Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski

·
Okunma
·
Beğeni
·
4.608
Gösterim
Adı:
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051720739
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Drei Meister. Balzac, Dickens, Dostojewski
Çeviri:
Deniz Banoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Baskılar:
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da, 19. yüzyıl klasik edebiyatının köşe taşlarından Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi anlatır; bildiğimiz edebî üslubuyla ve bireysel deha ile toplumsal imkân ve sınırlar arasındaki hem besleyici hem gerilimli alanlarda gezinerek.

Kitapta yer alan üç deneme, on yıllık bir süreç içinde, farklı dönemlerde yazılmış olsa da, hepsi romancının içinde yaşadığı çağla ve dünyayla ilişkisini sorgular.

“Yüzyıllardır belli sınırlar içinde sıkışıp kalmış olan ne varsa her şeyin çöktüğü ya da çığırından çıktığı muazzam devrimlerin yaşandığı bir çağa”, İmparator Napolyon’un çağına gözlerini açan Balzac’ın kahramanları, tıpkı Napolyon gibi, dünyayı fethetme hırsıyla doludur. Sadece kahramanları değil, Balzac da, evrensel bir yaşamı fethetmek ister, “seksen cilde bir çağı, koca bir dünyayı, bir kuşağı sığdırır.”

Victoria döneminin “doygun İngiltere’sinin tedbirli kişiliğini” yansıtan Dickens, İngiliz geleneğinin dört duvarını kendine yuva yapar. “On dokuzuncu yüzyılda dünyanın başka hiçbir yerinde bir yazar ile ulusu arasında böylesine sıcak” bir ilişki kurulmamıştır.
Ve yuvasını “öte yakaya, horlananların yanına, yaşamın artığına, ama insan kaderinin tam ortasına, ıstıraba ve ölüme komşu” kuran Dostoyevski... İnsan ruhunun evrensel özünün bu romancısı, Rus ruhuyla “Avrupa’nın yorgun ve durağan dünyasını alevlendirir”. Onun sayesinde Rusya, artık Avrupa’nın barbar geçmişi değil, insanlığın büyük destanına yeni bir söz katabilme imkânıdır.

Yirminci yüzyılın büyük ustası Zweig’ın dili ve dehasıyla...
Honore De Balzac

Napolyon'la birlikte doğdu. Biri kılıcı, diğeri kalemi seçti. Dünyayı fethetmenin yolunun silahtan değil, sanattan geçtiğini biliyordu Balzac. "Onun kılıçla sona erdiremediğini ben kalemle tamamlayacağım." der. Azla yetinmez, mükemmeli arar, bu yolda yorulmaz; yükseldiği yerden alçalır, alçaldığı yerden tekrar yükselir. Günde dört saat uyur, bütün vaktini çalışma koltuğunda geçirir. Yalnız onun hayatında bir plan yoktur. Anı yaşar. Durgun insanlar onu ilgilendirmez, kendini bir konuda; aşkta, sanatta, cimrilikte, fedakarlıkta, cesarette, tembellikte, politikada, dostlukta uzmanlaştıranlar onun betimleme dünyasına çekilirler. Betimlemeler ki bir cümlesi bir sayfa tuttuğu olur bazen. Rahatsız etmez ama akar gider, hatta nefesinizin ritmini bile düzenler. Rastignac ve Vautrin gibi karakterleri birçok eserinde çıkar karşınıza. Çünkü tek bir kitapla anlatmaz meramını, tek bir kitapla tanıyamazsınız onu. Hayatı bir ansiklopedi niteliğindeki "İnsanlık Komedyası"dır. "Romanı dünyanın ansiklopedisi olarak görme düşüncesi onunla başlar —eğer Dostoyevski gelmemiş olsaydı neredeyse onunla bittiği söylenebilirdi." der Zweig.

Charles Dickens

Hayattan fazla bir şey istemeyen bir adam, maddi ya da manevi olarak orta halli yaşamın dışına çıkan şeyleri sevmez, alışılmış olanı, ortalama olanı sever tüm kalbiyle. Karakterleri de öyledir. İnsanlarının hepsi sıradan, alçakgönüllüdür. İngiliz dünyasının en sevilen, en çok hayranlık duyulan, en çok saygı gösterilen hikayecisidir. Onun sayesinde toplumun çürük olan yapıları onarılmıştır. Sokak çocuklarının, düşkünler evinin gözardı edilmesinin önüne geçilmiştir, zenginleri merhamete getirmiştir. Ülkesinde çağının dehasıdır ve yıldızıdır. Işığıyla yüksek ahlakçı! Victoria döneminin karanlığını aydınlatmıştır. O hem doğanın parçasıdır, hem de düşüncenin. "Üzerimdeki yıldızlı gök ve içerimdeki ahlak yasası" diyen Königsbergli'ye şehadet eder. Herkesin göremediği küçük ayrıntıların adamıdır, stenograf sanatçısıdır çünkü. Balzac gibi uzun uzun betimlemeye gerek duymadan küçük bir noktayı göstermesiyle büyük resmi görüntüler. Ancak İki Şehrin Hikayesi ve Kasvetli Ev'i kayıp olarak niteler Zweig. Çünkü sınırlarını zorlamıştır Dickens. Halbuki onda vahşet ve trajik olana ulaşma cesareti biraz eksiktir. Onda eksik olan aşağıdaki adamda bir bütündür.

Dostoyevski

Bir gece yarısı kapısını çalan şair Nekrasov değil, şöhretti. Bir insancıktı, Tanrıcık oldu. Hayat hikayesini ezberletti tüm sevenlerine. O acıyla kavrulur, işkenceyle yoğrulur. Anlamsız bir zulüm, gözü dönmüş bir düşmanlık besler kader ona. "Geriye bakıldığında anlaşılır ancak onun sert bir çekiçle dövüldüğü, ondan ebedi bir eser meydana getirilmek istendiği." Tanrı tarafından hiç gevşek bırakılmaz, sorunlarının biri bittiğinde diğeri başlar. O seçilmiş bir insandır, yazarların peygamberidir çünkü. "Kriz gelmeden önceki 1 sn'lik zaman diliminde insan olmanın en yüksek mertebesinde hissediyorum kendimi." diye söyletirken Prens Mışkin'e, aslında konuşan saralı olan kendisinden başkası değildir. O bir saniyeyi tüm hayatına yayar. Çünkü duyguları uyarılmadan zihni çalışmaz. Eğer içerden yaşamazsa o bir hiçtir. Başarısını hastalığına borçludur, Tolstoy gibi sağlığına değil.

Zıtlıklarıyla yaşamaya devam eder. Hem Tanrı'nın hizmetinde, hem inkarındadır. Hem Alyoşa, hem Ivan'dır. Baba Karamazov şehvetli bir şeytan, oğul Alyoşa saf bir melektir. Hepsi de aynı kandan kendi kanındandır. Gerçekçidir ama kendine özgüdür bu. "İnsanlar, onun gerçekçiliğinde görünür olmak için kor gibi yanmalı, ses çıkarabilmek için sinirleri kopacak kadar gerilmiş olmalıdır." Ancak bu uçurum insanlarının çıkardığı seslerle görebiliriz Dostoyevski'nin gerçeğini. "Onun insanlarının arasında hedefine ulaşıp da huzur bulanı yoktur."

Tolstoy ve Turgenyev gibi malikanesinin çalışma masasında keyfi gıcır olarak değil, tepesinde sallanan kılıçtan keskin bir sözleşme silahının gerginliğiyle yazar. Zaten ilhamını bu gerginlikten alır. Kusurlarının da farkındadır: "Ne şartlar altında çalıştığımı bir görseler! Benden kusursuz şaheserler bekliyorlar, oysa ben en acı, en sefil sıkıntılar yüzünden alelacele yazmak zorundayım." diye isyan eder. Sonra da verdiği sıkıntılar için gider yine de Tanrı'sına şükreder. İşte böyledir onun felsefesi. Doruğa çıkmıştır Karamazov'larında. Diyeceği her şeyi söylemiş, insanlığa vasiyetini bırakıp, göç eylemiştir bu diyardan.

"Balzac'ın kahramanı dünyayı boyunduruk altına almak ister. Dostoyevski'nin kahramanı ise onu alt etmek. Her ikisinde de günlük yaşamın üstüne çıkma gayreti, sonsuzluğa doğru bir yönelim vardır. Dickens insanlarının hepsi mütevazıdır." S.Zweig
Üç Büyük Usta, Stefan Zweig'in muhteşem, üç yazarı anlattığı bi' kitap. Bu kitabı, yazarların hayatları hakkında yoğun olacağını düşünerek okumaya girişmiştim, fakat okudukça yoğun kısmın hayatlarından çok yazınlarıyla alakalı olduğunu gördüm.
Stefan Zweig deli bi' adam. Novellalarıyla tanınan bu' adamın deliliğini hayranlığıyla bağdaştırdım kendimce. Çünkü kazmış da kazmış hayatları. O hayatları bi' okumak var, bi' de sevgili, sevgisi deli bi' adamdan okumak var. Ben, sevgisini olanca haliyle, noktasına virgülüne ifade eden insanlara hayranım, kaldı ki kitapta anlatılan yazarlara da hayranım. Böyle olunca kitap benim için çok keyifli oldu.
Eserlerinin bazılarını okumuş olduğum bu yazarları daha iyi anlamanın, hayatlarını tanımanın bi' avantaj olduğunu düşünüyorum. Bu kitabı ise avantaj gibi pragmatik bi' kelimeyle birleştirmem hoş olmaz. Çünkü bi' biyografi, tanıtımvari yazı amaca yönelikken Zweig'in bunu sanatsal, incelikli şekilde ele alması çok daha katmerli bi' şey bence.
Balzac ve Dickens'i dönemleri, düşünceleri üzerindeki pek çok farklı etken, yaşam biçimleri, ilginç yazınsal ayrıntılarıyla ele alırken Zweig, Dostoyevski'yi daha derin ele almış, iyi ki öyle yapmış. Dostoyevski'nin de tıpkı Balzac ve Dickens'ın olduğu gibi kendi kişisel, dönemsel ve yazınsal bütünlükteki hayatını anlatmış Zweig, fakat diğerlerinden farklı olarak onun kuyusunu kazmış. İyi anlamda bi' kuyu bu, iç kuyusu! Kelimelerin içi, ünlemlerin sırrı, ünlemlerin bilinç altı...
Zweig'ın bu hayran, heyecanlı ve derin yazını karşısında sıklıkla geçirdiği karakter isimlerinin bir kısmını bilmememe rağmen heyecanla okudum, çünkü Dostoyevski külliyatının tamamını okumamış olsam bile bi' şeyi fark ettim; tanımak çok güzel. Hele anlatımı yapanın kalemi bu kadar sevgi dolu olunca kat be kat güzel!
Özellikle derin olduğu için sanırım ben en çok Dostoyevski'ye kandım bu kitapta. Çünkü Zweig'ın, okuru Dostoyevski'nin insanlarıyla yıkadığı tarifsiz bi' bölüm vardı kitapta. Karakter olarak değil, tarz olarak. Derinin, dönenenin, bu kor gibi karakterlerin ardında nasıl bi' yaşam-ruh itkisinin olduğuna dair. Hani kuyuya girip suyu tatmak değil Zweig'ın yaptığı.. o kuyuyu yıkmak. Kuyunun duvarlarını yıkmak, toz duman altında kalmak ve en derine indiğimizde de bi' mutluluğun, sadeliğin, suyun değil.. zehirli yılanların olduğunu görmek. Çünkü Dostoyevski tam bi' karmaşa insanı, çelişki, zıtlık, buhran insanı. Onda suyun sakinliği yok, yılanların hareketli dünyası var.
Bazen edebiyatın bu sarıcı sıcaklığı karşında aklı havada bi' mutluluğu yaşıyorum. Zweig'in anlattığını bu denli yakın, ayrıntılı ve çok yönlü tanıtması bana böyle bi' mutluluk verdi. Bi' okudukça tanımak var, kuşkusuz en güzel tanıma biçimi. Bi' de bütünlüklü, karşılaştırmalı kalıp olanın ötesindeki, ayrıntıların mercek altına alınmış haliyle Zweig'in anlatımı var. Bu farklı güzel. Yazarları bi' de Zweig ile tanımalı.

Okudukça geri çağıracak kitaplardan biri Üç Büyük Usta, bana gelecekten seslendiğini hissediyorum. Tüm anlama, tanıma peşindeki okurlara öneririm kitabı.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.429 Oy)19.194 beğeni43.793 okunma3.042 alıntı184.707 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.625 Oy)8.902 beğeni28.979 okunma864 alıntı140.905 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.514 Oy)8.110 beğeni23.006 okunma855 alıntı90.803 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.792 Oy)13.519 beğeni34.842 okunma3.467 alıntı147.440 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.530 Oy)7.942 beğeni21.544 okunma4.059 alıntı130.687 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.964 Oy)8.934 beğeni26.556 okunma2.715 alıntı115.986 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.460 Oy)3.952 beğeni13.088 okunma1.247 alıntı53.583 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.073 Oy)6.421 beğeni16.979 okunma2.786 alıntı86.836 gösterim
  • Yeraltından Notlar
    8.7/10 (3.386 Oy)3.490 beğeni10.624 okunma5.469 alıntı96.646 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.708 Oy)5.808 beğeni19.849 okunma845 alıntı102.235 gösterim
#spoiler #

Istanbul okuma için "yeraltindan notlar " a başlamadan önce biraz Dostoyevski için ne düşünüyor lar araştırması yapıyordum ..bu kitabı da aslında o vesileyle almış bulundum ..
ZWEIG'in kelime dağarcığına hayran olmamak mümkün değil şiir gibi anlatıyor sevdiği karakterleri ...
Onu okurken ... kelimeleri yüksek sesle yazan bir yazar olarak düşünürüm.... bunu en cok "mecburiyet"i okuduğumda hissetmiştim .
Bu kitap zaten anlaşıldığı gibi üç büyük yazarın edebî seruvenlerindeki yerlerinden bahseden bir inceleme denilebilir ..zaman zaman üç yazarı birbiriyle kıyaslıyor hangisinin hangisine baskın geldiğini görmemizi sağlıyor .
Kitapta en uzun bölüm Dostoyevski 'ye ayırmış ki zaten öve öve bitiremiyor..
Hatta neredeyse bir dini lider ....rus edebiyatı için bir peygamberdir dediği bölümler var .. ki kendince hakkı bence abartı :)
Dip not :
Dostoyevski ile aramı düzeltme turlarına devam ediyorum :) üç büyük usta da bu etkinliğin bir adımıydı okundu bitti kütüphanede yerini aldı ...zaman zaman tekrar yardımına ihtiyaç duyarsam göz atmak için

Iyi okumalar / sevgiyle kalın

PS ...Acıdan kimseye fayda gelmez :)
Zweig üç büyük ustayı ''ustaca'' anlatırken o kadar hayran kaldım ki. Fazlaca hissettirdi bana üç ismi de usta olarak gördüğünü. Bu kitap bir biyografi kitabıdır deyip kenara koyamayacağım, nitekim öyle şairane anlatmış ki, belki bambaşka birilerini de anlatsa yine böyle hisseder, meraklanır ve hayranlık duymaya başlayabilirdim.
Balzac, Dickens ve Dostoyevski'ye sihirli bir kalemle dokunmuş gibi. Onları mı yüceltmiş kendi anlatımını mı, işte o noktada ikileme düşebilir insan. Övgü dolu, yalın fakat süslemelerinin nereden beslendiğini anlayamadığınız o güzel cümleler. ''Onlarla'' o acıları mı çekti yoksa geçmişe gidip hayali bir şekilde yanlarında mıydı, bilinmez... Açıkçası şurada doğdu, burada okudu, falanca yıl şu kitabını yazdı... gibi bir biyografi beklemiyordum zaten ama okuyucuyu bu kadar Balzac'ın odasında hissettirebilecek, onunla parasızlık çekecek, hiç okumayan birine Dickens'ı sevdirebilecek yahut izbe bir yerde size de durup Dostoyevski'yi düşündürebilecek kadar bütünleştirebileceğini sanmamıştım.
Onların ruh halleri, özleri, insandan kaçışları, ne yaşadılar bunun sonucunda ne hissettiler de o karakterler bir bir mürekkeplerinin ucundan süzülüverdi. Tamamen sizi o kitaplara sevk edebilecek cümleler mevcut kitapta... Balzac'ın çok önceleri sadece Vadideki Zambak'ını okumuştum, Goriot Baba ise hep aklımdaydı. Dickens'ın İki Şehrin Hikayesi'ni kısaltılmış haliyle okumuştum. Bilirsiniz bunlar kırpıla kırpıla yüz, yüz elli sayfaya indirilmiş neredeyse tamamen aslından uzak kalmış tat vermeyen kitaplardır. O yüzden kayda değer bilmesem bile Balzac ve Dickens'a ayrılan bölümleri zevkle okudum. Zweig kitapta büyük bir kısmı Dostoyevski'ye ayırmış. Benim de en beğendiğim kısım oldu diyebilirim. Eserler hakkında tat kaçıracak ipuçları yok elbet ama Karamazov Kardeşler yazan satırları atladım çünkü diğer kitaplarının bir kısmını geçmiş zamanda tam metin ya da kısaltılmış haliyle okuduğum için sorun olmadı. Sonuç olarak kendi adıma Dostoyevski'den okuduklarımı tekrar okumayı, ve okumadıklarımı okunacaklar arasına koyma kararı aldım.
Kitabı, bu üç büyük ustadan birini dahi seven, okumuş ya da okumamış fakat ilgi duyan, merak eden herkese önerebilirim. Zweig'ı okumayı sevmek bile, bu kitabı okumak için başlı başına bir sebep bence.
Zweig, bu kitabında dünya edebiyatının en önemli yazarlarından olan Balzac, Dickens ve Dostoyevski'yi anlatıyor.

Onların sadece hayatlarını değil, esas ve ağırlıklı olarak sanatlarını yani yazarlıklarını ele alıyor. Bize her üçünün de farklarını gösteriyor. Olumlu ve olumsuz ayırımlarını aktarıyor. Her üç yazarın da yazdığı eserlerindeki teknik, ruh, hikayeler, karakterlerin seçimi ..gibi bir çok özelliği, mükemmel bir şekilde çok derinlemesine ve ayrıntılı olarak analiz ederek okuyucuya adeta edebiyat dersi veriyor.

Ben bu kitabın, her üç yazarın da daha iyi anlaşılması ve yazdıklarının çözülebilmesi açısından, çok önemli bir kaynak olduğunu düşünüyorum ve okunmasını da tavsiye ediyorum.
Stefan Zweig'ın "Dünya Fikir Mimarları" üçlemesinin ilk kitabı olan, Balzac, Dickens ve Dostoyevski'nin biyografilerinin yer aldığı "Üç Büyük Usta" adlı kitap bugüne kadar okuduğum en etkileyici biyografi kitabı. Zweig, eserinde üç yazarı da birer roman kahramanı gibi adeta bir roman kurgusu içinde işliyor. Bilhassa Dostoyevski'nin anlatıldığı bölüm bence kitabın zirve noktası. Serinin bir diğer kitabi da "Kendi Hayatının Şiirini Yazanlar" adını taşıyor ve bu kitapta da Casanova Stendhal ve Tolstoy'un biyografilerine yer veriliyor. Bu kitabın Tolstoy bölümü de çok etkileyici. Bu yazarlara ilgisi olan olmayan herkes mutlaka okumalı.
Bir yazarın başka yazarları bu kadar şairane anlatması, tamamıyla içselleştirerek yazması başarıdır. Hayatlarını sadece sonuçlarıyla değil, süreçleriyle de ilgilenerek ve bunu zihninde kurgulayarak kaleme almış. Onların iç psikolojik dünyasına dokunmaya, iç dünyalarını betimlemeye ve öykülemeye çalışmış ve kesinlikle de bunu hakkını vererek yapmış. Stefan Zweig gibi insan psikolojinin derinlerine inmeyi bilen bir yazardan diğer yazarları okumak, onların hakkında bilgi almak ve en önemlisi yazım tekniklerini tahlil etmek çok büyük bir zevkti. Son olarak Zweig'ın Önsöz kısmında yaptığı yazar tanımı çok hoşuma gitti;

''... benim bir roman yazarı ile romancı arasında gördüğüm içsel ve sarsılmaz farkı bu yüzden burada bir kez daha vurgulamak gerekiyor. Romancı en son, en yüksek anlamıyla sadece ansiklopedik bir deha, evrensel bir sanatçı ve eserin genişliğiyle içindeki figürlerin zenginliği göz önünde bulundurulduğunda, bir evren yaratan, kendi kişileriyle, kendi yer çekimi kanunlarıyla kendine ait bir dünya kuran ve yanına da kendine ait yıldızlı bir gökyüzü koyan kişidir.''
Zweig; Balzac, Dickens ve Dostoyevski’nin harikulade bir incelemesini yapmış bulunmakta. Bir biyografi eseri değil bu, öncelikle bunu bilmek gerek. Bir inceleme metnine inceleme yazmak saçma olacaktır, amacım okuyacaklara küçük bir fikir vermektir ancak.

Bu üç yazarın (usta demek bize düşmez zira çırak olabilmek gerek bunu demek için) eserleri ve hayatları doğrultusunda ruh ve düşünce dünyalarının derinlerine girmek, onların kişisel kaygılarını ve kalemi ellerine almadaki amaçlarını görebilmek, bunu da bu denli yüksek tempoda ve heyecanlı bir dille aktaran bir kitaptan okumak, bu üç yazarın en azından bir kitabını okumuş herkes için son derece zevkli ve düşündürücü olacaktır.

Kitapta Balzac’a 40, Dickens’a 36, ve psikologların psikoloğu Dostoyevski’ye 132 sayfa ayrılmış.

Üçünün de ortak noktası kendi karakter yapılarını ve düşünce dünyalarını olduğu gibi eserlerine yansıtması. Balzac hırslı ve saplantılı, kendisinin başarıya ulaşamamış arzularını karakterlerine yüklemiş. Dickens yaşadığı ve istediği mütevazı ve orta yollu hayatı işlemiş.

Dostoyevski ise aşırı uçlar arasındaki hayatını muhtemelen tam olarak sığdıramamış devasa yapıtlarına. Hayatının ayrıntıları da tam bilinmiyor. Sefaletle, acılarla, sürgünlerle, mahpuslukla ve hastalıkla geçen bir ömür. Geçim kaygısı içinde alelacele yazılan kitaplar… Ama bir o kadar da devasa, içsel dünyaya ait, insanoğlunun çoklu ruhsal kişiliğinin derinliklerini yansıtan büyüleyici eserler…

Zweig’in bu incelemesi belki Balzac veya Dickens’ı daha çok okumanıza sebep olmayabilir ancak Dostoyevski’ye olan saygıyı, onun karşısında duyulacak küçüklük duygusunu iliklerinize kadar hissettireceği kesin.

Son olarak kitabın sonlarından Dosto’ya ait bir alıntıyla bitireyim:
“HAYATI HAYATIN ANLAMINDAN DAHA ÇOK SEVİN.”
Kitap bu üç yazarın yaşamını şu oldu bu oldu diye tarihi bir kurgu içerisinde anlatmaktan ziyade yazarların yazılarının psikolojik analizleri üzerinden ilerlemektedir. Bu da kitabı bildiğimiz biyografi kitaplarından çok farklı bir noktaya taşımakta.
Merhabalar Stefan Zweig Üç Büyük Usta eserinde Dostoyevski Charles Dickens Balzac’ın öz yaşam öyküleri eserleri kişilikleri kusursuz bir şekilde anlatılmış.Diğer eserlerinde olduğu gibi bu eserinde de tahliller karşılaştırmalar yapılmış.Üç büyük usta’yı severlerin kesinlikle okuması gerek kitaplardan iyi okumalar dilerim
Sevmediğim tek Stefan Zweig kitabı galiba...
Kendisine çok fazla yakışan hikaye anlaticiligindan biyografiye geçen Zweig bence yeteri kadar hissettiremedi bana yazarları. Tamam mesela Dostoyevski yi anlatırken açıp hemen bir kitabını okuma isteğim geldi ama Oğuz Atay bu konuda daha iyiymiş. Neyse kitabı sevmedim ben ama okunabilir.
Herkese iyi okumalar dilerim :)
Ustaları (Balzac, Dickens ve Dostoyevski), bir Ustanın kaleminden okumak.. Bir edebi ziyafet bu kitap.
Tabi öncesinde bu ustalarla ilgili bir kaç kitap okumuş olmak lazım bence, çünkü o zaman kitap daha iyi özümsenebilir, hiç bu yazarları okumamış olan biri bu kitaptan sıkılacaktır, ama yine de çok güzel bilgiler edinecektir. Aslında okuduğum, eserlerini sevdiğim yazarlar hakkında hiçbir şey bilmediğimi farkettim ben.
"Tolstoy'da gördüğümüz için işitiriz..
"Dostoyevski 'de ise isittigimiz icin görürüz. .
Stefan Zweig
Sayfa 153 - Iş bankası modern klasikler dizisi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Baskı tarihi:
Mayıs 2015
Sayfa sayısı:
240
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051720739
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Drei Meister. Balzac, Dickens, Dostojewski
Çeviri:
Deniz Banoğlu
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Baskılar:
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Üç Büyük Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Üç Usta: Balzac, Dickens, Dostoyevski
Stefan Zweig, Üç Büyük Usta’da, 19. yüzyıl klasik edebiyatının köşe taşlarından Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi anlatır; bildiğimiz edebî üslubuyla ve bireysel deha ile toplumsal imkân ve sınırlar arasındaki hem besleyici hem gerilimli alanlarda gezinerek.

Kitapta yer alan üç deneme, on yıllık bir süreç içinde, farklı dönemlerde yazılmış olsa da, hepsi romancının içinde yaşadığı çağla ve dünyayla ilişkisini sorgular.

“Yüzyıllardır belli sınırlar içinde sıkışıp kalmış olan ne varsa her şeyin çöktüğü ya da çığırından çıktığı muazzam devrimlerin yaşandığı bir çağa”, İmparator Napolyon’un çağına gözlerini açan Balzac’ın kahramanları, tıpkı Napolyon gibi, dünyayı fethetme hırsıyla doludur. Sadece kahramanları değil, Balzac da, evrensel bir yaşamı fethetmek ister, “seksen cilde bir çağı, koca bir dünyayı, bir kuşağı sığdırır.”

Victoria döneminin “doygun İngiltere’sinin tedbirli kişiliğini” yansıtan Dickens, İngiliz geleneğinin dört duvarını kendine yuva yapar. “On dokuzuncu yüzyılda dünyanın başka hiçbir yerinde bir yazar ile ulusu arasında böylesine sıcak” bir ilişki kurulmamıştır.
Ve yuvasını “öte yakaya, horlananların yanına, yaşamın artığına, ama insan kaderinin tam ortasına, ıstıraba ve ölüme komşu” kuran Dostoyevski... İnsan ruhunun evrensel özünün bu romancısı, Rus ruhuyla “Avrupa’nın yorgun ve durağan dünyasını alevlendirir”. Onun sayesinde Rusya, artık Avrupa’nın barbar geçmişi değil, insanlığın büyük destanına yeni bir söz katabilme imkânıdır.

Yirminci yüzyılın büyük ustası Zweig’ın dili ve dehasıyla...

Kitabı okuyanlar 339 okur

  • Kütüphane kedisi
  • Betül Yesin
  • ZF
  • SELVİHAN TULUKCU
  • Uygar
  • Hevidar POYRAZ
  • Ozan Baran DİLEK

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.8 (1)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları