Üç Nesil Üç Hayat

8,5/10  (2 Oy) · 
13 okunma  · 
2 beğeni  · 
698 gösterim
"Cadıbostanı, yani şimdiki Caddebostanı... O tarihte, haftada bir kere İstanbul'dan kalkan, yandan çarklı, bir ufacık vapur, muayyen yerlere uğraya uğraya İzmit'e kadar gider. Fakat uğradığı yerlerde iskele, rıhtım yoktur; açıkta durur, vapura kayıklar yanaşır ve müşterilerle eşya uzak bir yolculukta olduğu gibi zorlukla, bağrışa haykırışa çıkarılır. Cadıbostanı bu duraklardan biridir ve hakikaten bir bostandan başka bir yer değildir. Etrafgöz alabildiğine yalnız bağ ve bağlar ortasında tek tük köşkler. Köşkler ya aşıboyalı, yahut kaplamaları siyahlaşmış, boyasızdır. Biricik yol, yine Bağdat Caddesi'dir; ama eski usul, iri iri kaldırım taşlarıyla döşenmiş. Bugünkü çeşmeler yine yerli yerinde: Ayrılık, Selami, Çatal ve Bostancı çeşmeleri ..."
-Refik Halid Karay-

Refik Halid Karay, Üç Nesil Üç Hayat'ta okuru Abdülaziz, II. Abdülhamit ve Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki İstanbul'a götürüyor; yemek sofralarından, ramazanlardan, kadın erkek ilişkilerine kadar pek çok sosyal unsuru gözlemleyerek gazeteci kalemiyle anlatırken, yakın tarihin gündelik olaylarını, kültürel dönüşümlerini renkli, mizahi ve son derece keyifli bir üslupla gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2010
  • Sayfa Sayısı:
    232
  • ISBN:
    9789751029690
  • Yayınevi:
    İnkılap Kitabevi
  • Kitabın Türü:
vurkan i 
 23 Oca 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 7/10 puan

Refik Halit kendisinin bizzat yaşadığı üç döneme projeksiyon tutuyor.Abbdülaziz , Abdülhamit ve Cumhuriyet yılları...Giderek gelişen temel gereksinimlerini karşılayan medeni bir topluma doğru kayış göze çarpıyor.Ama bunun yanında eskinin güzellikleri ve kaybolan değerleri de yazarımızın kıvrak dili ile insana Tüh, yazık olmuş dedirtiyor.Ve kitabın sonunda da yetiştiği devre yetişemeyenlere üzüldüğünü belirtiyor yazar.Aziz devrinde: Çocuklar okullara minderlerini alıp gider.Çocuklar okulda hep bir ağızdan sallanarak derslerini verir.Hoca çoğu zaman şahsi dükkanında çocuklarla yardımcısı ilgileniyor.Hamit devrinde:Okullar leyli ,nehari, iptidai , rüşti , idadi gibi kısımlara ayrılıyor.Tahta , kürsü beliriyor.Hoca artık sınıfında.Şimdi:Yeni bina okullar, araç-gereçler mevcut.Başı açık bayan öğretmenler var.Fişler, masal ,bilmece , oyun.. Resmi binalar başlarda sandalyesiz , masasız her türlü satıcının girip çıktığı lağım vb. kokan yerler iken şimdi olması gerektiği gibi.Eskinin özlemle anılan en önemli güzelliklerinden aşklar kapalı ve samimi.Kişi bırakın yüzünü görmeyi siluete aşık oluyor.Sevdiğinin peşinden amaçsızca dolanıyor.Aşkı ilan etme yöntemlerinden belki de en güzeli:Kömür(aşkınla karardım), limon( aşkından sarardım) , kuru ekmek(seninle bir kuru ekmeğe dahi razıyım) motifi.Şimdi ise sevgi metalaştı.Artık aşkdan ziyade beden ön planda.Tarhana, mantı, balkabağı,bumbar,erişte bunların artık yeni nesilce bilinmemesi...

Kitaptan 4 Alıntı

Ramazan ayı boyunca şehrin ileri gelenlerinin iftar verme geleneği meşhurdu.
On bir ayın bir sultanı unvanıyla anılan Ramazan, her şeyden evvel, boğaz ve mideyle alakadardı; bu ayda bazen israf denilebilecek bir bolluk hüküm sürer; İstanbul, en nefis yemeklerin her ‘Merhaba’ diyene sunulduğu muazzam bir imarethaneye dönerdi. Büyük konakların iftar sofrasında yer almak için tanıdık olmaya lüzum yoktu ki… Gözüne kestirdiğine girerdin. Kimse kim olduğunuzu, nerede ve ne münasebetle tanışıldığını, isminizi, işinizi sormazdı. Sadece, kapıda duran ağa, kılığınıza kıyafetinize bakarak size yer gösterirdi: Ya büyük sofrada ya orta sofrada yahut da alt katta kahve ocağı sofrasında… Otur masanın bir kenarına; istersen ne konuş ne dinle; yaranmaya çalışma; sekiz on türlü yemekten, tıka basa karnını doyur; kahveni iç, usulcacık sıvış, git. Kimse farkında olmaz, onlar dahi işi acayip bulmazdı. Otuz gün Ramazan’ı böylece, yabancı konaklarda iftar etmek suretiyle lord gibi yiyip içerek geçiren binlerce adam vardı!

Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid KarayÜç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay
Filiz Özcan 
05 Haz 16:36 · Kitabı okudu · Puan vermedi

...Hıristiyanların hocalara okunduğu gibi Müslümanlar da kendilerini bazen papaza okuturlar ve Rum ayazmalarından şifa umarlar.Mesela baş ağrıları için Kayışdağı civarındaki "Küçük Bakkalköyü" kilisesinin papazını rical hanımları dahi mükellef konak arabalarıyla ve halayıklarıyla ziyaret ederler,okunurlardı; "nefes" tesirinde din, mezhep aranmazdı.

Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 89)Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 89)
Filiz Özcan 
09 Haz 11:11 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Görenek denilen şey ekseriya her endişenin önüne geçen bir körlüktü.

Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 178)Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 178)
Filiz Özcan 
09 Haz 11:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kahve çömleğine yetiştim. Yenileri: "Bu da nedir" diyecekler, "kahve konmaya mahsus bir kap mı?" hayır, gayet münasebetsiz ve sıhhat kaidelerine aykırı bir şeydi; su dolu bir çömlekti; telveli fincanlar bunun içine sokulur, gıcır gıcır yıkanır, tertemiz tülbentlerle kurulanır, sözüm ona temizlenirdi. Asıl tuhafı şu idi: Telveler biraz sonra öyle dibine çöker, görünmez olurdu ki, çömleğe baktığınız zaman o yüz kişinin artığını yıkamış su, henüz pınardan getirilip konmuş kadar berrak görünürdü!

Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 182)Üç Nesil Üç Hayat, Refik Halid Karay (Sayfa 182)