Üç Kız Kardeş

8,9/10  (7 Oy) · 
35 okunma  · 
5 beğeni  · 
883 gösterim
"Moskova Sanat Tiyatrosunun en büyük başarısı olan Nemiroviç - Daşenko'nun büyük sahneye koyma eylemine, rekabet etme iddiasıyla karşı karşıyaydık; ve iddiayı kabul ettik. Bu, bir klasiğin başka bir biçimde sahneye konmasını denemek değildi; Biz Çehov'un gerekli olduğunu hisediyorduk. Bu gün ise kesinlikle gereklidir. İnsan ruhunu değiştirmeyi bu kadar tutkuyla çabalayan, insanın en güzel yeteneklerini ortaya koyan, başka bir oyun yazarı daha bilmiyorum. Çehov'un, yaşamın şiirselliğini düşlediği, bu şiirselliği tıkayan zevksizlere, yurttaşlık protestosu yaptığı ve insanların yaşamına da Sehakespeare'den başka kimsenin indiremediği darbeyi indirdiği söylenebilir..." 
-Stanislavski-

Çehov'dan daha once 'Martı' oyununu sunmuştuk; şimdi de yazarın 'Üç Kızkardeş'ini sunarak, yazarın oyun dizisini tamamlamaya çalışacağız. Böylece Yaba Tiyatro Dizisi'nden ölümsüz eserlerin keyfine varacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    2016
  • Sayfa Sayısı:
    128
  • ISBN:
    9786053327004
  • Çeviri:
    Ataol Behramoğlu
  • Yayınevi:
    İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Rogojin 
05 May 22:27 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Bol gökgürültülü, yağmaya öfkeli seslerle hazırlanan bir göğün altında, hem de zifiri karanlıkta bitirdim kitabı. Edebiyat insanı iyileştirir, teselli eder, deyip duruyorum, bakalım bu gerçek miymiş, yoksa süslü ve güzel bir cümle miymiş diye de okumadım değil. Evdeki ölüm havası, Trabzon'dan beklenen kara haber, ve artık zorla yaşamaya çalışan bir ölü gibi görünen zavallı Dodim herşeyin daha da kötü olduğunu düşündürüyor bana. Haftalarca süren bir hastalıkla uğraştım; tansiyon hastası olmak sıradan birşey, önemli olan o değil ki ama, artık vücudun sana birşeyler söylüyor, ben yoruldum diyor, beni yordun ve hırpaladın diyor; artık yavaşla, ne olur artık yavaşla, diyor. Ne yaptım ki ben sana? 45 sene, renkli renkli duvarlarıyla şu koca evde, şu aşağıdaki güzel ağaçlara bakarak, nice güzel yavruyu gömerek bahçeye ve daha nicesinin sevgisiyle gayret ederek, çok eskilerden o incir ağacının hatırası bile hâlâ tazeyken, ne yaptım ben sana? Şu dümdüz sahile inen yol, şu koca binalar, artık dev gökdelenlere dönüşen bütün o eski konutlar... ağaçlarla süslü sokağımızın eski zamanlarda hiç de haz edilmeyen o havasından geriye ne kalmış? Dut ağacından üzerimize işerken ağaçtan düşen Murat; tembelliği süslü, ve asla bir baltaya sap olamayan, şimdi çocuğu, eşi ve koca göbeğiyle mahalleden geçerken bana el sallayan Tatü, içine kapanık ve ta o zamandan kaderi teslim edilmiş Kız İsmet, parmaklarını makineye kaptırıp parçalatan melü jane- ki on beş sene bitti sen gideli, bizlere nice güzel hikâyeler anlatan Aynur abla, bakkal Nahit amcanın oğlu Vedat, kaçamakların sonunda yediğin onca dayak, her zaman kaprisli ve şımarık bir başkası, kaderleri sade yollardan karmaşık ve sapa uçurumlara dönüşen nice insan..bu mahallede bunca birikmiş hatırayı parça parça, kısım kısım alıp değiştirirken bu yeni insanlar, bu çoluk çocuğa karışmış, değişik bir şekilde yabancı ve artık paralı insanlar, birisinin ölüm haberiyle kısa süreli bir şaşkınlıkla yerinde duran ama sonra hayatla beraber koşmaya devam eden bütün o eski insanlar, benim sırlarımı da nice sır gibi bana söylemeyen ama kendi aralarında paylaşan o eski insanlar, şimdi karşı karşıya geldiğimizde nadiren, daha paralı ve daha güzel bir hayata bakıyoruz: güzel, yüksek, temiz binalar, yollar, daha az ağaçlı veya yenisi dahi ekilebilen ama artık hatırasız, ya da şimdiki çocukların hatıralarına dönüşecek olan bu yeni ağaçlar..yeni bir mahalle..ama bir yandan da kamburlaşan annem...her gün ölen dodim...tansiyon haplarımla hırpalanmış vücudumla orta yaş sakini ben..işte bu yüzden soruyorum, ne yaptım ben sana? Eskisini yıkıp yenisini inşa ettikleri sokağımız, bütün hatıralarımız, eskilerin ağlayışları, ya da sızlanışları, içli ya da sessiz ama yine de serzenişleri ağır ağır duyulmazken bile, sesi kulakları eskide kalanlara duyulurken bir tek, ne yaptım ben sana diye soruyorum, sana, sana ne yaptım da böyle oldun, bu kadar yoruldun, yorgun oldun? Hasta olarak yaşamak mümkün, hem yaşıyoruz zaten. Peki edebiyatla iyileşiyor muyuz sahiden? Kötü kitaplar, sığ kitaplar okuyunca, ya da çok iyi edebiyat eserlerine doyarken ziya'nın baktığı dağlardaki o karaltıyı seçmeyebiliyor muyuz? Edebiyat okumak iyileştirir mi insanı, bir teselliyle, bir ümitle yeniden canlanabilir mi insan, edebiyat insana teselli verir mi, ona hayata tutun diyebilir mi, gidenler için bir dua gibi insanı acıtmamayı başarabilir mi? Yoksa insanın ruhu kesiklerle dolu bir bilek gibi mi, her kesikte bir iz, daha az hissedebilen ten gibi mi, bu yüzden mi sürekli ama sürekli aynı yere bakmaya devam edişimiz? Belki de en büyük sırrı hayatımızın, ölecek olmamız. Bizden önce her gidenle parça parça hakikate ısınırız, gülümseyerek, içten ya da korkan bir tebessümle ölüme selâm etmeye çalışırız: Zeze Portugasını acıyla, ama bir yandan gülerek hatırlar; Gabriel karlar bütün yaşayanların ve ölülerin üzerine yağarken Greta'ya sarılıp uykuya dalar, Hakkı Celîs hiç sevilmez sevdiği tarafından, Martin Eden okyanusa bakar ve hakikati kabullenir, Ziya ise o karaltıya takılı kalır, dağlardaki... Edebiyat yani, o halde, iyileştirir mi? Çehov bu anlamda çok güzel bir cevap veriyor bize: teselli hakikatin kendisi değildir, hakikate katlanabilmenin, onunla barışık yaşayabilmenin, o karaltının ne olduğunu anlayacağımız âna dek, hakikati yumuşatmanın, verdiği sıkıntı ve acının, üzerimizdeki ağırlığın rahatsızlığını hafifletmenin yöntemini söyler bize: geleceğe güvenle bakabilmeliyiz, yaşanan nice kötü olay ve tecrübelerimiz bize bizden sonra yaşayacakların yine de umut ve mutluluk dolu bir hayat süreceğinin işareti gibidir..bütün bu karanlıkta, fırtınada ve borada, gök acımadan gürlerken, okyanusta sıkışıp kalmış kader sandalımızla, ümit ederek deniz fenerinin ışığına bakıyoruz, bir teselli umuduyla.. Çehov'un umut dolu, ama yine de buruk çağrısı o deniz feneri işte,evet, ama bu fırtınada, bu kasırgada gözlerimiz yanılıyor, sessiz ve sonsuz kumsallara dolu bir kıyıya değil, karanlığı daha koyulmuş bir dibe doğru bindiriyoruz kayalıklara... çünkü edebiyat bir teselliyse bile, hakikatin kendisi değildir. Çehov'un dört perdede anlattığı gibi, kesilmeden akan, güzel ve taze başlangıçlara kapı aralayan zaman, biz sandaldakilere o kayalıklardan korkmamamız için sevgiyle hikâyeler anlatır; binlerce hikâye arasında debelenir, yaşar ama nihayetinde aynen Gusev gibi, ağır ağır, usul usul, tereddütsüz, ve bîçare okyanusun diplerine doğru ineriz, kayalıkların dibine, hiç birimizin görülmediği derinlere. Bizler kayboluruz hatıralarımızla, bir müddet hatırlanır ve sonra ebediyen unutuluruz. Ama edebiyat yaşar: sonsuz tesellilerle, sonsuz göz boyamalarla, sonsuz küçüklü büyük deniz fenerleriyle yaşar edebiyat ve her kader yolcusuna teselli ve ümit verir, onu oyalar, korkularını dindirir, bin türlü masalı ve hikâyesiyle bizi nihayetimize alıştırır, son ânımızda bizden önce ölen ve adı ve hayatı içimizde kalmış, bizden ve bizim olmuş nice kahramanla o kayalıklara biz de cesaretle ve kabullenerek bakarız eğer ki alışabildiysek, ve korkmuyorsak eğer, ve batarız. Sonra herşey yeniden başlar, yeniden hikâyeler ve masallarla teselli eder edebiyat bizi ve hayat böyle devam eder.

Yani; evet, edebiyat teselli eder ama, hakikat değişmez: çünkü hepimiz bir gün, oraya, o derinlere diplere, ne kadar masal ve hikâye ile geçse de ömrümüz o kayalıklara, çaresiz, hiç kaçamadan varacağız... o halde o güne dek küreklere asılmaya devam. Edebiyat insanı iyileştirmese bile Çehov'dan güzel merhem olmaz. Teselli olarak da Çehov yeter... ne mutlu Çehov okuyana ve Çehov sevenlere...

Herkes rutinleri içinde kendi gerçeğini unutur,özünü kaybeder. Fakat öyle deneyimler ve hakikatler vardır ki bu unuttuklarınızı yüzünüze tokat gibi vurur. İşte ozaman anlarsınız kaçırdığınız hayatın kıymetini. Toplumda sadece yiyip,içip,dedikodu yapıp ölüp giden hayatları gayet profesyonel bir dille eleştiren Çehov benim ruhuma dokunmayı başardı.

Esra B. 
03 Şub 12:31 · Kitabı okudu · 7 günde · 8/10 puan

Çok fazla karakter olduğu için, başlarda sürekli karakterler sayfasına dönmem gerekti. Diğer tiyatro eserlerine göre takibini zor buldum. Konusu ve dili size ortamdaymış hissi veriyor. Çehov okuyanlar için alışıldık bir konu, henüz okumayanların da denemesini tavsiye ederim.

Kitaptan 52 Alıntı

Bugün öyle bir zamandayız ki,korkunç bir çığ üzerimize doğru geliyor,güçlü bir fırtına yaklaşıyor... Toplumumuzda aylaklığı,kokuşmuş can sıkıntısını silip süpürecek bu fırtına koptu kopacak. Artık ben de çalışmak zorundayım, yirmi beş-otuz sene sonra ise herkes çalışacak. Herkes!

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 13 - Antik Batı Klasikleri)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 13 - Antik Batı Klasikleri)
Emrah Günal 
07 Nis 15:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir erkek felsefe yapıyorsa eğer, buna bilgelik taslamak ya da laf ebeliği yapmak denir; ama bir ya da iki kadın felsefe yapıyorsa, bunun adı zırvalamaktır.

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 9)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 9)
Emrah Günal 
07 Nis 15:26 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bir gün gelecek, bizler de anımsanmaz olacağız. Unutulacağız.

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 15)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 15)
Emrah Günal 
07 Nis 15:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Söyler misiniz bana, neden böylesine mutluyum bugün ? Sanki bir yelkenlideyim, üstümde engin, mavi bir gökyüzü uzanıyor… iri, beyaz kuş uçuşuyor… Nedir bu ?

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 5)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 5)
Emrah Günal 
07 Nis 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Baron az önce, yaşamımızın yüce sayılabileceğini söylediniz… Ama insanlar yine de alçaktır…

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 16)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 16)
Emrah Günal 
07 Nis 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bugün tanık olduğumuz acılar – ki saymakla tükenmez!- yine de toplumun ulaştığı belirli bir ahlaki düzeyi gösterir.

Üç Kız Kardeş, Anton ÇehovÜç Kız Kardeş, Anton Çehov
Emrah Günal 
08 Nis 01:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Mutluluğa arada bir, gıdım gıdım, damla damla tadıp da benim gibi böyle birden yitirirsen, yavaş yavaş kabalaşır, kötücül biri olup çıkarsın.

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 97)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 97)
Emrah Günal 
07 Nis 15:27 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İşin ilginç yanı, gelecekte neyin önemli ve yüksek değerde, neyin zavallı ve gülünç sayılacağını bugünden hiç bilemeyişimiz.

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 16)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 16)
Emrah Günal 
07 Nis 15:25 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

İnsan emek harcamalıdır. Kim olursa olsun, öylesine çalışmalıdır ki terler aksın yüzünden. Yaşamın anlamı, amacı, mutluluk,coşku, sevinç, bundadır sadece…

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 5)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 5)
Emrah Günal 
08 Nis 01:06 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Maşa’nın canı sıkılıyor bugün. Evlendiğinde on sekiz yaşındaydı. Kocası ona dünyanın en akıllı insanı gibi geliyordu o zaman. Artık öyle gelmiyor. Dünyanın en iyi yürekli insanı ama en akıllısı değil.

Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 26)Üç Kız Kardeş, Anton Çehov (Sayfa 26)

Kitapla ilgili 1 Haber