Türkiye'nin Maarif Davası

·
Okunma
·
Beğeni
·
31,2bin
Gösterim
Adı:
Türkiye'nin Maarif Davası
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Türkiye
Türkiye
Türkiye'nin Maarif Davası sözde modern eğitim sistemine kaynağını Kur'an'dan alan Anadolu insanının ruh yapısından beslenen Türk mektebi tezli bir eleştiridir. Millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfler ile, metodları ve müfredat ile, terbiye prensipleri ve psikolojik temeller ile, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka milletlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese millî mektepti. Lâkin milletin ruhu ve içtimaî inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatiyle bağlarını çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı, çöktü.
Öbür taraftan, Batı'da tekâmül eden insan düşüncesinin seyrini biz kendi âlemimizde devam ettiremediğimizden, açılan yeni mektep, hakikat aşkının mâbedi olmadı. Parça parça bilme hevesi, evrensel ve ilâhî hakikat aşkının yerini tutamazdı. Hakk'a götüren yol diye kendini hakikata adamak, gerçek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatın ihtirası cemaat içerisinde bir umumî cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, millî mektep gerçekten var olmayacaktır.
208 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Kitabımız 1940-60 Türkiye' sindeki eğitim sisteminin sorunlarını ve buna karşı nasıl mücadele edileceği; belli bir metodoliji ve programla, düzenleme yapılarak, ancak ve ancak muassır medeniyetler seviyesine ulaşılacağını anlatıyor. Kitabımız eğitim politikasına karşı bir manifestodur. Tenkit ile gelişim olacağını öne sürüyor. Ve bunu toplumsal bir mesele olarak görüyor.

Her şeyden önce eğitimin millî olması gerektiğini, millî kelimesinin altına sığınan Batı taklitçiliğini, maddeciliği merkeze alan eğitimi, toplumsal ahlâkın çökertilmesi ile millî bir şuurdan ziyade daha çok özenti ve içi boşaltılmış bir zihin gelişeceği düşünülüyor.

Kitabımız 1940-60 Türkiye' sindeki eğitim sisteminin sorunlarını ve buna karşı nasıl mücadele edileceği; belli bir metodoliji ve programla düzenleme yapılarak ancak ve ancak muassır medeniyetler seviyesine ulaşılacağını anlatıyor. Kitabımız eğitim politikasına karşı bir manifestodur. Tenkit ile gelişim olacağını öne sürüyor. Ve bunu toplumsal bir mesele olarak görüyor.

Her şeyden önce eğitimin millî olması gerektiğini, millî kelimesinin altına sığınan Batı taklitçiliğini, maddeciliği merkeze alan eğitimi, toplumsal ahlâkın çökertilmesi ile millî bir şuurdan ziyade daha çok özenti ve içi boşaltılmış bir zihin gelişeceği düşünülüyor.

Hakikate ulaşmanın temel yolunun dinî bir ahlak eğitiminden geçtiğini resmederken diğer yandan dinî alimleri, Kur'an' ı kendilerine referans almadıkları hususunda tenkit ediyor. <<Ancak, cemiyeti her tarafından kavrayacak, ilimde, sanatta, iktisatta üstad, ahlâkta önder din adamları zümresi yetişerek cemaatin kalbine ha­kikat aşkının mukaddes tohumlarını serptikten sonra millî mekte­bin kapıları açılacaktır. Hareket kuvvetini Kur’ûn’dan alacak olan böyle bir zümrenin yetiştirilmesiyle onun, cemaatin ruhuna serpe­ceği tohumların filizlenip hayat bulması ve cemaatin içinde hakikat aşkına kendini veren kafilelerin harekete geçebilmesi için, herşeyden evvel böyle bir sistemin esaslarını hazırlayacak felsefî görüşün doğması lâzımdır.>>

İslam felsefesi konusunda eksiklerin olduğunu, felsefî öğretilerin ezberden verildiğini, aslolanın felsefe yapmayı öğretmek olduğunu, pedagojik bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu savunuluyor. <<Her büyük millet, kendi hayatının evrim sırrını ve ebedîliğe yönelen hayat yolculuğunun büyük kudretini felsefî sistemden çıkarır. Bugüne kadar İslâm’ın ve Kur’ân’m felsefesi ya­pılmamış olduğu düşünülürse ne kadar gerilerde olduğumuz kolay­ca anlaşılacaktır. Felsefî kültür, mektebin temel taşıdır>>

1960 anayasasının eleştirisi de yapılmış, özgürlüğün yanlış kullanıldığı düşünülmüş.

Diğer yandan nesli uçuruma götüren nedenleri 6 başlık altında sıralamış.

1. İlk işaretle harekete geçerken yaptıkları ahlâk yeminini az zamanda unutup siyaset ve tedbir yolunu tuttular.

2. Yaratıcılığın yerini taklitçiliğin tutmuş olması, bu hatalı yol, son üç asırlık devrimlerimizin verimsizliği ile nihayetlenmiştir.

3. Daha evvelki nesillerin yersiz ve kolay harcayıp tükettiği iman ve ümidi bırakarak kendi zaaflarını kabul ettiler.

4. Kendi iradesini kendi elile çürüten nesillerde kurtarıcı bir şef ihtiyacı kendini göstermiştir.

5. Çeşitli tarihi sebeplerle iradesi yıpratılan ve kendine güven gücünü kaybeden son nesiller, bir mesuliyetle karşılaştıkları anda determinizme sığınmaktan çekinmiyorlar ve böylelikle kendilerini kurtardıklarını zannediyorlar.

6. Vazifeye karşı koyulan hürriyet tepkisi, asrımızın hoyratlı­ğıdır. Hür oluşları bahanesile yer yer mecburiyetleri inkâr eden genç zümreler, kutsal ödevleri birer birer çiğnediler. Bütün ödevlerin başında gelen itaat ödevi, eski bir put gibi tekme ile devrildi.

Dildeki değişimin (harf inkılabı) manevî kültürü değersiz kıldığını, teknikleşme çatısı altında ABD' nin pragmatisliğinin saf çıkarcı bir neslin yetiştirileceği savunulmuş.

Batılı dilin yabancı kelimeleri dilimize yerleştiğini ve bunun için acil önlemler alınması gerektiği tezi öne sürülmüş.

ABD li eğitim bilimci Jhon Dewey' in uygulama ile ya da deneyimleyerek öğrenmesini gerçek öğrenme olduğunu düşünüyor Topçu.

<<Nasıl öğrenilir? Öğrenme, herşeyden evvel bir çıraklıktır. Mektep çırak­lık yeridir, diyebiliriz ki bir tezgâhtır. O tezgâhta usta yapar, çırak­lar tekrarlar. Usta verir, çırak alır. Alınmamış, benimsenmemiş, benliğe mal edilmemiş bir ders, iyi bir ders sayılmaz. Mektepte alı­nan ders, ya bir tasavvurdur, hayale mal edilir; ya bir hünerdir, elle mal edilir; ya bir iradedir, iktidarımıza ilâve edilir; ya da bir aşktır, kalbe doldurulur. Bunlardan biri halinde benliğimize, girmeyip sa­de hâfızada, şuurun dışına asılı bir küfe yük halinde duran bilgiler verici öğretim, faydasız ve mânasızdır. İyi üstad, dışımızda yaşananı içimiz­de hayat yapabilen muallimdir. En iyi muallim, en büyük üstad, şüphesiz ki hayattır.>>

Diğer yandan özel okulların ticari kaygıları olduğu için esnaf mantığıyla hareket edildiği tenkit edilmiş. Yabancı okulların ise birer misyoner yuvaları oldukları düşünülmüş.

Öğretmenlik mesleğini toplumdaki en büyük müessese olarak görür Topçu.

<<Âdemoğlunu, beşikten alarak mezara kadar götürüp teslim eden, dünyanın en büyük mesuliyetine sahip insan muallimdir. >>

<<Devletleri ve medeniyetleri yapan da, yı­kan da muallimlerdir. Muallime değer verildiği, muallimin hörmet gördüğü ülkede insanlar mesut ve faziletlidir. Muallimin alçaltıldığı, mesleğinin hor görüldüğü milletler düşmüştür, alçalmıştır ve şüphe yok ki bedbahttır. “Babam beni gökten yere indirdi. Hocam beni yerden göğe yükseltti” diyen İskender muallimi anlamıştır. Muallim, sade zekâların değil, beşaretlerimizin, ibadetlerimizin müjdecisidir. >>

<<Hakikatte muallimin sahip olması lâzım gelen vazife ve me­suliyet, bu derecede basit ve ruh yapısı bakımından böyle değersiz ve iptidaî bir fonksiyondan ibaret değildir. Muallimin mesuliyetle­ri çoktur ve cemiyet hayatının her sahasına uzanmaktadır. Bir memlekette ticaret ve alışveriş tarzı bozuksa bundan muallim me­suldür. Siyaset, millî tarihin çizdiği yoldan ayrılmış, milletinin ta­rihî karakterini kaybetmişse, bundan mesul olan yine muallimdir. Gençlik âvâre ve dâvasız, aileler otoritesizse bundan da muallim mesul olacaktır. Memurlar rüşvetçi, mesul makamlar iltimasçı ise­ler muallimin utanması icap eder. Din hayatı bir riya veya taklit merasimi haline gelerek vicdanlar sahipsiz ve sultansız kalmışsa bunun da mesulü muallimlerdir. Yüreklerin merhametsizliğinden, hislerin bayağılığından ve iradelerin gevşekliğinden bir mesul ara­nırsa; o da muallimdir. Yalnız kaldığımız yerde yalnızlığımızın mesulü o, imanların zayıfladığı devirlerde bu gevşemenin mesulü yine onlardır.>>

Eğitimin toplumun ihtiyaçları değişeceği için sürekli kendisini güncellemesi gerektiğini, öğretmenlerin de seminerler alarak bu gelişmelere dönük eğitim almaları gerektiğini savunur.

Mektepte öğretmenlerin nöbet tutmalarını istemez Topçu. Bir takım idarî vazifelerle öğretmenlerin yıpratıldığını düşünür.

Yine geleceğe dair bir öngörüde de bulunmuş Topçu.

<<Lise öğretiminin, böyle bir ihtisasa doğru gitmesi zamanı gel­miştir. Bunu kabul etmezsek, yetiştireceğimiz nesiller, iki gruba ay­rılacak: Üniversite mezunları, lise mezunları. Koca bir memleketin, bir ziraat memleketinin bütçesinin hemen yarısını kendilerine tah­sis edeceğimiz bu iki zümreden birinciler kuvvetli ve değerli tavsi­yelere yapışarak kalemlerin baş tarafındaki maroken koltuklara ku­rulacaklar, emredecek, şiddet kullanacaklar ve her kâğıdı imzalaya­caklar. İkinciler ise, çok sıkıntı ile açık buldukları bir kapıdan içeri uzanarak, kuru sandalyalarda ömür çürüteceklerdir. >>

Kız ve erkek öğrencilerin ayrı ayrı okullarda eğitim alması gerektiğini düşünür. Kendisine katılmadığım nadir hususlardan. Türkiye ' yi İstanbul' dan ibaret olmadığını düşünecek olursak, Anadolu ' da o dönemlerde doğru olarak kabul edilebilir. Zira düşünceleri o dönem içerisinde değerlendirmek doğru olacaktır.


Ve son olarak tüm eleştirilerine rağmen gelecekten umutludur Topçu. Asla gardını düşürmez, aksine tüm sıkıntıları çözecek olanın öğretmenler olduğuna inanır.

<<nasılsın Bu nesle “okumayı sevmiyor” diyemeyiz. Herkes, yedisinden yetmişine kadar gazete tiryakisidir. Gazete okuma ihtiyacı, dağ başlarındaki köylere kadar yurdun her tarafını sarmıştır. “Bu nesiller, dinlemesini bilmiyor” diyemiyoruz. Vaazeden hocaların etrafında halkalanarak, bir takım hikâyeleri, hayali okşayan vaatleri veya ürpertici tehditleri, âhiretten emir alır gibi dikkatle dinleyişleri, hayret çekici bir manzaradır.>>

Bir yazar ne büsbütün haklı olabilir ne de büsbütün haksız. Zira eleştiri dediğimiz şey hem olumlu hem olumsuz yapılan bir şeydir. Düşünceyi savunan kim olursa olsun, onun nerden geldiğine, hangi ideolojiye sahip olduğuna ya da nereli olduğuna bakmamak gerekir. Benden bu kadar.

~~Kitapla Kalın~~
208 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Bize "siz ne iş yapar, ne vazife görürsünüz?" diye soranlara; "Bizim vazifemiz karakter yapmaktır, şahsiyet yaratmaktır.." diye cevap vermede saadet buluruz..
Evvela incelememe Nurettin Topçu'nun sözüyle başlamak istedim. Bir tahlil yapılacaksa şayet yazarın gözünde kitabın nasıl bir anlam içerdiği bilinmelidir. Bu oldukça önemli ve değerli bir meseledir.. Bunun ehemmiyetini kavradıktan sonra kitabın ben gibi "(İnşallah:) geleceğin muallim adayları" için ne ifade ettiğine değenecek olursak; her öğretmen ve adayının okuması gerektiğini düşünüyorum. Kısacası; eğitimin önemi olağan bir düzeyde incelenmiş ve bize gayet güzel bir üslupla aktarılmış. 50 sene öncesinin zihniyetini anlattığı kitabındaki eğitim zayiatına baktığımızda aynı sorunların günümüzde de malesef olduğunu görmekteyiz. Sorun aynı sorunsa cevabında aynı cevap olması gayet muhtemeldir..!

Eğitim bir milletin, devletin en önemli ve vazgeçilmez yegane sermayesidir. Bu sayede milletler yükselir muasır medeniyetler seviyesine gelir. Bakınız bu bahsi geçen medeniyet anlayışı günümüz ahlaki yoksunluğu zirve yaşamış sözde çağdaş zihniyet yapısı değil; ahlaki bir yaşam doğrultusunda çağın tüm şartlarını asgari düzeyde dahi olsa yerine getirebilen ve bu amaç uğrunda gayret sarf etmektir.. "Kuşları satın alıp hürriyetlerini bağışlamaktan tutunuz da büyükler yanında bacak bacak üstü oturmamaya varıncaya kadar ananelerimizin hepsinde tarihimizin bir kısım ruhu saklıdır." diyen Nurettin Topçu'nun bahsettiği ruh benim anlatmak istediğim ahlak anlayışını özetler niteliktedir. Geçmişimizi silmeye çalışsalarda bazı şeyler zihinden silinir lakin gönülden silinmez. Elbet unutturmaya çalıştıkları gün yüzüne çıkacaktır..!

Ve son olarak yazarın bendeki etkisine değinecek olursam; Nurettin Topçu'yu "Var Olmak" kitabıyla tanımıştım(ki bence en güzel eserlerinin başını çeker) Bu kitabınında o düzeyde olacağını umuyordum. Açıkçası beklediğimden daha iyisiyle karşılaştım.. Bu kitap sayesinde eğitim sistemine yönelik yeni fikirler edinip bambaşka hayallerin seyrine daldım desem yeridir. Geleceğin muallimi olma yolunda olan bu kardeşiz size "geçmiş ile geleceğin" en önemli eserini şiddetle tavsiye etmektedir..
208 syf.
"Milletin kurumu olan bir içtimaî varlığa ferdî arzular saldırınca, o nasıl can çekişmesin!"

Eğitim devletlerin en büyük sermayesidir. Öyle ki eğitim seviyesinin özgünlüğü ve kalitesi milletin ve devletin yükselişi için vazgeçilmez bir gerçektir. Bu gerçeğe ulaşırken önümüze büyük reformlar olarak getirilen, Batı medeniyetlerini taklitten ileriye geçemeyen nedenler dolayısı ile yerimizde saymaktan yahut küçük sıçramalar yapmaktan kurtulamamaktayız.
Nurettin Topçu "Her defasında yıkılışımızın sebebi, benliğimizden kaçarak, Batı'nın taklitçiliğine sığınma sevdamızdandır." diyerek bu noktada yapılan tüm hataları göstermektedir.
Batıyı taklit etmeyi muasır medeniyet seviyesi sanmak bizim en büyük yanıldığımızdır. Biz muasır medeniyet seviyesine ancak ve ancak millî, has, özümüzden bir eğitim prensibi ile geliriz. Bir çok kez dünya görmüştür ki bizim cevherimiz hakikidir. Fakat sistemlerimiz üzerindeki oynamalar bizi köreltmekte, cevherimizi keşfetmeyi zorlaştırmaktadır. Bu sebeple Batı'nın hiç bilmediğimiz, içi boşaltılmış zihniyetini değil, kendi kültür ve geleneklerimizle örtüşen, kendi içimizden, kendi kanımızdan, kendi benliğimizden beslenen bir Millî Eğitim şarttır. Atılacak tüm adımların, yapılacak tüm yeniliklerin bu temel üzerinden yürümesi gerektiği tüm gerekçeleri ve tedbirleri ile kitap içerisinde anlatılmaktadır.
Kitabın ilk bölümünde geçen;
"Gençlik, geleceğin tohumudur. Bu tohumun özüne bakarak yarınımızı keşfetmek müşkil olmayacaktır."
Cümlesi görevimizin asilliğini göstermektedir. Bizler bugün eseri değil, yarının klavuzlarıyız. Ve her klavuz bir birikimin, üstadın elinden çıkmaktadır. Görevimiz büyük ve yüksek emekler istemekte başlıca hedefimiz cevherimize has, kültürümüzün özünden çıkan, millî prensipler ile var olmaktır.

"Bize bir insan mektebi lâzım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hâyâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah'ın huzurunda yaşamayı öğretsin."

Fikri düzenime katkı sağlayan, bilgi temelimdeki taşları sağlamlaştırmama yardımcı olan
OĞUZHAN SAYGILI hocama ve Kitap Şuuru ailesine teşekkür ederim.
"Kitap şuuru insanlık şuurudur."
208 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
Her öğretmenin ve her öğrencinin hatta her gencin okuması ve kendine yön vermesi gereken bir kitap. Kitapta; okulun ne olduğu, eğitimin ve öğretimin ne olduğu mükemmel bir şekilde anlatılıyor. Daha sonra eğitimin ve öğretemin aksayan yönlerini belirleyip çözümler üretiyor Nurettin ağabeyim. Kitap öyle içten, öyle samimi yazılmışki insan okurken kendini samimi bir sohbetin içinde hissediyor. Okuduğum çoğu yerde evet Nurettin ağabeyim, çok haklısın bir eğitimci olarak düşününce; evet dediğin sorunların hepsi okullarda ve eğitim öğretimde artarak devam ediyor ne yazık ki!. Okullarda hala sadece teknik öğretiliyor, sadece öğretim veriliyor. Hala eğitim yok, hatta senin anlattığın dönemden daha da az veriliyor. Kültür dersleri umursanmıyor, ruhlar doyurulmuyor okullarda, öğretemen en ufak durumlarda şikayetçi oluyor. Öğrencinin ruhuna kalbine hitap etmiyor ya da edemiyor. Tabi ruh doyurulmayınca, hep çıkar ve menfaat üzerine dönüyor tüm ilişkiler. Öğrencilerde gençlerde ahlak git gide azalıyor ve toplum ahlaki olarak öyle bir boşluğa düşüyor ki, toplumda saygı, sevgi ve hürmet kalmıyor. Her şey maddeye yöneliyor ve madde insanları mutlu etmiyor, edemiyor. Çünkü insan sadece maddeden oluşmuyor, insanın ruhu da var, eğitilmesi, öğretilmesi ve doyurulması gereken bir ruhu, ne yazik ki ruhlar aç, sussuz ve kimsesiz kalınca toplumda huzur ve sukunet bir türlü sağlanamıyor. İnşallah senin kitabını okuyup senin önerilerini dakkate alıp birazcıkta olsa düzelmeye çalışırız. Rahmet ve minnetle Nuri ağabeyim, Allah senden razı olsun bu güzel öğütlerin. Allah mekanını cennet eylesin. Herkese keyifli okumalar.
208 syf.
·29 günde·Puan vermedi
İnsanlık toplumsal içgüdülerle hayatta kalan bir canlıdır. Ve bu etkileşimden ortaya çıkan ahlaki norm ve yaşayış biçimini ele alan bu eser kişiye her daim yol gösterebilecek olup mekteplerde de ders olarak okutulmalıdır.
İslami kültürü anlayış, kavrayış ve bi o kadar da güzel tasvir etmesiyle; hakikatlerden bağını koparmış günümüz milli(!) maarif sisteminde gençlerin özellikle gençlerin ruhlarının nesnelleştirilmesine dikkat çekiyor. Fiziki özgürlüğün değil ruh özgürlüğünün toplumun ilelebet gelişimini sağlamasına önem vermekle beraber nesnelerin putlaştırılmasından ziyade ruhların ahlak, felsefe ve sanat üzere yoğrulmasını; anlık menfaatlerden ve sistemin gelir kaynağı olan iptidai vecibelerden arınmasını savunmakta.
(Sadece okurken hissettiklerimi özgün bir şekilde yazmak istedim. Keyifli okumalar)
208 syf.
·13 günde
Türkiye’nin maarif davası nasıl sürdürülmeli onu anlatmış olan yazarımız. Kitap farklı bölümlerden ele almış olmakta birlikte ve konferanslarından oluşan derlemeler mevcut birbirini tekrar eden bölümler ve düşünceler var okurken zorlanacağınız mevcut bölümler olacak herkes eğitimin sistemini düzeltmekten bahsediyor şu günlerde (günümüz) İşte bir rehber, işte maarif davası bu anlamı çok özel kılıyor her biri tek başına uzun uzun düşünülmesi gereken konuları dile getirilmiş eğitim sistemimizin her boyutuyla derinlemesine ele alan üstat yazarımız tespitleri yerinde ve tavsiyeleri bugün de geçerliliğini korumakta sanki geleceği görmüş adeta

Batı medeniyetine ve maddeciliğe yönelik eleştir ne kadar yerinde olsa da yazıyı kısa tutmak adına eğitim ile ilgili beğendiğimi söylemek isterim ve o güzel söyleriyle alıntılarla ekleyeceğim. Türkiye’nin Maarif Davası bence mutlaka okunmalı ve okutmalı ;

"Bugüne kadar İslâm’ın ve Kur’an’ım felsefesi yapılmamış olduğu düşünülürse ne kadar gerilerde olduğumuz kolayca anlaşılacaktır. Felsefî kültür, mektebin temel taşıdır. Eflatun akademisinin kapısında “geometri bilmeyen buradan giremez” levhası vardı. XX. asır mektebinin kapısına “felsefesi olmayan milletin mektebi olamaz” cümlesini yazmak gerektir."

Bilgi işe yararlılığına göre değerlidir. Bilmek, neyi bilip neyi bilmemek gerektiğini bilmektir.

"Edineceği bilgileri seçmeyip her görüp işittiğini öğrenen insanın bütün bilgileri faydasız ve değersizdir. İnsan, her an karşılaştığı hâdiselerle tasavvurları, onlar henüz zihnine yerleşmek isterken tasfiye etmesini bilmelidir. Bu tasfiye işi, düşüncenin hareketidir. Neyi bilip, neyi bilmemesi lâzım olduğunu düşünmek, düşüncenin ilk işidir. Ancak bu sansürden geçtikten sonradır ki, düşünce değer kazanır; faal ve gayeli hale gelir. Bize yük olmaktan çıkar; bizde bir makine olur. Halk, gelişi güzel herşeyi bilebilir. Âlim ve mütefekkir ise ancak kendine lâzım olan, kendini işleyen şeyleri bilir, pek çok şeyleri bilmekle öğünen hafıza hamalları, hayatta hiçbir baltaya sap olmayanlar, hiçbir işe yaramayanlardır."

Testler çocukların potansiyelini ölçmekte yetersizdir.

"Hangi yetinin olursa olsun, test metodu ile tanınışı, insandaki çok bilgiyi araştırdığı için, şuurun değer derecelerini tanıtmakta yetersiz ve hatalıdır. Rousseau’nun hâfızasının fevkalâde zayıflığı ile köpek tarafından ısırılmamak için, köpeğin üstünden atlamayı düşünen acayip ve pek düşük buluş kabiliyeti, dehâsının varlığına engel olmamıştır. Testler, ancak harekî tepkileri ölçmekte yeterli ve mahir sayılabilirler. Dehâ bir ferasettir, ferasetle ölçülür. Çocuğa her şeyi öğreten mektep, onu ne kadar düşüncesiz yapabiliyor! Daha ilkokulda bütün eşyanın bilgisini sunan, orta öğretimde cihan tarihini, cihanın coğrafyasıyla birlikte genç dimağlara aktarmak isteyen bugünkü mektep pek bedbahttır. Ruhlara istikamet verebilmekten uzaktır."

Yaşadığımız sorunları derinlemesine inceleyen Nurettin Topçu, kitabın bazı bölümlerinde ise maarif davamızın mektep ve muallim çerçevesinde nasıl şekillenmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Örneğin, ilköğretim çağındaki bir çocuğa merhamet, telkin yoluyla aşılanarak ruhi varlığındaki hayvani ve hoyrat unsurlar ayıklandıktan sonra, ona hizmet ve fedakârlık denemeleri yaptırılmalıdır. Çocuğa, her yaşa uygun ölçüde, arkadaşlarına ve başkalarına yardım vazifesi yüklenmelidir. Bu ödevde, onda sevgi oluncaya kadar, usanmadan yaptırılacak telkinlerin önemi pek büyüktür. Psikoloji ilmi, zamanımızda telkinin her sahada büyük tesirlerini ortaya koymuş bulunuyor.

Özel okullar üzerine ciddi şekilde düşünülmelidir.

"Millî mektep aynı zamanda devlet mektebidir. Bugün Türk maarifinde zehirli birer mantar gibi fışkıran özel okulların birer ticaret yeri olmadığını söylemek olaylar karşısında bir iftiradan başka bir şey değildir. Millet maarifini kazanç hırslarıyla böylesine boğmak, millet kültürüne çevrilmiş suikasttır. Yabancı mekteple özel okul el ele verip millet maarifini birlikte hançerliyorlar."

Nurettin Topçu, olması gereken muallim yapısını da şu sözlerle ifade etmiştir: Her şeyden evvel muallim, hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkârıdır. Kullanıcısı değil, yapıcısıdır. Seyircisi değil, aktörüdür. O, en doğru, en güzel hayat örneğini yapar, hazırlar ve bize sunar; biz yaşarız. Bizim vazifemiz, bu hayata anlayış katmaktır, anlayışla ona iştirak etmektir. Balını yemeyip yaptıktan sonra bize bırakan arının bu hareketini şuurlandırıp bir ideal haline getirirseniz, onda muallimi bulursunuz. O, ruhunuzdaki kat kat fetihlerin kahramanı ve şerefli sahibi olduğu halde, bu hayatı yaşamayı değil, ona hizmeti tercih ile seçmiş fedakâr varlıktır. Muallim, geçeceği yol bütün engellerle örtülü olduğu halde buna tahammül etmesini bilen, tahammül etmesini seven idealdir. İdealin düşmanları karşısında bile bunlara “beddua et” denildiğinde, “hayır, ben beddua için gönderilmedim” diyerek, “bir gün gelecek bunlar davamıza en büyük hizmetti yapacaklardır” diyen rahmet müjdecisidir.

Ön söz olarak alınan yazısında dediği gibi yazarımız, "milletimizin son üç asırdan beri geçirdiği buhranların sebebinin kültür ve maarif sahasında aranması gerektiğini vurguluyor." ardından kitabın içeriğinde detaylı olarak değineceği yabancı dilde öğretim, mekteplerin durumlarını kısaca tanımlıyor. kitap baştan sonra "Millet Maarifi", "Mektep", "Muallim", "Maarif Davamız", "Orta Öğretim", "Okulda Ahlak" gibi eğitimle alakalı başlıklardan oluşuyor ise de yukarıda söylediğim gibi başta öğretmenlerimizin ve sonrasında da tüm Türk gençliğinin okuması gereken bir kitap. Kesinlikle tavsiye ettiğim bir başucu kitabıdır. iyi okumalar dilerim.
212 syf.
·21 günde·Puan vermedi
Aslında her liseli gencin okuması gereken bir kitap.

60 yıl önce yazılmasına rağmen bazı şeyler değişse de çoğu meselenin eskisinden de beter hale geldiğini görebiliyorum. Ama kitapta en sevdiğim şey kuru bir muhalefetten öte problemle birlikte çözümünün de verilmesiydi. Karamsarlıktan uzak yolun sonundaki ışığı da gösteren bir üslubu var. Allah razı olsun kalemine sağlık.
208 syf.
·Beğendi·8/10 puan
Eğitim meselesi milleti doğrudan ilgilendiren milli ve ictimai bir meseledir.Eğitim bir felsefe üzerine oturtulmalı ki sağlam temelleri olsun.Eğitimdeki yıllar yılı bocalayışın sebebi eğitimin bir felsefe yerine siyaset üzerine oturtulması ve her siyasi değişimde eğitimin büyük sarsıntılarla depremler geçirmesidir. Eğitimdeki bu sarsıntılar tsunami dalgaları misali milleti büyük sorunlarla yüz yüze getirmektedir.Hızla değişen ve dönüşen dünya koşullarında eğitim meselesi artık bir ölüm kalım meselesi halini almıştır.Bu milli meselede şahsi menfaatleri bir kenara bırakarak milletimizin yüksek menfaatleri doğrultusunda el ele vermeli,gönül birliği yapmalıyız.İlerleyeceğimiz yolu kendimiz çizmeli,nesillerimizi yaprak misali savrulacakları global akımların önünde başıboş bırakmamalıyız.Millet ruhunu yeniden canlandırmalı,donanımlı ve ahlaklı bir milli insan tipi geliştirmeliyiz.İlmi tekniğe,felsefeyi siyasete,ruhu maddeye ezdirmemeliyiz.Bilgiyi hırslarımıza ve menfaatlerimize boğdurmamalıyız.Akılla kalbi,ilimle fenni,maddeyle manayı,yeniyle geleneği, içimizle dışımızı bir yoğurmalı,dengelenmeliyiz.İç huzuru ve toplumsal barışı yakalamalıyız.Boş taklitçilikten,tutucu bağnazlıktan ve fitne temelli partizanlıktan uzak durmalıyız.Ümitle ve özgüvenle kendimiz olmalı,özümüze temas edip düştüğümüz yerden kalkmalıyız.Mektebi dar alandan kurtarmalı,aileyi,sokağı,doğayı,ticareti,duruşu,susuşu,oturuşu,kalkışı kısacası hayatı mektebe dönüştürmeliyiz.Mektebi gereksiz gayesiz bilgi yükünden kurtarmalıyız.Bu köhne dünyada yeniden adalet ve barışı tesis etmenin,kan ve gözyaşını durdurmanın yolu buradan geçmektedir.

Nurettin Topçu eğitim sistemimizi tepeden en dip hücresine kadar irdelemiş ve sistemin çarpıklıklarını tüm bileşenleriyle ortaya koymuş. Şekil, ruh ve zihniyet bakımından eğitimin tarihi sürecini bütüncül bir yaklaşım ve eleştirel bir bakış açısıyla adeta işin vahametini sezdirmiştir. Mesleğimi ve liyakatimi sorgulamama sebep olmuş, vicdanımın bir köşesinde ufak şefkat tokadı misali dokunuşlar hissetmeme sebep olmuştur.Yalnızca tespit ve sistem eleştirisi getirmemiş,irfan, hikmet, ilim, hakikat, şahsiyet, ahlak gibi kavramlar etrafında çeşitli yollar işaret etmiştir. Bir eğitimci olarak farklı bir bakış açısı kazandırması bakımından Dewey, Piaget gibi isimlerin yanı sıra Nurettin Topçu ismiyle eğitim fakültesinde karşılaşmayı dilerdim. Ama karşılaşmamış olmamın sebebini de yine onun sayesinde biliyorum. Bu kitabın tüm eğitim camiasınca irdelenmesi ve herkesin kendi payına düşeni alması temennisiyle iyi okumalar diliyorum.Şuraya kendimizi sorgulayacağımız güzel bir alıntı bırakıyorum:
#47180552
208 syf.
·25 günde·Puan vermedi
Nurettin Topçu, bir yandan dinamizmin gerekliliğini eski sistemlerden ve tekrarlardan kurtulmak gerektiğinden bahsederken bir yandan da kutsallara dokunulmaması gerektiğini söyleyerek kendi içinde çelişkili bir hal alıyor. Bu da onun milliyetçi kimliğinden kaynaklanmakta. Her defasında gelişmekten yükselmekten bahseden Topçu, batıyı eleştirmek adına batının iyi olan felsefe, ilim, teknoloji gibi nimetlerini de yok sayıp eleştirmekte ve bunları yeniden dirilişin önünde birer engel olarak görmektedir.
Özellikle devletin her alanda çağa ayak uydurup gelişmesini isteyen Topçu, geleneksel devletin yapısını teşkil eden esasların aynı şekilde devam ettirilmesi gerektiğini söylemekte. Eski devletlerin geleneksel yapılarını günümüz devletlerine uygulamak ne derece sağlıklı olabilir? Tartışılır bir konu. Fatihin, Yavuzun devleti idare ettiği şekilde idare etmenin eğitim açısından iyi olacağını savunan Topçu, kardeş katline cevaz vermeyi, yine demokrasiye tamamen zıt olan hilafeti de ister istemez onaylıyor. Fakat bu şekilde eğitim sisteminin ne derece günümüz şartlarında başarılı olacağı yine bir muamma.. Mevcut sistemin ne derece kötü olduğundan şikayetçi olan Topçu, bu sisteme karşı bir başkaldırıyı ise klasik milliyetçi duygularının etkisi altında kalarak reddetmekte. Aslında Topçu'nun yaptığı eyleme geçirilmemiş bir dua etme örneğinde başka bir şey değil. Her seferinde yabancı dil öğrenmenin zararlarından bahseden Topçu, günümüz açısından yabancı dil öğrenmenin ne kadar gerekli olduğunu ileriki zamanlar için kestirememiştir. Zira dil öğrenmenin o dönem içinde insanlığa bile herhangi bir zarar verdiğini düşünmüyorum.
Yazar geleneksel İslam inancını olması gerektiği gibi eleştirmiş eksikleri gayet güzel bir şekilde açıklamıştır.
Yabancı mekteplere ülkede yer verilmesinin zararından bahseden ve asla yabancı mektep olmaması gerektiğini dile getiren Topçu, o yıllarda yabancı ülkelerde açılan Türk mekteplerinin de kapatılması gerektiğini söyleseydi iddiası daha samimi olurdu. Topçu yine klasik Türk milliyetçiliğinin etkisiyle Türkiye'de yaşayan farklı etnik grupların olduğunu kabullenmeyerek herkesi Türk kabul edip farklı etnik yapıları yok sayarak farklı dildeki dindeki veya ırktaki açılan okullara da karşı çıkmıştır.
Ayrıca okullarda coğrafya, jeoloji ve kimya gibi derslere pek gerek olmadığını belirtmesi de eleştirilecek bir diğer noktadır. Çünküjeoloji ve coğrafya dersleri, insanın üzerinde yaşadığı ve aynı zamanda sürekli bir etkileşim içinde olduğu hayatı tanımasını sağlar. Keza kimya derslerinden uzak bir öğrenci ileriki süreçlerde kimyayı konu edinen her türlü bilgiden uzak durmuş olacaktır.
Topcu, üniversitelerin siyasetten uzak olması gerektiğini o dönemde dahi söylemesine rağmen malesef üniversiteler halen daha siyaset yuvaları olmaktan kurtulamamıştır.
Topcu, birçok yerde ittihatçıların yaptığı inkılapları eleştirirken ittihatçıların milliyetçilik ilkesini ise fark etmeden kabullenmiştir. Kitabı okuduğumuzda Türkiye'de sanki sadece Türklerin yaşadığını düşünmekteyiz. Bu da eleştirdiği ittihatçıların asimilasyon ve milliyetçilik politikasının tesiri altında kaldığını göstermektedir.
208 syf.
·Puan vermedi
“Bize bir insan mektebi lazım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hayâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah’ın huzurunda yaşamayı öğretsin.“
Bu cümle kitabın özeti niteliğinde diyebilirim. Toplumun eğitiminin ancak hakikat aşkından geçtiğini bizlere gösteren güçlü bir eserdir. Hakikat aşkına sahip insanlar cemiyet içinde yer aldıkça toplumun ahlakı ve yükselişi kaçınılmaz olacaktır.
Nurettin Topçu bu eserinde eğitimi, eğitim politikalarını, öğrencileri, öğretmenleri, toplumu ve ahlak kavramını başarılı bir şekilde ele almıştır. Eğitimdeki çöküşün nedenlerini ele aldığı kadar var olan problemlere de ruhu doyuracak çözüm önerileri sunmuştur.
Maarif kavramının madde olmaktan sıyrılıp insan ruhuyla özdeşleşmesi güçlü bir şekilde anlatılmış.
Kalemi elinizden düşürmeyeceğiniz bir cümle bitmeden diğerinin altını çizmek isteyeceğiniz kaliteli bir eser.
Herkesin ve özellikle de her eğitimcinin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap.
Bize, bütün hareketlerimiz için değer ve kaide sunacak, satıcıdan siyasiye, doktordan gazeteciye, çocuktan ihtiyara kadar hepimizin yaşayışına ruh ve mâna katacak, anlaşılmış, sistemleştirilmiş, hikmetleri, bütün birliği içinde saklayarak her âleme pencerelerini açacak büyük mektebin temel hakikatlarıni ihtiva eden bir kitaba muhtacız. Bu kitabı, asrın anlayışiyle bütün hürriyet, bütün hikmet ve bütün hakikatiyle mektebimize temel yapmalıyız:

Bu kitap Kur'ân'dır.
Bize bir insan mektebi lâzım. Bir mektep ki bizi kendi ruhumuza kavuştursun; her hareketimizin ahlâkî değeri olduğunu tanıtsın; hâyâya hayran gönüller, insanlığı seven temiz yürekler yetiştirsin; her ferdimizi milletimizin tarihi içinde aratsın; vicdanlarımıza her an Allah'ın huzurunda yaşamayı öğretsin.
Bol gelirli istikbal hazırlayarak değil, bu kuvvetlerin tasallutundan kurtardığımız vakit, işte o zaman çocuklarımızı ve milletimizi kurtarmış olacağız. Mesele önce bu iradeyi elde etmek, sonra bu işin nasıl yapılacağını hesaplamak meselesidir.

Zamanımızın istiklâl savaşı, bu cephede açılacak savaştır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türkiye'nin Maarif Davası
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Türkiye
Türkiye
Türkiye'nin Maarif Davası sözde modern eğitim sistemine kaynağını Kur'an'dan alan Anadolu insanının ruh yapısından beslenen Türk mektebi tezli bir eleştiridir. Millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfler ile, metodları ve müfredat ile, terbiye prensipleri ve psikolojik temeller ile, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka milletlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese millî mektepti. Lâkin milletin ruhu ve içtimaî inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatiyle bağlarını çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı, çöktü.
Öbür taraftan, Batı'da tekâmül eden insan düşüncesinin seyrini biz kendi âlemimizde devam ettiremediğimizden, açılan yeni mektep, hakikat aşkının mâbedi olmadı. Parça parça bilme hevesi, evrensel ve ilâhî hakikat aşkının yerini tutamazdı. Hakk'a götüren yol diye kendini hakikata adamak, gerçek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatın ihtirası cemaat içerisinde bir umumî cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, millî mektep gerçekten var olmayacaktır.

Kitabı okuyanlar 2.738 okur

  • Samet Öztürk
  • Habil babacan
  • AA
  • Furkan Sağdıç
  • Ebrar ÇAKAL
  • Mehmet ince
  • Beyza turak
  • Meryem⁩
  • adil
  • KE.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8.7
13-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%21.7
25-34 Yaş
%46.4
35-44 Yaş
%15.9
45-54 Yaş
%5.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%47.3 (370)
9
%22.5 (176)
8
%17.2 (135)
7
%5.9 (46)
6
%1.1 (9)
5
%0.9 (7)
4
%0.3 (2)
3
%0.4 (3)
2
%0.1 (1)
1
%0.6 (5)

Kitabın sıralamaları