Türkiye Üzerine Yazılar

·
Okunma
·
Beğeni
·
449
Gösterim
Adı:
Türkiye Üzerine Yazılar
Baskı tarihi:
Ağustos 2000
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753442589
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Çakıroğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Belge Yayınları
Tarih kitaplarında şu ünlü "Şark Meselesi"nin 21 Temmuz 1774'de Osmanlı ve Rus İmparatorlukları arasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla başladığı yazılır. Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık bir asırdır Rusya karşısında yenilgiler alır ve diplomasi tahterevallisinde Rusya'nın yükselişi karşısında inişe geçerken, Batının o zamanki Büyük Güçleri de bu tahterevallinin kâh bir yanına kâh diğer yanına ağırlıklarını koyuyorlardı. İşte 18. yüzyılın son çeyreğinde "Hasta Adam" lakabı takılan Osmanlı İmparatorluğu topraklarının Çar'ın mı yoksa diğer Batılı Güçlerin mi eline geçeceği, paylaşmanın adilce mi yoksa 'kurtlar sofrası' tarzı mı olacağı 18. yüzyıl ve 19. yüzyıl boyunca Avrupa diplomasisinin önemli konularından biri haline geldi.
(Tanıtım Bülteninden)
288 syf.
·9 günde·5/10
Yazarın yaşadığı dönem sebebiyle 1800lerin sonundan 1900lerin başına kadar olan bir süreçteki Osmanlı'dan bahseden metinlerden oluşan bir kitap. Bana öğretilen, bildiğim, okuduğum, inandığım pek çok şeyin tersini buldum. Değişik zihinsel ve duygusal dalgalanmalara sebep olsa da bambaşka bir bakış açısından bir şeyler okumanın zevkini tattım sonradan. İlerledikçe de savunulan argümanların temeli biraz daha doldu zihnimde en azından.
Tüm kitap Türkiye üzerine değildi. Dönemin Avrupasından da çokça bahsedilmişti. Avrupa'nın politik ve ekonomik gelişimiyle ilgili pek ön bilgim olmadığından o kısımları okurken heyecan duyduğum söylenemez ama bunun sebebi kesinlikle dil değildi. Dil olarak oldukça anlaşılabilir bir kitap.
Kendi yaşadığımız ülkenin tarihine hiç de alışık olmadığımız bir bakış açısıyla dışarıdan bakmış olan bir insanın görüşlerini okumak istiyorsanız buyrun. Yararlı olacaktır.
288 syf.
Bir tane Rosa'nın, bir tane de W.Liebknecht'in direkt Türkiye üzerine makalesi haricinde -hadi Mısır üzerine olanı da Osmanlı bakiyesi sınıfından dahil edelim, toplam üç- diğer yazıların pek de Türkiye ile alakası yoktu. Sosyalizm ve kiliseler, Polonya sorunu gibi makaleler hangi mantıkla bu kitaba konmuş anlamadım. Bazısında Türkiye lafı geçiyordu ama bazısında o bile geçmiyordu, ilginç durumlar. Keza sonda okuduğum eklerden biri de baştaki makalenin -bazı kelimeleri değiştirilmiş olsa da- aynısıydı. Bu Rosaistleri anlamak çok zor gerçekten.

Esas makalede Rosa şunu söylüyor mealen: Bugün sırf Rus mutlakiyetçiliğine karşı Türkiye'yi savunmak ilerici bir tavır değildir, bağımsızlık mücadelesi veren uluslar desteklenmeli. Öncesinde bağımsızlığını kazanmış Yunanistan, Romanya gibi ulusların kapitalist gelişimini de bu tezine örnek gösteriyor. Bu tezi, Sosyal demokratların ana tezine muhalefet olarak söylüyor tabi. SD esas itibarıyla Rus monarşisine karşı Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü savunuyor. Hatta Rosa'nın bu muhalif yazısı zamanında Wörwarts'da sansürleniyor. Liebknecht de Marx'tan alıntılayarak diyor ki: Türklere karşı isyan eden her koyun hırsızını savunmak doğru bir tutum değil ki bu itiraz da çok doğru tabi. Rosa'nın bu Marx alıntısına cevabı ise, bu lafın Kırım Savaşı döneminde söylendiği, fakat koşulların değiştiği ve dolayısıyla geçerliliğini yitirdiği şeklinde. Bakınca Liebknecht'in basbaya ayetçi tavrına karşın Rosa'nın tavrının daha marksistçe olduğu açık. Aynı Liebknecht'in Marx ve Engels'in Gotha programına eleştirilerini 'Siz ihtiyarlar Londra'dasınız, buradaki güncel siyasetten haberiniz yok, durun hele' diye kulak arkası ettiği de malum. Kaldı ki Liebknecht ve partinin bu tutumunda ulusal hassasiyetler taşıdığı da çok bariz. Çünkü o dönem Almanya'nın Osmanlı'nın hamisi ve dolayısıyla da Çarlığın düşmanı olduğu bir gerçek. Partinin bu tutumunun, sonrasında 1. Paylaşım Savaşındaki teslimiyete dönüşmesi de bence eşyanın tabiatına son derece uygun. Rosa bunu o zamandan görmüş ama buna rağmen yaklaşık yirmi yıl -söz konusu makale 1896 tarihli- boyunca o partide kalması da kendisinin tartışılmaz bir çelişkisi.
288 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bir kadın, sosyalist, ömrünü işçi sınıfının ömrüyle koşulsuz birleştiren Roza Lüksemburg çağından ötesine sesleniyor. Bu kitapta yeri geldiğinde eleştirilerini keskin bir şekilde kendi partisine yönelten yeri geldiğinde dünyada meydana gelen çalkantılarda sosyalist olarak nerede durulması gerektiğini gözü kara bir şekilde ortaya koyuyor. Roza, kısasık ömrüne rağmen burjuvazi ve despotlar için tehlikeli olmayı sürdürüyor. Kitaptaki makaleleri okuduğumda o zaman var olan dünya konjonktüründen çağımızın bir şey kaybetmediğini 100 yıl önce başta sorumlu devletlerin çözemediği,`çözülemeyen sorunlarının halen nasıl ortadoğuyu prangaya mahkum ettiğini anlıyoruz.
Bizim basında yer yer Osmanlılardan yana çıkıldıysa, bu herhalde doğuştan gelme bir acımasızlıktan ya da çok karılı evlilik yanlılarına duyulan özel bir sevgiden kaynaklanmadı. Temelde açıkça, imparatorluğun cesedini çiğneyerek dünya egemenliğinin yolunu arayan ve Hıristiyan ulusları İstanbul'a doğru ilerleyişinin aleti olarak kullanmak isteyen Rus mutlakiyetçiliğinin heveslerine karşı muhalefet yatıyordu.
Türkiye'deki başkaldırılar ve ulusal savaşımların Rus hükümetinin ajanları tarafından suni olarak yaratıldığı iddiaları, burjuvazinin bütün modern işçi hareketinin bir avuç Sosyal Demokrat ajitatörün ürünü olduğu türünden iddialarından daha ciddi görünmüyor. Muhakkak ki Türkiye'nin çözülmesi salt kendi ivmesiyle gelişmiyor. Muhakkak ki Rus Kazakların becerikli elleri Yunanistan, Sırbistan ve Bulgaristan'ın doğumlarında ebe rolü oynadı ve Rus rublesi Karadeniz tarihi dramasında her zaman sahne yönetmenidir. Ama burada diplomasi yüzyıllar boyunca birikmiş olan adaletsizlik ve sömürünün devasa yangınına körükle gitmekten fazlasını yapmıyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türkiye Üzerine Yazılar
Baskı tarihi:
Ağustos 2000
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753442589
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Çakıroğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Belge Yayınları
Tarih kitaplarında şu ünlü "Şark Meselesi"nin 21 Temmuz 1774'de Osmanlı ve Rus İmparatorlukları arasında imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla başladığı yazılır. Osmanlı İmparatorluğu yaklaşık bir asırdır Rusya karşısında yenilgiler alır ve diplomasi tahterevallisinde Rusya'nın yükselişi karşısında inişe geçerken, Batının o zamanki Büyük Güçleri de bu tahterevallinin kâh bir yanına kâh diğer yanına ağırlıklarını koyuyorlardı. İşte 18. yüzyılın son çeyreğinde "Hasta Adam" lakabı takılan Osmanlı İmparatorluğu topraklarının Çar'ın mı yoksa diğer Batılı Güçlerin mi eline geçeceği, paylaşmanın adilce mi yoksa 'kurtlar sofrası' tarzı mı olacağı 18. yüzyıl ve 19. yüzyıl boyunca Avrupa diplomasisinin önemli konularından biri haline geldi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Mehmet Toprak
  • Prometheus*
  • Kerem Behruz
  • Genel Sekreter
  • rozax
  • Rosax
  • Yeşil Bitki
  • Serhan ERGİN
  • Beyza

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (1)
9
%33.3 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%33.3 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0