Tutunamayanlar (Bütün Eserleri 1)

·
Okunma
·
Beğeni
·
347,6bin
Gösterim
Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.
  • 724 syf.
    ·73 günde·Beğendi·9/10
    "Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayalım..

    En çok yarım bırakılan kitaplar arasında 1, En çok okunacak kitaplar arasında 3. sırada olması bile bir çelişki teşkil etmiyor mu? Meraklanıp, kitaba başlayıp, kitaba tutunamayanlar: (Selim olsa hepinizden tiksiniyorum derdi :)) )

    Kitap hakkında fikir ve naçizhane tavsiyelerime gelirsek:
    1. Kitaba korku ile başlamayın ( "Yok bu kadar insan iyi kitabı neden yarım bıraksın ki?" gibi)
    2. Hiçbir olumsuz yorum sizi yıldırmasın;
    3. Kitabın kalınlığı, sayfa sayısı gözünüzde dağ olmasın;
    4. Kitaba başlamadan önce akıcı bir roman olacak diye düşünmeyin;
    5. Ve sonda yeni ve hiç bilmediğin türden kapılar açmak senin elinde..

    İlk başlarda okuduğumda biraz afallamıştım. Bir çok okurun dediği "anlaşılmamazlık, akıcılık" kısmı bende yoktu. Ama bunlar güzel günlerimdi. Kitap bir yerden sonra karmakarışık olmaya başladı. Karakterler belleğimde kayboldular. Kitabın gelgitleri beni yormaya başladı. Okuduğum kısımların üzerinden iki kere geçmek zorunda olduğum bile oldu.

    Sonra yavaş yavaş taşlar yerinde durmaya başladı.
    * Okumadığım zamanlarda okumak için içimden gelen talep;
    * Her an Selim`in yerine kendimi koymam;
    * Bir okumaya başladım mı ne kadar çok okuduğuma kendimin bile şaşması, vs.vs.

    Bir süre sonra kendinizden geçiyor, ara sıra Turgut çokça Selim oluyorsunuz. Altını çizdiğiniz alıntıları okudukça anlıyorsunuz ki aslında bu çaba boşuna değildi.

    Kitabı akıcı bir roman olarak değil, piskolojik ve felsefik yönden ele alırsak daha az hata yapmış olur, daha çok okumak için yol kat etmiş oluruz.

    *En sıkıldığım nokta (1 ay o bölüm yüzünden aksadım) Günseli`in Selim hakkında konuştuğu bölümdü. İlk kez kitapta o bölümde sıkıldım. Paragraf boyunca bir tek virgül, nokta işaretine rastlamadım. Bu beni yıldırmadı desem yalan olur.

    Bundan başka,
    * "Tutunamayanlar Ansklopedisi" ilginçti;
    * Karekter analiz ve seçimi başarlıydı;
    * Yazarın kelime cambazlığı harükuladeydi;
    * Alıntılar mükemmeldi;
    * Olric fikri orjinaldi benim alemimde (en azından isim konusunda)

    *En akıcı nokta: Selim`in günlükleriydi. Selimi en iyi anladığımız kısımlar o kısımlardı çünkü.

    Bir puanı- Günseli`nin anlatım biçimi ve bir de bende saklı kalacak bir sebep yüzünden kesiyorum. Bunlardan başka okumanız için elinizde mükemmel bir roman mevcut.

    Hiçbir şey için değilse bile, merakımı giderdiğim için bile değer diye düşünüyorum.:)
    Mükemmel bir dibe vuruş hikayesi için kolları sıvayın derim.
    Tabiri caiz ise:
    "Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok." diyenlerin romanı.

    "Tanrı, tutunamayanlardan rahmetini esirgemesin..."
    Kitaba ve hayata tutunmanız dileği ile..
  • 724 syf.
    ·14 günde·10/10
    İncelemeye ben de sitedeki en çok beğenilen incelemedeki gibi "Hayatım hayatımın romanı olsun.." diyerek başlayayım.

    Sadece 1000kitap'ta bu kitap için şimdiye dek 233 inceleme yazılmışsa üzerine daha söylenebilir diye düşündüm. Tabii 233 incelemenin tümünü okumadım ama yine de kendimce bir kaç şey söylemek istedim.

    Şimdi efenim kitap için bir sürü madde sıralanmış öyle yapın böyle yapmayın, kimisi gitmiyor demiş, ağır kitap demiş yarım bırakmış. Tabi benzeri yorumları ben de daha önce okuduğum için ilk başlarken gözüm korkmuyor değildi. Sürekli okumak isteyip de bitiremem korkusuyla başlamaya cesaret edemediğim bir kitaptı. Baktım ortam çok müsait tam sindire sindire okunabilecek bir zamandayım, hadi bir cesaret başlayalım Olric dedim ve başladım okumaya.

    Şimdi sözüm okumak isteyip de benim gibi yukarıdaki yorumlardan dolayı kararsız kalan okur arkadaşlarıma.

    Kimseyi dinlemeyin ve kitaba dair görüşünüzü kendiniz oluşturun. Kitap hiç de büyütüldüğü gibi gelgitlere sebep olan, kitap karakterlerinin karmakarışık hale geldiği, yoran üzen bir kitap değildi. Konuları toparlamakta olayları bir arada tutmakta zorlanıyor insan denilmiş yalan inanmayın. Yarım bırakanlar bence kitabın içine girememişler, ilk başlarda bu ne şimdi ne saçmalıyor, kim kiminle konuşuyor gibi hafif bir bocalama yaşayabilirsiniz; ama bırakmayın. Kitabın minnacık bir kısmı ile koca kitabı yargılamayın. Zaten sonrasında siz anlamadan karakterler sizi olayın içine çekiverecek. Gayet akıcı, gayet samimi bir kitap.

    Severek okuduğum "Canım Selim" diye kahrola kahrola ilerlediğim bir kitap oldu. Ne araya giren eski Osmanlıca gibi olan dil, ne noktalama işareti olmayan bölüm kırdı hevesimi. İçim cız ede ede, burnumun direği sızlaya sızlaya bitirdim kitabı. Hani bir bu kadar daha uzasa sıkılmadan okumaya devam ederdim.

    Selim anlatamadı kimseye kendini, aklından geçenleri kelimelere dökemedi. Dökemedi diye de kimse onu anlamadı. Sormadan sorgulamadan kabul etsinler onu istedi, tanımlar bulmaya, kalıplara sokmaya uğraşmasınlar olduğu gibi kabul etsinler istedi. Olmadı,yapmadılar.

    'Hangi onlar Selim?'
    'Onlar işte,'... 'Onlar canım. Onlar, onlar, onlar.'

    Sanki Selim herkese fazla fazla koşmuş da kimse Selim'i yeteri kadar önemsememiş. Etrafındaki herhangi bir gruba benzeyebilmek için hep rol yapmış, ama aslında hiç birine dahil olamamış, hep bir eksiklik duymuş, sonunda da tüm bu oyunlardan yorulmuş. Selim dünyanın en güzel Selim'iydi belki ama anlatmakla tanıtamam size Selim'i. Onu tanımak için kitabı okumalısınız,zaten ne demişti Selim "Hayatım hayatımın romanıdır."(s.398).

    Turgut ise bir tutunandır aslında kitabın başında bana göre,Selim’in intiharıyla Selim’i anlamak için Selim’in hayatını araştırmaya başlar.Selim’in ölümü Turgut ‘un ÖZBENliğini arama macerasının başlangıcı olur. Yavaş yavaş fark eder etrafındaki oyunlarla sürdürülen sahte yaşamları. Herkesten rahatsızlık duymaya başlar.

    Fark eder de kimseye anlatamaz, kimsenin kendisini anlayamayacağını düşünerek sürekli Selim’e özlem duyar. İnsan etrafta kendisini dinleyecek kimseyi bulamadığında ne yapar? Kendi kendisiyle konuşur sürekli, kendisi sorar kendisi cevaplar. Zihninde tartışır durur aklı ve duyuları. Böylece ortaya Olric çıkar.

    O kadar inandırıcı bir kurgusu var ki bazı yerlerinde gerçek mi kurgu mu emin olmak için internete başvurdum. :) Dandini ve Dastana kısmı süperdi mesela itiraf edeyim kontrol ettim. :)) Güzel bir mizahı, güzel bir felsefesi olan farklı bir kitap.

    Son olarak kitap bitmez/bitmiyor diye yakınanlara söylemek istediğim bir şey var. Kitap bitmiyor kısmı doğru, çünkü o kadar çok seviyorsunuz ki dönüp baştan okumak istiyorsunuz ya da açıp açıp ordan burdan bir kaç pasaj okuyup kapatıyorsunuz. Kitap bitse de bitiremiyorsunuz yani.

    Şimdiye kadar okumadığım için pişman değilim, kendime göre doğru zamanda keyfine vararak okudum. Belki ileride özler,tekrar okurum.

    Doğru zaman geldiğinde siz de bu kırmızı kapaklı kara kitabı açıp okumak için tereddüt etmeyin. Muhtaç olduğunuz kudret beyninizdeki asil kıvrımlarda mevcuttur.
  • 724 syf.
    BİR OKUMA SERÜVENİ OLARAK TUTUNAMAYANLARA BAŞKA BİR BAKIŞ

    1979 kışıydı. Kağıthane askeri kışlasının büyükçe bir salonunda oturuyorduk. Tiyatro ve sinema salonuydu galiba. Toplu gözaltıların en büyüklerinden biriydi. Galiba birkaç yüz kişi vardık. İTÜ-Maden binasından derdest edilmiştik. Sahnede bir arkadaşımız çaldığı sazın yanık sesine melodik sesiyle eşlik ediyordu. “Aldırma Gönül”ü söylüyordu. İsmini çoktan unuttuğum, galiba Halkın Kurtuluşundan bir arkadaşım, bu şarkı beş para etmez, dedi, hapis yatmaya, mücadele etmemeye teşvik ediyor.

    Parça hakkında öyle düşünmesek de yaşama bakışımız bu minvaldeydi. 1970’lerin başından itibaren düşünsel hayat tamamen Sosyalist, Marksist politizasyonun hegemonyasına girmişti. Kitaplardan sadece toplumsal gerçekçileri okurduk. Sadece biz öğrenciler değil, Türk aydınlarının çoğu öyleydi.

    İşte bu havada yayınlandı Tutunamayanlar’ın ilk cildi. Yayınlanır yayınlanmaz kendini eleştirel bir suskunluğun içinde buldu. Belli ki yazar anlaşılamamış belki de yok sayılmak istenmişti.

    Eğer TRT roman ödülünü almasa satın alıp kapağını açan olmazdı eminim. Elimde istatistikleri yok ama çok az satılmış olmalı. Çünkü 1982-83 yılına kadar koskoca okul çevresinde okuyan hiç tanıdığım olmamıştı.

    Peki neden? Çünkü Tutunamayanlar’da küçük burjuvaziden, onun hayata bakışından, bunalımlarından bahsederken onlar kötülenmiyor, devrimci olmamakla suçlanmıyor, lümpenlik yaftası yapıştırılmıyor ve hatta onlardan sevgi ve anlayışla söz ediliyordu. İşte tüm bunlar Zeitgeist’e tersti. Aydınlar bir yandan dinin sunduğu öbür dünya cennetini aptalca bir ütopya olarak görürken, diğer yandan dünyada bir cennet olan Komünizmi zorunlu bir gerçeklik, bir toplumsal final olarak yüceltiyorlardı. Memleketi kurtarma modası vardı o zamanlarda ve bu eseriyle yazar, işte onları hicv ediyor, tiye alıyordu. Bu kitap aslında, kendine kadar olan, kendilerine "ülkeyi kurtarmayı" şiar edimiş yazarlara ağır bir eleştiriydi.

    Sanata, edebiyata, bilime bir misyon yüklenmiş, bir görev verilmişti. Onların icracılarına da tabii. Estetik geri plana atılmıştı. Galiba Birikim’deydi. Oğuz Atay ve Tutunamayanlar hakkında Murat Belge sert bir eleştiri yazmıştı. Bizlerin okumaması için bu yazı bile kafiydi o zamanlar.

    Ya Yaşar Kemal, Fakir Baykurt, Orhan Kemal gibi yerlileri ya yabancı Marksist yazarları ya da sosyalist ülkelerin devrimci kahramanlı yazarlarını okurduk. O. Atay, A.H.Tanpınar dahil, kimse ilgimizi çekemedi.

    80’lerde özellikle 2.yarısından sonra, hızla artmaya başladı okuyanları.
    Bu kitabı okuduğum yıl 1984 başıdır. Aslında 1983 yılında bir arkadaşım satın almıştı ilk. Sen alma, bitirirsem veririm, demişti.

    Cuma ö.sonraları kahvede briç oynardık. Goren'den Beşli Majöre geçiş günleriydi. İnanmazsınız ama en az altı ay koltuğunun altında taşıdı adam kitabı. Bir türlü bitmek bilmedi. Yılın 2. yarısında "Sessiz Ev" yayınlandı. Baktım ki kitaptan sıra gelmeyecek, ona başladım. Kullandığı anlatıcı tekniği ve iç diyaloğlara hayran olmuştum. Orhan Pamuk iyi yazar oldu gözümüzde. Sonraları bu iki yazarı birbirine çok benzetmiştim.

    Arkadaşım, nihayet 1984 Ocak'ında verdi "Tutunamayanlar"ı. Bir iki ay da benim elimde sürünmüştür. Fakat üstünde o kadar çok konuştuk ki, adeta çok kez okumuş gibi olmuştuk.

    Garipsedik ilkin. Konusu yoktu sanki. Konu değil sadece kahramanlardan oluşuyordu adeta. Romanda yazarlık kurumundan, gerçekliğin aktarımı olarak romandan ve bu temsilin olanaklarından, olanaksızlıklarından, onları sorunsallaştırarak bahsediliyordu.

    Yabancılaşma, sürekli ve iç içe geçmiş, sınırları yitmiş ve birbirine karışmış rüya-gerçek, duygu-düşünce aktaran, kahramanların psikolojisini çok başarılı veren yoğun iç konuşmalar bizim için yeniydi. Kahramanların yabancılaşma süreci bizim tanıdık kahramanlar gibi toplumcu bir bakış açısıyla değil, sanki bir oyun için yaratılmış da okura tanıtılıyorlardı.

    İroni örgüsünün yoğunluğu, söylemlerin iç içe geçmiş haliyle o güne kadar okumadığımız bir anlatım şekline sahipti roman. Romanda kendini çok yoğun hissettiren benlik arama, kendini sorgulama duygusu biz okura da sirayet etmişti. Turgut-Olric ilişkisi çok etkileyiciydi.

    Türk edebiyatında müstesna yeri ve bir başyapıt olduğu inkar edilemez artık. Fakat son yıllarda fetişleştirilmesini de anlamıyorum.
  • 724 syf.
    ·23 günde·Beğendi·10/10
    28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Selim...
    Selim Işık...
    Hayatın cılız gölgesi...
    Silinmeye yüz tutmuş...
    Mütereddit...
    Şövalye romanları okuya okuya kendini Don Kişot sanan zırhı paslanmış bir kahraman...
    Tutunamayan...
    Kitaplarda yaşayan hezeyan...
    İnsanların aldattığı...
    Yorduğu...
    Yaşamayı kimsenin öğretmediği Selim...
    Turgut’un kalp ağrısı...
    Vicdanı susmayan deli...
    28 yaşındaydı...
    “Tabancayı aldı ve ateş etti.”
    Hayatı boyunca dinlenmedi...
    Akıl edemedi...
    Cesaret edemedi...
    Suçlu hissetti...
    Istırap çekti...
    Korktu...
    Endişe etti...
    Tedahülden kalkan para gibi...
    Terk edilmiş virane gibi...
    Arkasından taşlanan ve kuyruğunu bacaklarının arasına kıstırıp inleyerek kaçan bir köpek gibi hayattan gitti...
    Hayatını sağa sola dağıttı...
    Ciğerini itler yedi...
    Soluğu kesildi...
    Geveze, bütün hayatı boyunca susmadan konuştu ve tek bir söz çıkarabildi ortaya ...
    Çoğul bir kelime...
    Tutunamayanlar...
    Kapalı kapıların ardında kilitli bırakılan buhranlı genç...
    Ölümü bekliyor...
    Ölmeye yatıyor...
    Ölümü planlıyor...
    28 yaşındaydı...
    Yaşamaktan yorulmuş...
    Herkes sorumlu ölümünden...
    Sen de sorumlusun...
    Ben de...
    Tutunamayan herkesten, herkes sorumlu...
    Biraz ilgi...
    Biraz şefkat...
    Biraz merhamet...
    Biraz sevgi...
    ....................
    Turgut Özben :
    Unutamayan...
    Ve tutunamayan...
    Unutulmayı ölümden beter sayan...
    Eski bir albümün soluk resmi...
    Selim’in ölerek yalnız bıraktığı Turgut...
    “ Beni de al Selim.” diye sızlıyor içi...
    “Ölmekle bana haksızlık ettin.”

    Kimdir TUTUNAMAYANLAR?
    Kaybedenler...
    Kazanıp yine kaybedenler...
    Kazanmaya çalışırken hırpalananlar...
    Anlaşılmayanlar...
    .................
    Bu kitap:
    Mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır...
    Sevilmek ve özlenmek için yaygara koparan küçük bir çocuğun küsüp oyundan çıkmasının romanıdır...
    Hepimizin içinde bir “tutunamayan” var...
    Trajediyi ve mizahı iç içe kullanan bu dahi Oğuz Atay 70’li yıllarda milenyum çağının buhranlarını postmodernin zirvesinde insan ruhunun mahzenlerine hapsediyor. Varoluşçuluğu nabızlarda hissetmek mümkün...
    Bilinç akışına can ve ses veren Olric Türk edebiyatının sevimli hayali kahramanı...
    ...............,.,
    Bu kitap:
    Bir intiharın değil tutunamayanların katillerinin arandığı bir CİNAYET romanıdır...
    Katil kim?
    Aynaya bakalım ...
    Giderek yalnızlaşıyoruz...
    Yalnız...
    Çaresiz...
    Ve umutsuz...
    Ve dayanaksız...
    Aldatılarak...
    Yoksun...
    TUTUNAMADAN...
  • 724 syf.
    ·14 günde·10/10
    Hakkında çok şey söylenebilecek fakat benim konuşmaya başlarsam bitiremeyeceğim bir eserdi. İki haftada ancak bitirebildim çünkü sindirerek ilerlemeyi daha uygun gördüm.

    Birçok eserden izler barındıran, okurken kafamı dağıtayım düşüncesine girilmemesi gereken, okurken düşündüren, düşündürürken insana kendini sorgulatan muhteşem bir yapıt.
    Okunma isteğinin yüksek olduğu kadar yarım bırakılma oranının da onu takip ettiği, şaşırtıcı bir istatistiğe sahip bir kitap Tutunamayanlar. Neyse ki yarım bırakanlardan olmayıp sonunu görebildim. Evet, ağır bir kitap; tutunması zor bir kitap ama kitapları yarım bırakmayı sevmeyen biri olarak asla böyle bir düşünce geçmedi kafamdan. Bitirme tarihimin kitabın 50. yıldönümü olması da beni ayrıca mutlu etti.

    Bir daha okur muyum? Kesinlikle. Tutunamayanlar tek seferde anlaşılacak bir kitap değil. Çoğu klasik eser gibi zamanla düşündürdüğü şeyler de değişiyor. Yaş grubuna, ruh haline ve birçok değişen şeye göre her okumanızda dikkatinizi çeken yerler mutlaka farklılık gösterecektir.
  • 724 syf.
    ·23 günde·Beğendi·9/10
    DİKKAT BOL MİKTARDA –HUZURKAÇIRAN-GÖZYORAN-SİNİRBOZAN- İÇERİR

    Tutunamayanların,unutulanarın,kenara itilenlerin,üzerine basılanların,takdir edilmeyenlerin,paranın değerini bilmeyenlerin,vaktinde yatıp vaktinde kalkmayanların,eşini dostunu satmayanların,prim için doğruya yalan katmayanların romanıdır bu.Yetişemeyenlerin,yetinemeyenlerin,kendine yetmeyenlerin..Yarım kalanların,yarıda bırakılanların romanıdır bu..Bu yüzden en çok yarım yarım bırakılan romandır..Mısra:2016

    Bozuk bir sokak lambası..Gündüz yanan,kimsenin farketmediği Selim bir Işık..Farkedilmeyen,fotoğrafların kenarında,hayatın dışına çıkan Selim Işık..Herkes oradayken orada olmayan,tutunacak tek dalı olmayan..ÖzTürkçe’yle diline biber sürülen,kafasında bitler aranan,tırnaklarına sanki uzamışçasına cetvel(ölçtürgeç)le vurulan..Borç aldığı değil,borç verdiği insanların yanından geçmeye utanan Selim..Kadınların yanında efendiliğinden,çekingenliğinden tedirgin davranan bu yüzden sevdiğini bile karakteriz karakterlere kaptıran Selim..Çekici olup itici zannedilen,zeki olup aptal zannedilen,bu duruma inandırılan,inanmak zorunda bırakılan,ölmek zorunda bırakılan Selim..

    O Selim ki “Sokak Çocuğu” şiirindeki gibi “uçurtması gökyüzünde asılı kalan,bilyelerini rüyalarında unutan ve oyuncaklarını masal kahramanlarına kaptıran”…O Selim ki Don Kişot misali dünyaya iyilik getirmek isterken,rezil edilen,herkese iyilik etmek isterken kendine tek iyiliği dahi dokunmadan,intiharın omuzlarında çitelenen onuruyla dünyayı terkeden.O Selim ki dünyanın yükünü taşırken kendi yükünün altında can verip,Selim gibilere canından can alarak can veren..Ahh Selim sana nasıl kıydılar..

    Ya sen Turgut Özben? Sen ki dostların en vefalısı,en güzeli..Nazım’ın şiirde dediği gibi herkes 20. Asırda 3-5 gün ölüm acısı yaşarken,ızdırapla bahtsız bir bedeviymişçesine bölgesiz diyarlara,gölgesiz bir Işık uğruna kendini vurmadın mı? Sen ki ÖzBen’liğine bir ışık tutmak uğruna nice karanlıklarda asılı kalmadın mı? Hadi Selim’i öldükten sonra sevdik,sen neden kayboldun Selimi ararken çıkıp gittin.Bak biz hala Selim’i arıyoruz,okuduğumuz her kitapta..Biz belki Selim ölmemiştir,Oğuz Atay bir sürpriz yapar diye beklerken,adını “Oğuz Atay Destanı” koyacakken şimdi de sen kayboldun..Biz ne yapalım şimdi? Bak eğer sadece kaybolmakla,saklanmakla kaldıysan eğer ölmediysen gel beraber arayalım Selimi..Bir Selim daha yok ama Selim gibiler var..Bir çok Disconnectted Erectus var.Gel yeni bir İktidarsızlık kuralım.Gel güçsüzlerin gücü,sessizlerin çığlığı olalım..Gel seninle Selim’le yazamadığın olmayan kitapların önsözleri gibi 1000kitap’ta incelemeler yapalım.Gel seninle “Metin” denen hergeleye bir kez daha hesap soralım.Olmasa ağzını burnunu kıralım.Oğuz Atay seni başka bir romanda tekrar ortaya çıkacak dediydi Uğur Hocam ama Oğuz Atay’a güvenme,oyun oynayıp ızdırap çektirir sana.Seni de bir gün öldürecek nasılsa gel de paylaşalım ızdırabını..Olriç de perişan olmuştur şimdi.Karını hiç saymıyorum bile…
    Seni unuttum sanma Oğuz Atay! Madem bu kadar sevdirecektin neden en başta öldürdün Selim’i? Madem öldürdün neden bu kadar sevdirdin? Hadi sevdirdin Selim’i peki ya Turgut Reyize sırra kadem bastırmana ne demeli? Hani sen sayfa 199’da Allah’a neden diye yakarıyordun,isyan ediyordun Selim konusunda.Peki sen neden Turgut ve Selim’in canını esirgeyip Metin gibi değersiz birine can bağışladın.Oysa bu yaşama dürtüsünü sayfabilmemkaçtaki kerhanedeki Turgut'un dalga geçtiği kadından bile esirgemedin.Tabi ya..Aslında Selim sensin.Turgut da sensin..Onlar gibi yaşamayanlar,onları anlatamazlar.Kafka böcek gibi hissetmese kendini yazabilir miydi Dönüşüm’ü?Bunu herkes biliyor.Oyunlarla Yaşayanlar’dansın.Ama en Tehlikeli Oyunları neden bize oynuyorsun? Neden “Selim ölmedi aslında bu en baştan planlanmıştı,bu Selim’in bir sosyal deneyiydi” demedin kitabın sonunda?Selim öyle bir şey yapmaz diyeceksin.Evet sen benden iyi tanıyorsun.Sanma ki sana kızgınım ya da nefret doluyum.Sadece öfkeliyim.Öfke sevgiden gelir bilirsin.Bak seni taklit edip çocukluktaki gibi seni kızdırmaya çalışıyorum ama kızmıyorsun.Çünkü sen oyunları benden çok seviyorsun.Bunun için o kadar sayfa maç anlattın bize,bunun için 50 sayfa boyunca tek nokta koymadan bağlaçları harç yapıp kelimelerin tuğlalarından evler yaptın bize.Bunun içindir ki intiharın psikopatolojisini kahgüldürüp kah ağlatarak anlattın bize.Bari sen gelde intiharın(özöldürüm) kendisini intihar ettirelim.Gel bu oyunu icad edelim diğer Selimgiller kurtulsun.Ama bilirsin ne kadar çocuk varsa o kadar oyun vardır diyorlar.Belki mahşerde cennettekilerle yasakmeyveyedirmece oyunu oynarız.O oyun milyar yol önce oynandı diyorsan yeni bir şeyler icat ederiz.Ya da Turgut gibi birer Olriç de biz bulur okey oynarız en kötü.Gelki biz sansüre uğrarız Olriç koydurmazlar bizimkinin adını,Hırvatçaya benziyor.Zaten hepimizin bir Olriçi var kütüğe kaydolmayan,kimliksiz dolaşan.İsimleri belki farklıdır ama Olriçgillerdendir.Kaçak yaşarlar,antidepresanlar,akinetonlar,nörodollar,psikologlar,psikiyatristler en büyük düşmanlarıdır.Gel meydan okuyalım psikolojiye(ruhbilim)oğuz baba.Deliliği doktrin yapalım,cogito virüsünü yayalım tüm dünyaya..Neyse sen gelemiyorsun elbet biz gelecez yanına sakın 40 yaşında olacam diye oyun oynamam sanma..Turgut Selim’i aramaktan vazgeçti diye ben de seni aramaktan vazgeçerim sanma.Cehennemde de olsan zebanilere çaktırmadan sobelerim seni..Oğuz Baba..Dünydan mısra 2016’dan,insanların oyun alanı yapıldığı,tüm oyunların insanların üstünde oynandığı,batdünyabat dünyadan selamlar..Nur içinde yat üstad..
  • 724 syf.
    ·12 günde·Beğendi·10/10
    Öncelikle söze, hiç Atay okumamış biri, Atay okumaya bu kitapla başlayıp da kitabı yarım bırakma gafletine düşmesin diye başlamak istiyorum.

    Atay'ı okumaya başlamadan önce biraz araştırma yapmak gerekiyor. Nasıl bir dönemde yaşamış, kimlerle birlikte olmuş, kimlerden etkilenmiş vs. Tabii bu durum bütün yazarlar ve kitaplar için geçerli ama eğer Tutunamayanlar'ı okuyorsanız daha da önemli. Onun için şu video buna bir nebze olsun fayda sağlar diye düşünüyorum. https://youtu.be/ZdmXbXkJBcI

    Yazıldığı dönem itibariyle de Türk Edebiyatında çığır açmıştır. Tabii o dönemde anlaşılamamıştır bu da ayrı bir ironidir.
    Yalnız 1970 TRT Roman ödülünü de alıyor. O dönemde böyle bir ödül almış romanın görmezden gelinmesi de başka bir konu. O dönemin sözde aydınlarına da bolca söz söylemiş. Aydın olmak sadece okumak ile olmayacağını, gerçek hayatın, gerçek oyunun, gerçek dünyanın bambaşka kuralları olduğunu anlatmış.

    Kitabın içinde rastladığım kitapların ve yazarların çoğunu önceden okumuş olmak da beni ayrıca mutlu etti ve tabii ki anlatılanları ona göre yorumlayabilmemi sağladı.
    Atay ilk dönemlerinde Oscar Wilde ile baya haşır neşir olmuş. Sonrasında Maksim Gorki hayatına girmiş.
    Tabii ki en sevdiği iki yazar Franz Kafka ve Dostoyevski
    Bunlar dışında kitapta geçen bazı yazarlar ve kitaplar
    Panait Istrati - Akdeniz
    Cervantes - Don Kişot
    Robert Louis Stevenson - Dr. Jekyll ile Bay Hyde...


    Kitabın içinde bazı bölümler var ki tam ders niteliğinde.
    En çok da "Ne Yapmalı" bölümü.

    Şarkılar ve Şarkıların açıklamasının yapıldığı bölümler ile Selim Işık'ın hayatına bir mercekle bakıyoruz. Tüm detaylarıyla işliyor.
    Bu bölümde kısım kısım bazı yerler zorlayıcı ve anlaşılmaz geldi. İroni dolu mesajları ise tadından yenmez.

    Turgut'un devlet dairesine evrak almak için gittiği bölümler ise Gogol ve Bulgakov'un sistemin absürtlüğünü ironi ve hiciv dolu anlatımlarıyla gözler önüne serdiği Müfettiş ve Şeytani eserlerini akla getiriyor.

    Noktalama işareti olmadan yazılan 76 sayfalık bir bölüm var 14. bölüm. İşte burası tam manasıyla kendinizi vereceğiniz bölüm.
    Eğer bu bölümü okuyacaksanız bütün işi gücü bırakıp tek seferde okumalısınız. Başka türlü anlam kazanmaz.

    Kitabın en net tanımı ise yine kitap içinde verilmiştir.
    "Bu kitap ne ciddi kavgaların, ne büyük ve yaygın sıkıntıların, ne de ezilen insanların romanıdır; bu kitap, mustarip bir ruhun iç çekişlerinin romanıdır. Sizlere hizmetten şeref duyan yayınevimiz iftiharla sunar: Tutunamayanlar"


    Kitabı okumaya başladığımda ortalarına doğru aklıma şöyle bir düşünce geldi. Bu kitap bitse de Oğuz Atay'ın en sevdiğim kitabı yine Tehlikeli Oyunlar olacak diye. Kitap bitti yine aynı görüşteyim. Birbirinin devamı gibi görülse de Tutunamayanlar çok daha kapsamlı ve Tehlikeli Oyunlar'a göre daha kapalı. Kapalıdan kasıt anlaşılması güç. Ve ayrıca ironi ve hiciv yönü Tehlikeli Oyunlar'da daha fazla.


    Oyun kavramı Oğuz Atay'ın hayatının temel noktası.
    "Hayat bir oyun sahnesi ve bizler oyuncularız..."
    Ve aklıma direkt Truman Show geliyor. Belki de şu kitabı en iyi anlatacak filmlerden biri.

    Tutunamayanlar aslında her şeyin farkında olanlar, hassas ruhlu insanlar, hayal ettikleri dünyayı, yaşamı gerçekte bulamayanlar, insanlara tüm içtenliğiyle gönlünü açan ancak yine de hor görülen, anlaşılamayan, dalga geçilen, umursanmayan...

    Reşat Nuri diyor ya Acımak kitabında; "Arkadaşların nezaketimi, uysallığımı ne gözle gördüklerini anladıktan sonra lâubaliliklerine tahammül edememeye başladım." işte bu evreden sonra işler çığrından çıkıyor. Bunun Tutunamayanlar'la ne alakası var diyorsanız ben de, bu insanlar boşuna bu hale gelmiyor diyorum.

    Bu evderen sonra insanlara tahammül edememeye başlarsınız, sinirli bir insan olup çıkarsınız, etrafınızda çok kimse kalmaz, anlaşılmama korkusu (aslında bu korku da değil bana göre) ne söyleseniz boşa gidecek hissi oluşur. Çünkü herkes bildiğini okuyordur.

    Ve bunlara ek olarak da şu alıntıyı bırakıyorum.

    "Masum insanlara kötülük ediyorlar, gerçek olaylara karşı güvenimizi sarsıyorlar. İnanarak dinlememizi güçleştiriyorlar. İnsan her sözü kuşkuyla karşılıyor artık. Gerçekle düş birbirine karışıyor; yalanın nerede bittiğini anlayamıyoruz. Tutunacak bir dalımız kalmıyor. Tutunamıyoruz."

    Benden bu kadar sevgili okuyucu. Atay'ın dünyası seni bekliyor, geç olmadan yolculukta yerini alman dileğiyle. Aslında kafamın içinde yazıya dökemediğim binlerce düşünce dolaşıyor. Zaman zaman kayıplara karışma isteği doğsa da Selim Işık cesareti gösteremiyoruz. Mecbur yaşayacağız.
    "İnsan korktuğu halde yaşıyor. Bir şeyler yapmak istediği için, korkunun gölgesinde kendini oradan oraya vuruyor. Çok acıklı durumlara düşüyor insan, dostlarım!"

    Nacizane şu yazımı da bir Tutunamayan olarak şuraya eklemek istiyorum.
    #38174696

    Not:
    Yoruma yazdım ancak buraya da şu bilgileri eklemek istiyorum.

    Tutunamayanlar'ın yazıldığı ev https://twitter.com/...405088410206210?s=19

    Bu ev ve romanın ithaf edildiği kişiler hakkında da ufak bir şeyler yazmak istiyorum.

    Tutunamayanlar'daki Selim Işık Atay'ın Ural adındaki intihar eden arkadaşıdır. Tutunamayanlar'da Ural'ın hatırasına diyerek atıf yapıyor.

    Ayrıca Tutunamayanlar'da "Sevin için" ve Tehlikeli Oyunlar'da ise Sevin'e diyerek bu iki kitabı da Sevin Seydi'ye ithaf ediyor. Peki bu Sevin Seydi kim ki bu iki kitap da ona ithaf edilmiş.

    Sevin Seydi Oğuz Atay'ın en yakın arkadaşlarından biri olan Uğur Ünel'in eşi. 1967'de Atay ve Seydi eşlerinden ayrılmışlar ve sonrasında da yukarıda paylaştığım evde yaşamaya başlamışlar. Roman da Seydi'nin desteği ile burada yazılmaya başlanmış. Bu bilgilerden sonra ise Tutunamayanlar'daki Günseli ile Tehlikeli Oyunlar'daki Bilge'nin Seydi olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek.
    Roman yazıldıktan sonra Seydi İngilizce'ye çevirisini yapmış ancak o dönemde yayımlanamamış ama yine de yaklaşık 35 yıl sonra İngilizce olarak yayımlanmış.
    Detaylara indikçe çok fazla şey çıkıyor. Oğuz Atay dünyası çok derin.
  • 724 syf.
    ·10/10
    Oğuz Atay'ın en sevdiğim kitabı, ölümsüz eseri Tutunamayanlar için bir inceleme yapamamış olmanın huzursuzluğunu yaşıyorum uzun zamandır. Kitap benim en sevdiğim kitap, hayatımın romanı fakat onu inceleyebilecek cesareti kendimde bulamadım. Sonunda yeniden okuyup, kendi yorumumla inceleme paylaşmaya karar verdim.

    Oğuz Atay kitaba başlarken "Sevin için, Ural'ın hatırasına" diyerek, romanını atfetmiş.

    Sevin zaten çoğunuzun bildiği gibi Oğuz Atay'ı yazmaya teşvik eden, eserlerinin çevirisini yapan, her zaman ona en büyük desteği sağlayan Sevin SEYDİ'dir. Kendisinin Oğuz Atay'ın hayatında yeri büyüktür, burda bahsederek konunun dışına çıkmak istemiyorum ama Atay severler muhakkak araştırmalı, yazarın hayatındaki önemini kavramalı. .

    Ural' a gelince; o romanın asıl etfedildiği kişi yani Ural ÖZYÖL yani gerçek hayattaki tutunamayanlardan sadece bir tanesidir. Oğuz Atay'ın yakın bir arkadaşıdır ve Tutunamayarak intihar etmiştir. Yazarın deyimi ile Ural, birazcık Selim'dir. Birazcık diyorum çünkü Selim bir tek tutunamayan değil de; birçok tutunamayanı bünyesinde barındıran bir Tutunamayanlar topluluğudur. .

    Sonun başlangıcı kısmında herhangi bir gazetenin 4.-5. sayfasında yer alan kayıp haberinin önemsiz görünüşüne vurgu yaparak, günlük yaşantıdaki olayları önemseme durumumuza dikkat çekiyor.
    "Turgut ÖZBEN isimli şahıs, iş için çıktığını iddia ettiği yolculukta ortalıktan kayboldu. . " bu kadar okuduk geçtik. Ama halbu ki o bir kayıp sonucu delirmekteydi, yalnızdı, kendisini anlayan kimse yoktu, roman kahramanları ile mubabbet ediyordu, en yakın dostu Olric her zaman yanındaydı (ya da içinde) . .

    Yayıncının Açıklaması başlığı altında yer alan açıklamada kitabın tarzı hakkında bilgi veriliyor. Kitap anokronizm ( geçmiş ile şimdinin aynı zamanda işlenmesi) tarzında yazılmış ve bu yönüyle ilk post-modern roman özelliğini taşıyor. Aklınızda bulunsun Türkiye'nin ilk post-modern romanı Tutunamayanlar'dır.

    Bu ilk kısımlarda Turgut'un gördüğü "Apdülhamid Rüyası"nda kitabın eleştirdiği konu hakkında önemli bir ipucu veriliyor.
    Turgut rüyada Apdülhamid'den korkar, hatta onun yanında şeytansı bir köle (Dilazer) bile tasarlar . Burda yazar eğitim sistemine ince dokunuşlar yapar çünkü Cumhuriyet devleti Türkiyesi'nin okul mevzuatı Osmanlıya, Öz Türkçeye, Apdülhamid'e biraz düşmandır. Yazar zaten Cumhuriyet öncesi Türk yazarlarını, eski Türkçe'yi romanında konuk ederek, ayrım gözetmeksizin tarihimizi sevmemiz ve benimsememiz gerektiğine dikkat çeker.
    Fakat bir yandan da Osmanlı'da yaşayan Dilazer kölelerin hayatını eleştirir. Dilazer sorgusuz sualsiz itaat ediyor ve saltanat devamlılığını böyle kölelerle sürdürüyor.
    Turgut Apdülhamid'e "siz neden halen yok olmadınız? " diye sorduğunda, "çünkü sizin Dilazer gibi bir köleniz yok." cevabını alıyor.
    Bunun üzerine Turgut herşeye muhalefet eden, sorgulayan, akıl oyunları yapan, kendinden, öz benliğinden Olan Laik bir Dilazer yaratıyor: Olric.
    Olric laik bir Dilazerdir. Kölelikten çıkıp birey olma statüsüne gelmiştir.

    Turgut oradan oraya Selim'in izini sürerken onu sürekli yanlış yorumluyor, başvurduğu kaynaklar da yanlış bilgiler veriyor ve bir sürü Selim ortaya çıkıyor. Gerçek Selim günlüklerde bile yok çünkü kitap Gerçek-üstü tarzda kaleme alınmış. Yani çoğu yerde hayaller-gerçekler, anılar-rüyalar, doğrular-yalanlar birbirine karışıyor.
    Kitapta birden çok anı ve oyun yazarı var ve bunlar ne zaman anı ya da oyun yazacakları konusunda özgürler. Nereden ne çıkartacağı okuyucunun seçimine bırakılmış.

    Olaylar Selim'in etrafında dönse de, en büyük Tutunamayan Turguttur. Çünkü kendisi için dünyanın en saf, en temiz en en. . en insanı Selim; bu hassas insanın varlığından habersizmiş gibi görünüyor.

    Selim kimsenin kendisi ile ilgilenmediği hakkında dert yanıp dururken, insanların ilgiyi fark etmediğini söylerken, büyük bir yanılgıya düşer çünkü bu hataları yapan, etrafının farkında olmayan asıl kendisidir.

    Oğuz Atay Selim'i tasarlarken Franz Kafka'dan çok yararlanmış. Yararlanmış derken; hem eserlerinden hem de biyografisinden faydalanmış. Selim tam da Kafka gibi mızmız biri ve küçük olayları kafasına takarak insanları canından bezdirmeyi güzel beceriyor.
    Ama Franz Kafka kadar can sıkıcı değil, biraz yenir-yutulur yanı var.

    Franz Kafka'dan da Selim'den de nefret ediyorum çünkü benim gibiler. Nefret ve sevgi çok iç içe, hayatımdaki önemleri büyük.
    Asla Turgut Kadar eğlenceli bir deli olamayacağım biliyorum ama o bizim en dirayetli Tutunamayanımız. Hepimizin hayatını yazmak ve anlatmak için tarih öncesi arabasının bagajında sakladığı sonsuz evrak ile, sislerin arasından birgün çıkıp gelecektir.

    O Tutunamayanlar'ın Mesih'i, Selimler'in Mehdisi'dir. Bu arada İsa da bir Tutunamayanlar mensubudur ve en büyük temsilcilerimizdendir. Zira onun kadar az anlaşılan, onun kadar kötülüğe uğrayan; ama hiç bir karşılık vermeyen, onun kadar az düşmanlık besleyen, ondan az kindar başka kim vardır? Kendine kötülük yapan insanları kurtarmaya gelmesinden belli değil mi ne kadar temiz yürekli olduğu?. .

    Sıradan insanların, sıradan hayatlarını anlatıyor bu roman. Öyle çok akıcı, çok sade bir dili yoktur.
    Ama katkısı asla azımsanacak seviyede değildir.

    Tarihe şüphe ile yaklaşmanızı, belgelere şüphe ile yaklaşmanızı, insanları değerlendirmenin kolay olmadığını; aksine dünyanın en zor işi olduğunu, deliliğin dünyadaki en mantıklı şey olduğunu, hayatın oyunlardan ibaret olduğunu, kitapların önemini, çiçeklerin önemini, betonun zararlarını, toplu mezarlıkları, üst üste inşa edilen mimarinin kasvetini, bir insanın asla bir insan olmadığını, nasıl kendinize derinlik katacağınızı, hassasiyetin ne olduğunu, paygamberlerin dahi kutsal olmadığını, ilgi ve alakanın önemini, sevginin önemini. . yahu bir kitabın güzel olması için başka nelerden bahsetmesi gerekiyor?
    Oğuz Atay'ın dediği gibi, muhtemelen çok doğru karar verdiğimi, onu anladığımı söylerken; asla anlamanın yakınından geçmiyorum, biliyorum. Ama bu kitap bizim içimizdeki bir insanın ürünü. "Kenarlarında dünya kadar boşluk olan, anlaşılır, akıcı, ferahlatıcı" bir kitap değil, evet.
    Ama benim kitap anlayışıma göre Oğuz Atay Dosto'yu da cebinden çıkarır, Kafka'yı da, Tolstoy'u da. . çünkü onların hiç birinde böyle bir zekâ ürünü yok. Ama neden onlarla aynı seviyede görünmüyor onu da söyleyeyim; Devrim arabalarında bir anekdot vardır bilmem izlediniz mi?
    "Türkiye'de hiç bir başarı cezasız kalmaz evlat." diye sonlanıyordu. İşte mesele tam da orda anlatıldığı gibi. Tutunamayanlar anlaşılmanın önemini vurgularken yanlış anlaşılmanın kurbanı oldu. Tüm melankolikler, intihar etmek isteyenler bu başlık altında toplandı. Evet kırık hayatları anlatıyor ama intihar etmek gerektiğini, hayatın yaşamaya değmediği fikrini lanse etmiyor.

    Aksine bir sürü kitap tavsiyesi, tarihî olay, destan. . ortaya atarak bunlar hakkında içinizde merak uyanmasına sebep oluyor. İnsanlar onu hayatın önemsizliğinden bahsediyor sandılar, ama O; hayatın nasıl önemli hale getirileceğinden bahsediyordu.

    Öyle olmasaydı Oğuz Atay kafasındaki tümör ile mücadele ederken halen eser vermeye, 'Turkiye'nin Ruhu'nu yazmaya gayret eder miydi?

    Benim kullanıcı ismim "Tutunamayanlara tutunmak" çünkü bu kitap sayesinde gerçek anlamda hayata tutundum.
    Süleyman Kargı gibi felsefe yapmayı, Metin gibi enstrüman çalmayı, Turgut gibi birken bin olmayı;kendimle vakit geçirmeyi; yalnız kalmak konusunda ustalaşmayı.. merak etmeyi ve onların ardına düşmeyi öğrendim. Bilgiye aç olmak gerektiğini öğrendim. Öğrenmeyi öğrendim. .

    Biri çıkıyor; "Oğuz Atay abartıdır" diyor. Neden? Çünkü insanlar onu kasvet dolu bir insan olarak yansıtıyor. Halbuki Oğuz Atay, Cem Yılmaz'ın referans aldığı bir insandır. Espiri ve kahkaha doludur. Hayat doludur hayat. .

    Keşke "Oğuz Atay abartıdır." diyen insanları engelleyecek kadar asabi ve tahammülsüz olmasam, keşke onlara Oğuz Atay'ı anlatacak kelimelerim olsa ama maalesef yazarın da dediği gibi "Kelimeler bazı anlamlara gelmiyor" , bir türlü yetmiyor.

    Oğuz Atay abartı değildir canım, o dünyanın en iyi yazarıdır.

    'Umarım istediğim gibi anlatabilmişimdir.' diyeceğim ama istediğim gibi anlatmak bir yana, söylediğim gibi; onun yakınından geçmek dahi imkansız. Alın, yavaş yavaş, sindire sindire okuyun. Sonuna gelince hayatınızın romanı olacak; bilmiyorsunuz, farkında değilsiniz. Kitap sıkıcıdır diyenlere de inanmayın. Sıkıcı değildir; 'sıkıcı kitap oyunu' oynuyor bize. Bitince öyle olmadığını anlıyorsunuz, şayet anlayarak okuduysanız.

    Tutunamayanlar'a tutunmanız dileğiyle. . Kitapla kalın, hoşça kalın. .

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tutunamayanlar
Alt başlık:
Bütün Eserleri 1
Baskı tarihi:
Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
724
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700114
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tutunamayanlar
Tutunamayanlar
Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan Tutunamayanlar'ı Berna Moran, " hem söyledikleri hem de söyleyiş biçimiyle bir başkaldırı" olarak niteler. Moran'a göre "Oğuz Atay'ın mizah gücü, duyarlılığı ve kullandığı teknik incelikler, Tutunamayanlar'ı büyük bir yeteneğin ürünü yapmış, yapıttaki bu yetkinlik Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirmiş ve ona çok şey kazandırmıştır." Küçük burjuva dünyasını zekice alaya alan Atay "saldırısını, tutunanların anlamayacağı, red edeceği türden bir romanla yapar." Tutunamayanlar, 1970 TRT Roman Ödülü'nü kazanmıştı.

Kitabı okuyanlar 25bin okur

  • Zarifoğlu
  • Dalgın Kadın
  • İrem tekin
  • Ayşe Boğa
  • Dilara
  • Ali Kınay
  • kinan
  • Aysenur Eralp
  • Barış Yıldız
  • LichtmehrLicht

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%16.8
14-17 Yaş
%11.5
18-24 Yaş
%20.9
25-34 Yaş
%22.4
35-44 Yaş
%18.4
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.8
Erkek
%39.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.2 (4.534)
9
%20.7 (1.697)
8
%11.8 (971)
7
%5.5 (450)
6
%2.5 (202)
5
%1.7 (138)
4
%0.7 (54)
3
%0.6 (48)
2
%0.5 (38)
1
%0.8 (66)

Kitabın sıralamaları