Turna Fırtınası

·
Okunma
·
Beğeni
·
182
Gösterim
Adı:
Turna Fırtınası
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055563844
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınaraltı Yayıncılık
Ömür bir musikidir.Çığlıkla başlayan bu melodi,mırıltılarla ve ninnilerle sürer.Sonra cıvıltılar karışır,alkışlar karışır,derken müzik coşar,parça baş döndürücü bir ritme dönüşür.Ardından fark ettirmeden düşer müziğin temposu.Ritim ağırlaşır,sonunda bir yaz semaisi olur.İniltilerle sayıklamalarla yavaşlar…yavaşlar…ve susar.
En son bir sela sesi ile musikinin bittiği ilan olunur.
Yaşamak ise dans etmeye benzer o müzik eşliğinde…
Bir ülkenin yangınları, bir neslin turnalar gibi göçüșü, Esat'ın, Ayla'nın, Üstün'ün, Murat Bey'in, Vasat Kadir'in, Saka'nın bir zamanlar yașandığına yemin edebileceğim hikayeleri... Bir kurbağa larvası gibi dönüșümleri... Sağ-sol,Türk- Kürt, tarikatlașmalar, cemaatleșmeler, ayrıșmalar...
Sonra Gerasın değneğiyle tanıșıyor hepsi ve bütün kavgaların boș olduğunu, aslında karșıdakine vurduklarını sanarak savrulan yumruğun kendilerine döndüğünü görüyorlar...
Silivri'yi, İstanbul'u, Türkiye'yi ve dünyayı anlatıyor. Ve aslıda hep beni... Belki de kendisini... O kadar çok cümlesini alıntıladım ki.. Hepsi, benim söylemek istediklerimin ustaca bir kalem tarafından somutlaștırılmıș hali...
Yazar, kitabın içinde. Bazen ortaya çıkan üçüncü șahıs, Üstün... Fakat belki de kitaptaki bütün șahıslar biraz kendisi, biraz ben, biraz insan...
Vasat Kadir'in ölümünü kitap bașlarken haber verse de, sonradan ağladım ben ona, onu tanıdıkça, ızdırabına ortak oldukça. Sonra Murat beyin veda cümlesine ağladım hiç ağlanmayacak bir cümleye " Hesabı tamamlamıștım." ...
Son zamanlarda okuduğum popüler kalemlerin rezaletinden sonra, her cümlesini öpmek istedim. İncelik ve kibarlığın, -ne az ne fazla- olması gerektiği kadarın, ruhu olan kelimelerin romanlașmıș halini okudum. Ve bir șarkıydı bu roman, kitabın arkasındaki tanıtım yazısı nakaratıydı bu șarkının. Eski zamanların letafetini, kokusunu, rüzgarını, sesini, musikisini tașıyan... Dans etmek istedim.
Sonunda yine bașladığı gibi ölümle bittiğinde kalbini bilecek kadar tanıdığım birini kaybetmiș gibiydim.
Yazarın kalemi ile tanıştığım kitabı oldu. Uzun cümleler genelde sıkıntı çıkarır,başını yazarken sonunu kaçırabilir ya da anlatım bozukluğu yapabiliriz ancak yazarın ilk dikkatimi çeken özelliği uzun cümlelere de hakim olması.yazım ve noktalama hatasına denk gelmemek beni çok mutlu etti. Bilhassa bunun için yazara ve özellikle editöre,hassasiyeti için yayınevine teşekkür ediyorum. Zira son zamanlarda hata dolu kitaplar okumuştum. Gündelik bir dil ile hepimiZin başından geçmiş olması olası olayları anlatmış lise arkadaşı Ayla ve Esat'ın dilinden. Bir döneme damgasını vuran sağ sol kapışmasını,neler olduğunu bile bilmeden bu kapışmanın ta ortasında kendini buluveren gençleri,her şeyi bildiğini zannedip kendini bu ateşin ortasına atan gençlerin zaman geçtikçe yaşadıkları pişmanlıkları öyle iyi anlatmış ki...bir de aile faciası var anlatılan. Ah be Murat bey,öyle bir kaderi varmış ki... üzüldüm ama üzülürken onu da eşi Güzide hanımı da çok tebrik ettim içten içe. Hayran kaldım kişiliklerine. Okunası okutulası bir kitap. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum. Kitapla kalın.
Şimdiye kadar bu kaliteyi tutturmuş bir başka Türkçe roman okumadım. Daha önce adını duymadığım bir yazara ait olduğu için aslında isteksizce elime aldım ama kitabı okurken okur olmanın zevkini yaşadım. Bitirdiğimde gözyaşlarıma hakim olamamak değil, hıçkıra hıçkıra ağladım. Otuz yedi yaşım boyunca ben okuduğum bir esere ağladığımı hatırlamıyorum. Bu eser hepimiz adına yazılmış. Hepimizin romanı bu. kahramanları sen ben o. Yazarına ulaşıp teşekkürümü ettim. Edebiyat daha ölmemiş. Ve bu edebiyat bu toplumu yeniden inşa edecek kadar güçlü.
Ağustos ortasında önce arı kuşları kımıldanır. Arkasından belli belirsiz hissedilmeye başlayan rüzgarın önüne düşer leylek sürüleri. Katar katar uçup geçerler gökyüzünden. Kasabanın üzerinden geçişleri dokuz gün sürer... Bu dokuz güne 'Leylek Fırtınası' der eskiler. Sonra kısa süreli sıcaklar olur. Bir gün, iki gün, üç gün derken Eylül'ün ilk haftası poyrazın savurduğu bıldırcın sürülerinin kaplar gökyüzünü. Cemreler çekilir suyun içinden. Artık deniz mevsimi biter... İkinci haftası çaylak fırtınası...
Ve Eylül biterken göç yolunda sona kalmış turnalar görünür gökyüzünde. Bir önceki sene kondukları çayırların yerine kurulmuş binaların üzerinden, kurumuş göllerin, bataklıkların üzerinden geçerler kanatlarından hüzün dökerek...
'Turna Fırtınası'dır bu... İncirlerin tadı kalmaz artık. Sıcak esintiler yerini vakti belirsiz lodosa bırakır, akşam olunca bahçede, balkonda oturulmaz... Sevdiğine küsmüş bir ergen kız gibi sarı saçlarını savurup döner gider yaz...
Ortalıktan el ayak çekilir...
Yaz biter...
&&&
"Kitabı okuduktan sonra senden ricam, iki satır yaz" demişti Hulusi Üstün, Turna Fırtınası'nı imzalayıp uzatmış ardından mutfağa kahve yapmaya gitmişti, acemice ben de Aynı Şarkı'yı imzalayıp vermiş, yorum bekliyorum demiştim...
Anladım ki yazar hep yorum bekliyor...
Leylek Fırtınası'nda, cemreler çekildiğinde, bıldırcın sürüleri gökyüzünü kapladığında, incirlerin tadı kalmadığında ve Turna Fırtınası'nda kasabada bir yerlerdeydim...
Jumbo Ayhan'la takılıyordum mesela... Gecenin kör yarısı radyonun çalan kapısını açıyor, şaşkın gözlerle bakarken Jumbo Ayhan bir büyük votkayı "şerefine kardeşim" deyip fondip yapıyor! düşüyor Jumbo'yu sırtladığım gibi altı kat aşağı indirip kırmızı Toros'a atıp yine sırtımda evine götürüp yatırıyordum...
Yaz bittiğinde, sahilden el ayak çekilip, deniz karabataklar ve kasabalılara kaldığında, teknede uyuyan Kung-Fu Hikmet sabaha sağ çıksın diye dua ediyordum...
- Hikmet Ağbi üşümüyor musun?
- Mum yakıyorum içeride, sıcacık oluyor!
- Çay içer misin?
- Hadi içelim...
Yaz sevdiğine küsmüş bir ergen kız gibi saçlarını savurup döner giderken en acemi halimle Arap Zeki'ye olta bağlatıyordum...
- Zeki Ağbi, büyük balık geldiğinde kopmaz değil mi bunlar?
- Kopar mıymış hiç!
Ne oltama büyük balık geldi, ne oltalar koptu... Zeki ağabey hep bağladı... Şimdi düşünüyorum da insan konuşmadık çok şükür, deniz konuştuk, balık anlattık, yalan söyledik, hayal kurduk...
Lapa Kadir'e şarap ısmarladığım da, Dalgakıranda Hamarat Muzaffer'le işkine beklediğim de, zehirli olduğunu bilmediğim iskorpiti avuçladığım da oldu...
Süleyman ağabeyin tekne almaya niyetlendiği sene de oralardaydım...
Ya Şuayip'in yerinde çay içiyordum, ya balıkçılar kahvesinde sohbet ediyordum...
Yarların altında Zafer'in çay bahçesinde Esat ve Ayla gün ışıyana kadar sohbet etti ya...anladım ki unuttuğumu sandığım ne çok şeyi meğer hatırlıyormuşum...
Ne çok insan farkında olmadan kayboluvermiş hayatımızdan...
Ağustos geliyor, arı kuşları toplanacak önce, belki fark etmeyeceğiz ama leylek sürüleri geçecek üzerimizden.
Turna Fırtınası'nın arkası kış...
"Esat!çocukluğumun geçtiği küçük Anadolu kasabasında arkadaşlarımla birlikte oyunlarımıza mekanlık eden küçük bir dere vardı. Derede küçük kurbağa larvaları...biz balık sanırdık kurbağa larvalarını,zaman geçip kuyrukları yok olduğunda,kurbağa dönüştüklerini görüp şaşırırdık. Zaman öyle bir şey,değiştirip kurbağaya dönüştürüyor insanları. " demişti.
Bir evden çıkar gibi çıkıyoruz çocukluktan. Önümüzdeki kar yığınını kürüyoruz. Bir yol açıyoruz kendimize kendi ellerimizle. O yol bizi nereye götürürse oraya gidiyoruz.
Oysa kitap okumak aklımızı özgür kılmanın, zihnimizi zincirlerden kurtarmanın, hür adam olmanın, hür bir vicdan taşımanın yoludur. Okuduğun kitap sana hürriyet verecek, gönlünü kaygıdan zihnini karanlıktan kurtaracak. Kölelik övgüleri olmayacak okudukların.
... Anlatamıyorum... Zaten anlatmaya bașladığında büyü uçup gidiyor, șifreyi unutuyorsun, tılsım bozuluyor, denize düșüyor muska... Anlatamıyoruz iște...
-Güzel șiirler bilmek güzel gitar çalmaya benziyor. Bir ömür sevilmek için, bir ömür mutlu olmak için bunlar yeterli değil.
- Evet, değil. Yeterli olmadığını anlayınca içimizdeki İspanyol gitaristi de, șairi de öldürüyoruz, değil mi?
- Onlar ölünce büsbütün yalnız kalıyoruz.
... Ölüm olduğuna göre kușlar sadece uçmalıydı, balıklar akıntıya bırakmalıydı kendilerini. Kediler güneșlenmeli, köpekler kulağı tetikte uyuklamalıydı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Turna Fırtınası
Baskı tarihi:
Haziran 2017
Sayfa sayısı:
356
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055563844
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Çınaraltı Yayıncılık
Ömür bir musikidir.Çığlıkla başlayan bu melodi,mırıltılarla ve ninnilerle sürer.Sonra cıvıltılar karışır,alkışlar karışır,derken müzik coşar,parça baş döndürücü bir ritme dönüşür.Ardından fark ettirmeden düşer müziğin temposu.Ritim ağırlaşır,sonunda bir yaz semaisi olur.İniltilerle sayıklamalarla yavaşlar…yavaşlar…ve susar.
En son bir sela sesi ile musikinin bittiği ilan olunur.
Yaşamak ise dans etmeye benzer o müzik eşliğinde…

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • Ali Gülcü
  • Melike Demirhan
  • Erol Akkaya
  • Barakhan Zengin
  • Esra Arslan Gökçe
  • Evlaaaa

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (4)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0