·
Okunma
·
Beğeni
·
1638
Gösterim
Adı:
Üç Buçuk Öykü
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108902
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somerin Öyküsünün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükindin usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.
88 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Yazarın mini mini totalde 63 sayfacık olan 5 öyküden oluşan bir eseri lakin ben ilk ve son öykülerini pek bir beğendim yalan yok. Yine bir hayli başarılı bir işe imza atan yazar '' Koku '' dan sonra öykücülüğünü de konuşturmuş. :))
88 syf.
·8/10
Güvercin'den sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu. Bir ressamın derinlik baskısıyla mücadelesi anlatılan ilk öykü muazzam. Süskind, anlatmak istediği şeyleri satır aralarına gizleyen bir yazar; bu anlamda ana teması satranç olan öyküyü satranç bilmeseniz de büyük bir hayranlıkla okuyorsunuz. Çünkü satranç sadece bir metafor, anlatılmak istenen ise insanların algılarını yönlendiren etkenler aslında. Midyeli öykü ise başka bir dünya ; Gabito'nun büyülü gerçekçiliğini andırıyor bir nebze. Bu kadar kısa olmasına rağmen bu kadar düşündüren öyküler yazmak herkesin altından kalkabileceği birşey değil.
88 syf.
Süskind'in üç öykü bir deneme içeren kitabı. Koku'yu okuduktan sonra yazarın hangi kitabını okusam, eksik, hafif kalıyor. Absürd kahramanlar ve absürd olaylar içeren öyküleri okurken o absürtlükten çıkaracak bir şeyler buluyorsunuz. Bir solukta okunabilecek bir öykü kitabı ama bazı cümleler var ki soluğa ağır geliyor.

Keyifli okumalar...
88 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
DERİNLİK BASKISI
Güzel resim yapan Stuttgart’lı bir genç hanım, ilk sergisini açtığında kötü bir niyeti olmayan bir eleştirmen, genç kadına yararı olacağını düşünerek şöyle söyledi: “Yaptıklarınız yeteneğinizi gösteriyor, hoşa da gidiyor, ancak henüz yeterli derinliği yok.”
Genç kadın, eleştirmenin ne demek istediğini anlamadı, zaten çok geçmeden de unuttu bu sözleri. Ne var ki iki gün sonra gazetede aynı eleştirmenin bir eleştirisi yer aldı. Bu yazıda adam şöyle diyordu: “Genç sanatçı oldukça yetenekli, çalışmaları ilk bakışta çok hoşa gidiyor ama ne yazık ki derinlikleri yok.”
İşte o zaman düşünmeye başladı genç kadın. Resimlerini gözden geçirdi, eski resim çantalarını karıştırdı, bütün resimlerine baktı, hatta üzerinde çalıştıklarına da. Sonra da mürekkep şişelerinin kapaklarını kapattı, tüy kalemlerini temizledi ve gezintiye çıktı.
Aynı akşam bir yere davetliydi. Davetliler gazetedeki eleştiriyi ezberlemiş olmalılardı ki kadının yeteneğinden ve resimlerin ilk bakışta ne kadar hoşa gittiğinden söz edip duruyorlardı. Ama genç kadın arka plandaki mırıltılara ve sırtı kendisine dönük duranların konuşmalarına kulak verince şunu duydu: “Derinliği yok. Sorun bu. Kötü değil resimleri ama ne yazık ki derinliği yok.”
Bunu izleyen bir hafta boyunca genç kadın hiç resim yapmadı. Evinde suskun suskun oturdu, düşüncelere daldı, kafasında bir tek düşünce vardı ve bu düşünce geri kalan bütün düşünceleri derin denizlerde yaşayan dev bir ahtapot gibi sarıp sarmalıyor, içine alıp yutuyordu. “Neden derinliğim yok benim?”
Bundan sonraki hafta boyunca genç kadın yeniden resim yapmayı denedi ama yapabildiği, yalnızca bir şeye benzemeyen taslaklar oldu. Kimi zaman da bir çizgi bile çizemedi.Sonunda öyle bir titremeye başladı ki elindeki fırçayı suluboya kavanozuna daldıramaz oldu. İşte o zaman ağlamaya başladı, “Evet, doğru,” diye bağırdı, “derinliğim yok benim!”
Üçüncü hafta gelince sanat kitaplarını elden geçirmeye, başka ressamların eserlerini incelemeye, resim galerilerinde ve müzelerde dolaşmaya başladı. Sanat kuramları üzerine yazılmış kitaplar okudu. Bir kitabevine gitti ve satıcıdan elinde bulunan en derinlikli kitabı istedi. Kendisine Wittgenstein adında birinin kitabı verilince kitabı ne yapacağını bilemedi.
Kent müzesinde yer alan “Avrupa Resminde 500 Yıl” adlı sergiyi gezerken orada bulunan bir öğrenci grubuna katıldı; öğrencilerin başında sanat tarihi öğretmeni vardı. Leonardo da Vinci’nin çizimlerinden birini görünce ansızın öne çıkıp şunu sordu: “Özür dilerim, bu tablonun derinliği olup olmadığını söyleyebilir misiniz bana?” Sanat tarihi öğretmeni ona sırıtarak baktı ve, “Beni alaya almak istiyorsanız sabahları daha erken kalkmanız gerek sayın bayan!” dedi. Sınıftakiler kahkahalarla güldüler buna. Genç kadınsa evine döndü ve acı gözyaşları döktü.
Genç kadın günden güne tuhaflaşıyordu. Çalışma odasından hemen hemen hiç çıkmamasına karşın yine de çalışamıyordu. Uyanık kalmak için haplar yutuyor ama ne için uyanık kalması gerektiğini bilemiyordu. Yorulduğu zamansa oturduğu koltukta uyuyordu, çünkü derin bir uykuya dalarım korkusuyla yatağına yatmaktan çekiniyordu. İçki de içmeye başlamıştı, odasındaki ışığı sabaha kadar söndürmüyordu. Berlin’den bir antikacı telefon edip birkaç resim sipariş etmek istediğinde telefona, “Beni rahat bırakın!” diye bağırmıştı, “Derinliğim yok benim!” Ara sıra eline plastilin( Modelleme kili) alıp yoğurduğu oluyordu ama belli bir şey yaptığı yoktu. Ya yalnızca parmak uçlarını gömüyordu o maddeye ya da ufak topaklar yuvarlıyordu. Kendini ihmal ediyordu. Giysilerine bile özen göstermiyordu, evi iyice bakımsız kalmıştı.
Arkadaştan onun için kaygılanıyordu. “Onunla ilgilenmeliyiz,” diyorlardı, “bir bunalım geçiriyor. Ya insani bir bunalım bu ya sanatsal ya da parasal. Eğer birinci seçenek doğruysa hiçbir şey yapılamaz; İkincisi doğruysa bunu kendisi aşacak; üçüncüsü doğruysa onun adına para toplayabiliriz, ama bu da herhalde onun için onur kırıcı olur.” Böylece onu yemeğe ya da partilere çağırmakla yetinmeye karar verdiler. Ancak genç kadın, çalışması gerektiği bahanesini ileri sürerek bütün davetleri geri çeviriyordu. Ama çalıştığı yoktu, odasında oturuyor, gözlerini önüne dikerek plastilin yoğuruyordu.
Günün birinde o kadar umarsız bir durumdaydı ki, davetlerin birini kabul etti. Kendisinden hoşlanan genç bir adam davetten sonra onu evine götürmek istedi amacı onunla yatmaktı. Genç kadın buna seve seve izin vereceğini söyledi, çünkü kendisi de adamdan hoşlanmıştı; ancak genç adam onun derinliği olmadığını baştan bilmeliydi. Bunun üzerine genç adam ondan uzaklaştı.
Bir zamanlar onca güzel resimler yapan genç kadın artık gözle görülecek derecede çökmeye başlamıştı. Hiç dışarı çıkmıyor, kimseyi kabul etmiyordu, hiç hareket etmediği için şişmanlamaya başlamıştı, aldığı haplar ve alkol yüzünden hızla yaşlandı. Evi kokuşmaya başlamıştı, kendisiyse ekşi ekşi kokuyordu.
Genç kadına 30.000 mark miras kalmıştı. Bu parayla üç yıl yaşadı. Bu üç yıl içinde bir kez Napoli’ye gitti ama hangi koşullar altında gittiğini kimse bilmiyordu. Onunla konuşmaya kalkanlar, anlaşılmaz bir mırıltıdan başka yanıt atamıyorlardı.
Parası bitince genç kadın resimlerinin hepsini parça parça doğradı ve delik deşik etti, sonra da televizyon kulesine çıkıp 139 metre yükseklikten.......

İlginç hikayeler var yani..
63 syf.
·1 günde·7/10
Patrick Süskind'in öyküleri beni çok etkilemedi . Hikayelerin sonunda ki deneme çok iyiydi yalnız . Eminim ki romanları , öykülerinden daha iyidir .
Kitabındaki birinci öykü : Derinlik Baskısıydı. Bir ressamın , bir eleştirmen tarafından eleştirmesi sonucunda ressamın intiharına kadar giden bir öyküydü ama o kadar kötü anlatımış ki okuyunca göreceksiniz.
İkinci öykü : Bir çatışma . Bir satranç ustasının , ilerleyen yaşında genç bir oyuncuya yenilmesi anlatılmış. Stefan Zweig'in SATRANÇ'INI okuduğum için bu öykü de bana yavan geldi . Fakat ilk öyküsünü göre daha iyiydi.
Son öyküsü : Maitre Mussard'ın Vasiyeti : Bu öykü gayet başarılıydı bu yüzden spoiler vermeyeceğim.
Ve son olarak denemesi : Tek kelime ile muazzamdı. Belki de konusu kitaplar olduğu için çok beğendim.
88 syf.
·2 günde·9/10
Yazarın "Koku" zirvesinden sonra önyargılı yaklaştığım bu eserini bunca zaman görmezden gelmemiş olmayı dilerdim.
Bunalıma giren ressamlar, kült bulantılara sahip satranç ustaları, zihnimizdeki bilmemek mutluluktur aydınlığını onlarca uyarının ardından gölgeleyen devasa midye kabukları, okumak, okumak ve zaman geçince tek cümle hatırlayamamak ağrısı... Hepsi ve daha fazlası bir cümleyle özetlenemeyecek kadar derin ve okur anılarınızda önemli bir yer edinecek konuları tatlı bir üslupla bizlere sunan bu kitapta.
88 syf.
·Puan vermedi
Üç Buçuk Öykü, @canyayinlari . Koku kitabının yazarı Patrick Süskind’den üç farklı öykü.Koku kitabını sevenler eminim bu kısacık öyküleride sevecektir.Benim çok hoşuma gitti.Çevremizin bizi,yaşantımızı hatta hayatımızı nasıl etkilediğini,zorunluluklarımızı çok güzel anlatmış.İlk öykü ressamda bunu gayet iyi hissediyorsunuz zaten.
.
Keyifle okuyun️
.
88 syf.
·2 günde
Kitabın ikinci öyküsü Meitre Mussard'ın vasiyeti, insanın doğumundan ölümüne kadar geçen süreyi midyenin oluşumuyla benzerlik gösterdiğini gözler önüne sermesi durumu hoşuma gitmedi desem yalan olur...
88 syf.
·Beğendi·5/10
Kısa bir kitap üç öyküden oluşuyor.
İlk öykü iyi başladı ancak beklediğim gibi bitmedi . İkinci öyküde de aynı birincisi gibi süreç işlediği için yazarın tarzı belirginleşti .
Açık söyliyeyim ben çok beğenmedim.
Ancak Patrick Süskind'in bir tarzı var ve çok kişiye hitap edebilecek bir tarz.
Siz bana bakmayın bunların hepsi Stefan Zweig yüzünden...
88 syf.
·1 günde
Hiç ummadığım bir şekilde kitaba hayran kaldım. Öykülerin kendi içinde bir bir bütün olması, karakterlerin ruh halinde ki değişimler etkileyiciydi. Buhranlı ve sorunlu hayatların irdelenmesi her yazarın ustalıkla altından kalkabileceği bir durum değildir. Özellikle son hikaye çok etkileyiciydi.

"AMNESIE IN LITTERIS
... Soru nasıldı? Hah, tamam, şöyleydi: Beni etkileyen, içime işleyen, bende iz bırakan, sarsan, hatta yolumu şaşırtan ya da beni yoldan çıkaran kitap hangisidir? " paragrafıyla başladı ve direkt o hayatın içine dahil oldum.

Kitap bu kadar kısa ve öz yazılmışken beni neden bu kadar derinlemesine etkiledi? Sanırım yazarın da okura yaşatmak istediği duygu tam olarak buydu.
88 syf.
·Beğendi·10/10
Külliyatının okunması gerekiyor, zaten KOKU ile kafamın içine girmiş bir yazar bu kitabında 3 küçük öykü var ve sonunda buçuğu hepsi de inanılmaz güzel mesela bir satranç oyununu nasıl anlatırsın da heyecanla okunmasını sağlayabilirsin ki...
63 syf.
·2 günde·7/10
Konulardan çok anlatımını sevdim diyebilirim. Dünyanın midyeleştiği fikrini savunan maitre mussard'in hikayesi bence çok güzeldi.

Satranç bilmeyen kişi için bir çatışma hikayesi anlaşılması zor olabilir, Sadece taşların hareket alanını bilen benim gibi biri içinse oldukça karmaşıktı öyküden bir tat alamadım bu yüzden. Okumak zorladı beni.

Süskind severlerin beğeneceği bir kitap, 1-2 saat ayrılabilir.
... Soru nasıldı? Hah, tamam, şöyleydi: Beni etkileyen, içime işleyen, bende iz bırakan, sarsan, hatta yolumu şaşırtan ya da beni yoldan çıkaran kitap hangisidir?
Rakibinden daha güçsüz bir oyuncu için - satranç öğreten kitaplar böyle demektedir - böylesine acımasız bir kıyım hiç de yarar sağlamaz.
Okuyarak yaşamımın değiştiğini söyleyebileceğim o kitaplar ne durumda acaba?
Bu soruna bir açıklık getirmek üzere kitaplığıma gidiyorum (yalnızca birkaç gün önceydi bu) ve gözlerimi kitapların üzerinde gezdiriyorum. Böylesi zamanlarda hep olduğu gibi -yani belli bir türün pek çok örneği belli bir yerde toplanınca gözümüz o kalabalık içinde bir şey görmez olur- önce başım dönüyor, bu baş dönmesinin devam etmesini engellemek amacıyla gelişigüzel o kütlenin içine dalıyorum, bir tek kitabı seçip alıyorum, avını yakalamış biri gibi dönüyorum, kitabı açıyorum, sayfalarını çevirip okuyorum.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Buçuk Öykü
Baskı tarihi:
Ocak 2012
Sayfa sayısı:
88
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755108902
Kitabın türü:
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Patrick Süskind , Türkiyeli okur için bildik bir ad. Umutulmaz romanı Koku, kısa romanı Güvercin ve Bay Somerin Öyküsünün ardından bu kez de öyküleriyle karşınızda. İnsan doğasını, zayıflıkları ve erdemleriyle iyi bilen bir yazar Patrick Süskind. Derin bir gözlem gücü, kendini hissettiren, ama dozunda bir ironi, fantastik bir kurgulama bu öykülerin ortak özelliği. Patrick Sükindin usta bir anlatıcı olduğunu bir kez daha kanıtlayan, Üç Buçuk Öykü, küçük ama belleklerde hoş bir lezzet bırakan türden bir kitapçık.

Kitabı okuyanlar 196 okur

  • İclal Işık
  • Sebahattin A.
  • Abdullah
  • livredamour
  • Maria_Puder
  • Emre başatlı
  • EKG
  • Tuğba Köse
  • Ezgi Şimşek
  • k*os

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8
25-34 Yaş
%56
35-44 Yaş
%36
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64.1
Erkek
%35.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%9.9 (7)
9
%11.3 (8)
8
%29.6 (21)
7
%28.2 (20)
6
%9.9 (7)
5
%5.6 (4)
4
%2.8 (2)
3
%0
2
%0
1
%2.8 (2)