Türk Edebiyatı Tarihi

8,5/10  (29 Oy) · 
85 okunma  · 
29 beğeni  · 
893 gösterim
"Tanrının devlet güneşini Türk burçlarından doğdurmuş olduğunu ve onların ülkeleri üzerinde göklerin bütün dairelerini döndürmüş bulunduğunu gördüm.

Tanrı onlara Türk adını verip yeryüzüne hâkim kıldı. Zamanımızın hakanlarını onlardan çıkardı. Dünya milletlerinin idare yularını onların eline verdi. Onları herkese üstün eyledi. Kendilerini hak üzre kuvvetlendirdi.

Onlarla birlikte çalışanı, onlardan yana olanları aziz kıldı ve Türkler yüzünden onları her dileklerine eriştirdi. Bu kimseleri kötülerin şerrinden korudu.

Okları dokunmasından korunabilmek için aklı olana düşen şey, bu adamların tuttuğu yolu tutmak oldu.

Derdini dinletebilmek, Türklerin gönlünü almak için onların dilleriyle konuşmaktan başka yol yoktur.

Bir kimse kendi takımından ayrılıp da onlara sığınacak olursa o takımın korkusundan kurtulur. Bu adamla birlikte başkaları da sığınabilir."

(Kaşgarlı Mahmud, Dîvânü Lugati’t-Türk’ten; yazılışı:1072)
Doğanay 
22 Mar 02:30 · Beğendi

Türklerin destan dönemiyle ilgili yapılan güzel araştırmaların kitabıdır yine Hüseyin Nihal Atsızın makaleleriyle muhteşem sade bir dille anlattığı eserdir. Eserde karşılaştırmalara büyük önem verilmiştir İslamiyet öncesi ve İslamiyet sonrası Türk edebiyatı arasında ilişkiler kurulmuştur. Herkesin severek okuyabileceği güzel bir eser.

Sadık Cemre Kocak 
12 Oca 16:44 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Medeniyet ve Edebiyatın iç içe geçtiğini savunan bu kitabımız bir de; İslamiyetten Önceki Türk Tarihi, İslamiyet Devrinde Türk Tarihi ve Batı Medeniyeti Çerçevesinde Türk Tarihi olarak üç ana kısma ayrılarak inceleniyor.
Burada fazladan öğrendiğim Hun İmparatoru ve Mete Han ile gerçek adı olan ‘Motun’ ismi geçiyor.
Bir diğer husus da ‘Balbal’ yani; Bir kahramanın ya da kağanın mezarına, hayattayken öldürdüğü veya yendiği en ünlü düşmanını heykelinin dikilmesi olayı. Bayağı faydalı olduğunu düşündüğüm ilginç bilgiler mevcut.
Kitabı bitiriyorum ve tadı gene damağımda. Yani böyle yazarlar ve böyle eserler ne kadar zamanda aynı anda denk gelir bilemem. Sadece Edebiyat olarak değil Tarihimiz olarak da değerlendirdiğim bir kitap ve ilginç bilgiler öğrendim. Sizleri de gönül rahatlığıyla davet edebilirim..

Atsız'ın elinden çıkan güzel, aydınlatıcı bir eser daha. Edebi kimlik merakında olanlar için ideal.

Türk Edebiyatı'nı anlatırken biraz da tarihine değinmiştir.Eserde kapsamlı bir incelemeyle karşılaşırız. Öylesine yazılmamış, derin bir araştırmanın ürünüdür. Edebiyatın bize kattıkları inkar edilemez,Atsız da bunu gayet güzel biçimde anlatmıştır. Türkiye'nin yetiştirdiği en donanımlı Türkolog olan Atsız, kendisinden sonrakilere önemli bir kaynakça bırakıyor.

Okunmalı, okutulmalı. Edebi bilgi açısından çok şey katacaktır.

Sena Nur 
06 Mar 17:33 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Atsız, tarihte karanlık kalmış yerleri destanlarla aydınlatmakta. İslamiyet öncesi çağ ile ilgili okura doyurucu bilgiler veren kitap, edebiyat tarihini daha iyi anlamamız açısından Türk Devletleriyle ilgili öz bilgiler içermekte.

Muhammet Çelik 
01 Şub 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Nihal Atsız'ın kaleminden bir Türkçü için asıl görevi olan Tarih ve edebiyat konuları hakkında bilgi deposu niteliğinde bir kitap. Destanlardan ve ünlü eserlerden bahis ederek Türk toplum yapısı hakkında yorumların bulunduğu bir kitap.
Nihal Atsız'a yakışır bir üslüpla ve her Türk'ün okuması gereken bir kitap.

Atsız 
24 Tem 2017 · Kitabı okudu · 10/10 puan

Öç almadan dönmemeye and içti. Oğlu 'Kara Han' a ordusunun yarısını vererek Buharaya gönderdi. Oğullarından Side (ki asıl adı Peseng idi),Cehen,Afrâsiyâb,Girdegir ve oğlu 'İlâ' nın oğlu Güheylâ bu orduda idiler. Çiğil,Taraz,Oğuz,Karluk ve Türkmenler çerisini teşkil ediyordu. İki ordu karşılaşınca ilk önce İran padişahı Keyhüsrevle Alp Er Tunganın oğlu Side teke tek dövüştüler. Side öldü. Alp Er Tunga duyunca saçlarını yoldu. Ertesi gün iki ordu akşama kadar savaşıp ayrıldılar. Daha ertesi gün yine çarpıştırıldı. Alp Er Tunga kükremiş gibi saldırıyordu. İran'ın büyük pehlivanlarından birkaçını öldürdü. Keyhüsrevle Alp Er Tunga karşı karşıya geldiler. Fakat Turan pehlivanları onun İran padişahıyla dövüşmesini istemeyerek atının dizgininden tutup geri götürdüler. O gece Alp Er Tunga ordusuyla alıp Ceyhunun ötesine geçti. Kara Han'ın ordusuyla birleşip Buharaya geldi. Biraz dinlendiler. Sonra payitahtı olan Ganga geldi. Bu şehir cennet gibiydi. Toprağı mis,tuğlaları altındı. Her yerden ordular çağırdı. Bu sırada casusları Keyhüsrev Ceyhun'u geçti diye bildirdiler. Keyhüsrev ilk önce Suğda geldi. Bir ay kalıp itaate aldı. Yine ilerledi. Türkler İranlılara su vermiyorlar,ordunun arkasında yalnız kalmış İranlı bulurlarsa öldürüyorlardı. Keyhüsrev de önüne çıkan saray,kal,erkek,kadın ne bulursa yok ediyordu. İki ordu 'Gülzariyun' ırmağı kıyısında karşılaştılar. Birbirine girdiler. Alp Er Tunganın ordusundan Keyhüsrev'e korku gelmişti. Ordunun arkasına çekilip Tanrıya yalvardı. Derhal bir fırtına kopup tozları Turan ordusuna doğru akmaya basladı. Türkler bozuldular. Fakat Alp Er Tunga kaçmak isteyenleri öldürerek ordusunu durdurdu. Dönüp yine savaştılar. Gece çökünce iki ordu ayrıldı. Alp Er Tunga ertesi günü yine çarpışacaktı.

R.T 
28 Şub 2017 · Kitabı okudu

Türk Edebiyatı Tarihi, Atsız'ın, İslamiyetten önceki Türk medeniyetini, tarihini, edebiyatını, destanını anlattığı bir kitap.Türklerin medeni hayatı; din, devlet, adetler ve aile yaşayışı hakkında oldukça bilgilenmiştim. Kitap, araştırma sonucu kaleme alınmış. Ancak bunun dışında kitabın edebiyat tarihi açısından bir kaynak eser olduğunu söyleyemeyiz kanımca. İyi okumalar değerli okur...

Kitaptan 66 Alıntı

Sadık Cemre Kocak 
11 Oca 22:25 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Bir yol bularak bu dağdan göçüp çıkalım. Bize dost olanla görüşü düşman olanla güreşiriz.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
03 Mar 18:58 · İnceledi · Beğendi

Türkler'de erkeklerin saçları uzun olurdu. Galiba Sakalar devrinden beri Türkler uzun saçlı millet olarak tanınmıştı. Kısrak sütünden yapılmış olan kımız milli içkileri idi. Pek besleyici bir içki idi.
Göktürkler zamanında Türkler'de balbal dikmek âdeti vardı. Bir kahramanın, bilhassa kağanların mezarına hayatta iken öldürdüğü veya yendiği en ünlü düşmanın heykeli dikilirdi. Bu heykele balbal derlerdi

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
03 Mar 19:02 · İnceledi · Beğendi

İslâmiyet'ten önceki Türk destanı bugünkü bilgimize göre, birbirinin devamı olan altı
bölümden ibarettir. Bunlar Türk tarihinin gidişine uygun olarak şunlardır:

1- Yaradılış destanı
2- Saka destanı
3- Kun - Oğuz destanı
4- Siyenpi destanı
5- Göktürk destanı
6- Uygur destanı

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
07 Mar 01:46 · İnceledi · Beğendi

Göktürkler Çağında Yazılmış Yazıtlar
Büyük yazıtlar ise şunlardır:

Bilge Tonyukuk,
Kül Tigin,
Bilge Kağan,
Bilge Taçam,
Işbara Bilge Küli Çur yazıtları.
Bu büyük yazıtlar, adlarına dikildikleri ünlü kimselerin adı ile anılmaktadır. Fakat bunların hiç birisi ad olmayıp hepsi lâkap, rütbe veya unvandır.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
03 Mar 18:55 · İnceledi · Beğendi

Kunlar'ın düşmanları olan Çinliler Kunlar'da verilmiş bir sözün tutulmamasına imkân olmadığını kaydediyorlar. Hırsızlık eden on mislini verirdi. Evli bir kadına sataşmanın, savaştan kaçmanın, büyük hırsızlık yapmanın cezası ölümdü. Kunlar devrinde bir mahkûm hakkında en çok on günde karar verilirdi.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
03 Mar 18:20 · İnceledi · Beğendi

Dokuz Oğuz - On Uygurlar
Merkezleri Kocu şehri idi ki bugün Kara Hoca adını taşır. Beş balık, Can balık, Yeni balık, Sülmi gibi şehirleri de Uygurlar yaptılar. (Balık eski Türkçede şehir demektir) Bu bölgeye yerleştikten sonra artık Dokuz Oğuz adı silinip yalnız Uygur adı kaldı.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
07 Mar 01:54 · İnceledi · Beğendi

Göktürkçenin Hususiyetleri
Bugünkü Türkçenin anası olan Göktürkçede, bugünkü Türkçede olmayan bir takım hususiyetler vardır. Bu hususiyetler, hem kelimelere, hem eklere aittir. Göktürkçe metinleri iyi anlamak için bunları bilmeye lüzum vardır. Bu hususiyetlerin belli başlıkları şunlardır:

1- Göktürkçede 'g' ile kelime başlamaz. Bugünkü Türkçede kelime başlarındaki 'g' ler Göktürkçedeki 'k' dir. Bugünkü 'görür' ve 'geldi' yerine Göktürkçede 'körür' ve 'kelti' denir.

2- Kelime başında 'd' harfi de bulunmaz. 'Dört', 'Düz' , 'Doğu' kelimeleri Göktürkçede 'tört', 'toğu' dur.

3- Bugünkü Türkçede ötreli heceden sonra esreli hece gelmez. Halbuki Göktürkçede gelebilir. Bugünkü Türkçedeki 'kişi oğlu', 'öldü' kelimeler yerine Göktürkçede 'kişi oğlu' 'ölti' denir.

4- Göktürkçede izafet terkiplerini teşkil eden iki simin sonunda umumiyetle ek yoktur. 'Türk budun' , 'Türk Kağan' bugünkü Türkçeye göre 'Türk milleti' , 'Türk kağanı' demektir.

5- Göktürkçede 'v' harfi olmadığı için bugünkü Türkçenin 'v' kelimeler hep 'b' lidir. 'Eb' , 'Bar' , 'Barur' kelimeleri 'ev' , 'var' ; 'varır' kelimelerinin karşılığıdır.

6- Bugünkü 'olmak' fiili Göktürkçede 'bolmak' tır. 'Boltı' yahut 'boldı' şimdiki 'oldu'ya karşılıktır.

7- Sayı saymak usulü biraz aykırıdır: 'On' dan sonra 'on bir', 'on iki' diye sayılmaz. Ya
' on artukı bir ', 'on artukı iki' demek , yahut 'bir yigirmi', 'iki yigirmi' demek lazımdır. 'Yigirmi' (yani 'yirmi') 'İkinci on' olduğu için 'bir yirmi' demek 'ikinci ondan bir' demektir. Bunun için ya 'otuz artukı altı' yahut 'altı kırk' demek icap eder.

8- Bugünkü 'li, lı, lü, lu' ekleri yerin 'lig, lıg' ekleri vardır. 'Tizlig, kağanlıg' kelimeleri 'dizli, kağanlı' demektir.

9- Mefûlübih eki 'g, ig, ıg' ekleridir. 'Kişig, ordug, işig, budung' kelimeleri 'kişiyi, orduyu, işi, budun' demektir.

10- Mefûlüileyh eki 'ke, ka' dır. 'Kağanka' bugünkü Türkçeye göre 'Kağana' demektir.

11- Göktürkçede mefûlüanh yoktur. Onun yerine mefûlüfih kullanılır. Mesela 'anda kisre' ondan sonra demektir.

12- Tasrif olunmayan rabıt sigaları biraz başka türlüdür. 'Süre', 'aşa', 2yeyü', 'ölü' kelimeleri bugünkü Türkçeye göre 'sürerek', 'aşarak', 'yiyerek', 'ölerek' demektir. Kodıp',
'Koyup' demektir. 'Kelipen', 'olurıpan' ise yine 'gelip' , 'oturup' demek olup bugünkü
Türkçede kullanılmayan bir şeklidir.

13- Göktürkçede bugünkü gibi ismifâil yoktur. Fakat buna karşılık başka bir şekil vardır ki sonraları kullanılmamıştır. 'Veren' ve 'varan' ismifâillerinin Göktürkçedeki karşılığı
'berigme' ve 'barıgma' dır.

14- Bugünkü Türkçede bazı 'y' ler Göktürkçede 'd'dir. Mesela 'adak', 'bod' , 'kodıp' , 'udımadım' kelimeleri 'ayak' , 'boy' (kabile) , 'koyup' . 'uyumadım' demektir.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Doğanay 
01 Mar 23:27 · İnceledi · Beğendi

Türk tarihi üç büyük çağa ayrılır:

1- Uzak doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmiyet'ten önceki) Türk tarihi;
2- Yakın doğu medeniyeti çerçevesinde (İslâmi devirde) Türk tarihi;
3- Batı medeniyeti çerçevesinde Türk tarihi.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız
Mehmet Çakmak 
31 Oca 00:55 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Türk Dili
... eğer Türk dili müslümanlıktan sonra arapçanın ve acemcenin büyük ve zararlı tesirinde kalarak aslından sapmasaydı biz bugün Gök-Türk yazıtlarındaki dili daha kolay anlayacak ve onu şimdi bulduğumuzdan daha çok güzel bularak bu yazılara, Arapların cahiliye şiirlerine verdiği değeri verecektik.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 117)Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız (Sayfa 117)
Doğanay 
03 Mar 18:32 · İnceledi · Beğendi

Manihaizm'e göre hayvan eti yemek, şarap içmek haramdır. İyilikle kötülük daimî bir savaş halindedir. Fakat günün birinde iyilik tarafı galip gelecek, o gün kıyamet kopacaktır. Ruhlar ebedi olduğu için kıyamette fenalar Cehennemde ceza göreceklerdir. Mani şair ve ressam olduğu için dinini yaymakta bu iki şeyden istifade etmiştir.

Türk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal AtsızTürk Edebiyatı Tarihi, Hüseyin Nihal Atsız