Üçgendeki Tezgâh

·
Okunma
·
Beğeni
·
1753
Gösterim
Adı:
Üçgendeki Tezgâh
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kiyap Yayınları
Baskılar:
Üçgendeki Tezgah
Üçgendeki Tezgâh
Üçgendeki Tezgâh
“... Türkiye'de kendilerini “Devrimci demokrat” olarak tanıtan kesimler PKK ile bir şekilde flört içindedirler. Türkiye şartlarında ortak hedefe yönelik olarak, Türk ile Kürt örgütleri arasında yapılacak ittifaklar Türk Devletine karşı savaşla büyük önem taşımaktadır. PKK'ya göre böyle ittifak için geçmişte ortaya çıkmış olan sert tavırlar engel teşkil etmektedir.”
(Kitaptan)
216 syf.
Ahmet Cem Ersever derin devlet içinde önemli bir yer sahibi olan bir kişi olarak ve öldürülmesine sebep olan bilgilerin bulunduğu zihni sayesinde bizlere bağlantılı olarak doğuda yaşanan olaylarla , ülkenin politkasını ve dış ülkelerin müdahalesini çarpıcı bilgilerle ortaya koyuyor.
216 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Ahmet Cem Ersever, JITEM'in fikir babası olarak geçiyor okuduğum bilgilerde. İki tane kitabı var. Ölmeden önce kitapları Ahmet Aydın takma adıyla basılmış. Öldükten/öldürüldükten sonra ise kendi adıyla...

APO ve PKK'nın iç yüzünü anlatmış Ahmet Cem Ersever. Türkiye solunun nasıl planlanarak PKK sempatizanı yapılacağını anlatmış. 1993 yılında ölmeden önce yayınladığı bu kitaplarla geleceği uyarmış. Ama... Yazar kendi kaleminden şöyle diyor sitem ederek:
"Okuyunuz, araştırınız ve yorumlayınız. Bizim gibi bu savaşın içerisinde yetişmiş insanlar deneyimlerini ve çıkan sonuçları size komprime olarak sunuyorlar. Biz bu sözleri söylerken geçmişimizin pratiğinin özünü veriyoruz. Türkiye'de yargılanacak pek çok insan dururken bu satırların yazarına yüklenmek biraz insafsızlık olmuyor mu?"

Ben kitabı tavsiye üzerine okudum. Satışı olmadığı için pdf olarak telefonuma indirip telefondan okudum. Yazarın da dediği gibi, okuyunuz, araştırınız ve yorumlayınız...
216 syf.
·Puan vermedi
Türkiye ve doğuda oynanan oyunlar çok güzel anlatan bir kitabı. Cem erseveri rahmetle anıyorum. Anlarda öğrencilik yıllarında Anakarada sohbet etmiştik biraz.
216 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
O meşhur JITEM'in kurucu isimlerinden biri olan Ankara'nın Elmadağ ilçesinde elleri önden bağlı başına iki el ateş edilmiş bir şekilde şehit edilen Emekli Jandarma Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in PKK yapılanmasını, yarattığı algı operasyonlarını, masum doğu halkının kanından nasıl beslenildiğini, siyasi ve askeri harekatları, yapılan kongreleri, APO denen iti ve güruh yandaşlarının hakkında çok ince bilgiler veren bu kitabı okuyun arkadaşlar. Bir çok konu hakkında bilgi sahibi olacaksınız. Türkiye'nin doğusunda yapılmaya çalışanı öğrenmek istiyorsanız okuyun!
216 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Dikkat spoiler içerir.
Eski JİTEM komutanı binbaşı Cem Ersever'in yazdığı ve PKK ile Kuzey Irak hakkında detaylı bilgiler içeren bir araştırma eseri. Abdullah Öcalan'ın tecavüz ettiği kadın militanlar ile başlayıp, Körfez Savaşından sonra Kuzey Irak'taki otorite boşluğuna, PKK'nın 1990-1993 arasındaki silahlı ve siyasi eylemleri ve planlarından, PKK büyük 4. Kongresinde yapılan tartışmalardan, Türk sol hareketlerini PKK oyuncağı yapmak için sarf edilen çabadan ve daha pek çok şeyden detaylı bir şekilde bahsediyor bu kitap. En sonunda da bu PKK sorununu gidermek için devletin yapması gerekenler tavsiye şeklinde maddeler halinde belirtiliyor. Mutlaka okunması gereken kitaplardan biri.
216 syf.
·Beğendi·8/10
Hain bölücü terör örgütünü, devletin önemli kademelerinde görev almış askeri istihbaratçıdan dinlemek gerçekten önemli. Ki kaleme alındığında olayları sıcağı sıcağına nakletmiş. İlginçtir yapmış olduğu bu eserlerden ötürü kendisi devlet nezdinde olumsuz karşılandığını da kitapta belirtmiş. Yazarın dönemin şartlarında çözüm sunabilmesi ise ayrıca kayda değer. İlginç bir kitap ilgilisine...
PKK, Kürt halkının istekleri doğrultusunda organize olmuş bir örgüt değildir. Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kürt sorunu yoktur.
1991 yılı yaz aylarında Osman Öcalan, sınırın birkaç kilometre ötesindeki kamplara topladığı yüzlerce adamıyla sınırdaki Samanlı Karakolumuza havan, uçaksavar, roketatar ve makineli tüfeklerle bir saldırı başlattı. Çok sayıda askerimiz şehit oldu, bir o kadarı da yaralandı. Saldırıyı yapan PKK'lılardan da ölenler oldu. Kalanlar ise yine sınırımıza bir kaç kilometre mesafedeki kamplarına çekilip gittiler. Buna benzer sınır karakollarına saldırılar yaz boyu devam etti. Ardından hava kuvvetlerimizin desteğinde bir komando taburu ile Osman ÖCALAN liderliğindeki, HAKURK, DURJAN, ARİ, GELİREŞ vs. gibi kamplara operasyon yapıldı. Osman ÖCALAN, cariyeleriyle (175 kişilik bir dişi militan taburu) bir adım ötedeki İran'a geçti. Kampları korumak için tepelere diktiği çocukların çoğu öldü. Birkaç gün sonra bir grup gazeteci operasyon bölgesine götürüldü. O ünlü, bilgili, tecrübeli, burnundan kıl aldırmayan gazetecilerimiz hayretten dona kaldılar; "Vay be, demek PKK, burnumuzun dibinde kamp kurmuş, demek ki, buralarda binlerce genci savaş makinesi gibi eğitiyormuş. Bu silahların hepsi onların mı ? Demek ki, tehlike büyükmüş. Neyse ki, şanlı ordumuz, tehlikeyi bertaraf etti. Artık herhalde kolay kolay gelemezler." gibi daha bir yığın değerlendirmeler yapıldı.
Geçici menfaatler ve yine geçici duygu tatminleri, giderek yerini çıplak gerçeklere bırakmaya başlıyordu. Çünkü; dünyada herşeyin bir bedeli vardır. Bu bedel, mutlaka ama mutlaka şu ya da bu biçimde ödenir. Bugün bu bedeli, hem APO vampiri hem de APO'nun gölgesinde vurgun vuranlar, çaresiz kürdün kanıyla ödeyebiliyorlar. Ama gün gelecek ve o kan artık akmaz olacaktır. İşte o zaman, bu bedeller başka türlü istenecektir. Bazıları kendileri için o günlerin uzak olmadığını biliyorlar ve ürperiyorlar. Fakat buna rağmen, kendilerini kaptırdıkları girdaptan kurtulmak için çırpınmaya cesaret edemiyorlar. Hayvanlar bile tehlikeleri sezdiklerinde içgüdüsel olarak çırpınırken, bunlar; ruhlarını, bedenlerini APO canisine terkettiklerinden, ruhsuz ve halsiz birer nesne gibi kendilerini akıntıya bırakmışlardır.
A. Öcalan, IV. Kongrenin ülke içerisinde yapılması kararını verdi ama, kendisinin ülke içine gelmeye hiç mi hiç niyeti yoktu. Bir yandan; "Ben buralarda çürüyorum, biran önce Kürdistan'ın(!) özgür dağlarına kavuşmak istiyorum. O dağlar onbinlerce silahlı gücü koynunda saklar. O dağlarda ayaklarını sağlam yere bastın mı, hiç bir ordu seni söküp atamaz." diye palavralar sıkarken, diğer yandan da oniki yıldır Suriye'nin dışına cesaret edip adımını atamıyordu.
Yöre halkını yıllardır örtü olarak kullanıp askerlere pusu kurmak, taciz ateşi açmak, herkesin kullandığı yollara hiçbir sorumluluk duygusu taşımadan mayın döşemekle yaşlı-genç, kadın-çocuk demeden savunmasız insanları katletmekle kendisini dev aynasında gören PKK'nın, Saddam Hüseyin'le böyle bir anlaşmaya cesaret etmesi çok doğaldır.
Yıllardır Türk devleti ile omuz omuza PKK çetelerine karşı mücadele veren Korucubaşı Hazım BABAT, bu konuda bakınız neler söylüyor;

"Terörle mücadele ettiğimiz için başka hiç bir iş yapma imkanımız yoktur, bölge halkını tamamen karşısına hedef olarak göstermektedir. Çevremizdeki ULUDERE, ŞIRNAK, CİZRE, SİLOPİ ve NUSAYBİN gibi yerleşim merkezlerinden hiç birinde ne dolaşma nede gezme imkanı bulamıyoruz, üstelik PKK vasıtasıyla bakkallara, vatandaşlara PKK ile zaten işbirliği olduğu için saydığım merkezlerde bize korucu diye hiçbir şey vermiyorlar, yiyecek dahil. Yoğun olarak bize tehdit her tarafdan geliyor silah bırakmazsanız sizi yok edeceğiz diye tehditler geliyor. PKK af vermiş silahınızı bırakın sizi af edecek diye cevaplar geliyor..."
       "Ben PKK'ya şöyle cevap veriyorum;
       "Ben silahımı teslim etmem ve PKK'nın affına sığınmam kanımın son damlasına kadar PKK ile mücadele edeceğiz, Türk bayrağından başka bir bayrak istemiyorum. T. C. kimlik kartından başka kimlik istemem diyorum, eğer devlet GKK silahını benden alırsa ben ve 300 adamla kendi imkanımla kanımın son damlasına kadar savaşacağım. Benim aileden ve Türk askerlerinin bu dağlarda döktüğü kanı yerde bırakmayacağım. "
       "PKK Ermenidir, Komünisttir, Satılmıştır...
       Benim isteklerim yüce Türk Devletinden şunlar;
       Güneydoğu Anadolu'da Uludere, Şenoba köyü örnektir. Birinci etapda ismimizden geçici'nin kaldırılması, ikincisi bana 100 korucu kadrosu verilmesi, TRT'de APO'nun gözü önünde törenle korucu yapacağım, APO'nun affına sığınmayacağım, kanımın son damlasına kadar Türkiye Cumhuriyet'ini koruyacağım."
APO ve adamları, 1991 yılı bahar ayları boyunca Kuzey Irak'ta çapul ve talan ile elde ettiği silah, cephane gibi malzemeleri depoluyor, mevzilerini tahkim etmeye çalışıyordu. Daha da önemlisi; kurtarmaya çalıştığı Kürt kardeşleri(!)nin kanı üzerinde bu mevzileri pekiştirmeye çalışıyordu. Ve bu işleri, ünlü "KÜRT KASABI" Saddam Hüseyin'in askerleri ile birlikte yapıyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Üçgendeki Tezgâh
Baskı tarihi:
1993
Sayfa sayısı:
232
Format:
Karton kapak
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kiyap Yayınları
Baskılar:
Üçgendeki Tezgah
Üçgendeki Tezgâh
Üçgendeki Tezgâh
“... Türkiye'de kendilerini “Devrimci demokrat” olarak tanıtan kesimler PKK ile bir şekilde flört içindedirler. Türkiye şartlarında ortak hedefe yönelik olarak, Türk ile Kürt örgütleri arasında yapılacak ittifaklar Türk Devletine karşı savaşla büyük önem taşımaktadır. PKK'ya göre böyle ittifak için geçmişte ortaya çıkmış olan sert tavırlar engel teşkil etmektedir.”
(Kitaptan)

Kitabı okuyanlar 57 okur

  • Harun Sarıkaya
  • gokhan

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0