·
Okunma
·
Beğeni
·
3524
Gösterim
Adı:
Üç Damla Kan
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753639972
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Se Katre Hun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Üç Damla Kan
Üç Damla Kan
İran edebiyatında modernizmin öncüsü Sadık Hidayet'ten, Kafka'nınki gibi karanlık, karabasanlı öyküler...

Hidayet, 1930'lu yıllarda, ülke için pembe tablolar çizen yönetime, İran halkının yaşantısını keskin bir gerçekçilikle yansıtarak yanıt veriyor. Şiddetin ve tutkunun iç içe geçtiği bu öyküler fakirlik, hastalık, batıl inançlar, cincilik, kumalık "siga" düzeni, ikiyüzlülük, mistik hayata ve inzivaya kaçış, hayal kırıklıkları, kadının mal muamelesi görmesi gibi İran toplumunda kol gezen sorunlara birer ayna tutuyor.

Mehmet Kanar'ın Farsça aslından özenle çevirdiği Üç Damla Kan, Sadık Hidayet'i Kör Baykuş, Diri Gömülen ve Hacı Aga gibi kitaplarıyla tanıyıp seven okurlara yalın ve bunaltılı bir dünya sunuyor.
116 syf.
·3 günde·Beğendi
Üç damla kan, intihar, cinayet, cinayet ve intihar, intihar, intihar, intihar, üç damla kan…

Üç Damla Kan okuduğum dördüncü Sadık Hidayet kitabı oldu. Okuduğum diğer kitaplarına inceleme yapmamıştım. Şimdi birkaç cümleyle onlar hakkında da bilgi vermek istiyorum. Kör Baykuş’ta ölüm düşüncesini zaman ve olayların birbirine karıştığı bir anlatımla, Diri Gömülen adlı hikâye kitabında ölüm saplantısını ve hayata dair düşüncelerini karamsar bir üslupla ve Aylak Köpek adlı hikâye kitabında ise İkinci Dünya Savaşı ile yaşam ve dünya görüşünün olumsuz havaya bürünmesini, inziva ve intiharın kurtuluş yolu olarak benimsenmesini dile getiriyor. Sadece bu cümlelere bakarak da Üç Damla Kan kitabında da benzer düşünceler bulunduğunu anlayabilirsiniz.

Kitaptaki hikâyelerin temalarını sırasıyla en iyi özetleyecek cümle: Üç damla kan, intihar, cinayet, cinayet ve intihar, intihar, intihar, intihar, üç damla kan.
Sadık Hidayet Üç Damla Kan’da gerici ve yoz geleneklerin insanlarda -özellikle kadınlarda ve çocuklarda- meydana getirdiği yıkımları, dokuz on yaşındaki kız çocuklarını yetmişlik dedelerle para ve itibar için evlendiren ya da kuma veren ailelerin saçmalıklarını, kadını mal olarak gören, değer vermeyen, önemsemeyen, kullanan zihniyetleri, sürekli arayış içinde olan insanların acizliğini, boşlukta çırpınan insanları, fakirliği, batıl inançları, şiddeti ve tutkuyu irdeleyip dönemin İran hayatı hakkındaki yansımalarını konu olarak almış. Sırf kadınlar hakkındaki tutumları görmek için okunabilecek bir kitap.

Sadık Hidayet, nüfuzlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 19. yy sonlarında başlamış ve 20. yy boyunca kendini göstermeye devam etmiş bir dilsel kullanım olan bohemliğin; derbederliğini, günübirlik bir yaşam tarzını, sanata ve öğrenmeye verdiği önemi çoğu eserine yansıtmasının yanı sıra kendi kaçışını, intihar düşüncesini, toplumun kalıplaşmış değerlerine olan bağlılığını, Dostoyevski ve Kafka, Ömer Hayyam gibi kişilerin izinde sürdürdüğü araştırma ve incelemelerini de eserlerine yansıtmıştır. Sadık Hidayet okumak isteyenlere ilk okunacak kitap olarak Üç Damla Kan’ı öneriyorum. Bu kitabı okuyunca belki içiniz kararacak, belki bunalacaksınız, belki sinirleneceksiniz, belki de şaşıracaksınız ama okurken kesinlikle keyif alacaksınız. İyi okumalar.
110 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Biliyorsunuzdur; Sadık Hidayet intihar ederek yaşamına son veren bir yazar. Hayatı bunalımlar içinde geçen bir insandan, çiçeği, böceği, aşkı anlatmasını bekleyemezsiniz...

Tüm kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da, mutsuzluğu, yalnızlığı, cehaleti, batıl inançları, 9-10 yaşında evlendirilen çocuk gelinleri, fasıkları, riyakarları, iki yüzlülüğü, ölümü ve intiharı konu edinmiştir...

Üç Damla Kan kitabı 11 kısa hikayeden oluşmakta. En çok dikkatimi çeken şey, 7 hikayenin intiharla sonuçlanması oldu. Fakat özellikle 2 hikayede sonucun bir anda intihara bağlanması çok zorlamaydı; ne yapıp edip intihar ettirmiş gibi, bu kadar basitmi dedirten cinsten... Bu yüzden Sadık Hidayet okuyacak insanların, varsa eğer böyle bir test, psikolojik sağlamlık testinden geçirmek fena olmaz...

Kitap, akıcılığı ve sadeliği ile 1-2 saatte okunabilecek bir kitap ama bu buhranlı günlerde pek çekilecek gibi değil...
116 syf.
·9/10
Gamlı kederle dolu 11 hikaye okudum ben. İçleri küflenmiş ve ahlaksızlıkla kirlenmiş, bütün yaşamın gerçekliğini ortaya döken,kaderin ince ve keskin kılıcından kaçmanın mümkün olmadığı 11 hikaye. Tek kaçışın insan elinde olduğu bir ölüm haberiydi sanki davulla zurnayla bütün meydanlarda anlatılan. Sadık Hidayet bir başka adam. Ne yaşadığı çağa ne de bu çağa ait. Ben kendimi ara sıra bu adamı anlamaya adarım. Fakat yetmez benim ufkum yetmez benim ölümü kucaklayışımdaki feryat. Nasıl olabiliyor insan bu kadar kötü? Ve nasıl da affına sığınıyor Tanrı'nın yaptığı bir iki nezirle, ziyaretle? Nasıl da kirli 40 yaşında 8-9 yaşında kız çocuklarına şehvet duyanların hikâyesi. Ölüm çözer belki bütün kiri pası. Bundandır belki Sadık Hidayet'in de ölümü bir apartman dairesinde ciğerlerine dolduruşu. Bundan seksen doksan belki de yüz yıl evvel yazılan ve anlatılan hiçbir şey bugünlerin hiç uzağında değil. Tek solukla izin verin bu hikayelere ve siz de teslim olun ölümle sonuçlanan her hikayenin yarasına.
116 syf.
·8/10
Sadık Hidayet'in okuduğum ilk kitabı. Kitap 11 öyküden oluşuyor. Öyküler birbirinden sıcak fakat o kadar da negatif. Öykülerin hemen hemen hepsinde ÖLÜM teması var. Hep kan ,cinayet, intihar vesaire. Öykülerin sonunun hepsini ölüme bağlamış Hidayet. Hayatını biraz araştırdım ve ölüm nedeni İNTİHAR. Belki de bu kitapta bu kadar ölüme yer vermesinin sebebi de budur, diğer kitaplarında da ölüm konusuna çok yer vermiştir belki."Kör Baykuş" kitabını da ileride okumayı düşünüyorum. En bilindik ve son zamanlarda çevremde çok duyduğum bir kitabı.Hidayet batıl ve dini inançları, küçük yaştaki kızların 60 70 yaşlarındaki ailenin zoruyla dedesi yaşındaki insanlarla para karşılığı evlendirilmesini, Siga düzenini, İnsanların savrularak bir yerlere tutunma çabasını, İnsanların özellikle kadınların kıskançlık uğruna yaptığı çirkinlikleri, yoksulluk, İnsanların ikiyüzlülüklerini ve daha bir çok konuya değiniyor. Kitaptaki öyküler kısa olsa da bıraktığı etkiler büyük. Altını çizdiğim çok cümle oldu, hepsini paylaşamam zaten, Etkilendim cümlelerinden... İran yaşantısından da izler bulabiliyorsunuz.

Öykülerde özellikle çevremdeki, haberlerde duyduğum şeylerin; sanki bu kitabı daha önce okumuşum, bir yerlerden tanıdık geliyor hissine kapıldım. Güneş ışınlarının odama girmediği, karanlık, buz gibi bir odada okuyor hissini yaşadım. Sanki aydınlık olan her şey benden uzaklaşmış ve işbirliği yapmış; kötü ve karanlık olan ne varsa o an yanımda belirivermiş. İçim karardı okurken, dudaklarımda hiçbir tebessüm oluşmadı. Ama gerçekler dedim içimden gerçek olan şeyler soğuk ve karanlıktır bazen...Ama iyidir dedim, insanlara perdesiz sahneyi gösterir.

Sevdim ben bu kitabı,dili sürükleyiciydi. Bir çırpıda okuyup bitirdim zaten.
Dili güzeldi. İlk başlayacağım yazarların ilk önce popüler kitaplarını okumamayı öğrendim, çünkü güme gidiyor çoğu. Kitabı tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
116 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Yine içine çeken birçok hikayelerle kendine bağlıyor. Kitap sayfası küçük derinliği büyük eserlerden. İçinde neler yok ki. Muta nikahı benzeri siga nikahı, eşini boşayıp hülleci cezasını çeken kocaya, cani bir kumadan inzivaya çekilen adama ve diğer güzel hikayeler. Sadık Hidayet'in okumuş olduğum diğer kitaplarında olduğu gibi işlenen konuların da sonu ölümlerle bitiyor. En çok etkileyen masum günahsız yavruların canına kıyan canavar ruhlu vahşi kadın tüyleri diken diken ediyor. Halen Sadık Hidayet kitaplarından herhangi birisini okumadıysanız fazla zaman kaybetmeyin, okuyunca hak vereceksiniz. Herkese şimdiden iyi okumalar.
110 syf.
Sadık Hidayet 'in okuduğum dördüncü kitabı. Genel olarak iyi bir yazar yani kitapları akıcı kisa sürede okuyup bitirilebiliyor. Ancak kalite olarak cok fazla iyi değil bence. Yazarın ruh hali belli intihar etmiş bir yazar bunu bütün eserlerine yansımış. Bu kitaptaki ilk 3 hikaye dışında diğerleri vasat hikayeler olmuş. Zaten bir iki hikayesini okuduktan sonra neredeyse bütün eserlerini okumuş oluyorsunuz. Ayrıca çok fazla dramatize olaylar işlemesini sevmiyorum. Bir kitapta sadece bir hikâye de güzel olursa okunmaya değer olur kanımca. Keyifli okumalar dilerim.
116 syf.
·10 günde·5/10
İlk kez Sadık Hidayet okudum. İnsanın içindeki aksak ve zayıf yönleri ortaya çıkaran hikayeler ... Geriye kalan travma ve ölüm. En beğendiğim hikaye Üç Damla Kan oldu.
110 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sadık Hidayet'in okuduğum bilmem kaçıncı kitabı ve keşke önce okusaymışım dedim. Yazarın kurgusuna hayretle baktım. Kendi iç dünyasını bu kadar güzel yansıtabilirdi. Her hikayede aynı tema gibi görünse de işleniş ve gidişat çok farklı. Hatta aynı temayı görmek şaşırtıyor her defasında.

Birbirine girmiş olaylar, kim kimdir, o tekrarlar, o karanlık ruh sizi sizden alıyor. "Psikolojisi bozuk olanlara tavsiye etmem" diye bir yorum görmüştüm; kesinlikle katılıyorum. Ama itiraf etmeliyim ki yazara teslim olmak da ayrı bir tat.

Keyifli okumalar dilerim
116 syf.
·Beğendi·10/10
İran Edebiyatının büyük isimlerinden Sadık Hidayet'in bu kısacık ama 11 öykü ile dopdolu kitabı Üç Damla Kan sizi daha ilk öyküsü ile hayal dünyasının kapılarından içeri itekleyiveriyor,girsem mi girmesem mi diye düşünmenize gerek yok,ilk öyküyü okuyun yeter,sonraki adımları kendiniz isteyerek atıyorsunuz ;)

Bu kitaba yazdığım ilk incelemeyi yırtıp attım,kitabı bir daha okudum ve istedim ki bu kısacık öykülere ayrı ayrı yorum yapayım.Baktım inceleme kitaptan uzun olacak emin olun olabildiğince kısa kesmeye çalıştım (kitap o kadar zengin)

Bütün öykülerden okuyan herkes değişik yorumlar çıkaracak muhtemelen,aşağıdaki yorumlar kesinlikle kitapta yazmıyor,spoiler alırım diye korkma OKU!
Şundan emin ol,sen bu kitaptan çok daha değişik dersler çıkaracak ve haz alacaksın.

Edebiyattan hoşlanıyorsanız ve cidden iyi bir edebi eser okumak istiyorsanız işte bu kitap.
GARANTİ : Tadı damağınızda kalacak ama sizi doyuracak ;)

1 - Üç Damla Kan ; Hayal dünyasının ufacık bir odada bile sınırı olmadığını,bir insanın deli mi yoksa akıllıyken mi daha masum olduğunu sorgulatır size.

2 - Girdap ; Kendi kendimize düşündüğümüz,değerlendirdiğimiz,aslı astarı olmayan olaylar yüzünden kaç sevdiğimizi daha kendimizden uzaklaştırıp kaybedeceğiz?Hemde dönüşü olmayan şekilde.

3 - Daş Akil ; Varsa bir düşündüğünüz,aklınızdan çıkmayan biri,bir sevdiğiniz,söyleyin ona geç kalmadan hiç bir şey için.Sanmayın zamanla geçer acınız.Anca... Ölürsünüz!

4 - Kırık Ayna ; Önemseyin sizi düşünen insanları ve hiçbir zaman sırtınızı dönmeyin onlara.Sonra...Birde bakmışsınız...Yoklar!

5 - Af Talebi ; Vicdanınızı rahatlatmak için ne kadar dövünseniz,orada burada çaresini arasanız da bulamayacaksınız,ama yine de unutacaksınız.

6 - Lale ; sevdiğiniz,değer verdiğiniz insanların sizi kullanmaları,aldatmaları ve terk etmeleri bazen size mutluluk bile verebilir.Sebebini anlamasanız da.

7 - Maskeler ; Söyleyeceklerinizi,düşündüklerinizi açıkça hissettiğiniz gibi söyleyin,ertelemeyin.Bırakın ne olursa olsun.yarın nefes almaya devam edip edemeyeceğinizi siz bile bilmiyorsunuz.

8 - Pençe ; Bazen bir şeyler için sözler verirsiniz insanlara,tutamadığınız da sözlerinizi yapışır yakanıza,için için yer sizi ve bitersiniz birlikte.Kendiniz bitirirsiniz...

9 - Nefsini Öldüren Adam ; Belki de bazı şeyleri öğrenmeyi ve öğrendiğimiz gibi yaşamayı bırakıp,şimdi olduğumuz gibi devam etmeliyiz hayata.Kim bilir,yanlış bildiğimiz doğrular ışıklar saçar kafamızda.bazısı tasavvuf da bulur Tanrı'yı,bazısı da bir şişe şarap da.

10 - Hülleci ; Ne kadar tanırsanız tanıyın hayat yoldaşınızı,bilmediğiniz vardır mutlak hakkında.Yaşayacağınız belki karanlık,belki de ışık onunla.

11 - Goceste Doj ; Sanma ki başkasına zarar veriyorsun,verdiğin zarar tamamıyla kendinedir.Senin için değerli ne varsa adalet dediğin şey alır götürüverir.
116 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Sadık Hidayet diyince herkesin ilk aklına gelen ÖLÜM değil mi?
Ben de fikirlerimi kısaca paylaşayım.
Kitap 11 hikayeden oluşuyor. ilk hikayede de (Üç damla kan) toplam 11 kez (evet saydım) "üç damla kan" tekrarlanmış.
Kitapta genel olarak dikkatimi çeken hikayelerin her biri aşk -gerçek- ölüm ekseninde gerçekleşiyor.( buradaki gerçekten kasıt uyanış, farkına varma hali)
Her hikayede karakter birine aşık ya da aşık oluyor, aşık karakterimiz bir gerçekle yüzleşiyor, uyanışa geçiyor. bu uyanışın sonu (çoğunlukla) ölümle noktalanıyor. özellikle Daş Akil, Kırık ayna,Lale,Maskeler,Pençe, Nefsini öldüren adam ( ilahi aşk,felsefik bir uyanış) hikayeleri bu döngüde setrediyor.
"Maskeler" hikayesi: Kendi varlığımızın dışında başka bir gerçek yoktur. Bu konu aşkta daha iyi anlaşılıyor.Çünkü herkes kendi tasavvur gücü ölçüsünde bir başkasını sever.
Kitaptaki son hikayede de üç damla kan çoğu kez tekrarlanmış (5 kez)
Son hikayeden "Çünkü ruhtan geriye kalan şey gerçektir."
110 syf.
Kırık Ayna

M.Minovi'ye
Bir çift lacivert mahmur gözü, bir tutamı hep yanaklarına sarkan kumral saçlarıyla Odette, bahar başında açan çiçeklere benzerdi. Saatlerce zarif ve soluk profiliyle pencerenin önünde oturur, bacak bacak üstüne atıp roman okur, çorabını yamar ya da dikiş dikerdi.
Hele hele kemanla Grizri'nin valsini çalarken kalbim yerinden sökülecekmiş gibi olurdu.
Odamın penceresi Odette'in odasının penceresiyle karşı karşıyaydı. Penceremden dakikalarca, saatlerce, belki de tüm pazar günleri bakardım ona; özellikle çorabını çıkarıp yatmaya gittiği geceler.
Böylece gizemli bir bağ kuruldu onunla aramda. Onu bir gün görmesem, bir şey kaybetmiş gibi oluyordum. Bazı günler ona o kadar çok bakıyordum ki sonunda kalkıp penceresinin kepengini kapatıyordu. İki haftadır her gün görüyorduk birbirimizi. Ama bakışlarında bir soğukluk, bir aldırmazlık vardı. Ne bir gülümseme, ne bana karşı eğilimini belli edecek bir hareket. Çok ciddî ve ketum görünüyordu.
Bir sabah bizim sokağın köşesindeki kahveye gittiğimde ilk kez yüz yüze geldim onunla. Kahveden çıktığımda Odette'i gördüm; keman çantası elinde. Metroya doğru gidiyordu. Selam verdim; gülümsedi. Sonra çantayı taşımak için izin istedim. Cevaben başını sallayıp "Mersi" dedi. Tanışıklığımız işte bu tek kelimeyle başladı.
O günden sonra pencereleri açtığımızda el hareketleri ve işaretlerle konuşuyorduk. Bunun ardından aşağı inip Lüksemburg parkında dolaşmaya çıkıyor, sonra sinema veya tiyatroya gidiyor ya da başka bir şekilde birkaç saat vakit geçiriyorduk birlikte. Odette evde yalnız kalıyordu. Çünkü üvey babası ile annesi seyahate çıkmışlar, o ise işi yüzünden Paris'te kalmıştı.
Çok az konuşurdu ama çocuk gibiydi. Huysuz ve inatçıydı. Bazen çileden çıkartırdı beni. İki aydır arkadaştık. Bir gün Neuilly çarşısındaki Cuma şenliklerini seyretmeye karar verdik. O gece Odette yeni mavi elbisesini giymişti ve her zamankinden daha güzel görünüyordu. Restorandan çıktıktan sonra metroda yol boyunca yaşamından söz etti bana. Lunaparkın önünde metrodan indik.
Sürekli kaynaşan bir kalabalık vardı. Caddenin iki tarafı insanı eğlendirecek, meşgul edecek şeylerle doluydu. Kimileri gösteri yapıyordu. Ateş etme, şansını deneme, tatlıcı, sirk, bir eksen etrafında dönen küçük elektrikli otomobiller, yine kendi çevresinde dönen balonlar, hareketli koltuklar, türlü türlü gösteriler vardı. Kızların çığlıkları, konuşmalar, gülüşmeler, uğultu, motor sesi, her telden müzik birbirine karışmıştı.
Zırhlı vagona binmeye karar verdik. Kendi çevresinde dönen hareketli bir koltuktu. Dönmeye başlayınca üstüne kumaştan bir örtü çekiliyor ve yeşil bir tırtıl şeklini alıyordu. Bineceğimiz sırada, sarsıntı ve hareketten düşmesin diye Odette eldivenleriyle çantasını bana verdi. Yan yana sıkış tepiş oturduk. Vagon hareket etti, yeşil örtü yavaş yavaş gerildi ve beş dakika boyunca bizi izleyenlerin gözünden gizledi.
Vagonun örtüsü geri çekildiğinde dudaklarımız hâlâ birbirine yapışıktı. Ben Odette'i öpüyordum ama o kendini savunmuyordu. İndikten sonra, yolda bana Cuma şenliğine üçüncü defadır geldiğini söyledi. Çünkü annesi yasaklamıştı. Birkaç yeri daha gezdik. Nihayet gece yarısı yorgun argın dönmeye karar verdik. Fakat Odette oradan kendini alamıyordu bir türlü. Nerede gösteri varsa, orada duruyor, ben de ister istemez yanında dikiliyordum. İki üç defa zorla çektim kolundan da mecburen benimle birlikte yürüdü. Son olarak jilet satıp, mallarının üstünlüğünü uygulamalı olarak anlatan bir işportacının önünde durdu. Bu defa tepem attı. Sertçe kolunu tutup "Ama bu kadınları ilgilendirmez ki!" dedim.
Kolunu çekerek "Biliyorum canım; seyretmek istiyorum!" dedi. Ben de cevap vermeden metroya doğru yürümeye başladım. Eve vardığımda sokak tenha ve Odette'in penceresi karanlıktı. Odama girip lambayı yaktım. Pencereyi açtım. Uykum gelmediği için bir süre kitap okudum. Gece yarısını geçmişti. Pencereyi kapatıp yatacaktım ki Odette'in odasının penceresinin altındaki gazlı sokak lambasının yanında dikildiğini gördüm. Bu hareketine şaşırdım; kızgınlıkla pencereyi kapadım. Soyunduğum sırada boncuk işli çantasıyla eldivenlerinin cebimde kaldığını fark ettim. Anahtar ve parasının çantada olduğunu biliyordum. Çantayla eldivenleri birbirine dolayıp pencereden aşağı attım.
S.40-42
110 syf.
·6 günde·Beğendi·Puan vermedi
Üç Damla Kan, belki Sadık Hidayet'in varlık rüyasını kâbusa çeviren ifritin pençesinden, belki de kendi kalbinden damlamıştır, diyor önsözde. Bu cümle bile kitaba merak ve istekle başlamama yetti.

Üç Damla Kan'da Sadık Hidayet ülkesinin yaşantısını olduğu gibi gözler önüne seriyor. Yönetimin aksine tüm gerçekliği ve maalesef içler acısı durumuyla anlatıyor. Cahillik bu konuların başını çekiyor ve cahil insanların düzenbazlıkları, batıl inançları, kadına karşı saygısızlıkları, bencillikleri, kötü evlilik hayatları, zorla evlendirilen küçük çocuklar ve daha birçokları.. Günümüzde dahi hala devam eden kanayan yara misali konular. Sadık Hidayet bu öyküleri anlatırken kendi tarzını o karanlık tarafını işlemiş hikayelere. Hepsi ölümle son bulan cesur ve etkileyici öyküler.. Sadık Hidayet'i ve kitaplarını seviyorum..
"İki paralı yolcum vardı. Yolda fayton devrilip kırıldı. Yolculardan biri öldü; ötekini de ben boğdum ve cebinden bin beş yüz tümenini aldım. Yaşlanmaya başladığım için bu yıl haram olan bu parayı Kerbela'ya gelip helallemeyi düşündüm. Bugün ulemadan birine verdim parayı. Bin tümenini helalleyip verdi bana. İki saat bile sürmedi. Şimdi bu para anamın ak sütü gibi helal oldu bana.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Damla Kan
Baskı tarihi:
Şubat 2019
Sayfa sayısı:
110
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753639972
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Se Katre Hun
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Üç Damla Kan
Üç Damla Kan
İran edebiyatında modernizmin öncüsü Sadık Hidayet'ten, Kafka'nınki gibi karanlık, karabasanlı öyküler...

Hidayet, 1930'lu yıllarda, ülke için pembe tablolar çizen yönetime, İran halkının yaşantısını keskin bir gerçekçilikle yansıtarak yanıt veriyor. Şiddetin ve tutkunun iç içe geçtiği bu öyküler fakirlik, hastalık, batıl inançlar, cincilik, kumalık "siga" düzeni, ikiyüzlülük, mistik hayata ve inzivaya kaçış, hayal kırıklıkları, kadının mal muamelesi görmesi gibi İran toplumunda kol gezen sorunlara birer ayna tutuyor.

Mehmet Kanar'ın Farsça aslından özenle çevirdiği Üç Damla Kan, Sadık Hidayet'i Kör Baykuş, Diri Gömülen ve Hacı Aga gibi kitaplarıyla tanıyıp seven okurlara yalın ve bunaltılı bir dünya sunuyor.

Kitabı okuyanlar 508 okur

  • Lorca
  • Münevver Göken
  • BirTekYalnızlıkDost
  • Ömer hodca
  • Erkan
  • Halime Şimşek
  • Serkan
  • İsmail ışık
  • SK
  • Efsunkar

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%18.3
25-34 Yaş
%46.3
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%4.9
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%3.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.8
Erkek
%48.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.3 (35)
9
%19.7 (31)
8
%27.4 (43)
7
%17.8 (28)
6
%5.1 (8)
5
%4.5 (7)
4
%0
3
%0.6 (1)
2
%0.6 (1)
1
%1.9 (3)