·
Okunma
·
Beğeni
·
4.998
Gösterim
Adı:
Üç Kız Kardeş
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052194102
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Anton Çehov, “Üç Kız Kardeş” oyununda, aristokrat bir ailede yetişen kız kardeşlerin çöküşle yüzleşmesini konu alıyor. Bu çöküş, taşra hayatından kopmayla başlar. Refahı kaybeden genç kadınların, istikbal için alışkın olmadıkları bir dizi tecrübeye ihtiyaçları vardır: “Yaşam güzel diyorsunuz. Ya sadece görünüşteyse bu? Biz üç kız kardeş için henüz bir güzelliği olmadı bu yaşamın. Ezdi, yabani otlar gibi kapladı bizi… Çalışmak gerek çalışmak.”
128 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Bol gökgürültülü, yağmaya öfkeli seslerle hazırlanan bir göğün altında, hem de zifiri karanlıkta bitirdim kitabı. Edebiyat insanı iyileştirir, teselli eder, deyip duruyorum, bakalım bu gerçek miymiş, yoksa süslü ve güzel bir cümle miymiş diye de okumadım değil. Evdeki ölüm havası, Trabzon'dan beklenen kara haber, ve artık zorla yaşamaya çalışan bir ölü gibi görünen zavallı Dodim herşeyin daha da kötü olduğunu düşündürüyor bana. Haftalarca süren bir hastalıkla uğraştım; tansiyon hastası olmak sıradan birşey, önemli olan o değil ki ama, artık vücudun sana birşeyler söylüyor, ben yoruldum diyor, beni yordun ve hırpaladın diyor; artık yavaşla, ne olur artık yavaşla, diyor. Ne yaptım ki ben sana? 45 sene, renkli renkli duvarlarıyla şu koca evde, şu aşağıdaki güzel ağaçlara bakarak, nice güzel yavruyu gömerek bahçeye ve daha nicesinin sevgisiyle gayret ederek, çok eskilerden o incir ağacının hatırası bile hâlâ tazeyken, ne yaptım ben sana? Şu dümdüz sahile inen yol, şu koca binalar, artık dev gökdelenlere dönüşen bütün o eski konutlar... ağaçlarla süslü sokağımızın eski zamanlarda hiç de haz edilmeyen o havasından geriye ne kalmış? Dut ağacından üzerimize işerken ağaçtan düşen Murat; tembelliği süslü, ve asla bir baltaya sap olamayan, şimdi çocuğu, eşi ve koca göbeğiyle mahalleden geçerken bana el sallayan Tatü, içine kapanık ve ta o zamandan kaderi teslim edilmiş Kız İsmet, parmaklarını makineye kaptırıp parçalatan melü jane- ki on beş sene bitti sen gideli, bizlere nice güzel hikâyeler anlatan Aynur abla, bakkal Nahit amcanın oğlu Vedat, kaçamakların sonunda yediğin onca dayak, her zaman kaprisli ve şımarık bir başkası, kaderleri sade yollardan karmaşık ve sapa uçurumlara dönüşen nice insan..bu mahallede bunca birikmiş hatırayı parça parça, kısım kısım alıp değiştirirken bu yeni insanlar, bu çoluk çocuğa karışmış, değişik bir şekilde yabancı ve artık paralı insanlar, birisinin ölüm haberiyle kısa süreli bir şaşkınlıkla yerinde duran ama sonra hayatla beraber koşmaya devam eden bütün o eski insanlar, benim sırlarımı da nice sır gibi bana söylemeyen ama kendi aralarında paylaşan o eski insanlar, şimdi karşı karşıya geldiğimizde nadiren, daha paralı ve daha güzel bir hayata bakıyoruz: güzel, yüksek, temiz binalar, yollar, daha az ağaçlı veya yenisi dahi ekilebilen ama artık hatırasız, ya da şimdiki çocukların hatıralarına dönüşecek olan bu yeni ağaçlar..yeni bir mahalle..ama bir yandan da kamburlaşan annem...her gün ölen dodim...tansiyon haplarımla hırpalanmış vücudumla orta yaş sakini ben..işte bu yüzden soruyorum, ne yaptım ben sana? Eskisini yıkıp yenisini inşa ettikleri sokağımız, bütün hatıralarımız, eskilerin ağlayışları, ya da sızlanışları, içli ya da sessiz ama yine de serzenişleri ağır ağır duyulmazken bile, sesi kulakları eskide kalanlara duyulurken bir tek, ne yaptım ben sana diye soruyorum, sana, sana ne yaptım da böyle oldun, bu kadar yoruldun, yorgun oldun? Hasta olarak yaşamak mümkün, hem yaşıyoruz zaten. Peki edebiyatla iyileşiyor muyuz sahiden? Kötü kitaplar, sığ kitaplar okuyunca, ya da çok iyi edebiyat eserlerine doyarken ziya'nın baktığı dağlardaki o karaltıyı seçmeyebiliyor muyuz? Edebiyat okumak iyileştirir mi insanı, bir teselliyle, bir ümitle yeniden canlanabilir mi insan, edebiyat insana teselli verir mi, ona hayata tutun diyebilir mi, gidenler için bir dua gibi insanı acıtmamayı başarabilir mi? Yoksa insanın ruhu kesiklerle dolu bir bilek gibi mi, her kesikte bir iz, daha az hissedebilen ten gibi mi, bu yüzden mi sürekli ama sürekli aynı yere bakmaya devam edişimiz? Belki de en büyük sırrı hayatımızın, ölecek olmamız. Bizden önce her gidenle parça parça hakikate ısınırız, gülümseyerek, içten ya da korkan bir tebessümle ölüme selâm etmeye çalışırız: Zeze Portugasını acıyla, ama bir yandan gülerek hatırlar; Gabriel karlar bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağarken Greta'ya sarılıp uykuya dalar, Hakkı Celîs hiç sevilmez sevdiği tarafından, Martin Eden okyanusa bakar ve hakikati kabullenir, Ziya ise o karaltıya takılı kalır, dağlardaki... Edebiyat yani, o halde, iyileştirir mi? Çehov bu anlamda çok güzel bir cevap veriyor bize: teselli hakikatin kendisi değildir, hakikate katlanabilmenin, onunla barışık yaşayabilmenin, o karaltının ne olduğunu anlayacağımız âna dek, hakikati yumuşatmanın, verdiği sıkıntı ve acının, üzerimizdeki ağırlığın rahatsızlığını hafifletmenin yöntemini söyler bize: geleceğe güvenle bakabilmeliyiz, yaşanan nice kötü olay ve tecrübelerimiz bize bizden sonra yaşayacakların yine de umut ve mutluluk dolu bir hayat süreceğinin işareti gibidir..bütün bu karanlıkta, fırtınada ve borada, gök acımadan gürlerken, okyanusta sıkışıp kalmış kader sandalımızla, ümit ederek deniz fenerinin ışığına bakıyoruz, bir teselli umuduyla.. Çehov'un umut dolu, ama yine de buruk çağrısı o deniz feneri işte,evet, ama bu fırtınada, bu kasırgada gözlerimiz yanılıyor, sessiz ve sonsuz kumsallara dolu bir kıyıya değil, karanlığı daha koyulmuş bir dibe doğru bindiriyoruz kayalıklara... çünkü edebiyat bir teselliyse bile, hakikatin kendisi değildir. Çehov'un dört perdede anlattığı gibi, kesilmeden akan, güzel ve taze başlangıçlara kapı aralayan zaman, biz sandaldakilere o kayalıklardan korkmamamız için sevgiyle hikâyeler anlatır; binlerce hikâye arasında debelenir, yaşar ama nihayetinde aynen Gusev gibi, ağır ağır, usul usul, tereddütsüz, ve bîçare okyanusun diplerine doğru ineriz, kayalıkların dibine, hiç birimizin görülmediği derinlere. Bizler kayboluruz hatıralarımızla, bir müddet hatırlanır ve sonra ebediyen unutuluruz. Ama edebiyat yaşar: sonsuz tesellilerle, sonsuz göz boyamalarla, sonsuz küçüklü büyük deniz fenerleriyle yaşar edebiyat ve her kader yolcusuna teselli ve ümit verir, onu oyalar, korkularını dindirir, bin türlü masalı ve hikâyesiyle bizi nihayetimize alıştırır, son ânımızda bizden önce ölen ve adı ve hayatı içimizde kalmış, bizden ve bizim olmuş nice kahramanla o kayalıklara biz de cesaretle ve kabullenerek bakarız eğer ki alışabildiysek, ve korkmuyorsak eğer, ve batarız. Sonra herşey yeniden başlar, yeniden hikâyeler ve masallarla teselli eder edebiyat bizi ve hayat böyle devam eder.

Yani; evet, edebiyat teselli eder ama, hakikat değişmez: çünkü hepimiz bir gün, oraya, o derinlere diplere, ne kadar masal ve hikâye ile geçse de ömrümüz o kayalıklara, çaresiz, hiç kaçamadan varacağız... o halde o güne dek küreklere asılmaya devam. Edebiyat insanı iyileştirmese bile Çehov'dan güzel merhem olmaz. Teselli olarak da Çehov yeter... ne mutlu Çehov okuyana ve Çehov sevenlere...
128 syf.
·Puan vermedi
️Anton Çehov'un öykü zannederek aldığım tiyatro oyunu olduğunu öğrenince daha büyük şevkle okuduğum kitabı "Üç Kız Kardeş".. Oyun Rusya'da aristokrat bir ailenin yaşadığı itibar kaybını ve dönemin Rus halkının yaşadığı içsel bunalımları bunun yanısıra mutluluğu gelecekte beklemesini yalın bir dille akıcı bir şekilde anlatıyor. Rus karakterlerin isimlerinin uzunluğu ve karakter fazlalığından dolayı ilk başlarda biraz anlama da zorluk çekme ihtimaline rağmen tiyatroya ilgisi olan edebiyat severlere tavsiyemdir.
128 syf.
Nasıl anlatmalı ... Okuduğum ilk Anton ÇEHOV kitabı olmakla birlikte hayatın içinden kesintiler ile hayatımıza misafir olan bir eserdi. Hepimizin başına gelebilecek gündelik olayları anlatıyor eser. Üç kız kardeşin hayata bakış açıları , hayatlarına dahil olan insanlar ile hayatı sorgulamaları ve iyi bir hayatın , yaşamın mutlaka geleceğine inanmaları ve dahi kendileri için istemeseler bile gelecek nesiller için şimdiden hazırlık yapılması gerektiğine inandıkları ortak bir nokta var bütün oyun kahramanlarında. Anton ÇEHOV ile yolculuğum Martı eseri ile devam edecek sanırım ikinci kitabı okuduktan sonra daha iyi bir şekilde inceleme ve anlatma imkanım olacak..
128 syf.
·6/10
Asker bir babanın Moskova’da doğup büyümüş ama daha sonra taşrada yaşamış üç kızı..
Kitabın içeriği genel olarak üç kız kardeşin taştadaki hayatlarından memnun olmadıklarından ve Moskovaya geri dönme hayallerinden oluşuyor.
Güzel bir tiyatro eseri. Hiç sıkmadan hemen bitiyor. Şu bir gerçek ki bu kitap için ‘aşırı mükemmeldi,mutlaka okumalısınız’ cümlelerini kuramayacağım. Ama Anton Çehov’un eserlerinin okunması gerektiğini düşünmekteyim. Eğer martı ve vişne bahçesi eserlerini okuduysanız ve Anton çehov’un dilini özlediğiniz bir zamandaysanız bu kitabı okumanızı tavsiye ederiim
128 syf.
·1 günde·5/10
Kitap 3 kız kardeş *Olga *Mâşa ve *Irina'nın yer aldığı bir tiyatro oyunudur. Son zamanlar da tiyatro sahnelerini konu alan kitapları okudum ve bunun tiyatro izlemek kadar keyif vermediğini düşünüyorum. Keyifli okumalar dilerim.
128 syf.
·2 günde·8/10
Bu benim Çehov'la ilk tanışmam ve okuduğum ilk kitabı. Konusu itibariyle sıradan bir eserdi. Asker bir babanın, Moskova'da büyümüş ama daha sonra kırsal bir kesime taşınmış üç kızını anlatıyor. Kızkardeşler yaşadıkları yerden memnun değildirler ve tekrar Moskova'ya taşınma hayalleri kurarlar. Üçüde bulundukları yere kıyasla eğitimli ve bilgilidirler ama hayatlarından çok da memnun değildirler. Ne kadar uğraşsalarda hayalleri bir türlü gerçekleşmez. Eser okurken zihninizde çok rahat canlanıyor ama karakter sayısı fazla olduğu için biraz kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Okunmasını tavsiye edeceğim güzel bir tiyatro eseriydi.
116 syf.
·36 günde·Beğendi·8/10
Cehovun 20.yy Rusyasinda oldukca ses getiren eseri, tiyatro oyunudur, bu nedenle okumasi akici ve kolay. Oyun Rusya'da rejimin calkantisi nedeniyle aristokrat bir ailenin yaşadığı itibar kaybını ve dönem Rus halkının yaşadığı bunalımların yani sira mutluluğu umutla gelecekte beklemesini yalın bir dille anlatıyor.
128 syf.
·5 günde·5/10
Anton Çehov'un okuduğum üçüncü kitabı. Kitap akıcı bir dille yazılmış. Ama konusu biraz sıkıcıydı. Evet dönemin Rusya'sını, aile yaşamını, insan ilişkilerini çok iyi yansıtmış. Kısa olmasına rağmen zor bitirdim. Konu olarak pek beğenmesemde Çehov okunması ve herkesin faydalanması gereken bir yazar.
128 syf.
·1 günde·7/10
Moskova'da doğup büyüyen ve sonraları babalarının vefatı üzerine taşrada yaşamak durumunda kalan üç kız kardeşimiz; oyundaki diyaloglarda sık sık Moskova'ya geri dönme hayallerine vurgu yaparlar ve her daim taşradaki sosyal yaşama verip veriştirirler...
Yaşadıkları hayat tarzı, insanlara karşı tavırları ve sonra efendim sahip oldukları yakışıksız toplumsal düşünceleri, okuyucuya veya izleyiciye bu insanların sonrada görmeler olduklarını düşündürse de hiç bir zaman gerçekleşmeyen hayalleri ve beklentileri; okuyucuda veya izleyicide yine de bir acıma duygusu uyandırıyor.
Oyunda bulunan Andrey ve Baron karakterlerinin gelecek hakkındaki umutları, diğer oyun karakterleri tarafından onay görmese de okuyucu veya izleyici bu umutları her zaman takdir edecektir, yani ben bunun böyle olacağını zannediyorum.
Anton Çehov'un bu oyunu hakkında söylenecek çok şey var. Çehov, topluma eleştiriler getirmeyi çok seviyor, bunu yaparken de eleştirilerin yüksek dozajından ödün vermeyi hiç aklına getirmiyor. Bu 'Üç Kız Kardeş' başlıklı oyunun okunmanızı veya izlemenizi tavsiye ediyorum....
128 syf.
·9 günde·7/10
Rus edebiyatının önemli isimlerinden Anton Çehov, yazarlık hayatına tıp fakültesi öğrencisi iken maddi sebeplerle başlamış, yazdıkları ile modern öykünün kurucularından biri haline gelmiş. İlk tiyatro denemelerinin başarısızlığı fakat Vanya Dayı oyunu ile yükselişe geçen edebiyat kariyeri bende ayrı bir merak uyandırmıştır. Tiyatro okumayı seven bir insan olarak keyifle okuyacağımdan emin olduğum oyun, Çehov'un klasikleşmiş konularından aristokrasinin düşüşü, gelecek yeni düzene insanların uyum sağlamaya çalışmaları ve aslında bu süreçte yaşadıkları bunalım ve sıkıntıları anlatan, komedi-dram arasında gidip gelen bir eser. Ataol Behramoğlu çevirisinden okumak ise ayrı bir keyif.
128 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum ilk oyun kitabıydı ve bir arkadaşım tavsiyesi ile okudum.

Şimdiye kadar okuduğum kitapların çoğunda karakterlek kişiliklerini konuşmalarıyla değil düşünceleri ve hareketleriyle belli ediyordu. Ama bu olay oyun kitaplarında böyle olmuyor. Karakterler sizi konuşmalarıyla iç dünyalarına alıyorlar.

Kitap boyunca her ne kadar küçük küçük çıkarımlar yapsam da kitap bütün olarak bir düşünceye hizmet etmiyor bence.

Çalışmanın kutsallığından bahsettiği bir kaç tirad var içerisinde ve kitap içerisindeki favorim diyebileceğim cümleleri içeriyorlar.
128 syf.
·Beğendi·8/10
Çehov’dan harika bir tiyatro metni. Altıncı koğuş kitabını daha çok sevmiştim ancak bu kitabı da oldukça keyifliydi. Moskova’ya dönme hayaliyle yaşayan üç kız kardeşin babalarının ölümü ardından yaşadıkları keder dolu hayatı konu alıyor. Yapılan yanlış evliliklerle, sevmedikleri bir kasabada sürülen hayatla, borçla, zorluklarla harmanlanarak karakterlerin acılarını hissedebileceğiniz bir metin.
Çok okurum. Ama kitap seçmesini beceremem. Belki de bana hiç gereği olmayan şeyler okuyorum. Oysa yaşadığım sürece hep bir şeyler öğrenmek arzusuyla dolu içim. Saçlarım ağardı, yaşlı bir adam sayılırım artık. Ama bildiğim ne kadar az şey var, ah!
Anton Çehov
Sayfa 44 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Size kalırsa, mutluluğun hayalini bile kurmamalı! Ama ya ben mutluysam?
Anton Çehov
Sayfa 45 - Türkiye İş Bankası yayınları 4. Basım
(Yüksek sesle)
Beyler, yoksa kör inançlarınız mı var?
Anton Çehov
Sayfa 30 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
- Biz üç kız kardeş için henüz bir özelliği olmadı bu yaşamın. Ezdi, yabancı otlar gibi kapladı bizi.
Anton Çehov
Sayfa 27 - Türkiye İş Bankası yayınları 4. Basım
Şu ağaç kurumuş, ama rüzgârda ötekilerle birlikte sallanıyor.
Anton Çehov
Sayfa 104 - Türkiye İş Bankası yayınları 4. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üç Kız Kardeş
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
93
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052194102
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Karbon Kitaplar
Anton Çehov, “Üç Kız Kardeş” oyununda, aristokrat bir ailede yetişen kız kardeşlerin çöküşle yüzleşmesini konu alıyor. Bu çöküş, taşra hayatından kopmayla başlar. Refahı kaybeden genç kadınların, istikbal için alışkın olmadıkları bir dizi tecrübeye ihtiyaçları vardır: “Yaşam güzel diyorsunuz. Ya sadece görünüşteyse bu? Biz üç kız kardeş için henüz bir güzelliği olmadı bu yaşamın. Ezdi, yabani otlar gibi kapladı bizi… Çalışmak gerek çalışmak.”

Kitabı okuyanlar 441 okur

  • Seren Özgür
  • Sherlock Holmes

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0.7 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0