Uçurum İnsanları

8,4/10  (45 Oy) · 
135 okunma  · 
42 beğeni  · 
2.185 gösterim
Uçurum İnsanları üzerinde güneş batmayan ülke olarak bilinen İngiliz İmparatorluğu'nun karanlık yüzüne dair birinci elden bir tanıklık...
Jack London 1902 yılında, birkaç aylığına şehrin yoksul semtlerinden Doğu Yakası'nda yaşamak üzere Londra'ya gelir ve halktan biri gibi zaman geçirir. Burada, işçi hareketinin büyük bedeller pahasına kazandığı hakların hiçe sayıldığı bir ortamla, insan onuruna yakışmayan büyük bir fakirlik ve sefaletle karşılaşır. Karnını doyurmak için kaldırımda bulduğu meyve çöplerini yiyen aç insanlar, hastalıkların ve pisliğin kol gezdiği sokaklarda uyuyan evsizler, başıboş bırakılmış bitkin ve sahipsiz çocuklar, hepsi dehşet verici bir çukurun içine düşmüş gibidir. İlk sayfasından itibaren okuru içine çeken Uçurum İnsanları, zenginlik ve refahın gerisindeki yoksulluğu doğrudan ve çarpıcı gözlemlerle anlatıyor. "Başka hiçbir kitabım için yoksulların ekonomik açıdan aşağılanmasını inceleyen Uçurum İnsanları kadar kalp ağrısı çekip gözyaşı dökmedim."
Jack London
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2014
  • Sayfa Sayısı:
    222
  • ISBN:
    9789750514418
  • Çeviri:
    Yiğit Yavuz
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Tuco Herrera 
 06 Haz 21:05 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 10/10 puan

Yine "sahaflardan" aldığım ve ağzımdan burnumdan 1500000 volt geçiren bir başka kitapla daha sizlerle beraberiz.. Uzun zaman oldu bu kitabı okuyalı bir türlü fırsatım olmadı kritikleyeyim ..Ancak şimdi fırsat bulabildim..

"ABİ BENİM BÖBREĞİ SÖKÜP YERİNE ETİ-CİN TAKTILAR YAA" KIVAMINDA BİR DRAM"

Kitap , Amerikalı yazar Jack London ' ın bi tarafına rahat batınca memleketinden kalkıp , "yahu bu orayı burayı sömüren ,sınırlarında güneş batmayan imparatorluk İngiltere' de neler oluyor?" diyip , söz konusu ülkenin doğu kısmında hem sosyolojik hem de ekonomik bazlı bir araştırma yapmak üzere 1900 lerin başında İngiltere 'ye gelmesiyle başlıyor..kalkıştığı iş öylesine ütopik ve tehlikeli ki , Amerikan konsolosluğu bile kendisini ilk başta uyarıp vazgeçirmeye uğraşıyor..Kararından dönmeyip giriyor UÇURUMA o dönemin Uğur Dündar'ı ve tek kişilik Arena ekibi misali..

Öncelikle niçin uçurum ? yazar bu tanımı özellikle kullanmış çünkü bu kısımda yaşayan insanların hepsi dibine düşünce kıyma makinesinde çekilip geri-dönüşümü olmaksızın sistem dışına çıkan ,kayık hayatların oluşturduğu ve sonu devlet eliyle asla değişmeyecek ve değişmesi de istenmeyen bir sisteme aitler ..elden ayaktan düşenler için tek bir son var : ÖLÜM! ve anlatılmaz, tarif edilmez bir ölüm .. düşkünlerevinde ölüm süresi uzayanların devlet eliyle kasten ve bilerek nihai sona ulaştırıldıklarını düşünün !! kanınız dondu değil mi? en basit haklardan mahrum olarak yaşayan, yemek aramaktan iş aramaya - iş aramaktan yemek bulmaya vakti ve dermanı kalmayan ,EĞİTİMİN OLASI BİR YILDIZ TİLBE "BENİ" ile HALLEY KUYRUKLU YILDIZI YÖRÜNGESİNDE YERALDIĞI VE BİLMEM KAÇ YÜZ SENEDE BİR SÖZ KONUSU İNSANLARA TEĞET GEÇTİĞİ BİR SİSTEMDEN bahsediyoruz burda.. ve yazarımız 6 ay boyunca bu insanları yakından takip edebilmek , onların yaşamlarını gercekten anlayabilmek için birebir moda mod bu hayatı yaşıyor.. boyalı kuş okuyan arkadaşlarımız varsa bilirler..ordan bir örnek vereyim .. yani ordaki o çocuğu alın star wars'daki Darth Sidious ( ALL HAIL!) misali klonlayıp ( STAR WAAAAAARS!!! ) bir ordu kurun ..bunlarıda simidin üstündeki susamlar misali ingilterenin doğu yakasına serpiştiriverin 1900lerde .. HİÇ- BİR FARK YOK!! ve bu anlattıklarım spoiler değildir...bunu da bilin.. çünkü yazar o derece hissederek etkisinde kalarak yazmış ki tüm partları , açlığı-sefaleti ve soğuğu birebir hissediyorsunuz.. çaresizlik nedir , elden ne gelir tribi nedir anlıyorsunuz.. benim size burda 500 farklı olay anlatmam etkileyiciliğine zerre darbe vurmaz ...tek bir örnek vereyim sadece ve bitireyim ..o dönemlerde uygar (?!?!?!) ingiltere'de gaz saati uygulaması var insanların evinde ki çok şanslı olanlardan bahsediyorum .. ve bu insanlar günde 16 ila 18 saat çalışarak o ocakta bir (!1!) "öğünlük" yemeklerini bırakın pişirmeyi ısıtacak bir pennyi dahi kazanamıyorlar..ısınmayı beslenmeyi varın gelin siz düşünün ..hani ben bunu duyduğumda , rize üzerinden askeri helikopterle geçerken çay tarlalarında çalışan işçilere ekmek arası ercan saatçi cd leri attığım rüyalarıma şaşırdığım kertede şaşırdım ..inanmak istemedim..

işin acı veren tarafı bu kitabın dünya da hiç ses getirmemiş olması..emperyalizmin kendi çıkarı doğrultusunda gelişen gerçeklerin önüne set çekmiş olması ..muhakkak okunası muhakkak kitaplığınıza katılası..

""Başka hiçbir kitabım için yoksulların ekonomik açıdan aşağılanmasını inceleyen Uçurum İnsanları kadar kalp ağrısı çekip gözyaşı dökmedim."

- Jack London -

Aykut 
 30 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Jack London'un bizzat kendi gözlemleri ile yazmış olduğu kitabı Uçurum İnsanları birçok gerçeği gözler önüne seriyor. 1902 yılı Londra'sını "uçuruma inerek" anlatan Londra yine ustalığını sergiliyor. Gerek yazılış amacıyla, gerekse de korkusuz kalemiyle. Öncelikle nedir bu Uçurum İnsanları, diyerek başlayalım.

Uçurum İnsanları, 1902 Londra'sındaki fakir ve 'görünmez' olan halktır. İki bölgeden oluşur o yıllarda Londra; Batı Yakası ve Doğu Yakası. Batı Yakası zengin kesimin yaşadığı bölge iken Doğu Yakası da tam aksine, sefalet içinde yaşamaya çalışan evsiz, fakir, yardıma muhtaç, ağır işlerde çalıştırılan ve toplumca 'yararsız' damgası yemiş insanların hayata tutunmaya çalıştıkları, yazarın "uçurum" olarak tanımladığı bölgedir. Jack London başta da söylediğim gibi bir şekilde bu toplum yapısına kamufle olmuş şekilde o halkın arasına karışır. Amacı hem gözlem yapmaktır hem de bunları tüm dünyaya duyurmak, açıklamaktır (Belki de bu eserinin diğer eserleri kadar yankı bulamamasının sebebi de budur; doğruları açıklamak). Üzerine eski denizci kıyafetleri bulup "uçurum"a iner ve çoğu şey hakkında tecrübe sahibi olur.

Doğu Yakası'nda yaşayan (buna ne kadar yaşamak denir?) insanlar neler çekmiyor ki. Sefalet içinde 'bırakılmış' insanların hayatları gerçekten çok acı. İnanın okurken insanın içi burkuluyor. Uçurum insanlarının hayata boşvermişliği anlatılıyor örneğin: Hayatlarının amacı yalnızca "o gün hayatta kalmak" olunca insanların, büyük bir boşluğa düşüyorlar. Dolayısıyla bir gün bu sefillik içinden kurtulacaklarına dair inançları kalmıyor. Çoğu en sonunda ya düşkünler evinde ölüp gideceğini, ya da delireceğini düşünüyor bu insanların. İstemli ya da istemsiz.

Üstelik toplumun ve toplumun belirli kuruluşlarının da kendi sorumluluklarını yine onların üstüne atmaları da ayrı bir acı verici durum. Şöyle ki, eğer biri sefaletten ya da yokluktan öldüyse bunu ölen kişinin üstüne atarlar. "Çalışıp kazansaydı" derler. Üstelik bu suçlama durumunda da yaşanılan 'rahatlamaya' mahkumdur toplum. Oysa ki suç tüm toplumda aranmalıdır. Suç sistemde, yönetimde aranmalıdır. İnsanları makine yerine koyup, sağlığını hiçe sayıp sadece para denilen kavram için çalıştıran kişilerde aranmalıdır suç. Kitapta anlatılan sistem öylesine çarpıcıdır ki parasız insanlara yine para cezaları vermeleri, tüm bu sefalete dayanamayıp kendini öldürmeye teşebbüs edip de başarılı olamayanlara da ceza vermesi ayrı bir ironidir. Öyle ki, hayatlarını 'kendilerini öldürmesine izin vermeyecek kadar önemseyen' devlet bu sefer de onların hayatlarını kendi sömürmekte, söndürmektedir.

Kitapta beni etkileyen birkaç bölümü paylaşmak istiyorum, bunun kitap hakkında da bir tanıtım olacağı kanaatindeyim: O zamanlar havagazı saati denilen sistemler mevcuttu; fatura yatırılması karşılığında evlere belirli miktar gaz veren cihazlar. Fatura ödeyemeyen bir uçurum ailesi anlatılıyor örneğin. Havagazı saatine cihaz yerleştiren bir aile. Hayır kaçak olarak kullanmıyorlar, bu cihaz gazı, belirli bir miktar para atılması karşılığında veriyor. O cihaza dahi kimi zamanlar para atamayacak durumda olan aile, şanslı oldukları zamanlar o cihaza birkaç peni atıp yemeklerini ısıtabiliyor. Ama bu işlem bile yarım yamalak oluyor; bir peni karşılığında verilen gaz çok az olduğundan yemeklerin çoğu yarı pişmiş yeniliyor evde. Buradan neye varabiliriz? Uçurum insanlarının dürüstlüğüne. Onu sömüren devlete karşı yine de hile yapmıyor, onlar o aileye karşı her türlü hileye başvurur iken.

Günün kimi saatleri sokakta yatmalarına dahi izin verilmeyen uçurum insanlarının çoğu da fazla zorluk çekmemek adına yaşlanmadan ölmeyi isteyecek kadar umutsuz haldeler. Düşünebiliyor musunuz, zorluk çekmemek için yaşamayı istemeyecek kadar sefil halde bulunan insanlar... Öyle aileler, insanlar anlatılıyor ki okurken zorluk çekiyorsunuz. Yağmur yağdığı için bir köprünün altına sığınıp orada uyumak isteyen bir uçurum insanını kovalıyor oradaki polis. O da polise şöyle diyor "Ne o? Yoksa Tanrı'nın belası köprüyü çalacağımı mı sandın?"

Kitaptaki tek kötü yön çok fazla rakamsal bilgi ve gazete haberi verilmesi bana göre. Ama orada yaşananlar bu gibi somut gerçekler olmadan da nasıl anlatılabilirdi ki, diye de sormuyor değilim kendi kendime. Her dört yetişkinden birinin halkın yardımına muhtaç halde öldüğünü söylüyor London. Düşkünler evinde, hastanede ya da tımarhanede meydana geliyor bu ölümler. Aslında, kitap hakkında saatlerce konuşulabilir fakat çok uzatmak istemiyorum. Daha birçok şey anlatılıyor, para uğruna verilemeyecek fedakarlıklar vermek zorunda kalan insanlar; kadın veya erkek. İşçi olarak girdiği fabrikada bacaklarını kaybettikten sonra 'susma' parası alan insanlar. Zor iş koşulları nedeniyle on yedi - on sekiz yaşlarında ölen kızlar, çalmanın anlamını bilmeden, hayatta kalmak uğruna çalmak zorunda kalan ve sonra yakalanan oğlanlar. Bir kesim tarafından unutulunca rahatlanılan insanlar; uçurum insanları.

Okunası bir eser Uçurum İnsanları. Bazı gerçekleri insanın gözleri önünde açıklayan korkusuz bir kitap. Yazarı gibi kitabı da öyle. Son olarak bir alıntı ile incelememe son veriyorum. Uçurumda olmayışımız, onları görmemizi engelleyemez zannımca, onları unutmayalım.

"Çaldığı parayı ne şeker, ne kek almak ne de eğlenmek için harcamıştı; sadece yiyecek almıştı.
'Peki neden kadından yiyecek istemedin?' diye sordu hakim, ses tonunda burukluk vardı. 'Eminim ki sana yiyecek bir şeyler verirdi.'
Çocuğun cevabı, 'Eğer kadından yiyecek isteseydim, beni dilencilikten içeri atarlardı.' oldu."

NigRa 
 15 Haz 15:33 · Kitabı okudu · 3 günde · 7/10 puan

Bu kitapta sevgili yazarımız Jack, kendi pamuklara sarınmış hayatını sürdürmeye devam ederken yoksul semtlerdeki hayatın nasıl olduğunu merak eder ve kalkıp Londra'nın Doğu Yakası'na gider.

Buraya Uçurum demiştir çünkü Doğu Yakası halkın en en en yoksul, en alçakça biçimde yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanların yaşadığı yerdir.

Nasıl bir sefalet nasıl bir çaresizlik, hani yaşamak diyoruz da olmaz olsun böyle yaşamak diyorsunuz anlatılan yaşantıları okudukça. Tek göz odada kalan kalabalık aileler, tek göz odayı çoklu kullanan aileler(20li sayılardan bahsediyoruz) insan kılığı kalmamış insanlar.

Parasızlık, açlıktan ölen çocuklar/yaşlılar, iş kazası geçirdiği için çalışamayıp dilenmekten beter olan insanlar. Günlerce süren açlık, parasızlıktan yiyecek bulamama sonucu çöpten toplanan yiyecekler, lokantalarda daha iyi durumda olan insanların tabaklarında bıraktıkları artıklarla beslenme, çürüyerek açlıktan ölmüş kuru kabuk haline dönmüş,GÜNLER SONRA bulunmuş cesetler. Ve yönetimin, suçu sistemde değil de yine bu sömürülen insanlarda bulması. Örneğin insanların parasızlıktan başlarını sokacakları bir ev tutamamaları, bu yüzden bütün geceyi soğuk, yağmur, çamur fark etmeksizin sokaklarda dolaşarak geçirmesi, hatta bu insanların parklarda, sokaklarda uyumalarına izin verilmemesi gibi zalimlikler. Sonra bu insanların "TUZU KURU “olan erk sahipleri tarafından SERSERİLİKLE ve KENDİNİ İHMAL ETMEyle suçlanması.

Şimdi bunları yazdım kitabı çok beğendim gibi bir izlenim çıktı değil mi? Maalesef ki benim için tam olmamışlık hissi uyandıran kitaplardan birisi. Sebeplerine gelince;
- Sürekli aynı şeyleri tekrar ediyor olması insanların emeği sömürülüyor, emeklerinin karşılığında hak ettiklerinden çok az para veriliyor gibi örneklerin biz gerizekalıymışız gibi sürekli vurgulanması. Bu hissin aynısını Beyaz Diş’te de yaşamıştım. Jack London okuyucusunun zekâsından şüphe ediyor sanırım.

- Anlatımdaki yavanlık… Yani tamam çok aciz bu insanlar anladık, sürekli örneklerle de açıkladı ama duygular nerde?? Ben evinde ölen yaşlı teyze için üzüntüyü alamadım, sıkış tepiş o evlerde yaşayan insanların daralmışlığını hissedemedim, soğuktan tir tir titreyemedim sabaha kadar sokakta duran insanlarla. Jack London’un genel bir kusuru bu bence, çok fazla akıl mantık çerçevesinde anlatıyor, yani tam tabir aklıyla düşünüyor ama kalbinde hissetmiyor anlattıklarını olur sanırım. (Martin Eden’i ayrı tutuyorum.)

- Sefaleti kenarından yaşayıp bu insanları anladığını düşünmesi de biraz üst sınıf şımarıklığı gibiydi bence, hayatlarını anlamak istiyor ama sabah olunca soğuk ve uykusuzluk dayanılmaz oluyor ipek çarşaflarına geri dönüyor koşa koşa. Sanki başka insanların sefil halde yaşamasını anlatan bir tiyatro oyununu izlemeye gidermiş gibi. Sevmedim bunu!

- Sürekli “İngiltere pis, kaka, iyyrenç amma bizim Amarika böyle mi? Cennet cennet !!” kafasında takılıp sürekli de bunu vurgulaması. He canım Amerika çok güzel gelsene!!

- Son olarak da bu kesimdeki insanlara dair(kendi gözleriyle görüp, deneyimlemesine rağmen) bunlar ne anlarlar, zarafetten, hayal gücünden yoksunlar, çocuklaştıklarında bile gülünç duruma düşüyorlar şeklinde çıkarımlarda bulunması. Aşağılayıcı buldum, sanki o insanlardan tiksinmiş gibi ama bunun yanında ayıp olmasın diye duyar kasıyormuş gibi.

Samimi bulmadığım bir kitap oldu, pek çok veriyle durumun ne kadar içler acısı olduğunu anlatmaya çalışmış ama bence o insanları anlayamamış, empati yapamamış. Evet anlatılan tablo gerçekten korkunç fakat okurken o umutsuzluğu, çaresizliği, dehşeti hissedemiyorsunuz.
En çok etkilendiğim kısım sonlara doğru anlatılan ölme ve gömme süreci arasındaki kısım oldu.

“Aile çok fakirse, ceset toprağa verilebilene kadar bir süre odada kalır. Gün boyunca yatakta bekler, geceleyin aile yatacağı zaman masaya konur; sabah olunca aile kahvaltısını edebilsin diye, ölü tekrar yatağa alınır.”

Bu derecede bir sefalet hala günümüzde var mıdır bilemem belki de vardır, ama bizler yumuşak yataklarımızda, sıcak evlerimizde uyurken sokaklarda sabahlayan, yiyecek bulmak için dağılan pazar yeri tezgâhlarının arasında dolaşan, çöp toplayan insanlar olduğunu biliyorum. Bizler her gün hayatın keşmekeşinin içinde yanlarından geçip gidip görmüyoruz bu insanları bunu da biliyorum. Sömürülen işçiler, "Çok sayıda insanın bir tek kişiye elbise dikmek için çalışması yüzünden, bunca insanın elbisesiz kalması." durumu, kendi cepleri dolduktan sonra emek veren işçileri sayesinde cebinin dolduğunu unutup ahkâm kesen patronlar hala var. Yükselen binalar yüzünden evsiz kalan insanlar, artan kiralar, düşen hayat standartları hala var.

Yani 1402’den bugüne yaşanılan değişim oranı çok da büyük değil. 2017’de dünyada hala; 1402’nin Londra’sında Doğu Yakası’ndaki insanları anlatan bu romanın tekrarını yaşayan insanlar olmadığından emin miyiz?

mustafa tamer akder 
05 Ara 2015 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Jack amcaya saygım ve hayranlığımın bir kat daha attığı bir kitap. Dünya en güçlü devleti, güneş batmayan imparatorluğun, en ünlü kentinde en fakir kısmında yaşayarak gözlemlemek için, hayatını ve sağlığını riske atarak deneyimlerine bize sunduğu yazılı belgedir bu kitap(Rakamlar kısmında bazı sıkıntıların olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Ya Jack amcanın matematiği kötüydü yada yayınevi birkaç hata yaptı. Yayınevi iletişim olunca kesin bir yargıya varamadım.). Ben şahsen böyle bir gözleme kalkıştığımı düşünmek bile titrememe yol açtı. Hatta deli bir anım denk gelir niyetlencek olursam, sağlam bir kalkandan döverek aklıma başıma getirmesinin sözünü aldım. Şimdi, o kadarda değil canım, cümlesini duyar gibiyim. Size şu kadar diyeyim; bizim yoksul sınırında yaşayan insanların, o döneme kıyasla hayat kaliteli baya yüksek. Yedikleri yiyecekler(Daha doğrusu benim bir öğunde yediğim yiyeceğin 1/10'u ile tüm gün geçiriyor ve yedikleri yiyecekler şuan hayvanlara bile vermeyecek kadar kalitesiz.), içtikleri içecekler, yaşadıkları yerler(Evsizlerin durumu daha kötü, kapitalist sistem öyle bir eziyet ediyorki okurken içim parçalanıyordu.), çalıştıkları işler ve saatlere göre aldıkları ücretler o kadar düşük ve kötü ki hala hatırladıkça kötü oluyorum. Jack amcanın bizim gibiler için kullandığı, nazik insanların en azından bir kere okuması ve 16 bölümde dahil olmak üzere sonuna kadar olan kısmı çok iyi irdelenmesi gereken bir kitap. Göz ardı ettiğimiz hayatların en dibini, tüm çıplaklığı ile yüzümüze vurduğu, şimdiye kadar yeraltı dünyası ile ilgili okuduğum kitaplardan en sert etki yapan bir kitap.

Çiçek eren 
09 May 23:57 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · Puan vermedi

Jack London'un okuduğum ilk kitabı ve alırken açık söylemek gerekirse tamamen kurgu ya da aşk dostluk üzerine bir roman olduğunu düşünmüştüm. kendi gördüklerini öyle bir ustalıkla aktarmış ki gerçekten sıkılmıyorsunuz o dönemin doğu ve batı arasındaki farkı çok iyi ortaya koymuştur. ingiltere yi anlatan kitabında özellikle dikkatimi çeken insanların hayallerinin ya da geleceğe dönük bir planlarının olmayışı çünkü karınları aç ve yaşamlarını sürdürmek için çaba sarf ediyorlar. Düşünün bir ev 4 odalı ve her odasında 5,6,7.. kişinin kaldığını, bahçeden acıktığı için meyve çalmak zorunda kalıp mahkum edilenleri düşünün kadının erkek tarafından şiddet gördüğü ama çocukları için şikayetçi olmayan kadınları, yardım evleri ve onların rezil halleri aynı suyla birçok kişinin yıkandığını haftalarca açlık çeken ve cesedinin bakılamayacak durumda olan insanları düşünün işte o insanlar git gide dibe batan UÇURUM İNSANLARI!
iyi okumalar..

Katre-i Matem 
07 Ara 2015 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 9/10 puan

1902 yılı Londra- Doğu Yakası ve günümüz Dünyası. Değişen takvim yılıyla beraber ekonomi, güçler dengesi, kanunlar, devletler, yollar, binalar ve daha birçok şey. Ama üzülerek söylüyorum ki insanlık adına değişen pek birşey olmamış. Ötekileştirilen insanlar, ölen çocuklar ve yetişkinler, birbirini sevmeyen, nefret edip kin besleyen insanlar, savaş, açlık, yıkım. İşte Uçurum İnsanları kitabı ben de bu kadar karamsar bir etki bıraktı. Çevremdeki iyi şeyleri gölgede bırakacak kadar bir üzüntü yaşattı bana. Birebir acıyı yaşayan insanları gözlemleyerek, onlar gibi yaşayarak yazılmış bu eseri okumanızı tavsiye ederim.

Mustafa Sarı 
08 Tem 23:45 · Kitabı okudu · 5 günde · 8/10 puan

Yazarın yoksulların durumunu daha iyi anlayabilmek için onların arasına karışma ve onlardan biri gibi davranma süreci,bu süreçte başına gelen,şahit oldukları olaylar anlatılır. Sadece acıklı şeylere yer vermez,çeşitli verilerle,bu veriler üzerinden yönetimi de eleştirir... Empati yapabilen insan olduğunuz için sevinirsiniz belki ama,gidip yaşamadan hiçbir şeyi anlayamayacağınızı yüzünüze vuran bu kitap sonrası bir parça ezilirsiniz.

Devrim Buhar 
08 Tem 09:01 · Kitabı okudu · 3 günde · 9/10 puan

Yiyin millet yiyin... Doyasıya,tikanasiya yiyin. Siz yerken insanların aç mı yok mu olduğunu düşünmeyin. Toplum dışına itilmiş insanlara pislik muamelesi yapin... Sonra birbirinizi övün. Yaşayın hiç düşünmeden.

KubraYSN(RJ) 
19 Şub 2016 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Roman tadında bir eser bekliyorsanız eğer beklentileriniz boşa çıkacak demektir.Başlangıçta biraz kısa olay örgüleri var ama asıl kitabın yazılış amacı eleştiri yazmak gibi.Yazar 1902 yılında Londra'nın karanlık tarafına ışık tutmuş.Yazarın bir süre fakir kesimle yaşamaya başlayıp burda geçen birkaç olayı ve daha sonra gözlemlerini ve eleştirilerini ele almış.Benim için özellikle aranıp okunacak bir kitap değildi.Elbette içinde çok etkileyici gelen insan olmanın farkı nerde dedirten kısımlar var ama bence bir öncelik değil kitap.Ama kitabın adının güzel seçilmiş olduğunu itiraf etmeliyim.Sefaleti uçurum olarak görmek ve sefalet yüzünden dibe vuran insanları uçurumdan düşen insanlara benzetmek de yazarın güzel bir tercihi olmuş.

Aziz Erdoğan 
21 Mar 15:08 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Zulüm görenleri, fakirleri, ezilenleri, aç kalanları, evsiz barksız insanları veyahut Jack London'ın deyimiyle "Uçurum İnsanları" anlatılır bu kitapta..

Ve biliyor muydunuz Jack London'ın, sırf onlara yapılan işkenceleri, çektiği sıkıntıları daha iyi anlamak için kendini bir dilenci, yoksul kılığına sokup onlarla beraber aç ve dışarıda uyuduğunu? Bilin ..!

Kitaptan 70 Alıntı

Apollo 
14 Haz 14:51 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Herkes büyük bir memnuniyetsizlikle,"Orada yaşamak istemezsin!"diyordu,"insan hayatının beş paralık değeri yokmuş o yerlerde."
"Ben tam da o yerleri görmek istiyorum," diye sözlerini kesiyordum.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 7)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 7)
gökçe türkkan 
23 Ağu 23:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"İnsan, içgüdülerini eskiden olduğu gibi doğal bir sadakatle izlemiyor artık. Akıl yürüten bir mahluka dönüşmüş durumda; hayat ona büyük hazlar ya da acılar verdiğinde zekasıyla hayata sarılabiliyor yahut ondan vazgeçebiliyor."

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 165)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 165)
Gülsüm Yalçın 
21 Şub 15:52 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Iyilikte ayrım yapmak ahlaksızlıktır der, profesyonel insanseverler.Ne yapalim, ahlaksız olmaya karar verdim.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 72)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 72)
gökçe türkkan 
23 Ağu 18:37 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

"En çarpıcı şey, insanların tümünün sergilediği merhametsizlikti."

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 95)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 95)
Oblomov 
28 Haz 09:34 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Erkek erkeğe karşı adaletsizdir çoğu zaman,
Bir kadına karşıysa her zaman.

Uçurum İnsanları, Jack LondonUçurum İnsanları, Jack London
NigRa 
14 Haz 22:27 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Bir sınıfın üstünlüğü için,başka bir sınıfın alçalmışlığı şarttır.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 138)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 138)
Ahmet Samsa 
22 May 2016 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir Çin atasözü der ki, bir adam tembelce yaşarsa bir diğeri açlıktan ölürmüş. Montesquieu de şöyle demiş: "Çok sayıda insanın bir tek kişiye elbise dikmek için çalışması yüzünden, bunca insan elbisesiz kalıyor." Bir taraftaki durumu, diğer tarafa bakarak açıklayabiliriz. Doğu Yakası'nın aç ve çelimsiz işçisini, Batı Yakası'ndaki gürbüz Kraliyet Muhafızları'na bakmadan ve bunlardan birinin diğerini besleyip giydirmek zorunda olduğunu bilmeden anlayamayız.

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 89 - İletişim Yayınları)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 89 - İletişim Yayınları)
Aykut 
30 Eyl 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 8/10 puan

Sık sık haksızlık eder erkek erkeğe
Ama haksızlık daimidir kadınlara karşı

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 172 - Bordo Siyah Yayınları)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 172 - Bordo Siyah Yayınları)
NigRa 
13 Haz 12:14 · Kitabı okudu · İnceledi · 7/10 puan

Sokağa adım atar atmaz giysilerimin etkisiyle gerçekleşen statü değişikliğinden etkilenmiştim. Temasa geçtiğim sıradan insanlar hiç eğilip büzülmüyordu artık. Ne çabuk!

Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 14)Uçurum İnsanları, Jack London (Sayfa 14)