Türkiye'nin Maarif Davası

·
Okunma
·
Beğeni
·
13.059
Gösterim
Adı:
Türkiye'nin Maarif Davası
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türkiye'nin Maarif Davası sözde modern eğitim sistemine kaynağını Kur'an'dan alan Anadolu insanının ruh yapısından beslenen Türk mektebi tezli bir eleştiridir. Millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfler ile, metodları ve müfredat ile, terbiye prensipleri ve psikolojik temeller ile, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka milletlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese millî mektepti. Lâkin milletin ruhu ve içtimaî inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatiyle bağlarını çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı, çöktü.
Öbür taraftan, Batı'da tekâmül eden insan düşüncesinin seyrini biz kendi âlemimizde devam ettiremediğimizden, açılan yeni mektep, hakikat aşkının mâbedi olmadı. Parça parça bilme hevesi, evrensel ve ilâhî hakikat aşkının yerini tutamazdı. Hakk'a götüren yol diye kendini hakikata adamak, gerçek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatın ihtirası cemaat içerisinde bir umumî cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, millî mektep gerçekten var olmayacaktır.
208 syf.
·11 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitapta olan bir meseleyi sizlerle paylaşacağım (Sayfa156). Sırf bu yüzden bile okunabilir. Geride kalan meseleleri anlatma ihtiyacı duymuyorum:
" Yavuz Sultan Selim'in sırf vatan sevdasıyla henüz kanlanan kılıcı elinde kurumadan, İbni Kemal'in atının ayağından kendi üzerine sıçrayan çamuru şeref bilerek, hürmetle onu çıkarıp da kaftancı başıya verirken; " Bunu tabutuma örtünüz. Zira ulemanın atının ayağından sıçrayan çamur dahi bizim için şereftir" deyişi cihan tarihinde görülmemiş ve belki de görülmeyecek bir ilim ve ahlâk harikası sayılmaz mı?"

Bu meseleyi yazarken bile tüylerim diken diken oldu. Bu kitap Eğitim Sistemi'nin yanlış kurulması üzerine eleştirel yazılmış bir kitaptır. Bunu demekle iktifa edeceğim.
208 syf.
·15 günde·Puan vermedi
Bize "siz ne iş yapar, ne vazife görürsünüz?" diye soranlara; "Bizim vazifemiz karakter yapmaktır, şahsiyet yaratmaktır.." diye cevap vermede saadet buluruz..
Evvela incelememe Nurettin Topçu'nun sözüyle başlamak istedim. Bir tahlil yapılacaksa şayet yazarın gözünde kitabın nasıl bir anlam içerdiği bilinmelidir. Bu oldukça önemli ve değerli bir meseledir.. Bunun ehemmiyetini kavradıktan sonra kitabın ben gibi "(İnşallah:) geleceğin muallim adayları" için ne ifade ettiğine değenecek olursak; her öğretmen ve adayının okuması gerektiğini düşünüyorum. Kısacası; eğitimin önemi olağan bir düzeyde incelenmiş ve bize gayet güzel bir üslupla aktarılmış. 50 sene öncesinin zihniyetini anlattığı kitabındaki eğitim zayiatına baktığımızda aynı sorunların günümüzde de malesef olduğunu görmekteyiz. Sorun aynı sorunsa cevabında aynı cevap olması gayet muhtemeldir..!

Eğitim bir milletin, devletin en önemli ve vazgeçilmez yegane sermayesidir. Bu sayede milletler yükselir muasır medeniyetler seviyesine gelir. Bakınız bu bahsi geçen medeniyet anlayışı günümüz ahlaki yoksunluğu zirve yaşamış sözde çağdaş zihniyet yapısı değil; ahlaki bir yaşam doğrultusunda çağın tüm şartlarını asgari düzeyde dahi olsa yerine getirebilen ve bu amaç uğrunda gayret sarf etmektir.. "Kuşları satın alıp hürriyetlerini bağışlamaktan tutunuz da büyükler yanında bacak bacak üstü oturmamaya varıncaya kadar ananelerimizin hepsinde tarihimizin bir kısım ruhu saklıdır." diyen Nurettin Topçu'nun bahsettiği ruh benim anlatmak istediğim ahlak anlayışını özetler niteliktedir. Geçmişimizi silmeye çalışsalarda bazı şeyler zihinden silinir lakin gönülden silinmez. Elbet unutturmaya çalıştıkları gün yüzüne çıkacaktır..!

Ve son olarak yazarın bendeki etkisine değinecek olursam; Nurettin Topçu'yu "Var Olmak" kitabıyla tanımıştım(ki bence en güzel eserlerinin başını çeker) Bu kitabınında o düzeyde olacağını umuyordum. Açıkçası beklediğimden daha iyisiyle karşılaştım.. Bu kitap sayesinde eğitim sistemine yönelik yeni fikirler edinip bambaşka hayallerin seyrine daldım desem yeridir. Geleceğin muallimi olma yolunda olan bu kardeşiz size "geçmiş ile geleceğin" en önemli eserini şiddetle tavsiye etmektedir..
208 syf.
·Beğendi·10/10
BİR MEMLEKET FİLOZOFU...
Belki bu Topçu için basit ve yetersiz bir başlık.münevver aydın mütefekkir düşünen yol gösteren....
Topçu, ilk fransa Sorbon da doktorasını üstün başarı ile bitiren fransa da kalıp hocalık teklifini kabul etmeyip memlekete gelen bir Türkiye vatandaşımız. Demek ki beyin göçünü kabul etmeyen ilk aydınlardan. :))
Felsefe, din psikolojisi sosyoloji ve tasavvuf bu konuda tabiiki abdüllaziz Bekkine ye intisabı.
Türkiyenin en gözde okullarında hocalık eder. Dönemin iktidarını eleştirdiği "çalgıcılar "adlı yazısı nedeniyle dergi toplatılır. Ve sürgün.
Müdürün isim verdiği öğrencilere iyi not vermediği için düğün günü sürgün edilir.
Bir o kadar önemli mevzu var ki onu söylemeden geçemeyeceğim...
Ali fuat başgil ile fransadan tanışmışlığı vardır Topçu'nun. başgil o dönem cumhurbaşkanlığına adaylığını koyar ama benim bildiğim kadarıyla Başgil tehdit edilir. O vakit kendisi de Adalet partisinden seçilmek ister ama ne ona ne başgile yar etmezler.
Şimdi bir hayal edelim cumhurbaşkanı Ali Fuat Başgil başbakan Nurettin Topçu, emin olun ülke ne güzel bir ülke olurdu, eğitim açısından :(((
Baktığımız vakit Topçu'nun hayat felsefesi İRADE AHLAK HAREKET İSYAN üzerine kurulmuştur.
FELSEFİ KÜLTÜR MEKTEBİN TEMEL TAŞIDIR der
Milli mektep zihniyet öyle yöntemi ile Ben müfredatı ile terbiye prensipleriyle ve psikolojik temellerle kendisine diğer milletlerden ayırır.
Nurettin Topçu son 2 asırda gördüğü değişim Eskinin yerine yeni nin taklidi olan modayı Avrupa'daki mektepleri körü körüne tableti olarak açıldığını söyler Teknik putlaştırılmıştır.
Nurettin Topçu yine bu eserinde eleştiri ve serzenişte bulunmasına rağmen yol yöntem de gösterir belki Avrupa'daki teknik alınmış olmasına rağmen batının kültürünü de almış bulunuyoruz yine Avrupa tekniği geliştirmiş almış Lakin buna kul ve köle de olmuştur hakikat aşkı Bireyden cemiyete yükselmedikçe ve toplumda Bu Aşk Olmadı gı sürece milli mektep oluşamaz
Cemiyet ahlaktan ekonomiye sanatta vesaire yerlerde kendini göstermedikçe milli mektep oluşamaz
Eski medreseleri şu anda eleştirir kendilerini çağa uydur ama mış Aristo mantığından kurtulamamıştır der.
Okullarda din dersi konduğu halde üzerinde ciddi durulmadığı gibi bunu dinin aleyhine kullanırlar.
Sırf Allaha ulaştırır korkusu ile felsefe den metafizik ve ruhçuluğu çıkarırlar.
Nurettin Topçu şunu da genelde savunur eğitimde hem islam medeniyeti ve felsefesi ve İslam düşünürleri ile Avrupa düşünürlerinin harmanlamasını ister.
Nasıl ki Kant ve Hegel varsa aynı şekilde ikindi ibni Arabi de vardır Bunlardan yararlanmalıdır der
Kitap üç bölümden oluşur 1. Bölüm beklenen gençliğin millet Maarifin ne olduğunu 2. Bölümde ise mektep Muallim ve muallimin görevlerindn bahseder. 3. Bölümde ise kitabın ana konusu olan Maarif davasını eğitimin kademelerinden ve onların nasıl olacağını nasıl gelişeceğinden bahseder.
maarif, mektep ve din eğitimi konularını özellikle işlemiş, bir hareket adamı olarak yaşama zevkini bırakıp yaşatma aşkına gönül verecek, sabırlı ve azimli, gösterişsiz çalışan, ruh cephesinin “maden işçileri” olacak (Yarınki Türkiye, s. 14) idealist bir nesil yetiştirmek için çaba göstermiştir.
Tanınmaya değer ve okunmaya değer bir münevver
Bana necip fazıl ın hep nesir hali gelmiştir nurettin Topçu.
Var olmak eserini okuyunca keşke Edebiyatçı olsaydı ya da roman yazsaydı dedim meğer romanı da var mış :))okumalı....
Hayatı ve görüşü hakkında bilgi aşağıya paylaştım.
https://1000kitap.com/Haber/nurettin-topcu ...
208 syf.
Milli eğitim üzerine gerçekten kafa yorulmuş, eğitim politikalarının, okulların, öğretmenlerin, toplumun, ahlak kavramının ve bir çok konunun incelendiği son derece önemli ve güçlü bir eser. Kitabın içindeki yazıların yazılma tarihlerine bakıldığında, yapılan eleştirilerin doğruluğu düşünüldüğünde "eskiden eğitim daha başarılıydı" söylemi baz alındığında, bugün içinde bulunduğumuz eğitim ve öğretim sistemimizin, öğretmenlerimizin, gençlerimizin, toplumumuzun ve konuyla ilgili her çeşit kavram ve şahsiyetlerin içler acısı bir tabloya vesile olduğunu kabul etmek gerekir. Bence her öğretmenin okuması gereken bir kitaptır.
212 syf.
Kitap boyunca yazarın, yer yer katıldıgim yer yer katılmadığım fikirleri oldu. Bu çok doğaldır. Öncelikle katıldığım hususlara değineceğim.

Yazar, taklitcilige şiddetle karşı çıkıyor. Oldukça haklı konuda. Egitimimizin milli olmaktan uzak olduğunu, üniversitelerimizin bir derebeylik havasında olduğu ve kalitesinin yerlerde olduğu, öğretmene verilen değerin düştüğü, öğrencilerin salt diploma peşinde koştuğunu ve nihayetinde egitimimizde ve mekteplerimizde ruh olmadığını dile getirmiş. Üniversitelere yaptığı eleştirileri, bu eleştirileri dile getirdiği yıl olan 65-68'li yıllar olduğu göz önünde bulundurulmalıdır. Yani üniversitelerde kaosun hakim olduğu yıllar. Aşağı yukarı sorunların tespiti noktasinda aynı fikirdeyim.

Gelelim katılmadığım noktalara; yazar teshislerde gösterdiği başarıyı bence çözüm konusunda gösterememistir. Çözüm konusunda olumlu önerileri olmakla beraber çözümünün temeline dini koymaktadır. Ahlakı dinle eşit görüyor dolayısıyla okullarda olması gereken ahlak eğitimini de din olarak değerlendiriyor. Temel sağlam olmayınca haliyle üstüne koyduğun bir iki olumlu öneri de ciddiye alınamıyor. Peki din eğitimde neden sağlam bir temel olamaz? buna kısaca değineceğim.

1) Bu ülkenin tüm vatandaşlarını Müslüman diye değerlendirip buna göre bir eğitim- öğretim vermek doğru değildir.

2) Tüm vatandaşları Müslüman olarak görmekle kalmayıp aslında Sünni müslüman olarak görerek bir eğitim temellendiriliyor. Yazarın teshisleri iyi demiştim. Ancak genel olarak iyi, mesela şu teşhisi tam bir faciadir:

"Medrese; ilahi iradenin emrinde ilerleyen insan şuurunu inkar ederek Aristocu muhafazakarlığında inat ettiği için yıkıldı. (..)
Tarikatlari ise, asirlarin arasında ta kalbinden kemiren şerir kuvvet Alevilik olmuştur. Ve böyle bozuk bir zihniyete, kolayca ortak olan hayatî hazlarla yüklü bir adap ve erkan silsilesi, tarikatlari çürütmeye kafi geldi. İslam alemi, bugün bu iki çürütülmüş zihniyetin harabesi halindedir."

Sormak isterim, bu zihniyete sahip bir insanın fikirlerinden oluşacak bir eğitim- öğretimin içinde Alevi insanlar nasıl kendisini huzurlu hissedeceklerdir? Bu sadece Alevilerle sinirli değil. Bu zihniyet "Benim dediğim en doğrusu" zihniyeti olduğu için onun dediğinin dışında kalanlar huzurlu hissedemezler kendisini bu eğitimin içinde.

3) Yazar, tasavvuf ağırlıklı bir görüşe sahip. Ozgecmisinde öyle yazıyordu. Nitekim, kitaptaki fikirlerinden de bu çok rahat anlaşılıyor. Tabiki "gerçek islam/din değil" görüşündedir. Gerçek din budur, şudur tartışması yapmayacağım. Şunu diyorum sadece; 1400 senedir hala "gerçeği" bulunamamış bir din nasıl eğitim- öğretimin ve mekteplerimizin temeline koyulabilir?

4) Dinin temelinde olduğu bir eğitim- öğretimde bilimsel bir gelişme beklenemez. Hemen akıllara İbni Sinalar, Farabilerin devri gelecek. Lütfen o devirleri ve bu akla gelen değerli bilim adamlarını daha iyi araştırın.

5) Türkiye Cumhuriyeti laik bir devlettir.

Bu sebeplerden ötürü -biraz düşünülürse belki daha da artirilabilir- din eğitim- öğretimin temeli olamaz.

Yazar, yurt dışında bulunmuş, değerli çalışmalar yapmış bir insan. Bu nedenle böyle tahsilli bir insandan böyle bir sığ düşünce beklemezdim:

"Kaidesiz, gelişigüzel yaşayıp gidenlerse dinsizlerdir."

Buna şu şekilde bir yorumda bulunmustum:

Tabiki hiç şüphesiz. Hatta geçen bizim sokakta gördüm bir grup dinsiz toplanmış çıplak bir şekilde halay çekiyorlar. Sordum kendilerine "abicim ne iş? İşiniz gücünüz yok mu, napiyorsunuz bu halde bu saatte?" Dediler ki:" biz dinsiziz, böyle saçma sapan şeyler yapar, gelisiguzel yaşarız. Önümuzu ardimizi düşünmeyiz. Şimdi buradan da seks partisine gideceğiz." dediler.

Sonra devam ediyorum. Beni en çok kızdıran fikirlerine geliyorum:

"Kendileri gibi mektep sıralarında bulunan bir genç kızı aldatmakta hem de kendi için müthiş bir gaddarlik, bir merhametsizlik bulunduğunu talebeye anlatmak kolaydır. Çünkü her gencin aldattiklari ile yarınki hayatımız iffetsiz kadınlarla dolabilir ve bu iffetsizlerden her biri onları aldatmis olan gençlerden birisinin çocuklarına ana olurlar."

"Kiz ve erkek öğretiminin terbiyedeki hususiyetlerini ayrı ayrı belirtmek ve kızların terbiyesine simdikinden daha büyük önem vermek gayesiyle, liselerde kız ve erkek öğretiminin ayrılması lazımdır."

Arkadaşlar, yazarın ilk alıntıda kibar bir dille değindigi hususta bir iffetsizlik var ise bunu yapanlar kadınlar değildir; erkeklerdir! Yazar şeriatcilari eleştiriyor. Onları ahiret polisi olarak cok güzel bir şekilde tanımlıyor. Ancak kendisinin onlardan ne farkı kalıyor bu sözüyle? Resmen iffetsizlik = kadın yaftalamasini yapıyor.

İkinci alintiya gelelim: Kızların terbiyesine daha önem vermek gayesiyle lisede karma eğitimden vazgecilecekmis. Arkadaşlar, üstteki iffetsizlik= kadın esitlemesini yapan zihniyetin terbiyeden anladığı da kadınlara özel sanırım. Yani kadınlara verilecek terbiye amacıyla erkek kadın ayrı okullarda öğretime tabi tutulacak. Mazallah erkekler kadınlara gaddarliklariyla yaklaşırlar, kadınlar da yeterli terbiye almadiklarindan ötürü ortam sehvetten geçilmez. Nihayetinde toplumumuzdaki iffetsiz kadınlar artar. Sonra da erkeklerimizin evlatları böyle iffetsiz annelere sahip olmuş olurlar!

Böyle bir zihniyetle temellenecek ve şekillenecek eğitim- öğretimden bu millete ne fayda gelir?! İstediğin kadar başka konularda olumlu önerilerin olsun; temeli sağlam olmayan ve bu zihniyete sahip bir fikrin yanında, olumlu eleştiriler getirilen konular gölgede kalır.

Ayrıca bu yazar da harf inkilabinin bize büyük zarar verdiğini düşünüyor.

Ve son bir nokta aslında yukarıda din neden eğitimin temeli olamaz ile bağlantılı:

"(..)her aleme pencerelerini açacak büyük mektebin temel hakikatlarını ihtiva eden bir kitaba muhtacız. Bu kitabı, asrın anlayışıyla bütün hürriyet, bütün hikmet ve bütün hakikatiyle mektebimize temel yapmalıyız:
Bu kitap Kur'an'dır."

1400 senedir, binbir çeşit yorumu yapılmış ve hala da değişik yorumları yapılan, 1400 senedir içindeki birçok konuda, üzerinde ortak bir sonuca varilamamis Kuran'i mi eğitim- öğretimimizin, mektebimizin temeli yapacağız?

Arkadaslar, herkes kişisel hayatında isterse Kuran'ı temel alarak yaşayabilir. Bu en doğal hakkıdır. Lakin, egitim-ogretimde herkesten bunu beklemek haksizliktir.
208 syf.
Her Türk gibi ben de - ayrıca bir öğretmen adayı olarak- sürekli bu eğitim sistemi nasıl düzelir diye kafa patlatıyordum fakat bu kitabı okuduktan sonra kafamda soru işareti dahi kalmadı desem yeridir. Din- dil- ırk- ahlak- bilim- felsefe ve daha bir çok konunun maarifin içinde ve temelinde nasıl,ne kadar ve nerede yer alacağı, örneklerle ve çok ayrıntılı bir biçimde anlatılmış. Hatta o kadar güzel bir anlatım tarzı, sıkmayan bir bilgi yoğunluğu var ki altını çizmediğim tek bir sayfa dahi yok. Okuyunuz, okutunuz, uygulayınız efendim. Bir ablamın dediği gibi dostlara emir, diğerlerine tavsiye
208 syf.
Eğitim davasının bir aşk olduğunu anladım. Bir muallim olarak bugüne kadar hep boş işlerle meşgul olduğumu öğrendim ve hayıflandım. Okul duvarlarına ve en önemlsi de genç öğretmenlerin kalbine kazınması gereken idealist öğretmen olmanın hassas noktalarını kavramaya çalıştım aradan bunca yıl geçmesine rağmen.
212 syf.
·107 günde·9/10
Türkiyenin Eğitim Öğretim Davası hakkında yazılmış çok güzel bir eser. Kitabı Eğitimci olarak adlandırılan herkese tavsiye ederim. Genel özet olarak Türkiye'nin eğitim sisteminin milli olması gerektiği, okullarda verilen derslerin bilgiden ziyade karakter mayası aşılaması gerektiği anlatılıyor. Günümüz problemlerinden eğitim sistemimizin nasıl olması gerektiği neler yapılabileceği vurgulanıyor günümüze ışık tutuyor.

Yavaş!... Sindire sindire okunması gereken bir eser...
208 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Hem kitap için hem de Nurettin Topçu için ne söylesem az kalır. Nurettin Topçu bu kitabında eğitim sistemimize dair öyle tespitlerde bulunmuş ki insan sadece hayran kalıyor. Kitapta en çok değindiği nokta ise her milletin olduğu gibi bizimde bir milli mektebimizin olması gerektiği. Ona göre medreseler bir zamanlar milli mektebimizdi ama milletin ruhunu ve inkişafını takip edemediği için enkaz altında kaldı. Şu anki durumumuzun ise daha içler acısı olduğu gerçeğini gözümüzün önüne koyuyor zira batı taklitçiliği ile oluşturulan yeni mektepler ve müesseselerin ilim sevgisinin, hakikat arayışının ve muallimlerin toplumdaki önderliklerini yitirmesine neden olduğunu gerekçeleriyle anlatıyor ve çözüm önerilerinde de bulunuyor. Bir öğretmen olarak sadece eğitimcilerin değil herkesin okumasını tavsiye ederim.
208 syf.
·49 günde·Beğendi·9/10
Türkiye'nin Maarif Davası ve yazarı Nurettin Topçu.. Yazar bir sosyolog ve eğitimci. Her ne kadar kitabın adından maarif yani eğitim geçse de bu kitap Türkiye'nin toplumsal yapısına nesnel bir bakış ve yol göstericidir. Kitabı okumaya başladığımda sadece eğitim ve eğitim sistemleriyle alakalı bir kitap okuyacağımı düşünürken değerli hocamızın eğitimden yola çıkıp topluma ışık tuttuğunu gördüm. Zira eğitim dediğimiz şey toplumun tümünü ilgilendirmez mi? Eğitilen nesiller yarınlarda bu toplumun bir ferdi olup geleceğimizi çizmeyecek mi? Türkiye'nin Maarif Davası eğitim sistemindeki ve dolayısıyla toplumdaki sakatlıkları eleştirmiş ve bu sakatlıkların nasıl rehabilite edileceğine dair yerinde ve üzerinden düşünülmesi gereken öneriler sunmuştur. Belki de bu kitap isminden dolayı sadece öğretmenlerin veya eğitim camiasının okuyacağı bir kitap olarak düşünülebilir. Fakat bu düşüncenin yanlış olduğunu daha kitabın başlarında anlamış bulundum. Ülkemizde yaşayan her fert, eğitimci olsun olmasın bu kitabı almalı ve okumalı.
http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
Kitap baştan sonra "Millet Maarifi", "Mektep", "Muallim", "Maarif Davamız", "Orta Öğretim", "Okulda Ahlak" gibi eğitimle alakalı başlıklardan oluşuyor ise de yukarıda söylediğim gibi başta öğretmenlerimizin ve sonrasında da tüm Türk gençliğinin okuması gereken bir kitap.
Kesinlikle tavsiye ettiğim bir başucu kitabıdır.

http://www.okunmuskutuphane.blogspot.com
208 syf.
·26 günde·Puan vermedi
Kitap güzel bir girizgah ile başlıyor ve ben de bu cümle ile başlamak istiyorum. “Gençlik geleceğin tohumdur.”Tohum ne kadar kaliteli olursa ürün o kadar güzel olacaktır,tohumu nereye ekersen orada filizlenip yeserecektir. Lağım suyu ile beslenen tohum da filizlenir elbet, yağmur suyu kar suyu ile beslenen tohum da filizlenir. Bizim tohumumumuz ; güzel değerlerle yetiştiği halde biz o tohumun genleriyle oynadık. Geçmişimizi öz benliğimizi reddederek yeni arayışlar içine girdik. Batı’nın taklitciligine takıldık. Karda ilk izi açıp giden biz olmamız gerekirken, Batı’nın onun bunun yürüdüğü yollara takılıp gittik, hala da öyle yapıyoruz gençliğimizi belki 60-70 yıllık hayatımızın en verimli olduğu çağları sosyal medya ve malayani işler ile harcamaya devam ediyoruz. Gayesizlik bizi boş işlere sürüklüyor.Peki hiç mi bundan uyanan olmuyor? Tabii ki oluyor ama o da bir ümitsizlik çukuruna düşüyor,yapamam edemem, bana yol gösterecek kimse yok diyerek işin içinden siyriliyor. Halbuki yol belli yoldaş belli. Tarihimiz köklü bir tarih iken yaptığı hatalardan da yaralı işlerden de örnek alınması gerek. Ve ahlakını Kur’an ahlakı ile süslemek bu yeis ve karamsarlık duygusunu kaldıracaktır.
Peki bu Kur’an ahlakı ve şuurlu bir eğitim nasıl olur? Yavuz Sultan Selim bir seferinde yanında bir alim ile giderken alimin atından sultan Selime çamur sıçrar, yavuz sultan selim o kaftanin yıkanmaması ve temizlenmemesi hususunda hizmetcilerine emir verir ve öldüğü zaman kaftanini sandukanın üzerine ortulmesini ister. Evet bir neslin yetişmesini sağlayan muallimlere büyük bir sorumluluk ve pay düşmektedir. Mevzu çamur mevzusu değil mevzu o çamurun sıçradığı insanları tam da böyle bir nezaket ile yetiştirmek. Muallim hayatımızın sahibi olmaktan ziyade sanatkaridir.
Muallim geçeceği yol butun engellerle örtülü olduğu halde buna tahammül edebilendir.Muallimlik sevgi işidir, ruh sevgisidir.Toplumda ticaret bozulduysa bundan muallim mesuldur. Gençlik avare ve nereye gideceğinden habersiz ise bundan muallim mesuldur. Bu işi para için , makam için yapamayız yapılmaz. Gönüllülük olmayan işten hayır çıkmaz bunu herkes söyler ama eğer gönüllü değil ise muallim bir neslin vebalini de sırtında taşır. Nedir peki üstüne düşen vazife? Talebesine maddeyi öğretmek için çabalamaz,önce ona merhamet öğretir , ahlâkî, insanı, vicdanî vazifelerini öğretmenden insan yetişmez . Yetisse dahi o insanın yaşama amacı veya her ne iş yapıyorsa yapsın sevmek şuuru ile isini yapamaz. Ama maalesef ki bugün etrafimıza baktığımızda gençlerde başıboşluk, idealsizlik, hayattan zevk alamama gibi illet hissiyatlari görüyoruz. Tıpkı batı kültürü ile yetişmiş gibi,ya da sürekli olarak batıya özenerek yaşama hevesi görüldüğü yazıyor kitapta. Şu anda bakıyorum da genç nesil kendine örnek olarak falan ünlü veya şöyle bir yotuber gibi hedefleri koyuyor önüne. Kitap 1960 yılında yazılmış olmasına rağmen bugün de değişen bir şey yok. Hala maarif bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Filanca şarkı da ne demek istiyor deyince hemen anlatacak bir nesil var,fakat İstiklal Marşı’nın şu mısrasında nasıl bir duygu anlatılmak istenmiştir desek hepsi sadece ezberden olduğu için üstüne düşünmeyecek bile. Sorun da tam olarak böyle işte. Her şeyi tarihi yönünden verirken ahlâkî,milli değerleri görmezden gelmeden yapılan eğitim hamdır. O eğitimden geçecek olan talebe hayatının belli bir kısmını hiç sorgulamadan geçirir. Fakat gerçek hayat ile karşı karşıya kaldığında muhakeme etme gücünü gösteremez. Bilmek ve uygulamak arasında dağlar vardır. Eğer mektepte verilen eğitim sadece o duvarlar içinde kalıp hayata uygulanamayacak bir eğitim olursa yetişen gençlik gayesi olmayan bir yolda yürümeye devam eder.Hatta belki sorgulamaya başladığında cevapsız kalan soruları yüzünden hayatına kasta kadar gidebilir. İşte bu yüzden muallim iyi yetişmiş olmalıdır. Bilmek kökünden gelir muallim, önce kendini bilecek kâinatı bilecek ki yetiştirdiği insan da insan olmayı,adam olmayı bilen olsun, ne iş yaparsa yapsın önce kendini bilsin.
208 syf.
·5 günde
Nurettin Topçu, şüphesiz ki bu ülkenin çok önemli bir münevveri, mütefekkiri ve filozofu... Tam bir dava adamı...

Kesinlikle her gencin okuması gereken bilhassa öğretmenlerin ve öğretmen adaylarının geciktirmeden kütüphanelerine, gönüllerine işlemeleri gereken bir eser.

Maarif gemimize dair, bu geminin karşı karşıya olduğu tehlikeler hakkında harikulade bir şekilde durum tespiti yapıp yine bu geminin sağ salim limana yaklaşabilmesi için çözüm önerileri sunuyor kıymetli mütefekkir.

Genel anlamda milli maarifin bir an önce gerçekleştirilmesi gerektiğini, hakikat ihtirasına sahip olan neslin yetiştirilmesini, fazilet mücahidi olmayı ve bu ülkenin mukaddesatının hatırlanarak her bir karışına hakikat aşkının tohumlarını ekmemiz gerektiğini bizlere bir vazife olarak zikrediyor.

Maarifimizin ruhtan, hakikatin aşığı olmaktan ne kadar uzakta olduğunu öyle sağlam temellendirerek ifade etmiş ki okudukça eğitim hayatınızı sorgulayacak halihazırda eğitimin ne kadar üzücü bir durumda olduğunu anlayacaksınız.

Maarif bugün sadece mekanik anlamda insanı yetiştirmeye çalışıyor, kuru bir taklitçilikten öteye gidemiyor maalesef. Oysa esas olan maarifin ruhi temeller üzerine inşa edilmesi. Hal böyle olmadığından bugün yetişen nesiller fikir çilesini tatmıyor, acı olan da kuru bir ezber düzenini eğitim zannediyor.

Talebelere dış dünya ezberletilirken iç dünyanın esamesi okunmuyor ve bu durum bizi idealist, varlık bilmecesini çözmeye uğraşan nesillerden mahrum bırakıyor. Realiteye bakıp idealite kurban ediliyor.

Bu hazin durumun çözüme kavuşturulması adına reçeteler de sunan Nurettin Bey, bize Milli Maarif Davası neferleri olmamız gerektiğini de defaatle hatırlatıyor.

Davamız muzaffer, ruhun şad olsun Muhterem Nurettin Topçu...
"Bırak tahsili evladım, sen ilkin bir haya öğren!"

Biz, tahsilden önce hayayı pek iyi bilen, kendini bilen, cesur, fedakar, vatansever, imanlı bir nesle ilk öğretimin kutsal kapısını açmak zorundayız.
Batı'nın fikir mahsullerini şüphesiz ve tenkitsiz, saf bir itaatle alan dimağlar, bu fikirleri getirmekle ilim yaptıklarını zannettiler.
Nurettin Topçu
Sayfa 94 - Dergah Yayınevi
"Muallim sadece bir memur değildir, belki genç ruhları kendilerine mahsus manadan bir
örs üzerinde döverek işleyen bir demircidir.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türkiye'nin Maarif Davası
Baskı tarihi:
Ağustos 2011
Sayfa sayısı:
208
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952419
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Türkiye'nin Maarif Davası sözde modern eğitim sistemine kaynağını Kur'an'dan alan Anadolu insanının ruh yapısından beslenen Türk mektebi tezli bir eleştiridir. Millet bünyesinde inkılâplar mektepte başlar ve her milletin, kendine özel olan mektebi vardır. Millî mektep, zihniyet ve örfler ile, metodları ve müfredat ile, terbiye prensipleri ve psikolojik temeller ile, hattâ binasının yapı tarziyle kendini başka milletlerinkinden ayırır. Bizde vaktiyle medrese millî mektepti. Lâkin milletin ruhu ve içtimaî inkişafını takip edememiş ve cihanın fikir ve irfan hayatiyle bağlarını çoktan koparmış olduğundan, olduğu yerde enkaz halinde yıkıldı, çöktü.
Öbür taraftan, Batı'da tekâmül eden insan düşüncesinin seyrini biz kendi âlemimizde devam ettiremediğimizden, açılan yeni mektep, hakikat aşkının mâbedi olmadı. Parça parça bilme hevesi, evrensel ve ilâhî hakikat aşkının yerini tutamazdı. Hakk'a götüren yol diye kendini hakikata adamak, gerçek mektebin yoludur. Hakikat aşkına sahip insanlar, cemiyetin içinde çoğalmadıkça, hakikat aşkı cemiyet içinde en yüksek ve muhterem yeri tutmadıkça ve hakikatın ihtirası cemaat içerisinde bir umumî cereyan, büyük bir hareket haline gelmedikçe, millî mektep gerçekten var olmayacaktır.

Kitabı okuyanlar 934 okur

  • Ceyda Gündüz
  • rümeysa çınar
  • Said Demir
  • İlknur
  • Mervee
  • Rûberû
  • Mehmet ERDEN
  • Merve Erden
  • Dilek Dağal
  • Damla

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.7
14-17 Yaş
%1.4
18-24 Yaş
%21.7
25-34 Yaş
%46.4
35-44 Yaş
%15.9
45-54 Yaş
%5.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.6
Erkek
%52.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.1 (138)
9
%22.1 (62)
8
%19.9 (56)
7
%5.7 (16)
6
%0.7 (2)
5
%0
4
%0.4 (1)
3
%1.1 (3)
2
%0.4 (1)
1
%0.7 (2)

Kitabın sıralamaları