Adı:
Üç Damla Kan
Baskı tarihi:
Haziran 2005
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753639972
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Se Katre Hun
Çeviri:
Mehmet Kanar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
İran edebiyatında modernizmin öncüsü Sadık Hidayet'ten, Kafka'nınki gibi karanlık, karabasanlı öyküler...

Hidayet, 1930'lu yıllarda, ülke için pembe tablolar çizen yönetime, İran halkının yaşantısını keskin bir gerçekçilikle yansıtarak yanıt veriyor. Şiddetin ve tutkunun iç içe geçtiği bu öyküler fakirlik, hastalık, batıl inançlar, cincilik, kumalık "siga" düzeni, ikiyüzlülük, mistik hayata ve inzivaya kaçış, hayal kırıklıkları, kadının mal muamelesi görmesi gibi İran toplumunda kol gezen sorunlara birer ayna tutuyor.

Mehmet Kanar'ın Farsça aslından özenle çevirdiği Üç Damla Kan, Sadık Hidayet'i Kör Baykuş, Diri Gömülen ve Hacı Aga gibi kitaplarıyla tanıyıp seven okurlara yalın ve bunaltılı bir dünya sunuyor.
(Arka Kapak)
Üç damla kan, intihar, cinayet, cinayet ve intihar, intihar, intihar, intihar, üç damla kan…

Üç Damla Kan okuduğum dördüncü Sadık Hidayet kitabı oldu. Okuduğum diğer kitaplarına inceleme yapmamıştım. Şimdi birkaç cümleyle onlar hakkında da bilgi vermek istiyorum. Kör Baykuş’ta ölüm düşüncesini zaman ve olayların birbirine karıştığı bir anlatımla, Diri Gömülen adlı hikâye kitabında ölüm saplantısını ve hayata dair düşüncelerini karamsar bir üslupla ve Aylak Köpek adlı hikâye kitabında ise İkinci Dünya Savaşı ile yaşam ve dünya görüşünün olumsuz havaya bürünmesini, inziva ve intiharın kurtuluş yolu olarak benimsenmesini dile getiriyor. Sadece bu cümlelere bakarak da Üç Damla Kan kitabında da benzer düşünceler bulunduğunu anlayabilirsiniz.

Kitaptaki hikâyelerin temalarını sırasıyla en iyi özetleyecek cümle: Üç damla kan, intihar, cinayet, cinayet ve intihar, intihar, intihar, intihar, üç damla kan.
Sadık Hidayet Üç Damla Kan’da gerici ve yoz geleneklerin insanlarda -özellikle kadınlarda ve çocuklarda- meydana getirdiği yıkımları, dokuz on yaşındaki kız çocuklarını yetmişlik dedelerle para ve itibar için evlendiren ya da kuma veren ailelerin saçmalıklarını, kadını mal olarak gören, değer vermeyen, önemsemeyen, kullanan zihniyetleri, sürekli arayış içinde olan insanların acizliğini, boşlukta çırpınan insanları, fakirliği, batıl inançları, şiddeti ve tutkuyu irdeleyip dönemin İran hayatı hakkındaki yansımalarını konu olarak almış. Sırf kadınlar hakkındaki tutumları görmek için okunabilecek bir kitap.

Sadık Hidayet, nüfuzlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. 19. yy sonlarında başlamış ve 20. yy boyunca kendini göstermeye devam etmiş bir dilsel kullanım olan bohemliğin; derbederliğini, günübirlik bir yaşam tarzını, sanata ve öğrenmeye verdiği önemi çoğu eserine yansıtmasının yanı sıra kendi kaçışını, intihar düşüncesini, toplumun kalıplaşmış değerlerine olan bağlılığını, Dostoyevski ve Kafka, Ömer Hayyam gibi kişilerin izinde sürdürdüğü araştırma ve incelemelerini de eserlerine yansıtmıştır. Sadık Hidayet okumak isteyenlere ilk okunacak kitap olarak Üç Damla Kan’ı öneriyorum. Bu kitabı okuyunca belki içiniz kararacak, belki bunalacaksınız, belki sinirleneceksiniz, belki de şaşıracaksınız ama okurken kesinlikle keyif alacaksınız. İyi okumalar.
Gamlı kederle dolu 11 hikaye okudum ben. İçleri küflenmiş ve ahlaksızlıkla kirlenmiş, bütün yaşamın gerçekliğini ortaya döken,kaderin ince ve keskin kılıcından kaçmanın mümkün olmadığı 11 hikaye. Tek kaçışın insan elinde olduğu bir ölüm haberiydi sanki davulla zurnayla bütün meydanlarda anlatılan. Sadık Hidayet bir başka adam. Ne yaşadığı çağa ne de bu çağa ait. Ben kendimi ara sıra bu adamı anlamaya adarım. Fakat yetmez benim ufkum yetmez benim ölümü kucaklayışımdaki feryat. Nasıl olabiliyor insan bu kadar kötü? Ve nasıl da affına sığınıyor Tanrı'nın yaptığı bir iki nezirle, ziyaretle? Nasıl da kirli 40 yaşında 8-9 yaşında kız çocuklarına şehvet duyanların hikâyesi. Ölüm çözer belki bütün kiri pası. Bundandır belki Sadık Hidayet'in de ölümü bir apartman dairesinde ciğerlerine dolduruşu. Bundan seksen doksan belki de yüz yıl evvel yazılan ve anlatılan hiçbir şey bugünlerin hiç uzağında değil. Tek solukla izin verin bu hikayelere ve siz de teslim olun ölümle sonuçlanan her hikayenin yarasına.
Sadık Hidayet'in okuduğum ilk kitabı. Kitap 11 öyküden oluşuyor. Öyküler birbirinden sıcak fakat o kadar da negatif. Öykülerin hemen hemen hepsinde ÖLÜM teması var. Hep kan ,cinayet, intihar vesaire. Öykülerin sonunun hepsini ölüme bağlamış Hidayet. Hayatını biraz araştırdım ve ölüm nedeni İNTİHAR. Belki de bu kitapta bu kadar ölüme yer vermesinin sebebi de budur, diğer kitaplarında da ölüm konusuna çok yer vermiştir belki."Kör Baykuş" kitabını da ileride okumayı düşünüyorum. En bilindik ve son zamanlarda çevremde çok duyduğum bir kitabı.Hidayet batıl ve dini inançları, küçük yaştaki kızların 60 70 yaşlarındaki ailenin zoruyla dedesi yaşındaki insanlarla para karşılığı evlendirilmesini, Siga düzenini, İnsanların savrularak bir yerlere tutunma çabasını, İnsanların özellikle kadınların kıskançlık uğruna yaptığı çirkinlikleri, yoksulluk, İnsanların ikiyüzlülüklerini ve daha bir çok konuya değiniyor. Kitaptaki öyküler kısa olsa da bıraktığı etkiler büyük. Altını çizdiğim çok cümle oldu, hepsini paylaşamam zaten, Etkilendim cümlelerinden... İran yaşantısından da izler bulabiliyorsunuz.

Öykülerde özellikle çevremdeki, haberlerde duyduğum şeylerin; sanki bu kitabı daha önce okumuşum, bir yerlerden tanıdık geliyor hissine kapıldım. Güneş ışınlarının odama girmediği, karanlık, buz gibi bir odada okuyor hissini yaşadım. Sanki aydınlık olan her şey benden uzaklaşmış ve işbirliği yapmış; kötü ve karanlık olan ne varsa o an yanımda belirivermiş. İçim karardı okurken, dudaklarımda hiçbir tebessüm oluşmadı. Ama gerçekler dedim içimden gerçek olan şeyler soğuk ve karanlıktır bazen...Ama iyidir dedim, insanlara perdesiz sahneyi gösterir.

Sevdim ben bu kitabı,dili sürükleyiciydi. Bir çırpıda okuyup bitirdim zaten.
Dili güzeldi. İlk başlayacağım yazarların ilk önce popüler kitaplarını okumamayı öğrendim, çünkü güme gidiyor çoğu. Kitabı tavsiye ediyorum.

Keyifli okumalar dilerim.
Yine içine çeken birçok hikayelerle kendine bağlıyor. Kitap sayfası küçük derinliği büyük eserlerden. İçinde neler yok ki. Muta nikahı benzeri siga nikahı, eşini boşayıp hülleci cezasını çeken kocaya, cani bir kumadan inzivaya çekilen adama ve diğer güzel hikayeler. Sadık Hidayet'in okumuş olduğum diğer kitaplarında olduğu gibi işlenen konuların da sonu ölümlerle bitiyor. En çok etkileyen masum günahsız yavruların canına kıyan canavar ruhlu vahşi kadın tüyleri diken diken ediyor. Halen Sadık Hidayet kitaplarından herhangi birisini okumadıysanız fazla zaman kaybetmeyin, okuyunca hak vereceksiniz. Herkese şimdiden iyi okumalar.
Sadık Hidayet diyince herkesin ilk aklına gelen ÖLÜM değil mi?
Ben de fikirlerimi kısaca paylaşayım.
Kitap 11 hikayeden oluşuyor. ilk hikayede de (Üç damla kan) toplam 11 kez (evet saydım) "üç damla kan" tekrarlanmış.
Kitapta genel olarak dikkatimi çeken hikayelerin her biri aşk -gerçek- ölüm ekseninde gerçekleşiyor.( buradaki gerçekten kasıt uyanış, farkına varma hali)
Her hikayede karakter birine aşık ya da aşık oluyor, aşık karakterimiz bir gerçekle yüzleşiyor, uyanışa geçiyor. bu uyanışın sonu (çoğunlukla) ölümle noktalanıyor. özellikle Daş Akil, Kırık ayna,Lale,Maskeler,Pençe, Nefsini öldüren adam ( ilahi aşk,felsefik bir uyanış) hikayeleri bu döngüde setrediyor.
"Maskeler" hikayesi: Kendi varlığımızın dışında başka bir gerçek yoktur. Bu konu aşkta daha iyi anlaşılıyor.Çünkü herkes kendi tasavvur gücü ölçüsünde bir başkasını sever.
Kitaptaki son hikayede de üç damla kan çoğu kez tekrarlanmış (5 kez)
Son hikayeden "Çünkü ruhtan geriye kalan şey gerçektir."
İlk kez Sadık Hidayet okudum. İnsanın içindeki aksak ve zayıf yönleri ortaya çıkaran hikayeler ... Geriye kalan travma ve ölüm. En beğendiğim hikaye Üç Damla Kan oldu.
Karanlık ve esrarlı öyküleri ile farklı bir yazar Sadık Hidayet. Öykülerindeki karanlık semböller bile çok nefeskesici ve düşündürücü. Cinayet , intihar, kan, ihanet, yalan, hürafe, dinin cansıkıcı baskısı ve cehaletin baş rolde olduğu kafkaesk hikayeler. Delilik ve karanlık farklı bir boyutta. Üç damla kan...
Belki de Sadık Hidayetin intihar etdiği gün dodaklarında kuruyan kandır.
Çok beğendim.
Başlangıçta hidayet'in hakkını teslim edelim. Belli tarzı ve kalemi olan bir yazar. Ancak sahip olduğu uluslararası ünü ve ülkemizdeki hızlı yükselişini hak ediyor mu? Kesinlikle hayır! Kendisi için doğunun Kafka'sı deniyor. Ne kadar da doğru. Hayır, anlatım kabiliyeti ve sair edebî doygunluktan bahsetmiyorum. Edebiyatın siyasetle temas ettiği bir yer var: Nasıl ki mahir bir yazar olan Kafka, Yahudi olduğu için özellikle bazı çevrelerin etkisiyle dünya kamuoyunda hak ettiğinin de ötesinde yer almış, bu Sadık Hidayet de aynen öyle doğu toplumları ve kültürlerini karalamak için abartılmış bir yazar. Alttan alta karalamaları kitabın her köşesine sinmiş.
Tekniğe gelirsek; temel düzeyde iyi olmakla beraber, intihar ve ölüm düşüncesine saplantı çoğu yerde hikayelerin akışını mahvediyor. Ölüme dair etkili anlatımıyla içimi kararttığından falan değil. Hikayede oldukça rahatsız edici kırılmalar yaşandığından...
İlk defa iranlı bir yazarın kitabını okudum ve beğendim de. İçinde 11 adet hikayeden oluşan kitap içindeki ruha sıkıntı ve üzüntü :) veren hikayelerden oluşmuş. Özellikle Daş Akil hikayesini çok beğendim. 110 sayfalık ince bir kitap, kısa yolculuklar için ideal.
Gökten üç elma düştü derken düşen elmaların hepsi ardından intiharı cinayeti getirir mi be Sadık Hidayet!
Sadık Hidayet'i bilenleriniz bilir melankolik takılmış zamanında abimiz. Üstüne bir de büyülü gerçekçilik ile uğraşmış ki bu ikisi birleşince az ilerisinden Stephen King çıkacak sanırsınız. Yok o kadar değil abartmayayım. :D
Gelelim Üç Damla Kan'a... Daha öncesinde Kör Baykuş'unu okumuştum Sadık Hidayet' in şimdi bakıyorum da o kitapta çok ilgimi çeken nesne, olay tekrarlarından burada da var. Özellikle üç damla kan motifi yerli yerinde tam zamanında kullanılmış.
Her bir hikayede aslında toplumun eleştirisini yapmış diyebiliriz Sadık hidayet için. Zaten bulunduğu topluma bir türlü uyum sağlayamamış bir kişilik olduğunu da biliyoruz hani. Yine de kitabından da bariz bir şekilde anlayabiliyoruz elbette.
.
Neyse efendim Sadık Hidayet bu İran edebiyatına şöyle bir göz atmak isteyenlerin ilk bakacağı kişilerden biri. Ama yine de siz okuyacaksanız önce Kör Baykuş'u okuyun.
Ve hoşçakalın efenim bir sonraki bilmem ne zaman yayınlayacağım incelememde görüşmek üzere :)
Kendi içinde oykulerden oluşan ve size hissetiren bir kitap.İnsanlar kendini hakĺi cikarmak adina kendi gunahlarini hakli gormek adina yaptiklari acimasizliklari anlatiyor ama vicdandan kacis yoktur.
Bizim kültürümüze de az çok yakın olan Fars kültürüne de ışık tutan yazar, bu kitaptaki hikayelerinde de diğer kitaplarındaki gibi çoğu kez aile içinde rastlanılan büyük sorunlar ve bu sorunların nihayetinde de şiddet unsurunu kullanmış ki burada aslolan insan hissiyatını kelimelerle resmedebilmek ise yazar bunu başarabilmiş, kanımca. (Kitabı henüz okumayanlar için yazının devamının hikayeler hakkında açıklamalar (spoiler) olduğunu belirtiyorum. )
Kitaptaki ''Nefsini Öldüren Adam'' başlıklı hikaye diğer hikayelerden farklı zira buradaki konu felsefik. Hikayeye ilk başladığınızda bazı manevi çıkarımlar kapıyorsunuz ve bunu, bu yazardan hiç beklemezken hikayenin sonlarına doğru aslında inancın gereksizliği gibi bir sonuca ulaşılıyor. Buna kişisel olarak onay verdiğimi söyleyemeyeceğim öyle ki kimlik arayışında olan birinin bu hikayeyi okuduğu takdirde çok yanlış yönlendirilebileceği olasılığı yüksek, aynen hikaye kahramanının intiharı gibi. Hikayede kendini maneviyata adamış felsefe meraklısı genç öğretmen manevi bir makama erişme çabasındayken kafasındaki birkaç soru yüzünden arkadaşı da olan bir şeyhden fikir edinme amacındadır neden sonra şeyhin, yazarın deyimiyle üçkağıtçı olduğunu da anlayınca da bütün bu felsefe merakıyla ve manevi arayışlarla ömrünün en güzel yıllarını heba ettiği kanısına varır. Bütün emeklerini bırakıp şarap ve kadın edindikten sonra vardığı yer intihardır. Yazar bu hikayede şeyhlere haklı bir eleştiri getirmeye çalışmış mı bilmiyorum fakat hikaye içindeki inancın gereksizliği gibi çıkarımlar sunan paragrafları onayladığımı söylemeyeceğim.
Genel olarak başarılı hikayeler var. Tavsiye ediyorum.
Ne yazık ki yine akşam oldu.
Bütün dünya karardı.
Bütün insanlar huzura kavuştu.
Bir benim ıstırap ve gamım arttı.
Dünyanın mizacında mutluluk olmaz.
Ölümden başka gam ilacı bulunmaz.
Sadık Hidayet
Sayfa 13 - Yapı Kredi Yayınları
"Hayyam, bade ile şarhoşsan, mutlu ol.
Lale yanaklı biriyle oturmuşsan, mutlu ol.
Mademki dünyanın sonunda yokluk var,
Say ki yoksun. Varmışsın gibi mutlu ol."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Damla Kan
Baskı tarihi:
Haziran 2005
Sayfa sayısı:
116
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753639972
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Se Katre Hun
Çeviri:
Mehmet Kanar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
İran edebiyatında modernizmin öncüsü Sadık Hidayet'ten, Kafka'nınki gibi karanlık, karabasanlı öyküler...

Hidayet, 1930'lu yıllarda, ülke için pembe tablolar çizen yönetime, İran halkının yaşantısını keskin bir gerçekçilikle yansıtarak yanıt veriyor. Şiddetin ve tutkunun iç içe geçtiği bu öyküler fakirlik, hastalık, batıl inançlar, cincilik, kumalık "siga" düzeni, ikiyüzlülük, mistik hayata ve inzivaya kaçış, hayal kırıklıkları, kadının mal muamelesi görmesi gibi İran toplumunda kol gezen sorunlara birer ayna tutuyor.

Mehmet Kanar'ın Farsça aslından özenle çevirdiği Üç Damla Kan, Sadık Hidayet'i Kör Baykuş, Diri Gömülen ve Hacı Aga gibi kitaplarıyla tanıyıp seven okurlara yalın ve bunaltılı bir dünya sunuyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 195 okur

  • Mas
  • Hacer Kayadelen
  • Şemsettin Ç.
  • Melike Bars
  • Fyodor
  • Celil Cavanşir
  • Ahyâr
  • osman kılınç
  • MaGeLLaN
  • Deniz Maria Çetin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.7
14-17 Yaş
%1.2
18-24 Yaş
%18.3
25-34 Yaş
%46.3
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%4.9
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%3.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.8
Erkek
%48.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.3 (18)
9
%21.6 (16)
8
%29.7 (22)
7
%13.5 (10)
6
%2.7 (2)
5
%5.4 (4)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2.7 (2)