Uğurlu perşembe

·
Okunma
·
Beğeni
·
5208
Gösterim
Adı:
Uğurlu perşembe
Baskı tarihi:
1968
Sayfa sayısı:
267
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
263 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
John Steinbeck' in okudugum üçüncü kitabıydı ve bu da onun klasiklerinden biriydi. Kitaptaki kurgular ve Sardalye Sokağı sakinlerinin birbirleriyle olan diyalogları o kadar zekice hazırlanmış ki insan kitabın içinde kaynoluyor. Fareler ve İnsanlar kitabındaki o çok sevilen Lennie karakterinin bir benzeri hatta daha akıllısı olan Hazel vardı karşımda. Kitabın kahramanı Doc ve Suzy nin hikayesi. Bence kitabın en güzel yanı Sardalye Sokağın da ki dostluk ve arkadaşların birbirlerine olan bağlılıkları. Kitap bitince kafamı kaldırıp düşündüm keşke böyle bir sokakta yaşamak ve böyle dostlarla tanışmak herkese nasip olsa. Eğlenceli ve güzel diyaloglarla çevrili bir kitap kesinlikle tavsiye ederim.
263 syf.
·4 günde·Beğendi·7/10
Ot Dergisi’nin Aralık sayısında, Vedat Özdemiroğlu’nun sayfasını okurken ismine rastladım, John Steinbeck’in Tatlı Perşembe”sine. Vedat Özdemiroğlu, ustası Tekin Aral’ın bir gün kendisine bu kitabı okuyup okumadığını sorduğunu, kendisinin okumadığını söylemesinin ardından, Aral’ın “büyük eksiklik” diye cevapladığını söylüyordu. Bu sohbetten oldukça uzun bir zaman sonra, yakın bir tarihte okuduğu bu kitap için, Tekin Aral’ın ne kadar haklı olduğunu dile getiren ifadelerle tamamlıyordu pasajını.

Bu okuma üzerine küçük not defterime kitabın adını ekledim ve ocak ayı sipariş listemde de yer verdim. Kitap elime geçtikten bir buçuk ay sonrada okuma fırsatı buldum.

“Tatlı Perşembe”yi okumaya başladığımda, kitabın aslında üçlü bir serinin son kitabı olduğunu fark ettim. Çünkü kitabın ilk iki bölümü bağlantı cümleleri ile doluydu. Bir an, acaba yarıda bırakıp ilk iki kitabı okuduktan sonra mı devam edeyim, diye düşündüm. Ama bir bölüm daha okuyunca, kitabın her ne kadar üçlü serinin bir parçası da olsa, kendi içinde bağımsız bir hikâye olduğunu fark ettim ve yoluma devam ettim. Roman, Steinbeck’in “Sardalya Sokağı” ve “Yukarı Mahalle” romanları ile birlikte üçlü bir seri oluşturuyor. “Tatlı Perşembe” serinin üçüncü kitabı. Ancak bu kez, II. Dünya Savaşı’nın sonrasını komu ediniyor ve doğal olarak ilk iki romanın karakterlerinde ciddi bir değişim yaşanıyor. Kitabın ilk iki bölümü de bu değişimleri yansıtıyor ve geçmişle bağlar kurmaya çalışıyor.

“Tatlı Perşembe” geniş anlamda bir ilçe, ama dar anlamda bir mahallenin hikâyesi. Bir kenar mahallesi sayılabilecek Sardalye Sokağı, hikâyenin ana mekânı olmaya devam ediyor. Sokağın hikâyeye konu olan esas noktaları ise, Flophouse isimli döküntü ve ucuz bir otel, Bear Flag isimli bir genelev, “Batı Biyoloji” isimli ve aynı zamanda başkaraktere ev sahipliği de yapan bir laboratuar, La İda Kafe isimli bir cafe, restoran ile diğer başkaraktere ev sahipliği yapan bir eski buhar kazanı. Genellikle işsiz güçsüz ya da düşük vasıflı işlerde çalışan karakterlerden oluşan hikâye ekibi, bir yanı ile eski Yeşilçam filmlerindeki fakir kızın evlenmesi için ortak bir çabanın içine giren, mutlu mesut kenar mahalle filmlerinin karakterlerini andırıyor. İnsancıllığın, samimiyetin, dayanışmanın, yardımlaşmanın ama diğer yanı çaresizliğin, imkânsızlığın sarıp sarmaladığı sıcak bir atmosfere sahip roman.
Bir bilim adamı olmak isteyen romanın başkarakteri Doc’un sorunlarını çözebilmek için onu evlendirmeye, ona bir mikroskop almaya odaklı gelişen olaylar, tahmin edilenden öteye bir aşk hikayesine dönüşüyor. Hikaye taze bir genelev fahişesinin onurlu duruşu, eşit şartlarda bir ilişki kurma çabası ile şekilleniyor. Doc’a mikroskop alma hikâyesi ise, kenar mahalle insanlarının mikroskop ile teleskopu ayırt edemediği bir netice ile sonuçlanıyor.

Steinbeck hikâyelerin arasında birkaç kez, Monterey kasabasının komşusu olan Pacifik Grove kasabasına da gözünü çeviriyor ve kasabanın geleneksel kraket turnuvası ile kelebek festivalini anlattığı bölümleri romanlara ekliyor. Bu bölümde Amerikan idare ve toplum sistemine dair ciddi eleştiriler de bulmak mümkün. Kitapta, hikâyelerin arasında rastlanan diğer bir husus ise Amerikan üretim ve tüketim sistemine yönelik eleştiriler. Ancak bunlar hikâyenin içinde ince detaylar halinde eklenmiş. Örneğin ilçedeki konserve fabrikalarının, II. Dünya Savaşı boyunca kendi vatanseverliklerini sergileyerek, körfezdeki sardalyeleri yakalamak için balık avı sınırlamasını kaldırmalarını ve bunun balık türünün sonuna getirdiğini incelikle tiye alınıyor. 1950’lerde yazılmış bir romanda dünyanın nüfus sorunun ele alan bir pasajın olması da dikkat çekici. Steinbeck, temel meselesi olan edebiyat güzergâhından ayrılmayan ama zihninde dünyaya dair takılan sorunları da işlemekten çekinmeyen, bunları ustaca hikayelerine işleyen bir yazar.

Bu roman, John Steinbeck’in ikinci okuduğum romanı sayılır. Yıllar önce, ortaokul ya da lise yıllarında “Fareler ve İnsanlar” hikâyesini okumuştum ama o hikayenin de orijinal eser mi yoksa okul seviyeleri için hazırlanmış kısaltılmış metinlerden mi olduğunu hatırlayamıyorum. Ama “Tatlı Perşembe”yi okuduktan sonra, Steinbeck’e gereğinden fazla uzun bir ara verdiğimi düşündüm. Klasik edebiyat eserleri hala okuma serüvenimin en önemli eksiklerinden birisi.

Kitabın sonunda, Tekin Aral’ın bu kitabı beğenmesinin hiç de garip olmadığını ve bu eserden fazlası ile etkilenerek kendi yazarlık macerasını belirlemiş olduğunu anladım. Çocukluk zamanlarımda ilk okuduğum öykülerin, Oğuz Aral’ın kardeşi olan Tekin Aral’ın, kendi çıkardığı Fırt dergisinde yayınladığı “Salacak Hikâyeleri” olduğunu hatırlıyorum. Tekin Aral, Steinbeck’ten, bir mahalle ve o mahallede işleyen temel sistemin dışında kalan karakterlerle bir öykü silsilesi yaratabileceğini fark etti büyük ihtimalle. Ama Tekin Aral’ın Salacak Hikâyelerini edebiyatın derinliklerine kazandırma konusunda yeterli bir çabaya girişmediğini düşünüyorum. O güzelim hikâyeler, mizah dergileri sayfasını aşıp, bir edebiyat ürününe dönüşemediler. Oysa bence daha kalıcı eserlere dönüşmeyi hak ediyorlardı.

Kitabın kapağı konusunda fark ettiğim bir nokta ile değerlendirmemi tamamlamak istiyorum. Benim okuduğum kitap, Sel Yayınları’nın 2017 Nisan tarihli 3. baskısıydı. Ancak internette görsel ararken Sel Yayınları’nın 4. baskı için kapağı değiştirdiğini fark ettim. Açıkçası, hikâyeyi temsil etme adına 4. Baskı görselinin daha doğru bir tercih olduğunu düşünsem de, 3. baskı görselinin sade ve yalın hali bana daha cazip geldi.
263 syf.
·8/10
Selâm!
Tatlı Perşembe'nin incelemesi tesadüfen tam da perşembe gününe rastladı,iyi de oldu :)

Son sayfayı kapattım ama halâ devam etmesini istediğim bir romandı.Son sayfayı kapatıp bir yudum çayla olayları sindirmeye çalıştım bir müddet :)Gerçekten muhteşem edebi bir eser okuduğumu düşünüyorum.
Yazar eseri 1954 yani 2.Dünya savaşından sonra yazmış.Kitapta hayatına ve yaşadıklarına dair pek çok ipucuna rastlayabilirsiniz.Örneğin romanda adı geçen Joe Elegant bir genelev aşçısı ve aynı zamanda bir yazar.Onun vasıtasıyla zamanında yayınlatamadığı yazıları için bir gönderme yapmış.Diğer kahramanlar üzerinden de atıflarına ve anlatımlarında başvurduğu ironiye sık sık rastlıyoruz.Mesela,Hazel adlı kahramana "Sevgili Anthony West.Yaptığın şey çok hoştu..."dedirterek, 'Cennetin Doğusu' romanına ağır eleştiriler yönelten İngiliz yazar Anthony West'e gönderme yapıyor.
Romanda yer yer enteresan betimlemeler dikkatimi çekti.Örn; "Doc onu bazen eğlenceli bulurdu,bazense adamın sonu gelmez miyopça hevesleri karşısında sabrı taşardı." gibi..
Steinbeck Amerikan edebiyatının gerçekçi yazarlarından biridir.Edebiyat ve Deniz Zoolojisi okumuş,okurken aynı zamanda pek çok işte çalışmış ve son olarak yazarlık uğruna üniversiteyi yarım bırakmış.Bu kitabın ana karakterlerinden biri olan Doc zoologtur mesela.
Fazla spoilere yer vermeden konuya da biraz değinmek isterim:
Birbirlerine destek olan ve her türlü sıkıntılarında yan yana duran insanlarla dolu bir sokak Sardalya Sokağı ve orada yaşanan sıcak,keyifli ve samimi olaylar..
Gerçi günümüzde bu kadar fedakâr komşular kaldı mı bilmiyorum ama burada çok güzel anlatmış komşuluk,arkadaşlık,dostluk ve vefayı..
Okumanızı öneririm efenim.Saygılar..
277 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
'Sardalye Sokağı' ve 'Yukarı Mahale' kitaplarının devamı niteliği taşıyan 'Tatlı Perşembe' sıcak dostlukları, birbirinden farklı kişilikleri ve Doc- Suzy aşkıyla eğlenceli ve oldukça hareketli bir kitap. Yazar, kendinden beklenildiği gibi çok canlı portreler çizmiş, unutulmaz kahramanlar yaratmış.
Suzy ile Doc arasında ayarlanmış ama bir o kadar da doğal bir aşk patlak vermeye çalışmakta. Ve tüm Sardalya Sokağı sakinleri bu ikili çevresinde sıcacık bir bütünlük oluşturmakta.
263 syf.
·Beğendi·8/10
Elimdeki kitap Varlık yayınlarından. 1959 baskısı (ikinci baskı)... Kitabın, benim için özelliği; Kitabın ilk sayfasına yapıştırılmış 27 Mayıs 1965 tarihli mektup .Eşim 'in Orta okul birinci sınıfı, ( 1964-1965 eğitim yılı) doğrudan geçişi ile ailesine hitaplı not... O zamanlar sınıfını doğrudan geçenlere, takdir alanlara böyle okumayı özendirici hediyeler verilirdi okul idaresince...
Zaman zaman, olumsuz başlayıp olumlu, ya da tam tam tersi cümleler kafayı karıştırsa da, Kültür farklılığının getirdiği (belki bana yabancı) bazı söylemlerin, tanımların epeyce varlığı, bazen yazar, detayları verirken mikroskopik bakış derecesine inip de; " Şimdi bu tanımlama, benzetişim de nedir, neden bu anlamsızlığı niye koydu ki" diye kendinizi yormalarınızı bir yere koyarsak okuması zevkli, güzel anlatımlı," Sardalye Sokağı" kitabının bütünleyicisi. bir kitap derim kısa yoldan.
Bir de, bende ki kitabın çevirisinden kaynaklandığını sandığım çevirmenin kendince bir tarz yaratığı konu var. Şöyle ki. Bizim toplumumuzca kullanılan argoya yakın ifadeler, değimler, betimlemeler mevcut.
Son bir bilgi, Bendeki kitabın Adı :"UĞURLU PERŞEMBE" olarak çevrilmiş...
Güzel kitap...
261 syf.
·18 günde·Beğendi·8/10
Sardalya Sokağı'nın hikâyesi bir Tatlı Perşembe günü başlıyor. Betimlemeler o kadar güzel ki sanki siz de o sokakta yaşıyorsunuz. İnsanların sıcaklığı, dayanışmaları, hikâyeleri bana memleketimin 70ʼli yıllarını hatırlattı. Romanda ciddi miktarda farklı metinlere göndermeler yer alıyor. Keyifle okuyirsunuz.
Sardalya Fabrikasının kapatılması ile mahalede yoksulluk iyice artmıştır. Yoksul Palas dolup taşmıştır. Yoksul ama mutlu insanların hikâyesine tanıkyokuyorsunuz.
Üçlemenin ilk kitabı Tatlı Perşembe 'nin ardından Sardalya Sokağı ce Yukarı Mahalle geliyor..
263 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bazen berbat bir çarşambanın ardından tatlı perşembe gelir.Hayat böyledir işte! Kimi zaman inişler ,kimi zamanda çıkışlar vardır.Bu roman hayatın tüm bu düzensizliği içinde dostlukların ne kadar önemli olduğunu işliyor.Saf kalplerde var olan sevginin, en çorak gönüllerde nasıl fedakarlıkla iyilik tohumlarını yeşertebileceğini gösteriyor.

Savaş sonrası Sardalye Sokağı mercek altına alınırken, savaşla birlikte yitip giden karakterler ve yeni eklenenlerle birlikte dostlarımız Mack ve Doc'un yaşadıkları yine günlük hayatın akışı içinde eritilerek harika bir şekilde aksettiriliyor.Sardalye Sokağı romanındaki pastoral yoğunluk azaltılmış ve Tatlı Perşembe daha fazla duygusallık ve aşk içeriği ile soslanmış.

Bu roman beni özellikle Hazel karakteri üzerinden, Fareler ve İnsanlar romanına götürdü. Şöyle ki saflık ve el değmemiş masumiyeti Steinbeck çok hayat dolu ve gerçekçi işliyor. Siz de doğal olarak bu karakterlere bayılıyorsunuz. Hazel'i çok sevdim ve siz sevgili dostlarımın da okuyunca seveceğinize eminim.

Üçlemeye gelirsek, Yukarı Mahalle'yi istediğiniz şekilde herhangi bir sıra gözetmeksizin okuyabilirsiniz ama Tatlı Perşembe'yi mutlaka Sardalye Sokağı'ndan sonra okumalısınız.Ben bu üçlemeyi çok beğendim herkese okumasını tavsiye ederim iyi okumalar.
263 syf.
·2 günde·9/10
Tatlı Perşembe büyülüydü. İnsanları değiştiren, mutluluk veren, güneşin daha parlak olduğu bir gündü. Berbat Çarşamba'dan sonrası, Bekleme Günü Cuma'nın öncesiydi.

Parası pulu olmayan, yerleşik bir hayatı olmayan, hayata tutunmaya çalışan Suzy kendini Sardalye Sokağı'nda bulur. Bu sırada Dünya Savaşı'nın sonunda askerden dönen Doc vardır ve Doc biyolojiyle ilgili bir insandır. Ahtapotları, denizyılanlarını inceleyerek bir makale yazmaya çalışır.
Suzy kendi benliğini bulmaya çalışırken, Doc'la aralarında bir şeyler gelişir ve bu ikisi için de beklenmediktir aslında. Bir şeylerin olması için itilirler çünkü.

Birçok yan karakterin olduğu bu romanda tüm karakterlere içim ısındı. Doc kendini kötü hissederken tüm sokağın onun için uğraşması, Fauna'nın yıldız fallarıyla insanlara umut vermesi, Hazel'ın deli doluluğuyla okuması çok keyifli bir kitaptı. Ayrıca karakterlerin arasında geçen diyaloglar komikti de. Hatta biraz trajikomikti.
Yazarın dili zaten çok güzel. Gerçekten kendini okutturuyor. Özellikle de her bir bölüme başlarken olayı farklı bir şekilde başlatıp daha da değişik bir yolla asıl olayı aktarması çok hoşuma gitti. Kitabı ben her şeyiyle beğendim.
Kitabı bitirdikten sonra 1000kitap'ta bir yorum okudum ve kitabın aslında Sardalye Sokağı ve Yukarı Mahalle kitabının devamı niteliğinde olduğunu öğrendim. Aynı mekanda geçen farklı kişilerin anlatıldığı kitaplar sanırım. Ama ben bir eksiklik hissetmedim açıkcası kitabı okurken. Zaten giriş ve birinci bölümde geçmişi özetler gibiydi yazar. Sebebi de devam nitelikli bir kitap olmasıymış. Siz okurken en iyisi sıraya göre okuyun derim ben.
263 syf.
·Puan vermedi
Üçlemenin son kitabı, savaş sonrası Amerika nın yoksul (cepleri delik ruhları zengin) insanlarının öyküsü, tüm Steinbeck kitapları gibi, bittiğinde yürekte hafif bir ağırlık, dudak kenarında minik bir gülümseme ve böyle bir yazarı okumuş olmaktan kaynaklanan bir havalanma durumu yaratıyor (Tanrı’ya şükür bu dünyadan Steinbeck geçmiş)
263 syf.
·4 günde·6/10
Savaş sonrası Doc yaşadığı sardalya sokağına geri döner fakat çok şey değişmiştir.Çalıştırdığı biyolojı labratuarında çeşitli deniz hayvanlarını toplayarak okul ve müzelere satmaktadır.Doc yanlızdır,sardalya sokağındaki geneleve yeni gelen suzy hayat kadını olamayacak kadar kibar biridir.Patronu olan fauna ve doc'un diğer arkadaşlarının da gayreti ile doc ve suzy arasında evliliğe varacak bir ilişki başlar.Kitabın konusu budur,bazı yerlerini saçma da bulsam,iyi bir hikaye çıkmış ortaya.
263 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
İnsanların ben merkezci olduğu, sadece çıkarlarımızın düşünüldüğü, komşunun komşuya selam vermediği, tanıyıp da tanımak istemediği, arkadaşlıkların çıkara dayandığı günümüzde John Steinbeck üçlemesini okumak içimi ısıttı.
Dostluğun ne olduğu ve onun için neleri göze alabileceğinizi görebileceksiniz. Yukarı Mahalle, Sardalye Sokağı ve serinin sonu Tatlı Perşembe’yi mutlaka okuyun.
“İşler gerçekten sarpa sarınca, bazı insanlar kendilerinden kötü durumdakilere bakarak avunmak ister. Bu işe yarar gibi görünmektedir, nasıl işe yaradığını anlamak güç olsa da. Kendi derdinizi bir başkasının derdiyle kıyaslarsınız ve sizinki daha önemsizse kendinizi daha iyi hissedersiniz.”
"İçinde tatminsizlik var.Bence bir şeyi ihmal ettin veya kendinden esirgedin...Sanki çok yiyip de hiç A vitamini almamış gibisin neredeyse.Aç değilsin ama açlıktan ölüyorsun.Böyle düşünüyorum."
Her şey değişmişti. İnsanlar ya gitmiş ya da değişmişlerdi, ki degişmek gitmek gibiydi neredeyse.
John Steinbeck
Sayfa 10 - Sel yayıncılık
"Olmadığın biriymişsin gibi davranma ve bilmediğin bir şeyi biliyormuşsun gibi yapma,yoksa önünde sonunda kıçının üstüne oturur kalırsın."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Uğurlu perşembe
Baskı tarihi:
1968
Sayfa sayısı:
267
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Varlık Yayınları
Baskılar:
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe
Uğurlu perşembe
Tatlı Perşembe
Tatlı Perşembe

Kitabı okuyanlar 319 okur

  • Tülay ÖZTÜRK
  • Dr.Okur
  • Alfonso

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0.9 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0