Uğultulu Tepeler

·
Okunma
·
Beğeni
·
41.759
Gösterim
Adı:
Uğultulu Tepeler
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
468
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059133265
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Mal sahibimi (ileride başımı derde sokacak olan şu yalnızlığa meraklı komşumu) ziyaretten biraz önce döndüm. Burası gerçekten çok güzel bir yer! Bütün İngiltere’de. kalabalığın kaynaşmasından böylesine uzak bir çevre bulabileceğimi hiç sanmıyorum. İnsanlardan kaçan bir kimse için tam bir cennet burası; Bay Heathcliffle ben de bu ıssızlığı paylaşmak için öyle uygun iki kişi oluyoruz ki!

Esaslı bir adamdı bu Heathcliff! Ben at üzerinde ona yaklaşırken kaşlarının altından kara gözleriyle beni şüpheli şüpheli süzdüğü sırada da, ona kendimi tanıtırken parmaklarını kıskançlıkla yeleğinin içine soktuğu zaman da ona kanımın nasıl kaynadığını fark etmedi bile. . .
500 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Her isim elbet kitabı yansıtır. Fakat bu isim kitaba adeta ruh olmuş. Öyle yakışıyor ki ismi, on üzerinden kitaba puan vermek gerekirse, sadece ismi için bile beş puan verirdim.

Emily Brontë (yazar) yalnızca 30 sene yaşamış, kardeşleri ile beraber daha üç yaşında annesiz kalmış bir kadın. Çok üzüldüm böylesi bir yeteneğin bu kadar erken vefatına, üstelik veremden(!).

Kitabın başlarında birçok yere dip notlar eklenmiş. Böylece kitabın Emily Bronte’nin yaşamından enstantaneler taşıdığını da net bir şekilde görmüş oluyorsunuz. Hoşuma gitti bu düşünce. Yani biraz da olsa yazarın yaşamına dokunmuş gibi hissettim.

Neredeyse tüm kitaplar gibi tanıtım kısmı sayabileceğimiz başlangıç sayfalarını biraz sıkıcı bulduğumu söyleyebilirim. Fakat 500’den fazla sayfası olan bu kitap için oldukça çabuk geçiyor o sıkıcılık. Zira otuzlara vardığınızda artık gizem dolu bir hikâyenin avuçlarındasınız demektir. O zamana kadar (belki bazı okuyucular için öyle olmayabilir) zoraki katlanıyorum diye düşündüğünüz kitap artık peşinizi bırakmayacak, her fırsatta koşup kollarınıza atılacaktır. Ya da daha mantıklısı, siz koşup hikâyenin devamı için kitaba sarılacaksınız (sanırım bu, daha iyi oldu).

İçeriğinden de bahsetmek istiyorum. Ama hikâyenin büyüsünü bozmamak, fazla bilgi vermemek için mümkün olduğunca yine kısa tutacağım bu kısmı.

Kitapta bir aşk öyküsü var. Fakat bu, bildiğinizden farklı (en azından benim bildiklerimden). Sayısını bilmediğim kadar çok yerde aşkın insanı ne kadar değiştirebileceğini, vahşi bir aslanı kediye çevirebileceğini görmüşümdür. Burada pek öyle olmuyor açıkçası. Aşk, aslında birbirlerinin kötü insanlar olduğunu bilmelerine rağmen ötekini, ruhunun diğer yarısı görmesiyle ilginç bir boyut kazanıyor. Bu kadar yeter.

Yazarın üslubunu da beğendim. Naif bir tarz, yerinde tanımlar, yerinde anlatım. Karakterlerin yansıtılma şekli de çok güzel. Aşırı değil. Bilinmesi gerektiği kadar, bilinmesi gereken şeyler. Öyle, çok uzun cümlelerle yormamış. Çevirisini yapanı görsem bizzat teşekkür ederim, çok başarılı.

Son olarak şunları da eklemek istiyorum. Kitapta yer yer büyük acılar bulunuyor. Fakat yazar ağlatmayı değil de, anlatmayı tercih etmiş sanırım. Ruhunuz çok acıyor bazen ama gözleriniz ıslanmıyor.

Çok beğendim. Hatta zaman zaman okurken ‘şahane bir kitap’ mutlaka bununla ilgili bir şeyler yazmalıyım dediğimi de eklemek isterim. Keyifli okumalar diliyorum.
392 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitabı bitirir bitirmez bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yahu ben ne okudum böyle vay be! dedirten cinstendi. Unutulmaz kitaplar arasına girdi benim için. Tartışmasız okuduğum en iyi klasiklerdendi. Kitapta ana tema olarak mükemmel bir nefret, intikam olgusu işlenmiş. Ve bana göre bu bütün duyguların önüne geçmişti. Okurken atalarımızın "Acıma yetime, döner koyar g..." atasözü aklıma geldi sık sık.
---Spoiler---
Küçükken aileye evlatlık olarak alınan Heathcliff ile, ailenin küçük kızı Cathy arasındaki arkadaşlığın zamanla aşka dönüşmesini ve sonra Heathcliff'in hırsını, kötülüğünü, nefretini ve bolca hastalıklı düşüncelerini okuyorsunuz. Aslında kitapta ki bütün karakterler itici ve bir o kadar da bencildiler. Buna karşın hikaye de bir o kadar akıcı ve etkileyici idi.
İki Şehrin Hikayesi nasıl o zaman ki Fransa'yı mükemmel bir sekilde aktarıyorsa, Uğultulu Tepeler de bir o kadar güzel İngiltere'yi anlatıyordu.
Ah, Heathcliff kitabın sonuna kadar başına cok kötü olayların gelmesini, bir an için hırsının bitmesini ve yerini pişmanlıklarının almasını bekledim ancak ölürken bile mutlu oluşun beni hayalkırıklıgına ugrattı. Iki aileyi birden mahvettiğin halde ölürken biraz olsun acı çekmeni isterdim ancak sevgili yazarımız sana böyle bir son vermemiş ne yapalım :). Son olarak kitapta ki en sevdiğim karaktere değinmeden geçemeyeceğim. Edgar Linton, Bence kitaptaki en iyi kalpli, naif, çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Catherine ile olan baba kız ilişkisini gıpta ederek okudum.
500 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle, Emily Bronte'in ne yazık ki yazdığı tek kitap olan ve muhteşem ötesi diye tanımlanabilecek bu kitabı okurken çok üzüldüğümü bildirmek isterim. Hayır kitabın içinde yazılanlara üzülmedim. Ben, Yazarın bu ilk kitabını yazdıktan bir yıl sonra ölümü nedeniyle, Dünya Edebiyatının ve dolayısıyla da kitap severlerin neler kaybetmiş olduğunu düşünerek üzüldüm. İlk kitabı olarak böylesine muhteşem eser yazan genç bir yazar, eğer daha uzun süre yaşamış olsaydı kimbilir neler yapardı, bizlere okunacak kaç tane daha muhteşem eser bırakırdı diye düşünerek üzüldüm.

Bugüne kadar okuduğum, kısa veya uzun yazılmış, sayısız dünya klasikleri içinde, bu kitap kadar akıcı, bu kitap kadar sürükleyici ve aynı zamanda da kapsamlı olanına rastlamadım.

Kitapta yazar, bir anlık acıma duygusunun yol açtığı olayları anlatırken, başta hastalık derecesindeki aşırı sevgi olmak üzere, aşk, nefret, iyilik, kötülük, dostluk, düşmanlık, sadakat, korku, intikam, hata , pişmanlık, zayıflık, güçlülük, .. vs. gibi temaları muhteşem bir şekilde işliyor. Bütün bu duyguları içeren hikayeyi müthiş bir şekilde kurgulayıp elinizden bitirmeden bırakamayacağınız bir sürükleyicilikle bize yansıtıyor. Olayların anlatımında, özellikle bütün karakterleri tanıyan ve olayların tamamının içinde olan bir kişinin kullanılmasının da, bu sürükleyicilikte ve kitabın daha kolay okunmasında, büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

Kısaca, büyük bir yetenek sahibi usta bir yazarın kaleminden çıkmış bu muhteşem eserin, mutlaka ama mutlaka okunması gerektiğine inanıyorum. Böyle bir eseri hatırlatarak, okumama vesile olan 1K' da ki kitapsever dostlarıma da ayrıca binlerce teşekkür ediyorum.

Son cümle olarak, keşke yazar daha uzun yaşasaydı ve bize okuyacağımız daha çok eserler bırakabilseydi diye de çok üzüldüğümü tekrar bildirmek istiyorum.
500 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitabı okuyacak olanlara uyarımdır!

Ölümsüz bir aşkın, olağanüstü tatlılıktaki bir sevginin, sarsıntılı bir sadakatin, insanı ölüme terk eden bir ihanetin, uzun süre planlanacak olan bir intikamın gölgesini sayfayı her çevirişinizde ürpere ürpere hissedeceksiniz.
432 syf.
·7 günde·Beğendi·Puan vermedi
Uğultulu Tepeler(Wuthering Heights)/Deli ve Tutkulu bir aşk öyküsü bu; Bildiğiniz gibi değil, bilmediğiniz gibi..

İlk olarak 1847'de Ellis Bell takma adıyla(o döneme ait baskılar sebebiyle Emily ve kardeşleri eserlerini takma isimle yayınlatmışlardır) yayınlanmış Emily Bronte'ye ait ilk ve tek romandır Uğultulu Tepeler. Yayınlandığı sene pek olumlu eleştiri almamıştır: Eleştirmenler romanı çok yabanıl,aşırı kaba ve kurgu açısından da hantal bulmuşlardır. Ancak roman hakettiği değeri 1850'li yıllarda kazanmış ve İngiliz dilinde yazılmış en iyi roman olarak nitelendirilmiştir.Fakat Emily'nin bu başarıyı görmeye ömrü yetmemiş; 1848 yılında(30 yaşındayken) veremden ölmüştür. Ablası Charlotte ölümünden sonra gerçek ismiyle romanı yeniden yayınlatmıştır.
Ölümünden önce(1846) ablası Charlotte ve kız kardeşi Anne Bronte ile birlikte çıkarmış oldukları "Poems by currer, ellis and acton bell" adlı şiir kitabında Emily'nin şiirleri eleştirmenler tarafından tam not almıştır.


Emily 19.Y.Y Victoria döneminde yoğun bir kilise baskısı altında kadının hor görüldüğü bununla birlikte bastırılmış bir cinselliğin olduğu bu dönemde şehvet, aşk, acı, tutku, intikam ruhâni hazların dorukta yaşandığı bir kitap yazmıştır. Ölene kadar kilise ve mezarlığa yakın bir taşra kasabasında yaşamış ve o vakte kadar hiç evlenmemiş(Ama sevmiş bana göre hem de tutkulu bir aşkla sevmiş. Belki kavuşamamanın ya da tam olarak hislerini yaşayamamanın verdiği bir nefret ve intikam duygusuyla da ölmüş) olan Emily'nin o dönem kadınının tutkusunu ve dışavurumunu başarıyla yansıtması dikkat çekicidir doğrusu...Bu tarzıylada erdem, iyilik,romantizm, kadının ev hali gibi mülâyim konuları işleyen çağdaşlarından ayrılır.
Emily çağdaşlarına göre daha erkeksi bir karakterdir ve bunu romanına da yansıtmıştır. Bu özelliğiyle de 19.Y.Y İngiliz kadın tipinin oldukça dışındadır.

Romanın en önemli özelliği tutku ve intikamı dönemin diğer aşk romanlarından farklı olarak daha derin ve ürkütücü işlemesidir.Ayrıca romanda yüklü romantik benzetmelere ve retoriğe gerek duyulmamıştır. Konu için gerekli olmadığı sürece parlak diyaloglara yer verilmemiştir.Kitabın kasvetli havası ile katı ve acımasız karakterleri türüne uygun(Gotik Kurgu,Psikolojik Kurgu) bir özellik kazandırır.

Bu kısım yüzde onbeş kadar spoi içerebilir.Spoileri çok sevmiyorum ama bu kadarından bahsetmek zorundayım:)
Genel hatlarıyla konuya biraz değinmek isterim.Kitabın en başında ilk bakışta anlaşılması zor bir ilişkiler krokisi dikkat çekiyor.Sonrasında okudukça krokideki herşey yerli yerine oturuyor.İki çiftlik Linton'ların yaşadığı görkemli 'Thrushrross' çiftliği ve Earnshaw'ların yaşadığı 'Uğultulu Tepeler'...Uğultulu Tepeler'de evin en büyük efendisi Bay Earnshaw bir gün iş için gittiği yerden sokakta donmak üzere olan bir çocuğu(adına Heathcliff denecek) alıp eve getirir.Kimse istemez aslında bu çocuğu o evde. Evdeki hizmetçilerde dahil hemen herkes(Bay Earnshaw hariç) hâkir ve hor görürler onu..Bir tek aynı yaşlarda olan Catherine ona yakınlık gösterir.İkisi de bencil ve nefret dolu çocuklardır ve bu sebeple de iyi anlaşırlar.Zamanlarının çoğunu birlikte geçirirler.Emily evlenme çağı geldiğinde çok zor bir durumda hisseder kendini; aşık olduğu ama asaletten yoksun beş parasız Heatchcliff'i mi seçmelidir yoksa asil,zengin ve görgülü Edgar Linton'ı mı? Catherine Edgar'ı seçer ve hikaye asıl bundan sonra başlar.Bu kadar yeter arkadaşlar sonrasını siz okuyup keyfini çıkartın bence..:)

Tabiri caizse okuru kapıp koyuveren bir kitap.Bu kitap gerçekte aşklarını yaşayamayan (Toplumsal baskı ve sınıf farklılığı sebebiyle) bencil ve nefret dolu iki aşığın birbirlerine karşı gurur, hırs ve intikam(Heatchcliff'te bu duygu ölene kadar etrafına zarar vermiştir) dolu öyküsüdür.Uğultulu Tepeler Gotik bir kurgu gerçekten; Hikaye boyunca o kasvetli havayı net bir şekilde hissediyorsunuz.Bu türü çok sevdim.Sonraki okumalarıma bu türün topiklerinden Edgar Allen Poe'yu da katmak istiyorum:)

Viktoria dönemini araştırırken şunu fark ettim; İngiltere'nin pek çok önemli ismi bu dönemde doğmuştur.Sigmund Freud, Oscar Wilde, Charles Dickens, Edwar Elgar, Charles Darwins, Bronte kardeşler vs.gibi...Baskı ve sınırlama bazen görkemli bir dışavurum ya da patlama(ortaya çıkış) sağlayabiliyor. Hani tohumu toprağa gömersiniz ve üzerine taş koyarsınız ama o, taşın dışında filizlenecek bir yer mutlaka bulur ve çıkar, işte onun gibi bir şey..
Gotik edebiyat, bu tarzı bir deneyin derim..Keyifle..
480 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10
Thrushcross Çiftliğine kiracı olmaya hazır mısınız? Emily Brontë'nin yazdığı ilk ve son romanı. Henüz 30 yaşındayken tüberkiloz nedeniyle hayatını kaybetmiş İngiliz yazar. İlk romanı bu kadar etkileyiciyse daha sonra yazacaklarını düşünmek bile insanı heyecanlandırıyor açıkçası.

Her şey Bay Lockwood'un kırsalda inzivaya çekilmek için bir çiftlik kiralamasıyla başlıyor. Diyorsunuz ki işte bu adamın neden inzivaya çekildiğini, iç dünyasını falan okuyacağız belki oralarda bir köylü kızına aşık olur falan bildiğimiz hikayeler. Daha kitabın başından bizi şaşırtmaya başlıyor yazarımız. Bay Lockwood kiraladığı çifliğin sahibi hakkında kahya kadına sorular sorunca olayımızda başlamış oluyor. Çocukluk yıllarından başlayan bir aşk, dostluk aynı zamanda hor görme ve küçük düşürme, hayalkırıklığı, mutsuzluklar, tatminsizlik... Karakterler olabildiğince renkli gördüğünüz gibi. Sürekli bir huzursuzluk hali. Diyorsunuz ki aslında ufacık bir davranış farklı olsaydı neler olabilirdi? Uğultulu Tepeler aslında bir ömür boyu süren kocaman bir kelebek etkisi. Küçük bir söz, bir tersbakış nelere kadir.Tersi şekilde dargın birine uzatılan bir kitap ne de güzel sonuçlar doğurur.

Uğultulu tepeler 1800'lü yılların başlarında İngiltere kırsalında geçen insanların; bencil, sevecen, kindar, fedakar, kıskanç, plancı, duygusal, öfkeli ve kederli hikayelerini bize soluksuz anlatıyor. Okumaya başlayacaksanız Thrushcross Çiftliğine hoşgeldiniz! Ev sahibinizle iyi geçinmeye bakın ve hastalanırsanız eğer Nelly'den örgülerini alıp gelmesini ve en iyi bildiği hikayeyi anlatmasını isteyin.
Keyifli okumalar...
500 syf.
·Puan vermedi
Dünya edebiyatı eserleri içinde en sevdiğim ve bendeki yeri en ayrı olan kitaptır. 6 yıl önce okumuştum. Depremden önce. Ve bende bıraktığı izlenimi size aktarmam gerçekten zor. Sadece bi aşk kitabı denemez asla. O nefret ve aşk ile dizayn edilmiş bir şaheser benim gözümde. Mükemmel bir dünyaya adım atıyorsunuz kitaba başladığınızda her kitap bir dünyaysa bu kitap bin dünya. Sözün özü, şiddetle tavsiye ederiim. Okuyun, okutturun.
500 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir solukta okuyabildiğim nadir klasiklerden sanırım. Dili mükemmel, kurgusu mükemmel. Karakterlere gelirsek onlar mükemmelin tam zıttı durumdalar. Zaafları olan hatta biraz da hastalıklı. Kitabı muhteşem yapan da bu sanırım. Ne kadar hastalıklı olursa olsun, hatta ne kadar hastalıklı olursa o kadar çok büyüyor sanırım 'aşk' denen duygu. Zayıf, şımarık, hırslı, hatta düpedüz kötü insanlar, belki de tarihe geçecek masalsı aşkların daha çok hakkını veriyorlar.
491 syf.
19.yüzyıl İngiliz edebiyatının önemli kadın yazarların biri olan bir Emily Bronte'nin tek romanı Uğultulu Tepeler, kırık olduğu kadar marazi de olan bir aşk hikâyesi etrafında gezinerek kadın ve erkek, insan ve doğa, aşk ve ölüm, sadakat ve ihanet, hakikat ve yalan gibi ikilikleri kendine özgü bir dille işliyor.

Uğultulu Tepeler günümüzde gotik romanın en önemli örneklerinden biri sayılmaktadır. Gotik roman karmaşık ve hastalıklı aşklar, girilmesine izin verilmeyen adaların olduğu büyük karanlık evler, hayaletler, kâbuslar ve kadınların sert mizaçlı ve kötü niyetli erkeklerin ağına düşen av olarak görüldüğü temaları işler.

Uğultulu Tepeler bu temalarını hepsine sahiptir. Ölüm, kahramanların yanı başındadır. Aşklar hastalıklı, tutkular mantıkdışıdır. Bronte'nin bu romanda dağa huzur veren bir yeşillik değil, adeta yabani olduğu kadar hırçın yapısıyla da ölüme neden olan, tedirgin edicidir.

Roman içindeki tekrarlardan hep aynı kalıplarını yinelendiğini görürüz, karakterlerin bazen kaderleri onları bir bütün olarak görmemize neden olmaktadır.

Annesiz büyüyen çocuklar, varlıklı bir ortama doğmuş ama her şeyini kaybetmiş gençler, sevgisiz evlilikler, aile içinde dışlanmalar sürekli tekrarlanır karakterlerin hayatlarında.

Mina Urgan İngiliz Edebiyatı Tarihi kitabında şöyle anlatır. Emily Bronte ilk ve tek romanını:

" Wuthening Heights ne nesnel gözlemlerden ne de öznel deneyimlerden kaynakların sadece ve sadece düş gücünün yarattığı bir mucizedir ve ihsan şaşar ıssız Howarth köyünden ancak birkaç ay uzaklaşan, ailesi dışından neredeyse hiç kimseyi tanımayan bu evde kalmış kızın, salt düşgücüyle böyle bir mucize yaratmış olmasına."

Dünya da her şey olanca karmaşıklığına rağmen son derece yalındır. İstekler çözülür, arzular, geri çekilir, geriye uğultusuyla yabani bir doğa, sızılı bir yalnızlık ve aşktan taviz veren bir ruh hali kalır:

Hem bu ne biçim aşk böyle, sonsuz aşkın bir kar fırtınasına bile dayanamadı! Yaz günleri, ay gökyüzünde parladığı sürece, bizde yataklarımız da rahatça uyuduki ama kışın ilk fırtınasıyla hemen başını sokacak bir yer arıyorsun.

Emily Bronte , kar fırtınasına dayanamayan güneşli aşklardan soğukları, rüzgarları göze alan bir aşk anlayışından yana atıyor zarını, acıyı ve yalnızlığı göze almak pahasına...

Sunuş bölümünden az olsa yararlandım. Kitap kalın olmasına rağmen akıcı ve güzeldi hiç bitmesini istemedim. Okumayan okurlara tavsiye ediyorum.
500 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
Bir kere kitapta mükemmel, romantik bir aşk bulacağınızı sanıyorsanız çok yanılırsınız. Çünkü bulacağınız tek şey huzur bozan insanlar ve gerisinde getirdiği şeyler olacaktır. Aşk, nefret, intikam... Ki intikam ve nefret zaten kitabın ana konusu. Aşksa bunlara yolan açan aracı oluyor.

Heathcliff yaratılıştan mı yoksa yaşadığı olaylardan ötürü mü kötü bilemiyorum ama gerçekten de gözünü intikam hırsı bürümüş bir adam. Yazarın böyle acımasız nefret dolu bir karaktere bile öldükten sonra huzur buldurtması çok tuhaf bir durum.

Ama belki de kitabı ve bu kötü aşık karakteri ancak şu beyit bu kadar güzel özetleyebilir;

Ne kendi etti rahat, ne âlem buldu huzur,
Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur (mezardaki ölüler).
500 syf.
·Beğendi·9/10
Kitabı tek cümleyle anlatmak gerekirse destansı bir aşk hikayesi denilebilir.Gayet sade akıcı bir dille yazılmış kitapta tabi derin bir dünya görüşü,felsefe aramak yanlış olur.Kitabın konusu sadece aşktır hem de öyle masumane karşılıklı sevgi ve saygı üzerine kurulu bir aşk değil,sade ihtiras ve tutku üzerine kurulu adeta birbirinin canını acıtmayı huy edinmiş ve bundan zevk alan insanların öyküsü.Hatta sevdiği insan üzülsün,canı acısın diye kendine zarar veren aşıkların öyküsü,kitapta en çok bu etkilemişti beni.Uzun olmasına rağmen defalarca kendini okutma isteği uyandıran kitaplardan.Çocukluktan başlayan aşka,onların ilişkilerine ve kitabın atmosferine defalarca tanık olmak istiyorsunuz.
500 syf.
·Beğendi·9/10
Bronté kardeşlerin belki de en huysuzu, Emily. Sert, hırçın ve tam anlamıyla huysuz karakteri güneş misali kitabına, karaterlerine, her bir kelimenin arasına sıkışmış durumda. Ve işte bu, kitabı tamamıyla ona özgü yapan şey!
Böylesine huysuz bir kitap ancak böylesine huysuz bir insanın elinden çıkabilirdi ve böyle sevilebilirdi.
Elbette ki İngiliz edebiyatının incilerinden olduğu su götürmez ancak alttan alta rahatsız eden huysuzlukta yok sayılamaz zannımca efenim.
Edgar'ı seviyorsun, çünkü; genç, yakışıklı, neşeli, zengin, üstelik o da seni seviyor. Bu sonuncu şıkkın hiç önemi yok, çünkü o sevmese de sen onu sevebilirdin. Buna karşılık bu dört niteliğe sahip olmasaydı, o istediği kadar seni sevsin, sen onu sevmezdin.
Emily Brontë
Sayfa 127 - Bordo Siyah (Dünya klasikleri)
"İnsanı insan yapan, yüzüne güzellik katan ve onu sevdiren tek şey kalbinin temizliğidir. Yoksa hepimiz aynıyız, etten ve kemikten oluşmuş bedenleriz. Bizi birbirimizden ayıran tek şey kalplerimizin özelliğidir. Eğer temiz ve güzel bir kalbiniz varsa, bu dışınıza yansır. Fakat kararmış, herkesin kötülüğünü isteyen, kıskanç biriyseniz, kalbinizin kötülüğü yine yüzünüze yansır. Ve dünyalar güzeli olsanız bile, kalbinizin karanlığı güzelliğinize gölge düşürecektir."
“Hiç kitabınız yok mu?” dedim. “Burada kitap olmadan nasıl yaşıyorsunuz, diye sorabilir miyim? Doğruyu söylemek gerekirse, kitaplarımı elimden alsalar çıldırırım.”
Ama saat ona kadar uyumanız hiç doğru değil. Sabahın en güzel saatlerini kaçırmış oluyorsunuz. Bir insan, günlük işlerinin yarısını saat ona kadar bitirememişse, öbür yarısını ertesi güne bırakmak zorunda kalabilir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uğultulu Tepeler
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
468
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059133265
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Mavi Çatı Yayınları
Mal sahibimi (ileride başımı derde sokacak olan şu yalnızlığa meraklı komşumu) ziyaretten biraz önce döndüm. Burası gerçekten çok güzel bir yer! Bütün İngiltere’de. kalabalığın kaynaşmasından böylesine uzak bir çevre bulabileceğimi hiç sanmıyorum. İnsanlardan kaçan bir kimse için tam bir cennet burası; Bay Heathcliffle ben de bu ıssızlığı paylaşmak için öyle uygun iki kişi oluyoruz ki!

Esaslı bir adamdı bu Heathcliff! Ben at üzerinde ona yaklaşırken kaşlarının altından kara gözleriyle beni şüpheli şüpheli süzdüğü sırada da, ona kendimi tanıtırken parmaklarını kıskançlıkla yeleğinin içine soktuğu zaman da ona kanımın nasıl kaynadığını fark etmedi bile. . .

Kitabı okuyanlar 4.739 okur

  • Sara

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları