Türk Safo’su Mihrî Hatun

·
Okunma
·
Beğeni
·
66
Gösterim
Adı:
Türk Safo’su Mihrî Hatun
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052283462
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kor Kitap Yayınları
Baskılar:
Türk Safo
Türk Safo’su Mihrî Hatun
Mihrî Hatun, 15. ve 16. yüzyıl divan edebiyatımızın iki kadın şairinden birisidir. Kadın dünyasını sorgulayan, kadınların hislerini aktarabilen, döneminin tabularını zorlayan ve düşündüklerini cesurca söylemeyi başaran tek kadın divan şairidir. Sevdasının arkasında durabilmiş ve sevgililerini korkusuzca dizelerinde anabilmiştir. Bu cesurluğu onun Antik Yunan kadın filozofu ve şairi Sappho ile kıyaslanmasına ve Divan edebiyatımızı inceleyen yabancı uzmanların “o dönemde Doğulu bir kadının bu biçimde şiirler yazmasını şaşılacak bir durum” olarak nitelendirmelerine neden olmuştur. Yaşadığı dönemin ozanları onu gıptayla seyretmiş ve “güzel, zeki, esprili ve erkeğe denk” olarak tanımlamışlardır.

Sennur Sezer, şiirleri, yaşamı, dönemindeki şairlerle çatışmaları ve kadının toplumdaki yeri için yazdıklarıyla bir öncü olan Mihrî Hatun’u roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda 15. ve 16. yüzyıllardaki Osmanlı Sarayı’nı, dönemin edebiyat dünyasını ve şairlerinin yaşam koşullarını da belgelerle yansıtan ilk yapıt özelliği taşımakta.
326 syf.
·27 günde
“Cefaların gamıyla cevrisinin risalesini
Okumayan ne bilir Mihrî’nin hikayesini”

Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk kadın divan şairi olan Mihrî Hatun, aynı zamanda bir başka kadın şair olan Zeynep Hatunla aynı dönemde yaşamıştır. Mihrî Hatun’un gerçek adı kimi kaynaklara göre Mihrümah ya da Mihrinnisa’dır. Ancak kendisinin kullandığı ad güneş, sevgi anlamına geliyor.

Bir kadı olan babası Yahyazade Mehmet Çelebi aynı zamanda şiirle de uğraşmaktaymış ve mahlas olarak Belayî adını kullanıyormuş. O zamanlar kadınların evinden bile çıkması normal görülmezken Mihrî babasının desteğiyle okumayı yazmayı öğrenmiş, medresede dersler almış. Şiir yazmaya olan merakı cinsiyeti dolayısıyla bastırılmaya çalışılan Mihrî , örnek olarak çağdaşı olan Zeynep Hatun’u alıyor kendisine. Mihrî arada sırada şiirlerini gönderiyor ona.

Daha sonra, Zeynep Hatun’un yanında sarayda buluyor kendisini.
ll. Beyazıt’ın vali olarak bulunduğu zamanda Amasya önemli bir yer haline geliyor. Şehzadenin iyi yetişmesini sağlamak için etrafta bulunan bilginler zengin bir ortam oluşturuyor. Şehzade Ahmet’in Amasya sarayında kurduğu şiir meclisinde Mihrî Hatun’un da bulunduğı biliniyor. Elinde işleme değil de kitap olduğundan, erkeklerle sohbetten kaçmadığından, şiirlerinin başarısından dolayı göze çarpan birisi Mihrî Hatun. Takdir ediliyor. Kaynaklarda çok güzel olduğu ve aşıklarının bol olduğu geçiyor. “X’in haremi”, “X’in zevcesi” olarak adlandırmıyor kendini, adını kullanıyor. Bu çok cesurca bir hareket. 18. Yüzyıl sonlarına doğru anca kırılıyor bu önyargı Osmanlı’da. Mihrî ise 15. Yüzyılda yaşamış bir kadın.

Daha sonra Zeynep Hatun evlendiriliyor, ayrılıyor saraydan. Mihrî şiirlerinden bir bölüm gönderiyor fikir almak için. Mektuba Kadı İshak Fehmi “Zeynep Hanım ise ere varıp, eri hükmünde olup şiirden ve rical ile münasebetten el çekmiştir” satırlarıyla cevap veriyor. Bundan sonra Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-şuarâ’sında yazan Kadı İshak Fehmi’nin yargısını, Mihrî’nin “evlenmekten ar ettiği için” bekar kaldığı bilgisini vermiş yazar.

Mihrî bir dönem kendisinin hocası olan Müeyyetzade’ye aşık oluyor. Şiirlerinden bu aşkın karşılıklı olduğu anlaşılıyor. Mihrî, şiirlerinde adeta ilan-ı aşk ediyor. O dönemde kadınların erkeklere karşı duygularını dile getirmeleri, erkeklerin güzelliği hakkında şiirler yazmaları tabii ki de hoş karşılanmıyor. Mihrî hakkında bir sürü dedikodu çıkıyor, namusu sorgulanıyor.

Mihrî cesur duruşuyla “Derler ki eksik akıllı olur kadınlar
Uygundur her sözünü boş saymak
Mihri duacınızın zannı budur
Şu sözü der ol kâmil kişiler:
Ehl bir kadın iyidir
Ehl olmayan bin erkekten
Bir kadın ki zihni paktır
İyidir bin anlayışsız erkekten” şiirini yazarak kadınların değersizleştirilmesine başkaldırıyor.


Müeyyetzadeyle işler pek iyi gitmiyor. Mihrî aşkının karşılıklı olup olmadığından pek emin değil çünkü bir erkekten kıskanıyor onu. Müeyyetzade’nin sürekli dibinde olan bu oğlandan ve erkek erkeğe ilişkinin günah olduğundan bahseden şiirler yazıyor Mihrî.

“Cânım, sen güzeller şâhını yakından göreli
Cennet kapısıcısı Rıdvan’a sevgim kalmadı, caydım gılmandan (cennetteki delikanlılardan)

Kuşkusuz kaba saba, cahil, anlayışsız, yontulmamış biridir
Kimi seni ozanlar arasında üstün görmezse Selman’dan (14. yüzyılın ünlü şairi)

Hatemî, sen yalandan âşık görünürsün Mihrî’ye
Yineleyeyim, vallahi Mihrî seni iyi sever oğlandan”

Daha sonra Fatih Sultan Mehmet, şeyzade Beyazıt’ın esrar, kenevir yaprağı ve afyon karışımı sıvı bir uyuşturucu (berş) kullandığını öğrendiğinde bunu, şehzadenin yakınları Müeyyetzade Abdurrahman Çelebi ve Has Mahmut’tan sorumlu tutar ve sorumluların öldürülmesini ister.

Şehzade Beyazıt, durumu padişah fermanı gelmeden öğrenir ve Müeyyetzade’ye para ve at vererek ona ayrılmasını söyler. Müeyyetzade derviş kılığına girerek İran’a kaçar ve orada bir süre öğrenci olarak kalır.

Bu Mihrî’yi oldukça üzmüş olacak ki yaz yaz bitirememiş şiirlerini. Fatih Sultan Mehmet ölüp Beyazıt tahta çıktığında Müeyyetzade Osmanlı’ya geri döner. Aradan yıllar geçmiştir. Müeyyetzade başka bir kadınla evlenir.

“Bizden râkibin sözüyle oldunsa bîzar hey
Zorla güzellik olmaz neyliyelim hey

Eksik olmaz bu cihanda âşıka bir yâr hey
Ben de senden vaz geçtim vaz geçtim, var git!”

Daha sonra Mihrî İstanbul’a gitmek ister. Bunun üzerinde Müeyyetzade’nin etkisi olduğu söylenebilir tabii ki. Bir iki şiire göre de gidip görmüştür İstanbul’u ama net bir bilgi yok bunun üstüne.

Müeyyetzade’den başka platonik aşkları da oluyor Mihrî Hatun’un ama hiçbirisiyle evlenmiyor. Büyük ihtimalle evliliğin onu şair kimliğinden koparacağını düşünüyor. O dönemde de bunun olması kaçınılmaz tabii.

Mihrî Hatun’un nazire derlemeleri ve tezkirelerdeki şiirleri dışında, üç tane kopyası var divanının. Biri ilk ve son sayfasında ll. Beyazıt’ın mührü olan kopya. Yetmiş altı varaklık bu kopyada l. Mahmut’un mührü ve Ahmet Şeyhzade adlı müfettişin takfiye yazısı da var. Bu kopya Ayasofya Nüshası olarak anılıyormuş.

Mihrî Divanı’nın ikinci kopyası bulunduğu kütüphanedeki semtin adıyla, Fatih Nüshası olarak anılıyormuş. Üçüncü kopyası ise İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde bulunduğundan Üniversite Nüshası adını taşıyormuş.

Maalesef ki ülkemizde pek ilgi görmemiş Mihrî Hatun, daha çok yurtdışında ilgi görmüş. Ülkemizde Mihrî Divanıyla ilgi tek bir önemli çalışma bulunuyor: “Mihrî Hanım: Hayatı ve Divanı’nın Edisyon Kritiği”. Tezin sahibi Belma Ferman, 1951’de yazmış tezini. 1967’de ise Moskova’da yapılmış bir başka eleştirel baskısı.

Kitapa gelecek olursam, anlatımını ve dilini pek beğenemedim. Amasya ve Osmanlı hakkında bilgi vermek için kurguyu çoğu yerde bölmüş yazar. Ayrıca kitapta çok fazla devrik, eksiltili cümle ve yazım hatası bulunuyor. Kitabın yeni bir basımı çıkmış, belki orada yazım hataları düzeltilmiş olabilir. Kitaba kaç puan vermek gerekir pek bilemedim, 6 versem haksızlık olabilirdi, 7 versem fazla gelebilirdi. O yüzden puanım 6,5.
Görseler bu nokta-i hüsnün Kirâmen Kâtibin
Diyeler kim Allah Allah böyle inşâ görmedük

(Kirâmen Kâtibin melekleri yüzünü görseler derler ki Allah Allah böyle yaratılmış görmedik. )
Bilirsiniz, Ahmet Paşa, Fatih’in de gözdelerinden bir delikanlı için bir-iki dize söylemiş. Ya da söylediği dizeler, padişahın beğendiği bir delikanlıya diye dedikodu olmuş. Fatih, musahibi de olan bu ozan vezirini, ömür boyu kalmak üzere Yedikule zindanlarına göndermiş. Ozan Ahmet Paşa’nın zindandan kurtuluşu, padişaha yazdığı kerem (soyluluk, bağış) reddiyeli kasideyle olmuş:

Kul hata etse de ne olur şâhın bağışlaması nerede
Tutalım ki iki elim kanda olsun bağış ve soyluluk nerede

Bu nasıl soyluluk ki günah onu yenebiliyor
Bağışlamanın yenemeyeceği suç olur mu

Su, kendi yetiştirdiği meyveleri batırmaz
O soyluluk denizi beni niçin üzüntüye batırıyor

(...) Güzel delikanlılar için o kadar çok dize yazmış ki, herkes bir başka dizesiyle Fatih’i kozdırdığını söylüyor. En yaygını, Fatih’in ayağına zincir vurdurduğu bir güzel için söylendiği sanılan dizeler:

Cihan yansın ki o gülüşü hem muma hem şekere benzer güzel
Ağlayarak yatar ayağında zincirler
Kadınlara aklı eksik dediklerinden
Her sözlerini özürlü saymak uygundur

Ama Mihri duacınız bundan kuşkuludur
Bu sözü der bilgisi tamlar, akıllılar:

Becerikli, yetenekli bir kadın daha iyidir
Bin beceriksiz, yeteneksiz erkekten

Bir kadın yeğlenir açık fikirliyse
Anlayışı kıt bin erkeğe...
Ben ayağunu öpmeye canlar kılam isâr
Raygân viresün buse sen ağyâr a nedendür

(Ey sevgili! Ben ayağını öpmek için canımı feda ederken sen başkalarına bedava buse verirsin.)
Müddei olsa cihân halkı bize ne gâm
Ger bizümle ola bir zerre vefasu yârun

(Bütün cihan bizden davacı olsada üzülmeyiz
Yarin bir zerrecik vefasını görsek)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türk Safo’su Mihrî Hatun
Baskı tarihi:
Kasım 2018
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052283462
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kor Kitap Yayınları
Baskılar:
Türk Safo
Türk Safo’su Mihrî Hatun
Mihrî Hatun, 15. ve 16. yüzyıl divan edebiyatımızın iki kadın şairinden birisidir. Kadın dünyasını sorgulayan, kadınların hislerini aktarabilen, döneminin tabularını zorlayan ve düşündüklerini cesurca söylemeyi başaran tek kadın divan şairidir. Sevdasının arkasında durabilmiş ve sevgililerini korkusuzca dizelerinde anabilmiştir. Bu cesurluğu onun Antik Yunan kadın filozofu ve şairi Sappho ile kıyaslanmasına ve Divan edebiyatımızı inceleyen yabancı uzmanların “o dönemde Doğulu bir kadının bu biçimde şiirler yazmasını şaşılacak bir durum” olarak nitelendirmelerine neden olmuştur. Yaşadığı dönemin ozanları onu gıptayla seyretmiş ve “güzel, zeki, esprili ve erkeğe denk” olarak tanımlamışlardır.

Sennur Sezer, şiirleri, yaşamı, dönemindeki şairlerle çatışmaları ve kadının toplumdaki yeri için yazdıklarıyla bir öncü olan Mihrî Hatun’u roman tadında anlatıyor. Aynı zamanda 15. ve 16. yüzyıllardaki Osmanlı Sarayı’nı, dönemin edebiyat dünyasını ve şairlerinin yaşam koşullarını da belgelerle yansıtan ilk yapıt özelliği taşımakta.

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri