1000Kitap Logosu
Türk Ceza Hukukunda Kadın
Türk Ceza Hukukunda Kadın
Türk Ceza Hukukunda Kadın

Türk Ceza Hukukunda Kadın

OKUYACAKLARIMA EKLE
10.0
2 Kişi
4
Okunma
2
Beğeni
426
Gösterim
384 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 10 sa. 53 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Savaş Yayınevi · Mart 2019 · Karton kapak · 9786057867070
Diğer baskılar
Türk Ceza Hukukunda Kadın
Türk Ceza Hukukunda Kadın
Toplumsal Cinsiyet Feminizm ve Feminist Hukuk Devlet - Politika Ve Hukuk Dil - Şiddet İlişkisi Ya Da "Dilin Şiddeti” Genel Bir Bakış "Genel Adap Ve Aile Düzenine Karşı Suçlar”Dan "Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar”A Geçiş Irza Geçme Suçu Evlilik İçi Tecavüz Bekâretin Masumiyeti ve "Evlenme Vaadiyle Kızlık Bozma” Suçu Kız Ve Kadın Kaçırma Suçu "Tecavüzcüyle” Evlenme Seks İşçiliği ve "Fahişe (!)” Y E Tecavüz Zina "Şeref Kurtarma” Bahanesi Bazı Suçlar Bakımından Cezada İndirim Sebebi Sayıldı 5237 Sayılı Tck’ya Genel Bir Bakış Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlarda "Rıza” ve "İspat” Sorunu Haksız Tahrik Ve "Kadınlarla İlgili Uygulamalar” Kürtaj Çocuk Gelinler ve Zorla Evlendirme "Kadının Muayenesi” Bir "Genel Ahlak” Sorunu Mudur? "Töre” Saikiyle Öldürme Suçu Mağdur Kadının Korunması
2 mağazanın 2 ürününün ortalama fiyatı: ₺56
10
10 üzerinden
2 Puan · 1 İnceleme
irem
Türk Ceza Hukukunda Kadın'ı inceledi.
350 syf.
·
17 günde
·
Beğendi
Hukukta Cinsiyetçilik ve "İstanbul sözleşmesi'ne Neden İhtiyacımız Var?" Sorusu “Bu çalışma, sadece geçmişten günümüze küçük bir ‘hukuk’ yolculuğu. Bilineni, topluca ortaya koymak gibi mütevazı bir amaçla yola çıkıldı. Bizim kuşağımıza yabancı olmayan bazı konular umarım gençler için sadece ‘tarih’ olarak kalır. Gençler o tarihe bakarken bugüne hiç de kolay gelinmediğini ve yolun henüz tamamlanmadığını hatta bazı konularda ‘tarihin tarih olmadığını’ göreceklerdir.” Gerçekten de aradığımı bulduğum bir kitap oldu bu. Uzun zamandır eski Türkiye’de hukuk alanında kadına yönelik ayrımcılığı anlatan bir derleme bulmayı umuyordum ve tesadüfen bu kitap karşıma çıktı. George Santayana, kendi tarihlerini bilmeyen kuşakların o tarihleri tekrar etmeye mahkum olduklarını söylemiş. Nasıl bir nefretle karşı karşıya olduğumuzu geçmişe dönüp bakmadan ve oradan ders çıkarmadan anlayamayız. Ve en önemlisi de, kadınlar olarak uluslarası ve ulusal hukukta elde ettiğimiz kazanımları birtakım uydurmalarla elimizden almaya çalışan insanların, aslında bu kazanımların kadınlara yönelik ayrımcı yasaları ve uygulamaları engellediğinden dolayı çalmaya çalıştıklarını anlamalıyız. İstanbul Sözleşmesi ve CEDAW gibi sözleşmeler tüm kadınların uluslarası alanda kazandıkları başarıların belgeleridir. Kültür argümanıyla bu kazanımlardan kadınların yararlanmasını engellemeye çalışanlar, yalnızca erkek üstünlükçü bir toplumdan çıkar elde edecek insanlardır. Kültür hakkında bir başka mit, kültürün tek boyutlu ve homojen olduğudur. Böylece, ayrımcı değerler kültürün tek meşru yorumu olarak sunulur; kadınların veya diğer marjinal grupların talepleri ise bastırılır. Kütürel indirgemecilik kadınların toplumdaki aktif rollerini ve onların şiddet ve baskıya karşı bireysel ve kolektif direnişlerini adeta yok sayar. Kedilerini kültürün koruyucusu olarak kabul eden erkekler, kültürün taşıyıcısı ve aktarıcısı olarak kabul edilen kadınlara yönelik katı kurallar empoze ederler. Şunu unutmamak gerekir ki bir kadının dövülmesini, sakat bırakılmasını ya da öldürülmesini dikte eden kültür değil, kültür adına konuşma hakkını tekeline alandır. Buna da olsa olsa ataerkil kültür diyebiliriz. (Ertürk, Sınır Tanımayan Şiddet) Ayrıca bkz: #42221349 1. Kadınlara zorla bekaret testleri yapılması yasaldı ( Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Disiplin ve Ödül Yönetmeliği, “iffetsiz”liğe karşı disiplin cezası öngörüyordu, bu nedenle de kız çocuklarına zorla bekaret testi yaptırılıyordu! Ve “ifeetsizliği” tespit edilmiş olanlara örgün eğitimden çıkma cezası veriliyordu.) Bkz: #85597789 , #85601364 , #85597365 2. “fuhuşu kendine meslek edinen kadın”lara tecavüz eden ve onları kaçıran faillere cezanın üçte ikisi kadar indiriliyordu. 3. Karının zinası bir suç iken kocanın zinası bir suç teşkil etmiyordu. 4. Anne hiç istemese bile bir kadının yeni doğmuş (beş günlüğe kadar geçerli) bebeğini “namus kurtarmak” adına öldüren akrabalara cezai indirim uygulanıyordu. 5. Vajinaya başka bir şeyin zorla ithal edilmesi ırza geçme (tecavüz) suçu kapsamında değildi. 6. Kadınları oral ilişkiye zorlama ırza geçme (tecavüz) olarak kabul edilmiyordu. 7. Kocanın kadının rızasına aykırı olarak normal yoldan ilişki kurması “ırza geçme" olarak görülmüyordu. Koca, karısı ile kadının rızası hilafına anal ilişkide bulunduğunda ise fiil 478. madde anlamında "kötü muamele" sayılıyordu. 8. Kaçırılan, alıkonulan, tecavüz edilen bir kadın ve kız çocuğunun faili mağdur ile evlendirildiğinde cezası çektiriliyordu ve failin işlediği suç yanına kalıyordu. 9. Kadın ve kız çocuklarının çalışma ve okuma hakları babaları ve kocaları tarafından ellerinden alınabiliyordu. Bir koca veya baba, kızının/ karısının okumasını veya çalışmasını engelleyebiliyordu. 10. Kadınlar evlendiklerinde kendi soyadlarını kullanamıyordu. 11. Doğum sırasında bir tehlike ortaya çıktığında kadının yaşamı öncelikli değildi. 12. Erkekler, “kendilerine ait sayılan” kadınları (karı, kızkardeş vb.) zina ya da gayrı meşru ilişki sırasında yakalaması durumunda işlediği kadın cinayetinin cezası indiriliyordu. Ama bir kadın ailesindeki erkekleri zina ya da gayri meşru ilişki sırasında yakalama durmunda cinayet işlerse bir cezai indirim söz konusu olmuyordu. 13. Bir kadın hiç istemese dahi “namus kurtarma” amacıyla akrabalarının kadını çocuk düşürmeye zorlaması durumunda ceza üçte ikiye kadar indiriliyordu. 14. Evlenme yaşı aile izniyle 16’ya düşürülebiliyordu. Bu nedenle insanlar çocukların yaşını mahkemeye başrurarak yükseltiyor ve 16 yaşından çok daha küçük çocuklar bu kurnazlıkla evlendirilebiliyordu. 15. Bir kadın şiddete uğradığında ve bunun üzerine yetkililere başvurduğunda yetkililer kadını geri çevirebiliyor ya da karı ve kocayı barıştırmaya çalışabiliyordu. İstanbul Sözleşmesi bu konuda sıfır tolerans ilkesinin uygulanması gerektiğini bildirir. Ülkemizde, yetkililerin hala bu tarz tavırları olabiliyor, çünkü Türkiye şu anda Sözleşme’ye karşı özen yükümlülüğünü yerine getirmiyor. 16. Bunun kadın haklarıyla ilişkisi yok ama insanlık suçuyla bir ilişkisi var; erkeklere yönelik tecavüz suç kapsamında değildi. “Doğa” ve “fıtrat” gibi sözcüklerle bu durum meşrulaştırıp yalnızca kadınların tecavüze uğrayabilecekleri kabul ediliyordu. “İnsanlık tarihi, erkeklerin kadınlara sürekli zarar vermelerinin ve onların haklarını gasp etmelerinin tarihidir. Kadınlar , üstlerinde doğrudan mutlak tiranlık uygulanan nesnelerdir.” (Feminist Teori, Josephine Donovan) Hayat felsefesini eşitsizlik ve cinsiyetçilik üzerine kurmuş kimseler tarafından saldırılan İstanbul sözleşmesi ve CEDAW gibi metinler işte bu ayrımcı yasaların değiştirilmesine önayak olarak, bize daha eşitlikçi ve demokratik olan şu anki yasaları yapmamıza yardımcı olmuştur. Üstte okuduğunuz tüm o yasa maddeleri yakın tarihimizde yürürlükteydi. 2000’lerden başlayarak son düzenlemeler 2006’da yapılarak değiştirildi diye biliyorum. Tüm o okuduklarınız, “İstanbul Sözleşmesi’ne neden ihtiyacımız var?” sorusunun cevabıdır. İşte bu “kültürcü"lere kalsa “kültürümüze”, onların görüşlerine göre uygun olarak yürürlüğe konacak yasalar bunlar ya da bu tarzda olanlardır. Şu bir gerçek ki hiçbir ayrımcılık ve insanların mağdur olmasına neden olan uygulamalar ne kültür ne de inanç adına uygulamaya konamaz, konamayacağı gibi de bireylere dayatılamaz. Tarihin tekrar edip ayrımcı yasalar altında kadınların tekrar ezilmesini istemiyorsak öncelikle bilinçlenmeli ve insanları da bilinçlendirmeliyiz. Çünkü bilinçlenmeyen insanlar; kadın haklarını yoketmeye çalışan ve kadınları “ikinci sınıf insan” kategorisine düşürmeye çalışan insanların, başka insanları da amaçlarına hizmet etmesi için uydurduğu “aileyi yoketme projesi”/sanki devlet ve yasalar kadınları ve erkekleri zorla ayırıyor), “cinsiyetleri yoketme projesi”(Feminist Teorinin çarpıtılması. Şunu hangi teorisyen demiş desen cevap veremezler) gibi cümlelere kanabilirler. Şu bir gerçek ki; cumhuriyet rejimi ve laiklik ilkesine alerjisi olan insanlar tarafından uyduruluyor bunlar ve azınlıkta oldukları için de bu tarz uydurmalara dayanan argümanlarla başka siyasi görüş ve topluluklardan insanları yanlarına çekmeye çalışıyorlar. Herkes biliyor ki ülkemizin kuruluş felsefesinden birisi de kadınlara haklarını teslim etmek idi. Artık cinsiyetçiliğin de ırkçılık gibi kötü bir şey olduğunu anlamamız gerekiyor. Nasıl ki siyahi bir insanla sırf siyahi olduğu için aynı asansöre binmeyi reddetmek ırkçı ve ayrımcı bir eylemi ifade ediyorsa ve yapılmaması gereken kötü bir şey ise, aynısı kadınlar için de geçerlidir. Nasıl ki toplumumuzun bir parçası olan Kürtlere, Lazlara yönelik ayrımcı yasalar yapmak ırkçı ve ayrımcı bir eylemi ifade ediyorsa ve kötü bir şey ise, aynısı kadınlar için de geçerlidir. Söylemeye çalıştığım şey, ayrımcılığın kötü olduğudur ve ırkçılığa uğrayan bir insanla cinsiyetçiliğe uğrayan bir insanın aslında aynı şeyleri hissettiğidir. Tüm bunları insanlar empati yapabilsin diye 2020 yılında yazmak/söylemek bile ayrı bir utanç kaynağı cidden. Okuyup vaktinizi ayrıdığını için teşekkür ederim. Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Kitapta hem kısaca feminizmin ne olduğundan bahsediliyor hem de Türk hukukunda kadına yönelik ayrımcılığın bir tarini veriyor ve bu yasaların/yasa maddelerinin arkasındaki zihniyeti çözümlüyor. Bu konuda bilinçlenmek için bu kitapla birlikte Sınır Tanımayan Şiddet kitabını da öneririm. Ayrıca kadın hakları evrenseldir. İyi okumalar :)
Türk Ceza Hukukunda Kadın
OKUYACAKLARIMA EKLE
11
80