·
Okunma
·
Beğeni
·
1.934
Gösterim
Adı:
Üç Buçuk Öykü
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108902
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somerin Öyküsünün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükindin usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.
88 syf.
Üç öykülü, otuz sekiz sayfalık bir kısacık anlatı.
İlk öykü, "Derinlik Baskısı" adıyla Türkçeleştirilmiş, bir ressamın kariyerinin kırılma noktasını anlatan bir drama. Gayet hoş bir hikâye. Gayet güzel bir anlatım. Sadece dört buçuk sayfada birçok şey anlatabilmeyi başarmış, nitelikli bir metin.

İkinci öykü "Bir Çatışma" başlığıyla Türkçeye aktarılmış. Öykü bir satranç müsabakasını anlatıyor. Zweig'ın "Satranç"ına benzer bir öykü. Genel hatlarıyla çok hoş. Özellikle görünüşün ve ön yargıların ne kadar etkili ve yanlış olabileceğini anlatan konusuyla dikkat çekiyor.

"Maître Mussard'ın Vasiyeti" isimli son öyküde kendisini dünyayı farklı gördüğü ve bir filozofla eş olduğu konusunda telkin eden Maître Mussard adındaki bir şahsın kişisel dünya görüşünü okuyoruz. Ona göre her şey taşlaşmış midyedir. Midye, bütün evreni oluşturan özdür. Burada kendini bir filozofa benzeten Mussard, filozoflar gibi, varlığın özüne inerek oraya midyeyi koymakta. Hatta midyeye yaratıcı güç de atfederek onu Tanrılaştırmakta, bir nevi panteizme kucak açmakta. İçeriğinde arkhe, öz, panteizm, varoluş vb. konular barındırdığı konuya hâkimlerce görülebilecek, özellikle felsefi zeminde çok değerli bir öykü olduğunu söyleyebileceğim bir öykü.
88 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Yazarın mini mini totalde 63 sayfacık olan 5 öyküden oluşan bir eseri lakin ben ilk ve son öykülerini pek bir beğendim yalan yok. Yine bir hayli başarılı bir işe imza atan yazar '' Koku '' dan sonra öykücülüğünü de konuşturmuş. :))
88 syf.
·2 günde
Kitabın ikinci öyküsü Meitre Mussard'ın vasiyeti, insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi midyenin oluşumuyla benzerlik gösterdiğini gözler önüne sermesi durumu hoşuma gitmedi desem yalan olur...
88 syf.
"Dünya: Acımasızca kapanan bir midye kabuğudur.
İnsanın umut olmazsa yaşayamayacağı söylenir.
Ama yaşamıyor zaten, ölüyor insan.
Alman yazar, güzel bir öykü kitabı olmuş.
88 syf.
DERİNLİK BASKISI
Güzel resim yapan Stuttgart’lı bir genç hanım, ilk sergisini açtığında kötü bir niyeti olmayan bir eleştirmen, genç kadına yararı olacağını düşünerek şöyle söyledi: “Yaptıklarınız yeteneğinizi gösteriyor, hoşa da gidiyor, ancak henüz yeterli derinliği yok.”
Genç kadın, eleştirmenin ne demek istediğini anlamadı, zaten çok geçmeden de unuttu bu sözleri. Ne var ki iki gün sonra gazetede aynı eleştirmenin bir eleştirisi yer aldı. Bu yazıda adam şöyle diyordu: “Genç sanatçı oldukça yetenekli, çalışmaları ilk bakışta çok hoşa gidiyor ama ne yazık ki derinlikleri yok.”
İşte o zaman düşünmeye başladı genç kadın. Resimlerini gözden geçirdi, eski resim çantalarını karıştırdı, bütün resimlerine baktı, hatta üzerinde çalıştıklarına da. Sonra da mürekkep şişelerinin kapaklarını kapattı, tüy kalemlerini temizledi ve gezintiye çıktı.
Aynı akşam bir yere davetliydi. Davetliler gazetedeki eleştiriyi ezberlemiş olmalılardı ki kadının yeteneğinden ve resimlerin ilk bakışta ne kadar hoşa gittiğinden söz edip duruyorlardı. Ama genç kadın arka plandaki mırıltılara ve sırtı kendisine dönük duranların konuşmalarına kulak verince şunu duydu: “Derinliği yok. Sorun bu. Kötü değil resimleri ama ne yazık ki derinliği yok.”
Bunu izleyen bir hafta boyunca genç kadın hiç resim yapmadı. Evinde suskun suskun oturdu, düşüncelere daldı, kafasında bir tek düşünce vardı ve bu düşünce geri kalan bütün düşünceleri derin denizlerde yaşayan dev bir ahtapot gibi sarıp sarmalıyor, içine alıp yutuyordu. “Neden derinliğim yok benim?”
Bundan sonraki hafta boyunca genç kadın yeniden resim yapmayı denedi ama yapabildiği, yalnızca bir şeye benzemeyen taslaklar oldu. Kimi zaman da bir çizgi bile çizemedi.Sonunda öyle bir titremeye başladı ki elindeki fırçayı suluboya kavanozuna daldıramaz oldu. İşte o zaman ağlamaya başladı, “Evet, doğru,” diye bağırdı, “derinliğim yok benim!”
Üçüncü hafta gelince sanat kitaplarını elden geçirmeye, başka ressamların eserlerini incelemeye, resim galerilerinde ve müzelerde dolaşmaya başladı. Sanat kuramları üzerine yazılmış kitaplar okudu. Bir kitabevine gitti ve satıcıdan elinde bulunan en derinlikli kitabı istedi. Kendisine Wittgenstein adında birinin kitabı verilince kitabı ne yapacağını bilemedi.
Kent müzesinde yer alan “Avrupa Resminde 500 Yıl” adlı sergiyi gezerken orada bulunan bir öğrenci grubuna katıldı; öğrencilerin başında sanat tarihi öğretmeni vardı. Leonardo da Vinci’nin çizimlerinden birini görünce ansızın öne çıkıp şunu sordu: “Özür dilerim, bu tablonun derinliği olup olmadığını söyleyebilir misiniz bana?” Sanat tarihi öğretmeni ona sırıtarak baktı ve, “Beni alaya almak istiyorsanız sabahları daha erken kalkmanız gerek sayın bayan!” dedi. Sınıftakiler kahkahalarla güldüler buna. Genç kadınsa evine döndü ve acı gözyaşları döktü.
Genç kadın günden güne tuhaflaşıyordu. Çalışma odasından hemen hemen hiç çıkmamasına karşın yine de çalışamıyordu. Uyanık kalmak için haplar yutuyor ama ne için uyanık kalması gerektiğini bilemiyordu. Yorulduğu zamansa oturduğu koltukta uyuyordu, çünkü derin bir uykuya dalarım korkusuyla yatağına yatmaktan çekiniyordu. İçki de içmeye başlamıştı, odasındaki ışığı sabaha kadar söndürmüyordu. Berlin’den bir antikacı telefon edip birkaç resim sipariş etmek istediğinde telefona, “Beni rahat bırakın!” diye bağırmıştı, “Derinliğim yok benim!” Ara sıra eline plastilin( Modelleme kili) alıp yoğurduğu oluyordu ama belli bir şey yaptığı yoktu. Ya yalnızca parmak uçlarını gömüyordu o maddeye ya da ufak topaklar yuvarlıyordu. Kendini ihmal ediyordu. Giysilerine bile özen göstermiyordu, evi iyice bakımsız kalmıştı.
Arkadaştan onun için kaygılanıyordu. “Onunla ilgilenmeliyiz,” diyorlardı, “bir bunalım geçiriyor. Ya insani bir bunalım bu ya sanatsal ya da parasal. Eğer birinci seçenek doğruysa hiçbir şey yapılamaz; İkincisi doğruysa bunu kendisi aşacak; üçüncüsü doğruysa onun adına para toplayabiliriz, ama bu da herhalde onun için onur kırıcı olur.” Böylece onu yemeğe ya da partilere çağırmakla yetinmeye karar verdiler. Ancak genç kadın, çalışması gerektiği bahanesini ileri sürerek bütün davetleri geri çeviriyordu. Ama çalıştığı yoktu, odasında oturuyor, gözlerini önüne dikerek plastilin yoğuruyordu.
Günün birinde o kadar umarsız bir durumdaydı ki, davetlerin birini kabul etti. Kendisinden hoşlanan genç bir adam davetten sonra onu evine götürmek istedi amacı onunla yatmaktı. Genç kadın buna seve seve izin vereceğini söyledi, çünkü kendisi de adamdan hoşlanmıştı; ancak genç adam onun derinliği olmadığını baştan bilmeliydi. Bunun üzerine genç adam ondan uzaklaştı.
Bir zamanlar onca güzel resimler yapan genç kadın artık gözle görülecek derecede çökmeye başlamıştı. Hiç dışarı çıkmıyor, kimseyi kabul etmiyordu, hiç hareket etmediği için şişmanlamaya başlamıştı, aldığı haplar ve alkol yüzünden hızla yaşlandı. Evi kokuşmaya başlamıştı, kendisiyse ekşi ekşi kokuyordu.
Genç kadına 30.000 mark miras kalmıştı. Bu parayla üç yıl yaşadı. Bu üç yıl içinde bir kez Napoli’ye gitti ama hangi koşullar altında gittiğini kimse bilmiyordu. Onunla konuşmaya kalkanlar, anlaşılmaz bir mırıltıdan başka yanıt atamıyorlardı.
Parası bitince genç kadın resimlerinin hepsini parça parça doğradı ve delik deşik etti, sonra da televizyon kulesine çıkıp 139 metre yükseklikten.......

İlginç hikayeler var yani..
88 syf.
·8/10 puan
Güvercin'den sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bir ressamın derinlik baskısıyla mücadelesi anlatılan ilk öykü muazzam. Süskind, anlatmak istediği şeyleri satır aralarına gizleyen bir yazar; bu anlamda ana teması satranç olan öyküyü satranç bilmeseniz de büyük bir hayranlıkla okuyorsunuz. Çünkü satranç sadece bir metafor, anlatılmak istenen ise insanların algılarını yönlendiren etkenler aslında. Midyeli öykü ise başka bir dünya ; Gabito'nun büyülü gerçekçiliğini andırıyor bir nebze. Bu kadar kısa olmasına rağmen bu kadar düşündüren öyküler yazmak herkesin altından kalkabileceği birşey değil.
88 syf.
·2 günde·9/10 puan
Yazarın "Koku" zirvesinden sonra önyargılı yaklaştığım bu eserini bunca zaman görmezden gelmemiş olmayı dilerdim.
Bunalıma giren ressamlar, kült bulantılara sahip satranç ustaları, zihnimizdeki bilmemek mutluluktur aydınlığını onlarca uyarının ardından gölgeleyen devasa midye kabukları, okumak, okumak ve zaman geçince tek cümle hatırlayamamak ağrısı... Hepsi ve daha fazlası bir cümleyle özetlenemeyecek kadar derin ve okur anılarınızda önemli bir yer edinecek konuları tatlı bir üslupla bizlere sunan bu kitapta.
63 syf.
·1 günde·7/10 puan
Patrick Süskind'in öyküleri beni çok etkilemedi . Hikayelerin sonunda ki deneme çok iyiydi yalnız . Eminim ki romanları , öykülerinden daha iyidir .
Kitabındaki birinci öykü : Derinlik Baskısıydı. Bir ressamın , bir eleştirmen tarafından eleştirmesi sonucunda ressamın intiharına kadar giden bir öyküydü ama o kadar kötü anlatımış ki okuyunca göreceksiniz.
İkinci öykü : Bir çatışma . Bir satranç ustasının , ilerleyen yaşında genç bir oyuncuya yenilmesi anlatılmış. Stefan Zweig'in SATRANÇ'INI okuduğum için bu öykü de bana yavan geldi . Fakat ilk öyküsünü göre daha iyiydi.
Son öyküsü : Maitre Mussard'ın Vasiyeti : Bu öykü gayet başarılıydı bu yüzden spoiler vermeyeceğim.
Ve son olarak denemesi : Tek kelime ile muazzamdı. Belki de konusu kitaplar olduğu için çok beğendim.
88 syf.
·Puan vermedi
Üç Buçuk Öykü, @canyayinlari . Koku kitabının yazarı Patrick Süskind’den üç farklı öykü.Koku kitabını sevenler eminim bu kısacık öyküleride sevecektir.Benim çok hoşuma gitti.Çevremizin bizi,yaşantımızı hatta hayatımızı nasıl etkilediğini,zorunluluklarımızı çok güzel anlatmış.İlk öykü ressamda bunu gayet iyi hissediyorsunuz zaten.
.
Keyifle okuyun️
.
88 syf.
·41 günde·Beğendi·7/10 puan
´Genç ve yetenekli bir insanın sanat sahnesinde kendine yer edinebilmek için mücadele edecek gücü bulamadığına tanık olmak geride kalanlar için her seferinde sarsıcı bir izlenimdir.
88 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kısa olmasına rağmen etkileyici 3 öykü ve bir de buçuk öykü denebilecek birkaç sayfalık metin vardı.Kesinlikle öneririm.1 2 saat içinde bitiriyorsunuz.
“Soru nasıldı? Hah, tamam, şöyleydi: Beni etkileyen, içime işleyen, bende iz bırakan, sarsan, hatta yolumu şaşırtan ya da beni yoldan çıkaran kitap hangisidir?”
“Uyanık kalmak için haplar yutuyor ama ne için uyanık kalması gerektiğini bilemiyordu.”
Patrick Süskind
Sayfa 4 - Sebebini bilmediğim şekilde şu sıralar uykuya karşı aşırı bir direnç içindeyim ve bir sebebi yok, canım öyle istiyor. :)) Zombi olarak yaşamaya nereye kadar dayanabilirim acaba :)) :))
Belki de okumak bir ilaçlama eylemi gibidir, bilinç adamakıllı emer her şeyi; ancak o kadar hissettirilmeden, osmotik bir biçimde olur ki bu, ne yapıldığı anlaşılmaz. Amnesie in litîeris çeken okur, okuyarak büyük bir değişime uğradı ama değiştiğini kendisine söyleyebilecek beynindeki kritik noktalar da birlikte değiştiğinden bunu fark etmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Buçuk Öykü
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108902
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somerin Öyküsünün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükindin usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.

Kitabı okuyanlar 311 okur

  • Günay
  • murat özdemir
  • Aleyna Oruç
  • Emre Aslanalp
  • Deniz Sergen
  • Ben o filmi daha önce okumuştum...
  • Gökhan Aşkın BEKTAŞ
  • Bahar Okuyor...
  • İlknur kanlı
  • Betlgkdmr

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%0
13-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8
25-34 Yaş
%56
35-44 Yaş
%36
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.1
Erkek
%35.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.8 (11)
9
%9.8 (11)
8
%26.8 (30)
7
%28.6 (32)
6
%11.6 (13)
5
%8 (9)
4
%2.7 (3)
3
%0.9 (1)
2
%0
1
%1.8 (2)