Türkler ve Tatarlar Arasında 1394-1427

·
Okunma
·
Beğeni
·
574
Gösterim
Adı:
Türkler ve Tatarlar Arasında 1394-1427
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704594
Kitabın türü:
Çeviri:
Turgut Akpınar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Tarihi hem de 600 yıl öncesini bir esirin kaleminden okuyabilmek Niğbolu Savaşı'nda Türklerin, altı yıl sonra da Timur'un ordusunun eline esir düşen Schiltberger'in Bavyerada başlayıp Anadolu'ya Asya'nın ortalarına hatta Sibirya'ya kadar uzanan ve yine Bavyera'da biten macerası geniş bir coğrafyadan gündelik hayat gözlemleri. Kimilerince Türkolojinin başlangıcı.
215 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
"BEN JOHANNES SCHILT-BERGER, BAVYERA’DA DOĞDUĞUM ŞEHİR OLAN MÜNİH’TEN, MACAR KRALI SIGISMUND MÜSLÜMANLARA KARŞI SEFER AÇTIĞINDA, MAİYETİNDE BULUNDUĞUM DEREBEYİ LEIN-HARDT RICHARTINGER İLE BİRLİKTE ÇIKTIM."

Böyle başlıyor Schiltberger'in hikayesi. 14 yaşında savaşa katılıyor. Niğbolu savaşında Sultan Bayezid'e binlerce yoldaşı ile esir düşüyor ve işte o zaman ölümle ilk kez burun-buruna geliyor.

Muharebeden sonra savaş alanına göz gezdiren Sultan Bayezid göz yaşlarını tutamaz, tam 60 bin şehit vermiştir ve intikam alacağına yemin eder. O gün tüm esirlerin öldürülmesini emreder. Binlerce esirin öldürüldüğü o gün sıra Schiltberger'e gelince şehzade onun daha çocuk olduğunu görür ve babasından af diler. Öfkesine rağmen sultan merhametli davranır ve 20 yaşından küçük esirlerin öldürülmemesi emrini verir.

Kitabı okurken Schiltberger'in becerikli ve en kötü şartlarda bile zoru başaran bir insan olduğuna şahid oldum. Zira, kısa bir sürede sultanın en yakınındaki askerlerden biri olur. Ankara savaşında Sultanla birlikte Emir Timura esir düşer. Bizzat Emir Timur'un tüm seferlerinde yanında bulunur. Yazdıklarından öyle anlaşılıyor ki, Emir Timur fethettiği şehirlerde kelleden kule yapmayı hobi edinmiş. Sultan Bayezid maiyetinde geçirdiği zamanlarda Sultanın gaddar olduğunu düşünürdüm ama Emir Timur'un gaddarlığı karşısında bir hiç onunkisi. Sivası ele geçirdiğinde teslim olan askerlere kanlarını akıtmayacağına güvence vermiş, daha sonraysa onları diri-diri toprağa gömmüş, İsfahanda 7 bin çocuğun üstünden bizzat kendisi atıyla geçmiş ve öldürmüştür. Tüm bunları Schiltberger kendi gözleriyle görmüş.

Emir Timur öldükten sonra bir müddet Altın Orda'da tabi olduğu beyiyle saray çekişmelerinde bulundu ve nihayet arkadaşlarıyla kaçmayı başardı. Kitabını da 30 yıllık esirlikten sonra evine ulaşınca yazmaya başlamış, bu yüzden bazen yıllarda ve ya ordu rakamlarında yanlışlıkları var. Ve tabi ki de, her seyyah gibi duyduğu bazı fantastik olayları da kitabında belirtmiş.)

Tarihseverlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Tarihi, şahsiyetleri ve yaşadığı olayları bizzat gözleriyle görmüş birinden okumak oldukça eğlenceliydi benim için.
215 syf.
·8/10
O dönemleri gerçekten yaşayan birinden dinlemek inanılmaz bir deneyimdi. Çok keyif alarak okudum. Tarihle yakından ilgilenenler için ise inanılmaz bir kaynak olduğunu düşünüyorum.
215 syf.
·2 günde·7/10
15. YY'da Bavyera'lı bir Alman , Macar kralının çağrısının üzerine Beyazıd'a karşı toplanan haçlı ordusuna katılıyor ve bugünkü Bulgaristan'daki Niğbolu'ya geliyor , savaşta Haçlı ordusu imha oluyor ve bizim Bavyeralı Osmanlı'ya esir düşüyor.
Beyzazıd'ın yanında Karaman seferine katılıyor ve bu savaşa şahit oluyor daha sonra meşhur Ankara savaşına da katılıyor. Burda bu sefer de Osmanlı yeniliyor ve Sultan Beyazid ile beraber Timur'a esir düşüyor.
Bu seferde Timur'un yanında takılıyor. Onun Ortadoğu ve İran'daki seferlerine şahit oluyor. Timur da öldükten sonra once Timur'un oğlunun daha sonra da Altınorda Han'ın esiri oluyor. Altınorda'daki yıllarında bir de Sibirya seferine şahit oluyor.
Tarih itibari ile tam da Altınorda'nın dağılma dönemi olduğu için çok fazla iktidar değişimine şahit oluyor.
Geçen 10'larca yıl sonunda bir şekilde özgür kalıyor ve sağ salim memleketine dönmeyi başarıyor ve anılarını -aklında kaldığı kadarıyla - yazıyor ve bu kitap ortaya çıkıyor.
Gerçekten ilgi çekici bir hayat hikayesi ve bu kitapın sadece var olması bile inanılmaz bir olay.
Fakat , yine de , tüm bunlara rağmen bu kitap benim için bir hayal kırıklığı oldu. Evet gerçekten çok ilginç anektdotlar mevcud ama ben çok daha ilginç gözlem ve tespitler de beklerdim. Onun yerine kitapın yarısı etraftan duyduğu dini efsaneler ve yarim yamalak bilgisiyle yazdıği İslami bilgilerle dolu.
Her şeye rağmen o zamanın bakış açısıyla yazılmış notları okumak ufuk açıcı bir deneyim oldu.
Timur, üç nedenle o kadar hiddet, ye’se kapıldı ki hastalandı ve bu hastalıktan da öldü. Birincisi, soylularından birinden gördüğü alçaklık olup bu, Timur’a ait haraç gelirini kaçırmıştı. Diğeri üç karısı olmasından kaynaklanıyordu. Bunların en genci ki onu en fazla seviyordu, Timur’un seferde bulunduğu sırada onun Beylerinden biri ile ilişki kurmuştu. Timur yurduna döndüğünde en yaşlı karısı, en gencin bir soylu ile gönül eğlendirdiğini ve iffetini yitirdiğini, kendisine söyledi. Fakat Timur buna inanamadı. Yaşlı karısı gelerek: "Ona git ve sandığını açmasını iste, orada taşlı bir yüzükle, adamın ona yazdığı mektupları bulacaksın" dedi. Timur, akşama kendisine geleceği hususunda genç karısına haber iletti. Odasına girince, sandığını açmasını istedi, o da açtı, yüzüğü ve mektupları buldu. Yanına oturup yüzüğü ve mektupları nereden aldığını sordu. Kadın önüne eğilerek öfkelenmemesini rica edip bunları bir Beyin kendisine özel bir nedeni olmaksızın gönderdiğini söyledi. Timur odadan çıkıp derhal kadının kafasının kesilmesini emretti. Ve bu buyruk yerine getirildi. Sonra da Beyin peşine beşbin atlı göndererek yakalanıp getirilmesini istedi. Fakat Bey, takipçilerin komutanı tarafından uyarıldı, beşyüz adamını ve ailesini alarak Mazanderan ülkesine kaçtı. Orada onu bulamazlardı. Timur, karısını öldürttüğüne ve Beyin elinden kaçmasına son derece kederlendi.
Bunun sonucu vefat etti ve kendi ülkesinde büyük bir ihtişamla gömüldü.
Habercilerin, yolda alıkonulmalarından korkulduğu büyük tehlikeli zamanlarda Sultan, "Haber Güvercinleri" yollar. Çoğunlukla Sultan bu güvercinleri Kahire’den Şam’a gönderir, çünkü arada büyük bir çöl vardır. Bu güvercinler, Sultanın arzu ettiği her şehirde şöyle eğitilir: Bunun için bir güvercin çifti alınır yemlerine şeker katılarak çok iyi beslenir fakat bir yere uçmalarına engel olunur. Çiftleşme zamanı gelince erkek güvercin Sultana getirilir, dişisi yerinde bırakılır. Erkek güvercinin hangi şehirden olduğu işaretle saptanır ki kesin olarak hangi şehirden geldiği bilinsin. Özel bir kafese konulur, fakat başka hiçbir güvercinin yanına yaklaşmasına izin verilmez, ve artık eskisi gibi fazla yiyecek özellikle de şeker verilmez. Bu, geldiği şehri daha çok özlesin diye yapılır. O gönderilmek istenirse, kanatları altına mektup bağlanır. Ve erkek güvercin, eğitildiği eve doğru uçar ve orada yakalanıp, mektup alınır ve alıcısına iletilir.
Isfahan halkı, Timur’un memleketi terkettiğini duyunca, şehrin kapılarını kilitleyip, altıbin işgal kuvvetini öldürdüler. Timur bunu öğrenince geri dönüp, şehrin önüne tekrar geldi ve onbeş gün kuşattı. Fakat şehri fethedemeyince ahalisi ile bir anlaşma yaptı. Onlar kendisine şehirde bulunan nişancıları büyük bir sefer için kendisine ödünç verecekler, Timur da bunları sonradan onlara geri yollayacaktı. Şehirliler ona onikibin nişancı gönderdi, Timur da bunların başparmaklarını kestirip şehre geri yolladı. Ertesi gün şehri zaptederek atı ile içeri girdi. Ahaliyi yakalatarak 14 yaşından büyük olanların kafalarını kestirdi. 14 yaşından küçükler ayrıldı. Kesilen kafalardan şehrin ortasında bir kule yapıldı. Sonra kadınlar ve çocukların şehrin dışındaki bir yere sevkedilmelerini emretti. Yedi yaşından küçük çocukların belirli bir yerde toplanmaları gerekiyordu. Adamlarına bunların atların ayakları altında çiğnenmesini emretti. Kendi danışmanları ve çocukların anaları bunu duyunca ayaklarına kapanıp çocukları öldürtmemesini dilediler. Bunu işitmezlikten gelip çocukları atlariyle ezmelerini yeniden emretti fakat kimse ilk olmak istemiyordu. O zaman öfkeye kapıldı ve kendisi atını sürerek: "Şimdi kim arkamdan gelmek istemiyor, görmek istiyorum" dedi. Onlar da Timur’u takip etmek zorunda kaldılar. İki defa çocukların üzerinden geçerek hepsini ezdiler. Tümü yedibin kadardı. Sonra şehir tamamen yakıldı. Timur, kadınları ve kalan çocukları alıp memleketine götürdü. Böylece, oniki yıldan beri ayrı olduğu kendi başkenti Semerkant’a döndü.
Bir kraldan veya yabancı bir hükümdardan Sultana bir elçi gelirse, Müslümanlarda adettir, elçi, üçyüz-dörtyüz atlı ile hatta altıyüz atlı ile gelir. Sultan, gelişi öğrenir öğrenmez tahtına oturur, pahalı elbiseler giyer, kıymetli taşlar takınır ve önüne yedi kat perde çektirir. Elçi onun önüne çıkmak istediğinde perdeler birer birer açılır. Herbirinin önünde elçinin eğilip yeri öpmesi gerekir. Son perde açılınca, elçi Sultanın önünde diz çöker. Sultan elini uzatır o da öper sonra getirdiği haberi sunar.
Bu dağda yolun öyle bir kısmı vardı ki, orada atlar ve develerin tahta kalıplar üstüne bağlanıp aşağı sarkıtılması zorunluğu vardı.
Şehir surlarının birkaç yerinde lağımlar açıldı. Böylece her ne kadar Bayezid beş-bin silahlıyı koruyucu olarak bırakmış idiyse de, şehri fethetmeyi başardı. Bütün bu koruyucular, canlı olarak gömüldü. Böyle yapılmasının sebebi şuydu Timur şehri fethettiğinde işgal kuvvetlerinin yüzbaşısı onların kanlarının dökülmemesini dilemişti. Timur da kendisine bunu vaadetmişti, bu sebeple hepsi diri diri gömüldüler. Daha sonra Timur, şehri yıktırdı, ahalisini tutsak edip, kendi memleketine götürdü. Bunlar arasında dokuzbin bakireyi de tutsak etmiş ve memleketine getirtmişti.
Bayezid, zaferi kazandıktan sonra, Ordugâhını, Kral Sigismund’un ordusiyle birlikte kaldığı yere kurdu. Sonra savaş alanına giderek şehit düşenleri, gözden geçirdi. Ne kadar çok adamının öldüğünü anlayınca büyük bir hüzne düştü ve dökülen bu kanları intikamsız bırakmamaya andiçti. Adamlarına, ertesi gün bütün tutsakları önüne getirmelerini emretti, aksi halde ağır şekilde cezalandırılacaklardı.
Ertesi gün adamları geldiler, herkes kendi aldığı tutsakları bir ipe bağlı olarak sürüyordu. Ben de diğer iki kişiyle birlikte iple bağlı idim.

Sonra Kral, herkesin kendi tutsağını öldürmesini, bunu yapmak istemeyenlerin, kendileri adına başkasına yaptırmalarını, emretti. Benim beraber olduğum iki tutsak da alındı ve kafaları kesildi. Sıra bana gelmişti ki Kralın oğlu (şehzade) bana bakıyordu; benim hayatta bırakılmamı, öldürülmememi sağladı. Beni diğer çocukların yanına götürdüler, çünkü yirmi yaşından küçük olanlar öldürülmüyordu. Ben o sırada henüz onaltı yaşında bile yoktum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Türkler ve Tatarlar Arasında 1394-1427
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
215
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754704594
Kitabın türü:
Çeviri:
Turgut Akpınar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
Tarihi hem de 600 yıl öncesini bir esirin kaleminden okuyabilmek Niğbolu Savaşı'nda Türklerin, altı yıl sonra da Timur'un ordusunun eline esir düşen Schiltberger'in Bavyerada başlayıp Anadolu'ya Asya'nın ortalarına hatta Sibirya'ya kadar uzanan ve yine Bavyera'da biten macerası geniş bir coğrafyadan gündelik hayat gözlemleri. Kimilerince Türkolojinin başlangıcı.

Kitabı okuyanlar 11 okur

  • palermo
  • Berk Kılıç
  • Furkan Kuvel
  • Murad_Ragnarok
  • Akın Ayyıldız
  • Emre Özpek
  • İsa
  • Erol Muzaffer
  • Semih Irden
  • Erkan Ergül

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%50 (3)
7
%33.3 (2)
6
%0
5
%16.7 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0