Türk Demokrasi Tarihi Sosyal, Kültürel, Ekonomik Temeller

9,0/10  (4 Oy) · 
9 okunma  · 
8 beğeni  · 
172 gösterim
Tarih disiplininin duayeni Kemal H. Karpat'tan Türk demokrasisinin kuruluş öyküsü...

Tek parti yönetiminden çok partili sisteme geçiş denildiğinde, gözler hemen takvimlerin 1945-46'lı yıllarına döner. Oysa bu geçiş; Osmanlı toprak sisteminin elverir ölçüde değişmesi ve ayanların ortaya çıkmasından bağımsız ya da merkezin ve çevrenin temsil konusunda bugün hâlâ yaşadığı çatışmalardan uzak değildir. Kemal H. Karpat Türk demokrasisinin temel meselelerini ve aktörlerini incelediği bu kitapta demokrasiye geçişin tarihini kapsamlı biçimde kaleme alıyor. Tüm taraflara önyargısız ve korkusuz biçimde yaklaşıyor; siyasal, sosyal ve tarihi bir sentezi başarıyla yapıyor. İlk kez Princeton Üniversitesi tarafından yayınlanan ve birinci baskısı kısa bir sürede tükenen bu temel eser değerini daha yıllarca koruyacak gibi görünüyor.

Osmanlı İmparatorluğu'nda reform hareketi, Osmanlı toplumsal sınıfları ve savaş yılları, Cumhuriyet'in kuruluşu ve Cumhuriyet Halk Fırkası, hürriyetin ilk belirtileri ve muhalif partilerin kuruluşu, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, Serbest Cumhuriyet Fırkası, Demokrat Parti'nin yükselişi, muhalefetin yaşamasını sağlamak için mücadele, iktidar ve muhalefet partileri içindeki anlaşmazlıklar, milliyetçilik, laiklik, din ve politika, devrimcilik, Batılılaşma ve davranış değişimleri, komünizm ve etkileri… Ve ötesi Kemal H. Karpat'ın kaleminden!
(Tanıtım Bülteninden)
Tuna Ç 
02 Haz 2017 · Kitabı okudu · 72 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kemal Karpat, tarihimizin belki de en çok çalışan tarihçisi. Okurken, yahu bu adam Kemalist gidiyordu derken Osmanlıcı, Liberal mi acaba derken tam bir devletçi olduğunu düşünmeye başlıyorsunuz. Bu muhtemeldir ki o kişi dönemin ruhuna kaynaklarına tarafsız yaklaşabilecek erdeme kavuşmuştur. Türkiye'de sayılı eserlerden biri olan Türk Demokrasi Tarihi, ülkenin yalnızca bir asırda tebadan, demokratik haklar talep eden bir topluma evrilişinin kısa bir tarihidir.

Nadir YILDIRIM 
12 Kas 2017 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bir Önsözün “Fikir İsyanı”
19:36:17 - 11.11.2017
Bazı kitaplar vardır ki yıllarca anlamaya ve anlatmaya çalıştığınız olayları bir kaç paragrafta önsöz yapar. Ve bazı cümleler var ki bütün siyasi, iktisadi ve sosyolojik olguları bir iki kelime ile zihninizin beyaz perdesine yansıtıverir. Kemal H. Karpat'ın bir "Fikir İsyanı"nın ürünü olarak tanımladığı, "Türk Demokrasi Tarihi" çalışması da bunlardan biri.

Kitabın önsözünde Türkiye'nin demokratik bir ülke olma sürecinde dün olduğu, bugün yanı başımızda gördüğümüz ve gelecekte karşımıza çıkacak olan zihniyete ve bu zihniyete çanak tutan “aydın” tespitini sizlerle paylaşmak istedim.

Yazarın isyanı "Bazı Batılı bilim adamı ve yazarların Türkiye'yi ve Türk sorunlarını gereğiyle değerlendirmeden öznel fikir yürütmelerine karşı” bir ‘fikir isyanı’dır. Çünkü "Bunların birçoğu Türkiye'yi tarihi rolünü oynamış, modernleşmenin yarı yolunda takatini tüketmiş, varlığını büyük devletlerin yanına sığınmakla koruyabilen bir ülke olarak görmektedir." Sömürgeci ve dikeyine büyüyen batı aklı, ya böyle olması gerektiğine alışmış, alıştırılmış ya da bu hayal ile yaşamışlar.

"Halbuki biz, Türkiye'nin sonsuz kuvvet kaynaklarına sahip olduğuna bütün varlığımızla inanmaktayız. Bu kaynaklar arasında milli duygulara sahip, disiplinli, sağlam inançlı ve hareket arzusu dipdiri bir halk kitlesine sahip olmak başta gelir. Türkiye'yi tükenmiş tarihi ülkeler arasında görenler şüphesiz yanılmaktadır. Bugün ana sorun, toplumu örgütlemek, ona yeni bir hayatiyet vermek ve onu yapıcı amaçlara yönlendirmektir".

Ne zaman şaha kalkmış, bir Türkiye ile karşılaşsalar hemen bütün siyasi, askeri, iktisadi "aydın" piyonlarını ileri sürüp, tükenmiş, sinmiş ve sığınmış Türkiye hayalini gerçekleştirmek için çabalamaktadırlar. Bu çabanın en alçak versiyonuna, zaten 15 Temmuz gecesi, milletçe şahit olduk.

Yazar, "Fikir isyanımız, diğer bakımdan Türk fikir hayatını etkileyen, kendi kendilerine "aydın" demekten çekinmeyen üç grup okumuşa karşıdır" diyerek bu "okumuş" kesimin karakteristik özelliklerini açıklar.

Birinci grup aydın için; "Bazen "Batıcı", bazen "modern", bazen "ilerici" gibi kalıplara durmadan girip çıkan; fakat aslında toplumdan ayrı düşmenin verdiği ıstırabı gidermek ve varlığını kabul ettirmek için bir gerekçe arayan gruptur. Bunlar, edindikleri bilgiyi -sanki insanüstü kaynaklardan geliyormuş gibi- kendilerini halktan üstün ilan etmek ve halka emir vermek için bir araç olarak kullanmaktan çekinmezler. Çok defa bu kişiler, Türk toplumunun sorunlarını yabancıların gözüyle görüp onların Türk toplumu hakkında besledikleri yanlış görüşleri ve olumsuz duyguları çabucacık kabullenerek bunları çeşitli parlak isimler altında kendi fikir ürünleriymiş gibi yayınlarlar. Bunlar, yarı sömürge kültürünün en canlı örnekleridir."

İkinci grup "aydın" “çağımızın yarattığı sonsuz sosyal, ekonomik, kültürel ihtiyaçları inkar ederek tarihin romantik hayalleri içinde yaşamaktadır, insanın ve toplumun asla değişmeyeceğine inanan bu kimseler arasında mukeddesatçılar ile ırkçılar yer alır. Bunlara karşıt gözüken katı düşünceli ve herhangi bir inançtan mahrum oportünist maddiyatçıları da yine bu grupta saymak yerinde olur.”

Üçüncü grup "aydın", “Türkiye'nin bütün sorunlarının belirli bir ideolojinin tümüyle kabul edilmesiyle toptan çözülebileceğini savunmaktır. Kendi dar görüşleriyle bağdaşmayan her düşünceyi insan ve toplumdan ayırarak akıl kurallarının kuru mantığına göre cevaplandırmaya, daha doğrusu değersiz görüp reddetmeye hazırdırlar. Önlerine çıkan yeni bir sorun hakkında o sorunun doğuş nedenlerini ve ortamını görmezden gelerek fikir yürütürler."

Yazar sözde aydınları böyle gruplandırdıktan sonra "Türk toplumunun özbenliğini inkar edenler ve modernleşmeyi yalnızca maddi ölçütlere bağlamak isteyenler ekonomik ve sosyal kuvvetlerin etkisini kabul etmeyenler kadar hatalıdırlar. Bir toplumun benliğini tayin eden kuvvetler dil, tarih, kültür -ki buraya din de girer- ve ortak değer yargıları olduğu kadar ekonomik ve sosyal yapıdır da." Diyerek sosyal ve siyasal sorunlara çözüm üretmek isteyenlerin bu olguları da dikkate alıp değerli bulması gerektiğini açıklar.

Türkiye'nin dünyaya örnek olabilecek "Demokrasi" kültürünün kendi özbenliğinde zaten var olduğunu açıklamaya çalışan kitabın, 1959'da yayınlandığı düşünülecek olursa, o günden bu güne yaşanılan olaylar daha berrak anlaşılacaktır. ,

Her toplum, özgüvenini kazanmış bir gençliğe, bunu doğru okuyabilen ve okutabilen. mütefekkir okumuşlara, tabiki bu özgüveni yerli yerince, hedefe koşturabilecek vizyon sahibi, cesur siyasi liderlere muhtaçtır.

Geçmişte olduğu gibi bugün de bunu kendine dava edinmiş bir lideri anlamak ve birlikte onunla koşabilmek ve hayallerini paylaşmak "demokrasi kültürünün Türkiye'ye daha çabuk yerleşmesini ve olgunlaşmasına imkan verecektir.

Siyasi düşüncemiz, makam ve mevkimiz ne olursa olsun, milli kimliğimizle bir arada durmamız, birlikte yürümemiz ve "Türkiyemiz, Cumhuriyetimiz ve Demokrasimiz" için, bunu engelleme çabasına girenlere karşı çaba göstermemiz elzemdir. Aksi hali sinsi, bencil, küçük hesapların peşinde koşan, batıya ya da doğuya sığıntı, mankurt nefeslerin ardından sürünmektir.

"Dünya 5'ten büyüktür" feryadı ile yüzyılların sömürgeci düzenine karşı sadece fikren değil, fiilen de isyanını ifade eden, dünyaya örnek olan liderlerle demokrasiye yürümek onlarla bir arada durmak, Türk ve Dünya Demokrasisi için hayati bir davranış olsa gerek.

http://www.maraspusula.com/...zun-fikri-isyani-443

Kitaptan 1 Alıntı