okur

  • Nur

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0