1000Kitap Logosu
Uğultulu Tepeler
Uğultulu Tepeler
Uğultulu Tepeler

Uğultulu Tepeler

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.4
6,7bin Kişi
20,8bin
Okunma
6bin
Beğeni
248bin
Gösterim
500 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 14 sa. 10 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · Martı Yayınları · Aralık 2012 · Karton kapak · 9786053480143
Orijinal adı
Wuthering Heights
Diğer baskılar
İngiliz edebiyatının önemli eserlerinden biri olan ve ihtiras dolu bir aşk hikâyesini konu alan Uğultulu Tepeler, 19. yüzyılın başlarında İngiltere’de yaşamış zengin Earnshaw ailesinin kızı Catherine ile ailenin evlatlığı Heathcliff arasındaki sancılı aşkı şiirsel bir dille anlatıyor. Aşkın hiç bitmeyecek bir nefrete dönüşmesine şahit olduğumuz bu roman, intikam duygusunun insanı kör ederek ne denli yıkıcı olabileceğini büyüleyici bir kurguyla gözler önüne seriyor. Emily Brontë’nin tek romanı olan ve dünya klasikleri arasında önemli bir yer edinen Uğultulu Tepeler, yazarın eşsiz anlatımı ve karakterlerin iç dünyalarını aktarmadaki ustalığıyla yıllardır severek okunan bir kitap olma özelliğini günümüzde de sürdürüyor.
4 mağazanın 100 ürününün ortalama fiyatı: ₺15,76
8.4
10 üzerinden
6,7bin Puan · 1217 İnceleme
Badee
Uğultulu Tepeler'i inceledi.
500 syf.
·
10/10 puan
ÖMRÜNÜZDE HİÇ KİMSEYİ SEVMEDİNİZ Mİ ?????
Heathcliff‘ e yöneltilmiş can alıcı soru. Bunun cevabı çok basitti. Zaten her şeyi sevdiğinden yapmadı mı ? Hem de kendi benliğini kaybedecek kadar. Nasıl başladı ve nasıl bitti asla anlayamayacağınız inanılmaz bir baş yapıt ile karşı karşıya kalabilirsiniz ve hatta kötülüğün kokusunu bile alabilirsiniz. “Onu seviyorum çünkü o benim, benden öte bir parçam. İkimizin nasıl bir ruhu var bilmiyorum ama, onunkiyle benimki birbirinin aynı.” Dedi ve sevdiği adamı prestiji olmadığı için tercih etmedi Catherine. Bu seçiminin bedelini yalnızca çektiği acıları ve ölümü tatmin etmeyecekti. Bilebilir miydi ? Bilseydi yapar mıydı ? Küçük yaşlardan beri itilip kakılıp, size kötü davranıldığını ve asla sevilmediğinizi düşünün. İçinizdeki bütün güzel duyguların yitip gittiğini öyle ki sevdiğiniz kadının ölümü bile bu duyguları yeşertecek gücü kendinde bulamadığını hayal edin. Nasıl ? Yok artık dedirten cinsten değil mi ? Ben hep ölümün bile insanın içindeki çürümüş duyguları iyileştirme özelliği vardır diye düşünürdüm. Ama yazar sizi öyle bir karakterle yüzleştirir ki aklınız hayaliniz durur. İşte tamda burada Heathcliff’in bir eve girmesiyle her şey alt üst olur. Başlarda diğer herkese Heathcliff’e karşı yaptıkları acımasız kötülüklere karşı bir öfke besleyebilirsiniz fakat sayfalar ilerledikçe kimden daha çok nefret etmek istediğinize karar bile veremeyeceksiniz. Bana göre Heathcliff, birini sevmekle hayatını cehennemin en alt katına attı. Ve bundan asla gocunmadı, sevmenin her zaman ağır karşılığı olabilirdi fakat o gözünü bürüdüğü İNTİKAMDAN ölene kadar dönmedi. İçindeki öfke, kızgınlık, kin, nefret asla sönmedi. Belki yaşadıkları onu ruhsuz bir bedende yaşamaya zorlamıştı. Ne yazık ki bu, yaptığı bütün kötülükleri aklamaya yetmiyordu. Hayatımda görüp görebileceğim en kötü karakter Heathcliff. Ona hala kızgınım asla anlayamadığım bir şekilde de içimden kötü bir söz söylemek geçmiyor. Neyse, en iyisi onu Tanrı’ya bırakalım” Sevdiği kadınla ölmeden önce bir odada yüzleştiği kısmı aklınızdan çıkaramayacaksınız. Böyle kötü olmasının tek suçlusu sevdiği kadındı ona göre. Onu her ne kadar bağışlasa bile ölümü için taş kalbini yumuşatmadı. Catherine yoktu, sevdiği kadın onu bıraktığında zaten ölmüştü sadece toprağın altında değildi. Bir kötülük binlerce kötülüğün zevkini doğurur. En sonunda bu kötülükler içinizden her şeyi koparıp alır. Geriye hiçbir şey bırakmaz. Bu kadar kötü bir karakterin doyumsuz olması fazlasıyla korkutucu geliyor değil mi ? Daha korkutucu olan da benim henüz bir şey anlatmamış olmam. Onun içini soğutacak tek canlı yoktu dünyada. Oğluna bile hayvan muamelesi yapan intikamına bütün çocukları alet eden adama içinde biraz olsun iyi yan vardır demek haksızlık olur. Şeytana ruhunu satan adam, yaşadığı zaman zarfında yaptığı hiçbir kötülük hiçbir intikam için üzülmedi. Öylesine kötüydü ki ölürken bile gülümsüyordu. Catherine’i mi gördü dersiniz? Bilemiyorum ama bildiğim tek bir şey varsa. Ölürken bile Catherine’i rahat bırakmayacağı. Bu karakter Cehennemden kovulan ilk adam olabilme özelliği taşıyor desem yeridir. Bugün gerçek dünyadan tam anlamıyla soyutlandığımı iliklerime kadar hissettiğim bir kitabı yarım gün dolmadam bitirmenin şaşkınlığı içerisindeyim. Böylesine akıcı üstelik böylesine insanı kendine çeken bir yapıtı bu kadar bekletmemeliydim. Sevmekten doğan şu korkunç intikama ben de engel olamadım. Ama orada olmuş olsaydım hepsinin yüzüne tükürmeden duramazdım. Kendi dünyasından bir anlığına olsa da ayrılmak isteyenlere… ha unutmadan; “SEVGİNİZ, ÖFKENİZE HER ZAMAN GALİP GELSİN”
Uğultulu Tepeler
8.4/10
· 20,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
78