Adı:
Umutsuzluğun Doruklarında
Baskı tarihi:
5 Eylül 2019
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056923968
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Umutsuzluğun Doruklarında, Cioran’ın 23 yaşında, tam da uykusuzluk hastalığının başladığı yıllarda yazdığı ve onu filozoflar katına çıkaran; sonsuz dünya içindeki sonlu insanın anlamı, aşk, acı, sevinç, ölüm ve umutsuzluk hakkında, sert ve ele avuca gelmeyen fikirlerin yoğuştuğu bir kitap.

Cioran’ın tüm felsefesinin ve üslubunun "kilit taşı" olarak nitelendirilen Umutsuzluğun Doruklarında, Orçun Türkay'ın çevirisiyle…

"Cioran, gözlerimizi hiç durmadan insan varoluşunun hiçliğine yöneltmeye çalışmış, muhteşem bir asi ve boyun eğmez bir mizantroptu."

- Norman Manea -
152 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Hangi eski yazarda okudum üzüntünün kanın "yavaşlama"sından ileri geldiğini? Tam da budur üzüntü: Durgunlaşan kan... diye yazar Cioran.  Belki de üzüntü, yaşamın yavaşlamasından ya da yaşanılmamasından doğan boşlukta dört bir yanını ıssızlığın kuşatıp onu doldurabilecek hiçbir nesneye ulaşamamaktan ileri geliyordur. O öyle bir ıssızlık ki yaşamında ona dokunan her nesneyi çepeçevre saran bir yalnızlık uzaklaştırmakta onu usta bir acının krallığında. Hep yabanıl yaşamış bir yazar olan Cioran, kendi acısına öyle bir kalkan hazırlamış ki "sonuna kadar acı çekmek lazım ta ki ona inanmaktan vazgeçinceye kadar" düşüncesine ömrünün sonuna kadar sadık kalmış. Bunun dışında aynı olgunun farklı versiyonları olan, acı içinde sayıklayıp duran bir şair de "Senin kamçına şükredip duruyorum Tanrım" derken takındığı küstahlığına, "Verdiğin her acı kutsal olsun" gibi alaycı bir küçümseme ile saldırır. Üstümdeki bu gökle yaşayamıyorum diyen bir şair de "Yaralanıyorum her kanat çırpışında, ey zaman!" diye dile getirmişti acısını. Acıyı sadece çekiyor olmak değil onu dile getirme şekli de bir bakıma haberdar eder bizi ondan. Yalnızca söylenenler değil bir de söylenemeyen, "En büyük acılar sessizlikte çekilen acılardır" gibi durumlar da vardır. İnsanı gerçekten yaralamış olanlar da o acılardır, artık dile getirilemeyecek kadar derin yaralar bırakır zamanın tutarsız kalabalıkları arasında. Ya da bizim anlamadığımız "zaman ile sonsuzluk arasında yanlış olanın boğazına sarıldığımız" bir yanılsama. Ama acının ekseninde sadece üzüntüyü dillendirmek çağ dışı bir utanç olur çünkü bizler yani her çeşit duyguyla donatılmış üstün yaratıklar için değişken bunalımlar acizliğimizi düşüncenin üstesinden gelemeyeceği kafeslere kilitler. Biliyorum bu yazının incelemeye benzer bir tarafı yok zaten öyle bir niyetim de yok sadece yıllardır beklediğim bu kitap hakkında ben de uyandırdığı bir kaç düşünceyi savurma amacındayım.

"Bunu 8 Nisan 1933 te yani yirmi ikinci doğum günümde yazdım." diye bir not ekler Cioran ölüm hakkında yazdığı bir yazıda. "Yaşamın hayvanlığı beni çiğneyip ezdi" düşüncesindedir o zamanlar. Ve o ezilmişlik siner geriye kalan bütün ömrüne. Artık hiçbir zaman eski kendine rastlayamayacaktır çünkü her şeyi ardında bırakıp gider. "Kopmak zordur" der Nietzsche, "bir bağı ortadan kaldırmak acı vericidir fakat çok geçmeden yerine yeni bir kanat çıkar." Cioran da bütün bağlarını koparıp Paris'e gider her şeyini geride bırakır; ailesini, yaşamını, vatanını ve hatta dilini de çünkü artık Rumence yazmayacaktır. Yeni kanatlar, güçlü kanatları olacaktır çünkü oradayken yazdığı kitapları onu kimsenin ulaşamayacağı yüksekliklere çıkaracaktır. Ama şöyle bir durum söz konusu herkes yükselmek ister veya yükselmenin en iyi şey olduğunu düşünür ama yüksekliğin barındırdığı uçurumları, yalnızlıkları hiç de etraflıca düşünme gereksinimi duymaz. Kelimelere döküldüğü zaman insanlara kolay gibi gelen olayların yaşanmışlık sahasında ruhu iyileşemeyecek kadar derin yaralarla yaraladığına dikkat etmeyiz pek. Onun için kendi yaşamımızda hem en iyisi olmak isteriz hem de yara almadan acı çekmeden bunu elde edebileceğimiz bir dünya tasarlarız. Benim dünya tasarımıma göre "Başkaldırı" olayların merkezine yerleşmedikçe basitliğin boyun eğişinde hiçbir şeye yaramayan bir hayat bizi pusuda beklemektedir. Nefrete başkaldırmak için birini en derin tutkularla sevmek, acıya başkaldırmak için mutluluğun saflarında ironiyi aramak, yalnızlığa başkaldırmak için kendi içindeki beni aramak, ve hayata başkaldırmak için ölümün bize dayattığı zaman kavramının ötesine geçebilmek...


Binlerce yıl öncesinden Horatius şöyle bir cümle kullanmıştı: "İnsan sürüsünden nefret ediyorum ve onlardan uzak duruyorum!" bunun nedeni insan olan yerde mutluluğu bulamayışı, çünkü insan ancak mutluyken şikayet etmez. Ama yakın geçmişe gelecek olursak ondokuzuncu yüzyılın en büyük filozofu olan Schopenhauer,
"Doğuştan gelen bir tek yanlış vardır" diyor, ve ardından şunu ekliyor: "o da varoluşumuzun temel nedeninin mutluluk olduğudur!" yoksa Schopenhauer, Aristo'ya karşı mı çıkıyordu? "Mutluluk kendine yetenlerindir" derken buna ne kadar inanıyordu acaba Aristo? Bir insan, içinde çalkantılı denizlerde yüzen iç bunalımları ve onu derine çeken can sıkıntısıyla başbaşayken hangi yetmekten bahsedebiliriz!
Yoksa bütün ömrümüzü bir arayışa adayıp o uğurda mı tüketelim? Belki de olması gereken odur. "Arayış", Ne kelime ama! İnsan bir arayıştan ibarettir onu yitirdiği gün canlı bir ceset olmaktan başka bir şey değildir. Devam etmek varolmanın kendi öznesini başkasının enkazından kurtarıp ardında bırakmak değilse o zaman hiçbir şeydir! Başa dönecek olursak eğer mutluluk var ya da yok bu önemli değil önemli olan onu bir öğreti gibi ele almak ve onun limanına doğru yolculuğa çıkma gayretinde olmak. Ama hiçbir zaman ona sahip olacağım gözüyle bakmamak! Ya da bırakalım bu iyimser bakış açısını ve mutluluğa son noktayı koyalım: "Mutluluk, acının kutsal topraklarında hayatın zırhını yerle bir eden gerçeklerden arta kalan bütün bir yanılsama, gelip geçici bir aldatmaca!" Ancak mutlu olmak gibi bir derdiniz yoksa bu aldatmacanın kurbanı olmaktan kurtuluruz.



*Bu incelemeye daha sonra ekleme yapacağım ve ayrıca bu kitabın çıktığını bana haber veren,
İçimi tutkulu bir heyecanla dolduran insana da burdan en derin sevgilerimle... :)
Yalnızca iki tür insan bende hayranlık uyandırır: her an delirebilecek olanlar ve her an intihar edebilecek olanlar.
Insanlar böyledir. Size inanmaları için, sizin olan her şeyden, sonra da kendinizden vazgeçmeniz gerekir.
Parçalanmış yazgılarla çaresi olmayan üzüntüler sizi ya avaz avaz bağırtır ya da sürekli bir tepkisizliğe sürükler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Umutsuzluğun Doruklarında
Baskı tarihi:
5 Eylül 2019
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056923968
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Jaguar Kitap
Umutsuzluğun Doruklarında, Cioran’ın 23 yaşında, tam da uykusuzluk hastalığının başladığı yıllarda yazdığı ve onu filozoflar katına çıkaran; sonsuz dünya içindeki sonlu insanın anlamı, aşk, acı, sevinç, ölüm ve umutsuzluk hakkında, sert ve ele avuca gelmeyen fikirlerin yoğuştuğu bir kitap.

Cioran’ın tüm felsefesinin ve üslubunun "kilit taşı" olarak nitelendirilen Umutsuzluğun Doruklarında, Orçun Türkay'ın çevirisiyle…

"Cioran, gözlerimizi hiç durmadan insan varoluşunun hiçliğine yöneltmeye çalışmış, muhteşem bir asi ve boyun eğmez bir mizantroptu."

- Norman Manea -

Kitabı okuyanlar 6 okur

  • ia
  • Hicran
  • Şakir Soydan
  • Ozanongur
  • Özge Celbiş
  • Sisyphos

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%50 (2)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0