Adı:
Uğultulu Tepeler
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
500
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053480143
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Wuthering Heights
Çeviri:
Naciye Akseki Öncül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë’nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.
Uğultulu tepeler.
Her isim elbet kitabı yansıtır. Fakat bu isim kitaba adeta ruh olmuş. Öyle yakışıyor ki ismi, on üzerinden kitaba puan vermek gerekirse, sadece ismi için bile beş puan verirdim.

Emily Brontë (yazar) yalnızca 30 sene yaşamış, kardeşleri ile beraber daha üç yaşında annesiz kalmış bir kadın. Çok üzüldüm böylesi bir yeteneğin bu kadar erken vefatına, üstelik veremden(!).

Kitabın başlarında birçok yere dip notlar eklenmiş. Böylece kitabın Emily Bronte’nin yaşamından enstantaneler taşıdığını da net bir şekilde görmüş oluyorsunuz. Hoşuma gitti bu düşünce. Yani biraz da olsa yazarın yaşamına dokunmuş gibi hissettim.

Neredeyse tüm kitaplar gibi tanıtım kısmı sayabileceğimiz başlangıç sayfalarını biraz sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim. Fakat 500’den fazla sayfası olan bu kitap için oldukça çabuk geçiyor o sıkıcılık. Zira otuzlara vardığınızda artık gizem dolu bir hikâyenin avuçlarındasınız demektir. O zamana kadar (belki bazı okuyucular için öyle olmayabilir) zoraki katlanıyorum diye düşündüğünüz kitap artık peşinizi bırakmayacak, her fırsatta koşup kollarınıza atılacaktır. Ya da daha mantıklısı, siz koşup hikâyenin devamı için kitaba sarılacaksınız (sanırım bu, daha iyi oldu).

İçeriğinden de bahsetmek istiyorum. Ama hikâyenin büyüsünü bozmamak, fazla bilgi vermemek için mümkün olduğunca yine kısa tutacağım bu kısmı.

Kitapta bir aşk öyküsü var. Fakat bu, bildiğinizden farklı (en azından benim bildiklerimden). Sayısını bilmediğim kadar çok yerde aşkın insanı ne kadar değiştirebileceğini, vahşi bir aslanı kediye çevirebileceğini görmüşümdür. Burada pek öyle olmuyor açıkçası. Aşk, aslında birbirlerinin kötü insanlar olduğunu bilmelerine rağmen ötekini, ruhunun diğer yarısı görmesiyle ilginç bir boyut kazanıyor. Bu kadar yeter.

Yazarın üslubunu da beğendim. Naif bir tarz, yerinde tanımlar, yerinde anlatım. Karakterlerin yansıtılma şekli de çok güzel. Aşırı değil. Bilinmesi gerektiği kadar, bilinmesi gereken şeyler. Öyle, çok uzun cümlelerle yormamış. Çevirisini yapanı görsem bizzat teşekkür ederim, çok başarılı.

Son olarak şunları da eklemek istiyorum. Kitapta yer yer büyük acılar bulunuyor. Fakat yazar ağlatmayı değil de, anlatmayı tercih etmiş sanırım. Ruhunuz çok acıyor bazen ama gözleriniz ıslanmıyor.

Çok beğendim. Hatta zaman zaman okurken ‘şahane bir kitap’ mutlaka bununla ilgili bir şeyler yazmalıyım dediğimi de eklemek isterim. Keyifli okumalar diliyorum.
Kitabı bitirir bitirmez bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yahu ben ne okudum böyle vay be! dedirten cinstendi. Unutulmaz kitaplar arasına girdi benim için. Tartışmasız okuduğum en iyi klasiklerdendi. Kitapta ana tema olarak mükemmel bir nefret, intikam olgusu işlenmiş. Ve bana göre bu bütün duyguların önüne geçmişti. Okurken atalarımızın "Acıma yetime, döner koyar g..." atasözü aklıma geldi sık sık.
Küçükken aileye evlatlık olarak alınan Heathcliff ile, ailenin küçük kızı Cathy arasındaki arkadaşlığın zamanla aşka dönüşmesini ve sonra Heathcliff'in hırsını, kötülüğünü, nefretini ve bolca hastalıklı düşüncelerini okuyorsunuz. Aslında kitapta ki bütün karakterler itici ve bir o kadar da bencildiler. Buna karşın hikaye de bir o kadar akıcı ve etkileyici idi.
İki Şehrin Hikayesi nasıl o zaman ki Fransa'yı mükemmel bir sekilde aktarıyorsa, Uğultulu Tepeler de bir o kadar güzel İngiltere'yi anlatıyordu.
Ah, Heathcliff kitabın sonuna kadar başına cok kötü olayların gelmesini, bir an için hırsının bitmesini ve yerini pişmanlıklarının almasını bekledim ancak ölürken bile mutlu oluşun beni hayalkırıklıgına ugrattı. Iki aileyi birden mahvettiğin halde ölürken biraz olsun acı çekmeni isterdim ancak sevgili yazarımız sana böyle bir son vermemiş ne yapalım :). Son olarak kitapta ki en sevdiğim karaktere değinmeden geçemeyeceğim. Edgar Linton, Bence kitaptaki en iyi kalpli, naif, çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Catherine ile olan baba kız ilişkisini gıpta ederek okudum.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.947 Oy)19.879 beğeni45.536 okunma3.535 alıntı192.408 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (11.113 Oy)13.938 beğeni36.117 okunma3.787 alıntı153.439 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.897 Oy)9.440 beğeni26.577 okunma1.809 alıntı135.717 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.239 Oy)9.231 beğeni27.555 okunma2.929 alıntı121.468 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (9.993 Oy)11.789 beğeni29.598 okunma1.689 alıntı154.757 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.925 Oy)9.198 beğeni30.192 okunma923 alıntı146.433 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.729 Oy)8.189 beğeni22.285 okunma4.510 alıntı136.742 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.722 Oy)9.686 beğeni27.196 okunma2.009 alıntı125.864 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.905 Oy)6.017 beğeni20.604 okunma918 alıntı107.052 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.8/10 (4.426 Oy)5.289 beğeni19.468 okunma877 alıntı80.749 gösterim
Öncelikle, Emily Bronte'in ne yazık ki yazdığı tek kitap olan ve muhteşem ötesi diye tanımlanabilecek bu kitabı okurken çok üzüldüğümü bildirmek isterim. Hayır kitabın içinde yazılanlara üzülmedim. Ben, Yazarın bu ilk kitabını yazdıktan bir yıl sonra ölümü nedeniyle, Dünya Edebiyatının ve dolayısıyla da kitap severlerin neler kaybetmiş olduğunu düşünerek üzüldüm. İlk kitabı olarak böylesine muhteşem eser yazan genç bir yazar, eğer daha uzun süre yaşamış olsaydı kimbilir neler yapardı, bizlere okunacak kaç tane daha muhteşem eser bırakırdı diye düşünerek üzüldüm.

Bugüne kadar okuduğum, kısa veya uzun yazılmış, sayısız dünya klasikleri içinde, bu kitap kadar akıcı, bu kitap kadar sürükleyici ve aynı zamanda da kapsamlı olanına rastlamadım.

Kitapta yazar, bir anlık acıma duygusunun yol açtığı olayları anlatırken, başta hastalık derecesindeki aşırı sevgi olmak üzere, aşk, nefret, iyilik, kötülük, dostluk, düşmanlık, sadakat, korku, intikam, hata , pişmanlık, zayıflık, güçlülük, .. vs. gibi temaları muhteşem bir şekilde işliyor. Bütün bu duyguları içeren hikayeyi müthiş bir şekilde kurgulayıp elinizden bitirmeden bırakamayacağınız bir sürükleyicilikle bize yansıtıyor. Olayların anlatımında, özellikle bütün karakterleri tanıyan ve olayların tamamının içinde olan bir kişinin kullanılmasının da, bu sürükleyicilikte ve kitabın daha kolay okunmasında, büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

Kısaca, büyük bir yetenek sahibi usta bir yazarın kaleminden çıkmış bu muhteşem eserin, mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Böyle bir eseri hatırlatarak, okumama vesile olan 1K' da ki kitapsever dostlarıma da ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.

Son cümle olarak, keşke yazar daha uzun yaşasaydı ve bize okuyacağımız daha çok eserler bırakabilseydi diye de çok üzüldüğümü tekrar bildirmek istiyorum.
Bu kitabı okuyacak olanlara uyarımdır!

Ölümsüz bir aşkın, olağanüstü tatlılıktaki bir sevginin, sarsıntılı bir sadakatin, insanı ölüme terk eden bir ihanetin, uzun süre planlanacak olan bir intikamın gölgesini sayfayı her çevirişinizde ürpere ürpere hissedeceksiniz.
Dünya edebiyatı eserleri içinde en sevdiğim ve bendeki yeri en ayrı olan kitaptır. 6 yıl önce okumuştum. Depremden önce. Ve bende bıraktığı izlenimi size aktarmam gerçekten zor. Sadece bi aşk kitabı denemez asla. O nefret ve aşk ile dizayn edilmiş bir şaheser benim gözümde. Mükemmel bir dünyaya adım atıyorsunuz kitaba başladığınızda her kitap bir dünyaysa bu kitap bin dünya. Sözün özü, şiddetle tavsiye ederiim. Okuyun, okutturun.
Bir solukta okuyabildiğim nadir klasiklerden sanırım. Dili mükemmel, kurgusu mükemmel. Karakterlere gelirsek onlar mükemmelin tam zıttı durumdalar. Zaafları olan hatta biraz da hastalıklı. Kitabı muhteşem yapan da bu sanırım. Ne kadar hastalıklı olursa olsun, hatta ne kadar hastalıklı olursa o kadar çok büyüyor sanırım 'aşk' denen duygu. Zayıf, şımarık, hırslı, hatta düpedüz kötü insanlar, belki de tarihe geçecek masalsı aşkların daha çok hakkını veriyorlar.
Kitabı tek cümleyle anlatmak gerekirse destansı bir aşk hikayesi denilebilir.Gayet sade akıcı bir dille yazılmış kitapta tabi derin bir dünya görüşü,felsefe aramak yanlış olur.Kitabın konusu sadece aşktır hem de öyle masumane karşılıklı sevgi ve saygı üzerine kurulu bir aşk değil,sade ihtiras ve tutku üzerine kurulu adeta birbirinin canını acıtmayı huy edinmiş ve bundan zevk alan insanların öyküsü.Hatta sevdiği insan üzülsün,canı acısın diye kendine zarar veren aşıkların öyküsü,kitapta en çok bu etkilemişti beni.Uzun olmasına rağmen defalarca kendini okutma isteği uyandıran kitaplardan.Çocukluktan başlayan aşka,onların ilişkilerine ve kitabın atmosferine defalarca tanık olmak istiyorsunuz.
Bir kere kitapta mükemmel, romantik bir aşk bulacağınızı sanıyorsanız çok yanılırsınız. Çünkü bulacağınız tek şey huzur bozan insanlar ve gerisinde getirdiği şeyler olacaktır. Aşk, nefret, intikam... Ki intikam ve nefret zaten kitabın ana konusu. Aşksa bunlara yolan açan aracı oluyor.

Heathcliff yaratılıştan mı yoksa yaşadığı olaylardan ötürü mü kötü bilemiyorum ama gerçekten de gözünü intikam hırsı bürümüş bir adam. Yazarın böyle acımasız nefret dolu bir karaktere bile öldükten sonra huzur buldurtması çok tuhaf bir durum.

Ama belki de kitabı ve bu kötü aşık karakteri ancak şu beyit bu kadar güzel özetleyebilir;

Ne kendi etti rahat, ne âlem buldu huzur,
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur (mezardaki ölüler).
Kitabın ilk 60-70 sayfasında inanılmaz sıkıldım ve sevgili Mert Ali Akcan ile konuşurken de kendisi ”Kitabı bitirmeden benimle sakın konuşma’ dedi. Eh, mecbur kitabı okumaya devam etmek zorunda kaldık

Başlamadan önce kitabın konusu hakkında hiçbir fikrim yoktu. Bu yüzden ana olaya gelene kadar ( 60-70 sayfa oluyor) dediğim gibi baya bir sıkıldım. Kitap kesinlikle akmıyordu ve çok kara bir hava hakimdi açıkçası. Heatcliff’in kendisi insanı darlamaya yeten bir karakter zaten. Her neyse, bu karaltı diye adlandırdığım bölümü geçtikten sonra evdeki hizmetçinin ağzından bir hikaye dinlemeye başlıyorsunuz ve açıkçası kitap da o zaman başlamış oluyor. Tek tek karakterler kafanızda oturmaya başladığında daha çok zevk alıyorsunuz.

Kitabın başkahramanlarından biri Heatcliff. Kendisi tam bir ruhsuz, duygusuz, sinsi, yılan gibi bir şey. Adamın üç beş cümle dışında doğru düzgün bir iyilik yaptığını okumadım. Açıkçası tam anlamıyla bir ”kötü”. Thanos falan hak getire. Öyle bir kötü. Tamam arkadaşım hoş şeyler yaşamadın ama bu kadar da kötü olunmaz. İntikam alma aşkıyla yanıp tutuştu bütün kitap boyunca. Belki çoğu insan evet intikamını aldı diye düşünüyor ama bence bu hırsıyla kendi kendini yedi.

Catherine’e gelecek olursak, yapacak yorumum yok. Şımarık, egoist, kendini beğenmiş, şuursuz. Oysa ilk başlarda ki Cathy ne kadar da tatlıydı! Heatcliff ile gülüp oynaştıkları bölümler en azından bir parça içimi ısıtmıştı. Tabii Cathy 270 derece dönünce Heatcliff’in de pusulası şaştı. Bu yüzden Heatcliff’e hak verebilirim aslında. Cathy bu kadar keskin bir değişim yaşamasa adam belki de bu kadar kötü olmayacaktı.

Linton hakkında hislerim biraz karışık. Çocukluklarının anlatıldığı dönemde inanılmaz derecede gıcık bulmuştum. Fakat büyüyüp, o malikaneye geçtiğinde aslında ne kadar sevgi dolu bir insan olduğunu gördüm. Kalan sayfalarda da kötü hiçbir şeyini görmedim zaten. Kendisi kitapta en sevdiğim karakter oldu. Onun dışında bir de Hareton’ı sevdim zaten
Azcık Hareton’dan da bahsedecek olursam kitap boyunca antipati beslemediğim tek karakter. Ne olursa olsun o kadar lanet bir kişi olmadı hiçbir zaman. Yüreğinde az da olsa iyilik kırıntısı hep vardı. Bu yüzden kendisine bayıldım.



Linton ve Hindley’den bahsetmek istemiyorum. İkisi de Allah’ın cezası, huysuz, sevimisizler. Bir Heatcliff değiller ama canımdan bezdirdiler beni. Linton’ı başta sevmiştim, sonra babası gibi oldu beni çileden çıkardı. Bir de küçük Cathy var o da pek farksız değildi gerçekten. Hepsi mi huysuz olur ya!



Character dışında kitabı genel olarak yorumlamak gerekirse, evet ilk başlarda çok sıkıldım. Sonra kitap açıldı, ilgimi çekti. Okumaya devam ettim fakat Cathy ile Heatcliff’den sonra Linton ve küçük Cathy’nin hikayesi beni boğdu. Çünkü resmen aynı hikayeyi iki kez okumuş gibi oldum. Çocuklar anne babalarının kopyası olduğu için aynı hikaye döndü de durdu. Bu da beni baya yordu açıkçası. Bir de çok fazla betimleme ve uzun, gereksiz ayrıntılar vardı.

Bronte’nin Viktorya döneminde yaşayan bir kadın olarak böyle bir roman yazmış olması ve bu kadar yükselebilmesi gerçekten takdir edilecek bir başarı. Fakat günümüz çerçevesinde değerlendirince ne yazık ki o kadar da etkilemiyor insanı. Üstelik o dönem yazılmış çok daha iyi kitaplar da varken, insanın beklentisini biraz boşa çıkarıyor diyebilirim.

Benden şimdilik bu kadar, okuyanlar varsa yorumlarını bıraksınlar da sohbet edelim. Herkese mutlu günler diliyorum
19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okuyuculara tavsiye ediyorum.
Bronté kardeşlerin belki de en huysuzu, Emily. Sert, hırçın ve tam anlamıyla huysuz karakteri güneş misali kitabına, karaterlerine, her bir kelimenin arasına sıkışmış durumda. Ve işte bu, kitabı tamamıyla ona özgü yapan şey!
Böylesine huysuz bir kitap ancak böylesine huysuz bir insanın elinden çıkabilirdi ve böyle sevilebilirdi.
Elbette ki İngiliz edebiyatının incilerinden olduğu su götürmez ancak alttan alta rahatsız eden huysuzlukta yok sayılamaz zannımca efenim.
Rüzgarlı Bayır diğer adıyla Uğultulu Tepeler kitabının kısa özetini; Heathcliff ' in zalim aşkı,intikamı ve

insanlara yaşattığı kötülükler... Hikayenin kahramanı olduğu halde sevimsiz fakat Caty içinse vazgeçilmez

bir aşık.. Kan davası gibi sürüp giden intikam ateşini MEB Yayınlarından okudum gayet açıklayıcı yalın bir dil.

Acaba kitabın yazarı Emily hanım Heatchliff'i oluştururken kimden esinlendi ? hayatında böyle biri oldumu ?

yada bu kadar acımasız bir karekter oluştururken ,kitabın baş kahramanı ve bu kadar kötü olmasına rağmen

bu kadar etkileyici bir erkek onun hayalindeki kişi miydi ? Bir sürü sorularla kitabı noktaladım. Kötü olmasına

rağmen bu çekici ,karizmatik baş kahramanı tanıdığım için mutluyum.
Gururlu kimseler kendileri için büyük üzüntüler yaratırlar.
Emily Brontë
Sayfa 93 - Bordo Siyah (Dünya klasikleri)
Edgar'ı seviyorsun, çünkü; genç, yakışıklı, neşeli, zengin, üstelik o da seni seviyor. Bu sonuncu şıkkın hiç önemi yok, çünkü o sevmese de sen onu sevebilirdin. Buna karşılık bu dört niteliğe sahip olmasaydı, o istediği kadar seni sevsin, sen onu sevmezdin.
Emily Brontë
Sayfa 127 - Bordo Siyah (Dünya klasikleri)
"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir."
Hangi biçime girersen gir- beni çıldırt!! Yalnız içinde bulunduğum bu uçurumun dibinde beni bırakma.
“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uğultulu Tepeler
Baskı tarihi:
Aralık 2012
Sayfa sayısı:
500
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053480143
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Wuthering Heights
Çeviri:
Naciye Akseki Öncül
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Martı Yayınları
İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë’nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.

Kitabı okuyanlar 2.883 okur

  • Kitap Sever
  • Büşş
  • RabiaT
  • Furkan Güreci
  • Zlem.Kaplan
  • Seçil Evlice
  • Özge Akıncı
  • Gülsüm kayma
  • Müge Kazancı
  • Elif Erşen

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.8
14-17 Yaş
%8.5
18-24 Yaş
%26.8
25-34 Yaş
%29
35-44 Yaş
%19.2
45-54 Yaş
%7
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%87.6
Erkek
%12.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.1 (219)
9
%19.6 (171)
8
%21 (183)
7
%8.6 (75)
6
%4.5 (39)
5
%2.8 (24)
4
%1.5 (13)
3
%0.3 (3)
2
%0.5 (4)
1
%0.3 (3)

Kitabın sıralamaları