Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovşçina 1918-1921

·
Okunma
·
Beğeni
·
466
Gösterim
Adı:
Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovşçina 1918-1921
Baskı tarihi:
Mayıs 1998
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757005061
Kitabın türü:
Orijinal adı:
İstoriya Mahnovskogo Dvijeniya
Çeviri:
Yeşim T. Başaran, Cemal Atila
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaos Yayınevi
Mahnovşçina'da düşman kardeşlerin trajedisini okuyacaksınız.
3 yıl süren ve 300 bin kişinin ölümüne yol açan iç savaşın, insanı nasıl bir vahşete sürüklediğini göreceksiniz.
Çarlık polisinin takibatına, zulme ve işkenceye uğrayanların iktidara gelir gelmez, adına hareket ettikleri sınıfa ve ideallerine nasıl kolayca yabancılaştıklarına, Çarlık zulmünü kat be kat geride bırakan bir despotizmi devrim adına nasıl mübah gördüklerine tanık olacaksınız.
Ve nihayet bu kitabı okuduğunuzda "mutlak baskı" demek olan devletin ve otoritenin olduğu yerde özgürlüğün olamayacağına hak vereceksiniz.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Demokrasinin Reddi

Demokrasi, burjuva kapitalist toplum biçimlerinden biridir. Demokrasi, modern toplumun iki düşman sınıfının varlığının devamı üzerinde temellenir. Yani işçi sınıfı ile kapitalist sınıf ve her ikisinin kapitalist özel mülkiyet temelindeki işbirliği. Bu işbirliği, ifadesini parlamento ve ulusal temsilci hükümette bulur.

Biçimsel olarak demokrasi, ifade, basın ve örgütlenme özgürlüğü ile kanun karşısında herkesin eşitliği ilkesini savunur.

Gerçekte ise tüm bu özgürlükler son derece göreceli bir karaktere sahiptir. Bu özgürlüklere ancak, egemen sınıf olan burjuvazinin çıkarlarına dokunmadıkları sürece müsamaha edilir. Demokrasi, kapitalist özel mülkiyetin dokunulmazlığı ilkesini korur. Böylelikle demokrasi burjuvaziye, bir bütün olarak ülke ekonomisini, basını, bilimi, sanatı ve eğitimi kontrol etme hakkını verir ki bu da esasen burjuvaziyi tam olarak ülkenin tartışılmaz efendisi yapar. Ekonomik alanda bir tekele sahip olan burjuvazi, aynı zamanda politik alanda da sınırsız gücünü inşa edebilir. İşleyen bir demokraside parlamento ve temsilci hükümet vardır, ama burjuvazinin icra organları olarak vardırlar.

Sonuç olarak demokrasi, burjuva diktatörlüğünün, politik özgürlükler formülü ile aldatıcı demokratik garantiler maskesinin ardına gizlenmiş bir yaklaşımından başka bir şey değildir.

Anarşist Komünistlerin Örgütlenme Platformu, 1926
Komünist iktidarın devrimci Rusya'da uzun bir süre için kendini güvenceye almış olduğu gerçeği, birçok insanın bu iktidarın gerçekten de Rus Devrimi'nin ürünü olduğunu düşünmesine yol açtı. Ancak bu tamamen gerçek dışıdır. Rus Devrimi ile Komünist otorite, birbirine taban tabana zıt olan iki olgudur. Komünist iktidar, Rus Devrimi boyunca, en kurnaz, en esnek ve aynı zamanda da en inatçı gericilik biçimi oldu. Devrimci mücadeleye katıldığı ilk günden itibaren, aslında devrime karşı mücadele etti. Rusya'daki emekçi kitleler, bu mücadelede gerçek kazanımlarını neredeyse tamamen yitirdiler; örgütlenme, ifade ve basın yayın özgürlüğü ile yaşamın dokunulmazlığı ilkesini. Bu mücadele her köyü, her fabrikayı etkileyerek Rusya'da boydan boya yayıldı, en üst noktası da Ukrayna'daki devrimci isyan oldu. Aynı mücadele, Büyük Rusya'nın birçok eyaletinde yeniden ortaya çıktı ve 1921 Şubat ve Mart aylarındaki Kronştad Ayaklanması'nda yankılandı.
İnsan ister istemez, yaşamları boyunca kitlelerin devrimci hareketi üzerine bu denli çok konuşan, tıpkı bazılarının Mesih'in gelişini beklemesi gibi, yıllarca böyle bir hareketin ortaya çıkmasını bekleyen anarşistlerin, bu harekete hemen katılacaklarını, hareketle tamamen bütünleşeceklerini ve tüm varlıklarını harekete adayacaklarını düşü­nür. Oysa Mahnovşçina örneğinde bu gerçekleşmedi.

Anarşizmin kuramsal öğretisini kavramış olan Rus anarşistlerinin büyük çoğunluğu kendi yalıtılmış çevresinde kaldı ve bunun da kimseye bir yararı olmadı. Bu hareketin nasıl bir hareket olduğu ve niçin hareketle ilişkiye geçmeleri gerektiği noktasında kendileriyle tartışarak bir köşede bekleyip durdular ve herhangi bir adım atmak yerine, Mahnovşçina'nın saf bir anarşist hareket olmadığı düşüncesiyle kendilerini avuttular.

Özellikle Bolşevizm'in hareketin doğal gelişimini engellediği dö­nemden önce Rus anarşistlerinin bu harekete yapacakları katkıların paha biçilmez bir değeri olacaktı. Kitleler acilen, kendilerinin düşüncelerini formüle edip geliştirecek, bu düşünceleri yaşamın büyük arenasında hayata geçirmelerine yardım edecek ve hareketin biçimi ve doğrultusu üzerinde özenle çalışacak militanlara ihtiyaç duyuyorlardı. Anarşistler böyle bir militan yaşamı bilmiyor ya da istemiyorlardı. Bu nedenle anarşistler hem kendilerine hem de harekete zarar verdiler. Örgütsel ve kültürel güçlerini bu harekete vaktinde aktarmayarak, hareketin, yoksul köylülerin yetersiz kuramsal güçleriyle ağır ve acı bir şekilde gelişmek zorunda kalmasına yol açtılar. Kendilerini yaşamakta olan bir tarihin dışında tutarak, böylece kendilerini de hareketsizli­ğe ve kısırlığa mahkum etmiş oldular.

Ezilen insanlığın tarihsel görevlerini yerine getirme amacında olan ve mevcut devrimci dönemde bir benzeri daha olmayan bu denli önemli ve büyük kitlesel hareket boyunca, Rus anarşistlerinin kendi çevreleri içinde kaldıklarını ve adeta uyuduklarını belirtmek zorundayız.

Aynı zamanda bu acı durumun rastlantısal olmadığını, aşağıda bahsedeceğimiz çok özgün nedenlerden kaynaklandığını görüyoruz.

Anarşist kuramcıların büyük çoğunluğu entelijensiya kökenlidir. Bu olgu oldukça çarpıcıdır. Anarşist saflardayken bile, birçoğu içinden çıkıp geldikleri psikolojik şartlanmışlıklardan tamamen kurtulamamaktadırlar. Anarşist kuram üzerine diğer yoldaşlardan daha çok kafa yorarlar; ve böylelikle yavaş yavaş kendilerini anarşistlerin liderleri olarak değerlendirme noktasına gelirler; kendilerini, anarşist hareketin onlarla başladığı ve hareketin kaderinin onların doğrudan katılı­mına bağlı olduğu düşüncesine kaptırma noktasına gelirler. Ancak Mahnovşçina, onlardan çok uzak bir bölgede, üstelik çağdaş toplumun en alt katmanları arasında yeşerdi. Kendi çevrelerine kapanmış olan bu anarşist kuramcılardan yalnızca birkaçı, Mahnovşçina'nın gerçekten de anarşizmin yıllardır beklediği bir hareket olduğunu kavrama duyarlılığını ve cesaretini kendinde bulabildi ve hemen yardıma koştu. Entelektüel ve eğitimli tüm anarşistlerin arasından, yalnızca Volin'in bütün yeteneklerini, gücünü ve bilgisini hareketin hizmetine sunarak bizzat harekete katıldığını söylemek daha doğru olacaktır. Di­ğer anarşist kuramcıların tümü bu hareketten uzak durdu. Bu ne Mahnovşçina'nın ne de anarşizmin yaklaşımıdır, tam tersine, işçi ve köylülerin tarihsel hareketi boyunca, son derece dar, pasif ve çaresiz olan anarşist birey ve örgütlerin; emeğin kurtuluşu ve anarşizm ideali kendileri için değerli olan ama kendi projeleri kan revan içinde ortaya çıkıp onları saflara çağırdığında, ya bu proje içinde yer almak istemeyen ya da yer almaktan korkanların yaklaşımıdır.

Daha da önemli olan, çaresizlik ve eylemsizlik içindeki anarşistlerin, anarşist kuram ve anarşist saflardaki örgütsel bulanıklık konusundaki yaklaşımlarıdır.

Anarşizm ideali güçlü, yapıcı ve son derece açık seçik olmakla birlikte, emekçilerin toplumsal hareketiyle doğrudan ilgisi olmayan çeşitli alanlarda, bazı handikap ve belirsizlikleri de içinde taşır. Bu durum ise, anarşist idealin ve pratik anarşist programın çarpıtılmış yorumlarının türemesine zemin hazırlar.

Bu nedenle birçok anarşist tüm enerjisini, anarşizmin temel sorununun, sınıfların ve tüm insanlığın kurtuluşu mu, yoksa bireyin kurtuluşu mu olduğu sorusuna adar. Bu soru anlamsızdır ancak yeterince açık olmayan bazı anarşist yaklaşımlardan kaynaklanmaktadır ve yalnızca anarşist düşünce ile eylemin yanlış anlaşılmasına hizmet etmektedir.

Bireysel özgürlük konusunda yeterince açık olmayan anarşist teori, suistimal için daha geniş bir alan yaratmaktadır. Elbette kararlı bir iradeye ve iyi gelişmiş devrimci bir öngörüye sahip olan etkin unsurlar, bireysel özgürlük bağlamındaki anarşist yaklaşımı, diğer bireylerle kurulacak anarşist ilişkiler şeklinde ve kitlelerin özgürlüğü için kesintisiz bir anarşist mücadele olarak anlarlar. Ancak devrimci tutkuyu hissetmeyenler ve en çok kendi "ben"lerini ortaya koyma noktasında yoğunlaşanlar, bu düşünceyi bildikleri gibi kavrarlar. Ne zaman, pratik anarşist örgüt sorunu ya da ciddi amaçları olan bir örgütlenme sorunu dile getirilse, bu tip kişiler çabucak bireysel özgürlük bağlamındaki anarşist yaklaşıma sarılıp her türden örgütlenmeye karşı çıkarak sorumluluktan kaçarlar. Her biri kendi bahçesine kaçar, kendi işiyle meşgul olur ve kendi anarşist anlayışı üzerine vaaz verir. Anarşistlerin düşünce ve eylemleri böylece bir tür akıl hastalığı noktasına vardı­rılarak paramparça edilmektedir.

Ortaya koyduğumuz tüm bu yaklaşımlardan ilham alan Rus anar­şistleri tarafından savunulan birçok somut anlayışa rastlıyoruz. 1904-1907 yılları arasında, anarşist mücadele yöntemi olarak, kısmi kamulaştırmayı ve bireysel terörü vaaz eden Beznaçaltsi (Efendisiz) ile Çernoznamentsi'nin (Kara Bayrak) pratik programlarına tanık olduk. Bu programların kazara anarşist olmuş kişilerin keyfi heveslerinden başka bir şey olmadığını fark etmek hiç de zor değil ve bu tür programlar ancak devrime ve halka karşı yeterince gelişmemiş bir sorumluluk duygusu pahasına anarşizm çerçevesinde önerilebilirdi. Daha yakın dönemlerde de birçok anarşist yaklaşım gördük; bu yaklaşımların kimi devlet otoritesine veya kitleler üzerinde tahakküm kuran iktidarlara sempatiyle bakarak, kimi örgütlenme ilkelerini bir bütün olarak reddedip bireyin mutlak özgürlüğünü savunarak, kimi de özellikle anarşizmin "evrensel" görevleriyle ilgilenerek, pratikte, sonuç olarak mevcut dönemin acil ihtiyaçlarından kaçıyordu.

Onlarca yıldır Rus anarşistleri örgütsüzlük hastalığından çekmektedir. Bu hastalık somut düşünme yeteneklerini tahrip etti ve onları devrim anında tarihsel bir eylemsizliğe sürükledi. Örgütsüzlük sorumsuzluğun ikiz kardeşidir, ikisi birlikte, güdükleşmiş bir düşünceye ve beyhude çabalara yol açmaktan başka bir işe yaramaz.

Kitlesel hareket, halkın derinliklerinden yükselerek, kendini Mahnovşçina özgüllüğünde ortaya koyduğunda, anarşistlerin tamamen hazırlıksız, zayıf ve şaşkın oldukları böylece görülmüş oldu.

Bize göre bu durum geçicidir. Bu durum, Rus anarşistleri arasındaki fikir berraklığı ve örgütlenme eksikliğiyle açıklanabilir. Rus anarşistleri örgütlenerek, anarşizm için çaba harcayan ve kendini samimi bir şekilde işçi sınıfına adayan kişilerle bağ kurmak zorundadırlar. Anarşizmin içindeki parçalayıcı ve keyfi unsurlar ancak o zaman ayıklanabilecektir.

Anarşizm ne mistisizmdir, ne güzellik üzerine verilen bir söylevdir, ne de bir umutsuzluk haykırışıdır. Büyüklüğü, her şeyden önce kendisini ezilen insanlığa adamış olmasından kaynaklanmaktadır, bu saydıklarımızdan değil. Anarşizm, içinde gerçeği, kahramanlığı ve kitlelerin özlemlerini taşır ki, günümüzde, kitlelerin mücadelelerinde bel bağlayabilecekleri tek toplumsal öğreti anarşizmdir. Ancak bu gü­veni hak edebilmek için, anarşizmin büyük bir düşünce olması, anar­şistlerin ise sadece bu düşüncenin platonik sözcüleri olması yetmemektedir. Anarşistler kitlelerin devrimci hareketlerine doğrudan ve kesintisiz bir şekilde katılmak zorundadırlar. Ancak o zaman herhangi bir hareket anarşist idealin bütünlüğünü teneffüs edecektir. Hiçlikten ancak hiçlik çıkar. Her kazanım sürekli bir çabayı ve fedakarlığı gerektirir. Tarihsel rolünü tam olarak belirleyebilmesi için anarşizmin bir eylem ve irade birliğine ihtiyacı vardır. Anarşizm kitlelere gitmeli ve kitlelerle kaynaşmalıdır.
Dünya tarihinde, emekçi halk tarafından, başkalarının emeğini sö­mürmeyen işçi ve yoksul köylüler tarafından kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleştirilmiş hiçbir devrim yaşanmamıştır. Bütün görkemli devrimlerin esas gücü, devrimin zaferi için yüzbinlerce kurban veren işçiler ve köylülerdi ama işçi ve köylüler hiçbir zaman devrimin amaç­larını ve biçimini belirleyen liderler, ideologlar ve örgütçüler olmadı­lar. Tam tersine, işçi ve köylülere yabancı unsurlar, yani genelde ölmekte olan çağın yönetici sınıfı ile kent ve kır proletaryası arasındaki arabulucular devrimin liderleri oldular.
Büyük Fransız Devrimi'nde, işçiler zafer için muazzam bir çaba harcadı ve sayısız kurban verdi. Peki bu devrimdeki politik unsurlar acaba proletaryanın çocukları mıydılar ve proletaryanın eşitlik ve özgürlük özlemleri için mi mücadele ettiler? Kesinlikle hayır. Danton, Robespierre, Camille Desmoulins ve devrimin tüm diğer "üstdüzey rahipleri", zamanın liberal burjuvazisinin temsilcileriydiler. Onlar, burjuvaziye özgü toplumsal ilişkiler için mücadele ettiler ve aslında 18. yüzyıl Fransız halk kitlelerinin devrimci idealleri olan eşitlik ve özgürlükle onların idealleri arasında hiçbir ortak nokta yoktu. Buna rağmen bu unsurlar, hem geçmişte hem de günümüzde hâlâ bu büyük devrimin liderleri olarak değerlendiriliyorlar. 1848 Fransız Devrimi'nde, sefaletinin ve yoksulluğunun üstesinden devrimle gelmeyi uman ve üç ay boyunca kahramanca çabalarını devrime adayan işçi sınıfı, devrimin liderleri tarafından vaat edilen "sosyal cumhuriyeti" elde etti mi? Hayır. İşçi sınıfı, devrimin liderlerinden yalnızca kölelik ve kitlesel katliamlar elde etti; hain liderlerine karşı ayaklanmaya teşebbüs ettiklerinde 50 bin işçi Paris'te öldürüldü.
Bütün geçmiş devrimlerin işçi ve köylüleri, sadece temel amaçlarının taslağını çizerken ve yürüyecekleri yolu tanımlarken başarılı oldular; bütün bu amaçlar genellikle devrimin daha zeki, daha kurnaz ve daha eğitimli "liderleri" tarafından saptırıldı ve ortadan kaldırıldı. İşçilerin bu devrimlerden elde ettiği en iyi şey, oy verme, toplanma, yöneticilerini seçme hakkı ve yayın haklarına dair anlamsız kazanımlardı. Hatta, bu haklar bile, yeni rejimin kendini sağlamlaştırmak için gerek duyduğu kısa bir dönem için verildi. Bunun ardından, kitleler tekrar eski yaşamlarına, eski itaat, sömürü ve sahtekârlık günlerine geri döndüler.
1900-1905 yıllarından başlayarak, işçi ve köylüler arasındaki propaganda iki temel öğretinin sözcüleri tarafından yapıldı: Devletçi sosyalizm ve anarşizm. Devletçi sosyalizm propagandası, sıkı bir şekilde örgütlenmiş olan Bolşevikler, Menşevikler, Sosyalist Devrimciler ve benzeri demokratik parti ve gruplar tarafından yürütüldü. Anarşizm ise, bir devrimdeki işlevlerini yeterince açık bir şekilde anlamamış, sayıca daha az ve küçük gruplar tarafından ifade edildi. Propaganda alanı ve politik eğitim neredeyse tümüyle, kitleleri kendi program ve fikirlerinin ruhu içinde eğiten demokratlar tarafından işgal edilmişti. Temel amaç, demokratik bir cumhuriyetin kurulmasıydı; politik devrim ise bu amacı gerçekleştirmek üzere kullanılacak bir araçtı.

Anarşizm ise tam tersine, devletçiliğin bir biçimi olduğu için demokrasiyi ve bir eylem yöntemi olarak da politik devrimi reddetti. Anarşizm, işçi ve köylülerin temel görevi olarak toplumsal devrimi gördü ve kitlelere seslenmesinin nedeni de buydu. Emekçi halkın özgür, devletsiz toplumunu kurmak üzere, kapitalizmin tamamen yıkımı için çağrıda bulunan tek öğreti anarşizmdi. Ancak az sayıda militanı olduğundan ve yakın gelecek için somut bir programı olmadığından, anarşizm geniş bir şekilde yayılamadı ve özgün bir toplumsal ve politik kuram olarak kitleler arasında kök salmayı başaramadı. Buna rağ­men, anarşizm köleleştirilmiş kitlelerin yaşamlarının en önemli yanlarıyla ilgilendiği için, kitlelere karşı asla ikiyüzlü davranmadığı için ve halka kendi davası için bizzat savaşıp gerektiğinde ölmeyi öğrettiği için, tam da işçi sınıfının kalbinde, toplumsal devrim uğruna mücadele eden savaşçılar yarattı. Anarşist fikirler, Çarlık gericiliğinin, uzun ve çileli dönemi boyunca yayılıp, toplumsal ve politik idealler olarak kent ve kırlardaki işçilerin kalbinde yeşerdi.

Demokrasinin doğal bir ürünü olan sosyalizm, kendisine hizmet eden muazzam bir entelektüel güce her zaman sahip oldu. Öğrenciler, profesörler, doktorlar, avukatlar, gazeteciler, vb. ya Marksist'tiler ya da büyük ölçüde Marksizm'e sempati duyuyorlardı. İşçileri, demokrasinin daima kuşku götüren, anlaşılmaz idealleri için savaşmaya çağırdığı halde, politikada deneyimli olan etkin gücü sayesinde, sosyalizm geniş işçi kitlelerini kendi saflarına çekmeyi daima başardı.

Buna rağmen, 1917 Devrimi döneminde, sınıfsal çıkarları ve eğilimleri, işçi ve köylüleri doğrudan kendi nihai amaçlarına yöneltti: Toprak ve fabrikaların kamulaştırılması.

Kitleler arasında bu yönelim gözlenmeye başlandığında -ki bu 1917 Devrimi'nden çok önce de vardı- Marksistlerin bir bölümü, yani sol kanadı olan Bolşevikler çabucak mevcut burjuva-demokrat konumlarını terk ettiler. Sloganlarını işçi sınıfının ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlediler; kendilerini nasıl kitle hareketinin efendisi yapabileceklerinin yollarını ararken, devrim günlerinde de isyancı kitleyle birlikte yürüdüler. Bolşevikler bu başarıyı, kitleleri aldatmak için kullandıkları sosyalist sloganların yanı sıra, Bolşevizm saflarındaki geniş entelektüel güçler sayesinde kazandılar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ukrayna Anarşist Hareketi Mahnovşçina 1918-1921
Baskı tarihi:
Mayıs 1998
Sayfa sayısı:
255
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757005061
Kitabın türü:
Orijinal adı:
İstoriya Mahnovskogo Dvijeniya
Çeviri:
Yeşim T. Başaran, Cemal Atila
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaos Yayınevi
Mahnovşçina'da düşman kardeşlerin trajedisini okuyacaksınız.
3 yıl süren ve 300 bin kişinin ölümüne yol açan iç savaşın, insanı nasıl bir vahşete sürüklediğini göreceksiniz.
Çarlık polisinin takibatına, zulme ve işkenceye uğrayanların iktidara gelir gelmez, adına hareket ettikleri sınıfa ve ideallerine nasıl kolayca yabancılaştıklarına, Çarlık zulmünü kat be kat geride bırakan bir despotizmi devrim adına nasıl mübah gördüklerine tanık olacaksınız.
Ve nihayet bu kitabı okuduğunuzda "mutlak baskı" demek olan devletin ve otoritenin olduğu yerde özgürlüğün olamayacağına hak vereceksiniz.

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Vegan
  • VELASCO
  • Mehmet Güven
  • Ümit ÖZCAN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%100 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0